Trakyalı Süvari

Küçük yaşlardan itibaren ata binmesini, at üstünde savaşmasını ve mızrak atmasını öğrenen Trak halkı için at ve at kültürü şüphesiz hayatlarında çok önemli bir yer kaplamaktaydı. Zira Traklar da at üzerindeki hünerleri ve savaşçılıklarıyla antik çağda her bölgede ün salmışlardı.

Makedonya’da bulunup İstanbul Arkeoloji Müzesine getirilen Atlı Trak Savaşçısı, İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

Onların atla olan bu yakınlıkları normal olarak sanatlarını da etkilemiştir. Nitekim Iliada’da Troya’nın müttefiki olarak geçen Traklar, özellikle altın, gümüş silahları, atları, savaşçılıkları ve avcılık hünerleri ile ön plana çıkarılmışlardır.

“…Yeni gelen Trakyalılar ötede, uzaktalar, Kralları da var, Rhesos, Eioneus’un oğlu, Görmedim onun atları gibi güzel iri atlar, Giderler yel gibi, kardan beyazdırlar. Arabası altınla gümüşle işlenmiş, çok güzel. Kocaman silahları var ki, görme hep altın, Sanki insanlar için değil tanrılar için…” Homeros, İlyada 10.434-440

Gerçekten de onlar her zaman korkulan ve belki bundan ötürü saygı duyulan bir halktı. Doğal olarak at ve silahla bu kadar iç içe olan bir halkın, sanat eserlerine de süvari betimlemeleri yansımıştır. Bu figür o derece sevilmiştir ki mimari anıtlar ve steller üzerindeki rölyeflerden, metal süsleme levhalarına kadar birçok yerde kullanılmış ve bir Atlı Tanrı-Heros kültü yaratılmıştır.

Anadolu’da yaygın bir geleneğe sahip olmasına karşın Trakya’da en fazla tanınan ve kabul edilen Atlı Trak savaşcısı, Kırklareli Arkeoloji Müzesi.

Trakya sanatında av sahnesi en yaygın form olarak kullanılır. Aslında av Traklar için kutsal bir anlam taşımaktaydı. Erkek ve kız olmak üzere bütün gençlere, yetişme çağları boyunca, avcılık öğretilirdi. Hatta onlar için başarıyla tamamlanan bir av, topluluk içinde delikanlılıktan yetişkinliğe kabulün bir belgesiydi. Muhtemelen bu yüzden de süvari tasvirleri henüz yetişkin diyemeyeceğimiz gençleri resmetmektedir. Özellikle Roma Döneminde 2000’den fazla votiv stelinde bu tema işlenmiştir. Sahnelerde atlı çoğunlukla aslan, ayı, kurt ve panter gibi hayvanlarla mücadele halindedir. Tüm bu yırtıcı hayvanlar onların avcılık hünerlerini ortaya çıkarmayı hedeflemiştir.

Traklar ilk çağlarda oldukça basit bir hayat yaşadıkları için inançları da gayet basittir. Doğal kuvvetlere ve özellikle de hayvan, ağaç ve kayalara tapmışlardır (fetişizm). Sonraki tarihi çağlara kadar Trak dininde değişmemiş olan bazı isimler, kutsal hayvanlar ve bazı gelenekler bu bölgede fetişizmin hala geçerli olduğunu göstermektedir. Örneğin tilki, Dionysos ile ilgili gösterilmiş ve bu tanrı şerefine düzenlenen dini tören ve kurbanlarda önemli bir rol oynamıştır. Zalmoksis adını taşıyan tanrı Orfik inanç veya diğer Trakyalı Misterler kültleri ile bağlantılı olarak ayı şeklinde veya ayı postuyla örtülmüş olarak gösterilirdi. Traklar, sonraları Grek koloni şehirleri sayesinde Grek dininin etkisinde kalmışlardır. Bu geniş tanrılar repertuarı, örneklerimizdeki küçük adak stelleri dışında genellikle daha büyük boyutlu mezar stellerinde Grek sanatından motiflerin görülmesine neden olmuşlardır.

Kırklareli Arkeoloji Müzesinde bulunan Atlı Savaşçı, İslambeyli A Tümülüsü, Kırklareli Arkeoloji Müzesi.

Süvari, Aphrodite’nin midye kabuğuyla veya kafasının arkasındaki bir nimbusla karşımıza çıkabildiği gibi Ares’in miğferini taşırken ya da Asklepios’un kabını tutarken de görülebilir, hatta Apollon’un liri ile de gösterilebilir. Bütün bu örneklerden anlaşılacağı gibi Heros’un genel bir tanrı olduğu sonucuna varılmaktadır.

Romalılar tarafından iç kesimlerde kurulan şehirler bile Roma kültüründen çok Yunan din ve kültürünün bu bölgeyi etkilemesine sebep olmuşlardır. Ama Traklar din konusunda tutucu bir kavim olduklarından yerel tanrı, dini gelenek ve göreneklerini son zamanlara kadar korumuşlardır. Traklar birçok yerel sağlık tanrılarına da tapmışlardır. Bunlar arasında Dersaios veya Dairon adındaki sağlık tanrısı, sonraları özellikle Romalılar devrinde tanrı Asklepios ile bütünleşmiş ve etkisini özellikle atlı stellerde hissettirmiştir. Nitekim kompozisyonlardaki temel öğelerden olan, gövdesine ağaç sarılmış yılan motifinin de Asklepios adakları ile bağlantılı olduğu kuvvetli bir ihtimaldir. Motif, mezar stellerinde ise şüphesiz kitonik bir sembol olarak yer alır. Buna karşın ağacın yaşamla ve yeniden doğuşla ilgili bir motif olduğunu söylemek de yanlış değildir. Zira Traklar ruhun sonsuza kadar yaşayacağına inanırlardı. Kabartmalarda sıkça yer alan ve kompozisyonu tamamlayan yılanlı ağaç veya yılan, bir ölümsüzlük sembolü olarak kabul edilirdi. Bu hayvan ayrıca ölü ruhunun dönüşümünü temsil ederek ölen bir Trak’ın hayatını yeraltında, yılan kılığında devam ettirdiğinin de simgesiydi.

Steller

Trakya süvari tasvirlerindeki kompozisyon genelde sağa doğru ilerleyen bir atlı ile stelin sağ köşesindeki bir sunaktan ve onun arka planındaki yılan sarılı bir ağaçtan ibarettir. Hiçbir koşum takımı bulunmayan atı üzerindeki süvarinin yanında, kendisi ile at başı giden bir (veya birkaç) köpek, bu köpeğe saldıran veya kaçan bir domuz, geyik veya aslanın da tasvirlerde sıkça kullanıldığı dikkat çeker. Bu kompozisyona bazen atlıyı selamlayan veya onu karşılayan bir kadının da eklendiği görülmektedir. Bazen atın üstündeki Heros’un arkasında, elinde iki tane mızrak tutan yaya bir uşak tasvir edilmektedir. Bu sahnelere köpek, aslan ya da iki-üç hayvandan oluşmuş bir grup eşlik etmektedir.

Trakya Bölümünde sergilenen bir Trak Atlısı Steli. İstanbul Arkeoloji Müzeleri, Turan Birgili.

Bazı stellerde süvari sağ elini yukarı doğru kaldırmıştırtır. Onun bu hareketine anlam vermek biraz güçtür. Ancak mızrağını fırlatıyor düşüncesini ileri sürmek yanlış değildir. Ayrıca bu hareketle Trak süvarilerinin atlarını harekete geçirdikleri de düşünülebilir.

Trakya’da yeri bilinen en az 350 merkezde tespit edilmiş 2000’den fazla rölyef üzerinde görülen süvari tasvirleri, Trakların atla olan ilişkilerini ifade eder. Farklı çağlara ait süvari figürlü eserler arasında kaba işlenmiş tasvirlerin yanında özenle yapılmış olanlara da rastlanması, bunların halk tarafından yapıldığını ve halk sanatçıları arasında bu tasvirlerin yaygın olduğunu göstermektedir. Bu stellerde yerli halkın resim sanatı üzerine bölgesel zevkini, kılık kıyafetini, aynı zamanda yabancı kavimlerin Traklar üzerindeki etkilerini rahatça izleyebiliriz.

Kabartmalarda Heros genellikle sağa doğru dönük ve kısa tunik ile gösterilmiştir. Omuzları üstünde klamis (pelerin) vardır. Sağ el, atın boynunu tutar. Bu betimlemede çok farklı biçimler görülebilir. Atlının önündeki ağaç, yalın olarak veya gövdesine yılan sarılmış bir biçimde tasvir edilebilir, genellikle stelin sağ alt köşesinde stel çerçevesinin devamı şeklinde dikdörtgen olarak betimlenmiş bir altar ağaç figürünün önünde gösterilebilir. Atlı, altar ve gövdesine yılan sarılmış ağaç figürü birlikte betimlenebilir. Atlı ve ağaç figürü ile birlikte atın kuyruğundan tutmuş bir hizmetlinin de sahnelerde yer aldığı görülebilir. Atlının önünde kiton (çuval tipi bir giysi) ve himation (uzun pelerin biçiminde giysi) ile tasvir edilen bir kadın figürü yer alabilir. Cepheden tasvir edilen bu figür, genellikle sağ kolunu, selamlama, uğurlama veya dua amacıyla kaldırmıştır. Atlı ile birlikte köpek ve stelin sağ çerçevesi tarafından sadece gövdesinin ön yarısı, betimlenen bir domuz figürü de bu tipin versiyonları arasındadır. Son örneği ise galop yürüyen atlı ve kadın teması oluşturur. Birinci tip eserlerin Grek modellerinden esinlenilerek üretildikleri atlıların pozları ve fizyonomik özelliklerinden ayrıca sahnelerde altar, adorant ve hizmetli temalarının kullanılması gibi unsurlardan ötürü yüksek bir olasılıktır. Zira MÖ 4. yy. Attika ve Anadolu örnekleri, Trakya Bölgesi Trak Atlı stellerindeki kompozisyon ve teknik işlenişlerle benzerlik içindedir. Bu sahne daha büyük boyutlu mezar stellerinde derin figürler ve karışık kompozisyonlar şeklinde kendini gösterir. I. Tipin mezar stellerindeki kompozisyonlarda her zaman yer alan ağaç ve sunak motifleri erken örneklerini Hellenistik Dönemde gördüğümüz uygulamalarla paraleldir. Helenistik Devir rölyeflerinde zaman ve mekan kavramlarını yansıtmak amacıyla resim sanatından alınan bir teknikle kabartma alanına bu tür doğal ve mimari unsurlar eklenmektedir. Bu sebeple Trak Atlı stellerinde görülen ağaç ve sunak gibi ikincil öğeler, olasılıkla kutsal alanlara işaret etmektedirler.

İstanbul Arkeoloji Müzesi, Trakya Bölümünde sergilenen bir Trak Atlısı Steli. İstanbul Arkeoloji Müzeleri.

İkinci grup eserleri, Trak toplumunun yaşayışına uygun, daha özgün bir konu olan av teması oluşturmaktadır. Özgün niteliği bulunan kompozisyonun kökeni, metal eserler üzerinde MÖ 6. yy’a kadar uzanır. Süvari tam olarak av faaliyetinin içinde betimlenmiştir. Bundan ötürü kompozisyon ve figür son derece hareketlidir. Tek figürlü küçük stellerde dahi atlı, yanında köpeği ile kabartma alanını dolduracak şekilde kollarını kaldırmış, şahlanan veya koşan atı üzerinde betimlenmiştir. Çıplak gövdesine giydiği klamis uçuşmaktadır. Bir elinde kargı veya mızrak tutar. Bu ayrıntılı sahneler çoğu kez stellerdeki figürlerin proporsiyon bozuklukları ile üretilmeleri sonucunu doğurmuştur. İkinci tipin farklı varyasyonları arasında; Süvarinin atının sağ ayağını önündeki altara koyması, süvari ile birlikte altar ve gövdesine yılan sarılmış ağaç figürü, süvari ile birlikte altar ve kadın figürü, süvarinin yanında atın kuyruğundan tutan bir hizmetli ile kiton giymiş, cepheden tasvir edilen kadın figürü ve onları tamamlayan altar motifi bulunmaktadır. Hoddinott tarafından Greko-Pers köklerine bağlanan ikinci grup eserlerdeki sahnelerde, atlı ile birlikte köpek veya aslan figürlerine de yer verilebilir.

Üçüncü grup eserleri ise avdan evine dönen süvari teması oluşturmaktadır. Bu gruptaki durgun sahnelerde, aslan, geyik gibi avlanan hayvanlar, atlı ile birlikte görülebilir. Köpek yine süvarinin ayrılmaz yardımcısıdır. Sahnelerde kadın, sunak ve ağaç motifleri de genel şemaya uygun olarak işlenmektedir.

Örneklerin gösterdiği gibi Traklar ava ve ata olan düşkünlüklerinden dolayı baş tanrılarını da süvari olarak düşünüp kabullenmişlerdir. Mezar stellerini süvari resimleriyle süsleyerek, ölen kişinin ruhunun inandığı tanrısının yanında sonsuz ve mutlu bir hayat süreceğini ümit etmişlerdir. Başka bir deyişle buradaki atlı bir halk tanrısı, yerel bir tanrı olarak görülmektedir. Bu tanrı kompleks karakterli veya çok fonksiyonludur. Adeta her şeye hakim bir tanrı kavramı yaratılmış bir nevi tek tanrı inancı oluşturulmuştur.

Kaynak: Aktüel Arkeoloji Dergisi "Traklar"

EN ÇOK OKUNANLAR

Köpeğini Gezdiren Çocuk Roma Dönemine Ait Altın Bilezik Buldu

11 yaşındaki bir çocuk, İngiltere'nin Batı Sussex bölgesindeki Pagham yakınlarındaki bir tarlada nadir bulunan altın bir Roma bileziği keşfetti. Romalı askerlere kahramanlıklarından dolayı verilen armilla tipi süslü bir bilezik olan ve MS.1. yüzyıla tarihlenen bilezik, 300 yıldan daha eski bir altın obje olarak, bir adli tıp soruşturmasında resmi olarak hazine ilan edildi.

SON İÇERİKLER