A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Yerleşik Bir Köyde Avcı Toplayıcı Yaşam » Aktüel Arkeoloji

Yerleşik Bir Köyde Avcı Toplayıcı Yaşam

Hasankeyf Höyük’te tarım izine rastlanmaması, bize bu erken sosyal gelişme sürecinin iki önemli yönü ile ilgili bilgi veriyor. Birincisi, MÖ 10. binyılda Mezolitik’ten Neolitik’e geçişteki sosyal gelişme süreci, bölgeden bölgeye değişiklik göstererek çoklu yörüngede ilerledi. İkincisi, Yukarı Dicle Vadisi’nde yaşayan avcı toplayıcılar, yerleşik bir köyde, bitki ve hayvanların evcilleştirilmesine bağlı olmaksızın oldukça karmaşık toplumlar geliştirmeyi başardılar.

  • Yazar : Osamu Maeda, Hitomi Hongo, Ken-Ichi Tanno
  • Tarih : 2 ay önce

Hasankeyf H genel görünüm

Hasankeyf Höyük’teki yerleşimin önemli bir kısmı, hem mekânsal hem de zamansal anlamda, oldukça kalın bir kültür tabakası içerisinde art arda inşa edilmiş çok sayıda mimari yapıdan oluşur. Hasankeyf Höyük’te gördüğümüz mimari yapım tekniklerindeki ileri teknoloji, karmaşık ölü gömme gelenekleri ve üst düzey üretim teknikleri, takip eden dönemde ortaya çıkan tarımcı köy toplulukları ile kıyaslanabilecek derecede üstündür. Buna karşın, Hasankeyf Höyük’teki yerleşme besin üretimine dayalı ekonomiden tamamen uzaktır ve höyük sakinlerinin geçimini tümüyle avcı toplayıcı yaşam tarzı ile sürdürdüğü anlaşılmaktadır.

Yukarı Dicle Vadisi’nde bulunan Hasankeyf Höyük’te yerleşme MÖ yaklaşık 9,600 – 9,000’e tarihlendirilir. Bu dönemde, sembolizmdeki olağanüstü gelişmeden de görüldüğü üzere, avcı toplayıcı toplumlarda hızlı bir ilerleme meydana gelmiştir. Güneybatı Asya’da yer alan, aralarında Göbekli Tepe, Jerf el Ahmar, Körtik Tepe ve Faynan Vadisi 16’nın da sayılabileceği pek çok yerleşmede simgesel boyutta etkileyici bir maddi kültür görülür. Bu yerleşmelerde MÖ 10. binyıl sonlarında görülen bu gelişme, genelde tarım ekonomisine geçiş ya da avcı toplayıcılıktan tarım toplumuna geçişin başlangıcı olarak yorumlanır. Aslına bakılırsa, biçimsel anlamda evcil bitki türleri henüz ortaya çıkmamış olsa da, Levant ve Orta Zagros bölgelerinde birçok yerleşmede, buğday ve arpa gibi tahılların ilk kez bu dönemde kültüre alındığı düşünülmektedir. Tarihsel açıdan, tahılların evcilleştirilme süreci, insanlar tarafından sürekli olarak devam eden bir hasat ve ekim faaliyeti sonucu tahılların morfolojik olarak evcil türlere evrilmesinden önce yabani tahıl türlerinin kültüre alınmasıyla başladı. Dolayısıyla, bu sürecin erken evresinde, evcilleştirme öncesi kültüre alma olarak adlandırılabilecek bir aşama yer alır. Bu aşamada, tahılların kültüre alınma süreci başlamış olsa da arkeolojik kayıtlarda yalnızca yabani tahıllar tanımlanabilmektedir. Tahılların kullanılmaya başlamasının da, yine bu aşamada, MÖ yaklaşık 10. binyılda meydana geldiği düşünülmektedir.

Gerçekten de, Hasankeyf Höyük, coğrafi açıdan geniş alana yayılmış bir sosyal gelişme gösteren, çağdaşı diğer yerleşmeler ile çok sayıda maddi kültür öğesi paylaşır. Ancak, tarım toplumuna geçişi gösteren sosyal dönüşüm senaryosu Hasankeyf Höyük için geçerli değildir. Hasankeyf Höyük yerleşme modeli bakımından tamamen yerleşik bir düzene sahip olduğuna dair belirtiler gösterse de, aslında Neolitik çiftçilere dönüşüme dair izler taşımayan ve Mezolitik geleneklerin devam ettiğine işaret eden gerçek bir avcı toplayıcı köyüydü. Yukarı Dicle Vadisi’nde yer alan Körtik Tepe, Hallan Çemi gibi yerleşmelerde de tarım izine rastlanmaması ve Hasankeyf Höyük’te elde edilen yeni bulgular, geçim ekonomisine dair bu yerel eğilimi destekliyor.

Hasankeyf Höyük’te tarım izine rastlanmaması, bize bu erken sosyal gelişme sürecinin iki önemli yönü ile ilgili bilgi veriyor. Birincisi, MÖ 10. binyılda Mezolitik’ten Neolitik’e geçişteki sosyal gelişme süreci, bölgeden bölgeye değişiklik göstererek çoklu yörüngede ilerledi. İkincisi, Yukarı Dicle Vadisi’nde yaşayan avcı toplayıcılar, yerleşik bir köyde, bitki ve hayvanların evcilleştirilmesine bağlı olmaksızın oldukça karmaşık toplumlar geliştirmeyi başardılar.

Hasankeyf Höyük köyünün geçim ekonomisi, yakın zamanda gerçekleştirdiğimiz kazılarda ele geçen bitki kalıntıları ve hayvan kemiklerinden oluşan arkeolojik kayıtlar sayesinde yeniden oluşturulabiliyor. Ayrıca çakmaktaşı ve obsidiyenden yapılmış taş aletler, avcılık ve toplayıcılık aktivitelerine dayalı günlük yaşama ışık tutuyor.

Hasankeyf Höyük’te bulunan botanik kalıntıları arasında yabani ya da evcilleştirilmiş buğday ya da arpaya rastlanmamış olması oldukça şaşırtıcı çünkü bu iki tahıl türü “kurucu ekinler” olarak adlandırılan, Güneybatı Asya’da evcilleştirilen ilk tahıl türleri arasında yer alıyor ve Levant’ta, Hasankeyf Höyük’e çağdaş diğer yerleşmelerde çıkarılan botanik kalıntılar arasında oldukça yaygın olarak görülüyor. Yukarı Dicle Vadisi’nin konumu itibariyle yabani buğday ve arpa türlerinin doğal yaşam alanı içinde olduğunu düşünülüyor. Dolayısıyla, Hasankeyf Höyük sakinleri için yerleşim yerlerine çok da uzak olmayan alanlarda yetişen bu yabani tahılları toplamak çok da zor olmamalıydı. Ancak, Hasankeyf Höyük sakinleri bunu yapmadı; belki de buğday ve arpa onlar için yenecek bitki türleri arasında değildi. Höyükte tahıllara dair ize rastlanmaması bu yerleşmede evcilleştirme öncesi kültüre alma yapıldığına dair ihtimalleri ortadan kaldırıyor. Arkeobotanik veriler, yerleşme sakinlerinin buğday ve arpa yerine, badem, antepfıstığı çitlembik gibi yemişleri tüketmeyi tercih ettiğini gösteriyor. Bu üç meyve ağacı türü bugün hala bölge dolaylarında oldukça yaygın olarak görülüyor. Bunun yanı sıra, Hasankeyf Höyük’ün birkaç kilometre kuzeyinde bulunan Raman Dağı’nın da, MÖ 10. binyılda oldukça zengin bitki kaynaklarına sahip bir ormanla kaplı olduğu düşünülüyor. Yerleşmede tüketilen diğer besin kaynakları arasında mercimek ve kara burçak gibi baklagiller de yer alıyor. Yukarı Dicle Vadisi, yabani mercimeğin yoğun olarak bulunduğu bir bölge olduğundan, diğer bitkiler gibi, mercimek ve kara burçak da muhtemelen yerleşme yakınlarından toplanıyordu.

Hasankeyf Höyük’te buğday ve arpanın bulunmayışı, orak dilgi elementi bulundurmayan taş aletlerin kullanımıyla da tutarlıdır. Çakmaktaşından yapılmış bir araç gereç olan ve tahıl hasatında kullanılan orak dilgi, kemik ya da taştan bir sapa geçirilerek kullanılır. Orak dilgilerin keskin kenarlarında, buğday ve arpa gibi silika bakımından zengin bitkileri keserken oluşan karakteristik bir cila görülür. MÖ 10. binyıl sonlarında Levant’taki bazı yerleşmelerde görülen orak dilgi kullanımındaki artış, tahıl ürünlerinin kullanımındaki artışla doğru orantılıdır. Hasankeyf Höyük’te orak dilgi bulunmayışı ise, bu yerleşmede orak ile buğday ve arpa hasat edilmediğine işaret eder. Görünen o ki, Hasankeyf Höyük sakinleri Levant’ın diğer yerleşmelerinde görülen yoğun tahıl kullanımı yerine avcı toplayıcı geleneği çerçevesinde yerel olarak yetişen bitkileri toplayarak yaşamlarını sürdürüyorlardı. Höyükten fazla uzaklaşmadan oldukça çeşitli yabani bitkilerin olduğu alanlara ulaşabiliyorlardı.

Hallan Çemi ve Körtik Tepe gibi yerleşmelerde de tahıllara nadir olarak rastlanılması, Yukarı Dicle Vadisi’nde yerel bir geleneğe işaret ediyor olabilir. Diğer yandan, Yukarı Dicle Vadisi’ndeki bu yerleşmelerin yerel bitki örtüsü ve yerleşmelerde tüketilen bitkisel besin türlerindeki çeşitlilik oldukça fazlaydı. Hasankeyf Höyük ise, Dicle’nin dar bir vadisinde yer alması sebebiyle, akarsu taraçasındaki doğal kaynaklardan ve Raman Dağı’ndaki çakmaktaşı kaynaklarından faydalanabiliyordu.

Hasankeyf Höyük’te tüketilen hayvan türleri de, bitki türleri gibi yabaniydi. Güneydoğu Anadolu Bölgesi koyun, keçi, sığır ve domuz gibi hayvanların ilk evcilleştirildiği yerlerden biri arasında olsa da, bu Hasankeyf Höyük’teki yerleşmenin terkedilişinden ancak birkaç yüz yıl sonra gerçekleşmişti. Hasankeyf Höyük’te tanımlanabilen hayvan kemiklerinin yarıdan fazlasını yabani keçi ve koyun kemikleri oluşturuyor. Koyun kemiklerinin sayısı ise keçi kemiklerinin sayısından daha fazla. Bu durum, avlanmanın daha çok, koyunların daha kolay bulunduğu, yerleşme civarındaki tepeliklerde gerçekleştiğine, keçilerin ise Raman Dağı’nın rakım olarak daha yüksek yerlerinde bulundukları için daha zor avlandığına işaret ediyor. Yerleşmede yabani bir koyunun boyun kemiğine saplı halde bulunan çakmaktaşından yapılmış bir ok ucunun keşfi oldukça dikkate değer. Ok ucunun her iki ucunun da kırık olması, muhtemelen okun kemiğe şiddetli bir şekilde temas ettiği anda meydana gelen çarpma kırılmasından kaynaklanıyor. Ok ucunun saplandığı nokta, av hayvanını felce uğratmak için spinal siniri hedef alan tek bir atışın yeterli olduğunu gösteriyor. Kırık olması nedeniyle ok ucunun tipolojisi anlaşılmasa da, Hasankeyf Höyük’teki taş endüstrisi içerisinde yer alan mikrolit tipteki aletler, hayvan avlamanın önemine işaret ediyor. Yerleşmede yaygın olarak görülen, çeşitkenar üçgen ve yaprak biçimli iki tür mikrolitin, oklara takılarak avlanma ve balık tutmada kullanıldığı düşünülüyor.

Hasankeyf’te avlanan hayvanlar arasında yabandomuzu ve alageyik de bulunuyor. Alageyiğin muhtemelen Dicle Nehri kıyısındaki bir ormanlık alan ile Raman Dağı’nda yaşadığı ve avlanan büyük boyutlu bir alageyiğin belirli miktarda et sağlamış olduğu düşünülüyor. Yabani tavşan ve tilki ise besin kaynağı olarak kullanılan daha küçük memeliler arasında bulunuyor. Bunlara ek olarak, protein açısından oldukça zengin besin kaynakları olan kuş ve balıkların da avlandığı düşünülüyor. Yerleşmede çok sayıda tatlı su balığı kemiğine rastlanması, yerleşmenin hemen yanında akan Dicle’nin, bugün de olduğu gibi, su kaynaklarından yararlanılacak ideal bir yer olduğunu gösteriyor. Yerleşmede ele geçen insan kemikleri üzerinde yapılan duraylı izotop analizleri, yerleşme sakinlerinin sık sık balık tükettiğini ortaya koydu.

Başta koyun olmak üzere, çok çeşitli hayvanlardan yararlanılması, Yukarı Dicle Vadisi’nin doğusunda yer alan çağdaş yerleşmelerde de sıklıkla görülen bir geçim stratejisidir. Bu durum, bölgenin batısında bulunan Çayönü gibi yerleşmeler ile Yukarı Fırat’ta yer alan yerleşmelerde görülen düşük koyun oranı ile tezat oluşturmaktadır. Diğer yandan, Yukarı Dicle Vadisi içerisindeki yaban öküzü kemiklerinin sıklığı konusunda yerel farklılıklar mevcuttur. Hasankeyf Höyük’te ve Hallan Çemi’de oldukça nadir olan yaban öküzü kemikleri, Körtik Tepe de oldukça yaygındır. Böylesi bir yerel farklılık, her yerleşmenin, etrafındaki doğal çevreye uygun olarak, çeşitli yerel kaynaklardan faydalandığına işaret eder. Balık avlama, tıpkı Hasankeyf Höyük’te olduğu gibi, Dicle Nehri ve Batman Su nehirlerinin birleşme noktasında bulunan Körtik Tepe’de de oldukça yaygın bir aktiviteydi.

Hasankeyf Höyük’teki taş alet üretimi, Mezolitik avcı toplayıcı gelenek doğrultusunda da anlaşılabilir. Mezolitik Dönemden itibaren, Güneybatı Asya ve ötesinde yaygın olarak avlanmada kullanılan en karakteristik aletler mikrolitlerdi. Hasankeyf Höyük’teki yerleşmenin son safhasında görülen Nemrik tipi uçlar, bazı durumlarda, yeni Neolitik kültüre ait bir alet türü olarak nitelendirilir. Bununla birlikte, Nemrik tipi uç üretimi, mikrolit üretimi ile oldukça benzerdir. Sayı bakımından incelendiğinde, mikrolitten Nemrik tipi uca geçişin aşamalı ve devamlılık gösterir nitelikte olduğu anlaşılır. Hasankeyf Höyük’teki taş alet topluluğu yeni bir maddi kültürün başlangıcından ziyade devam eden bir avcı toplayıcı geleneğine işaret eder. Güney Levant’ta yaygın şekilde görülen, Orta Fırat’ta sık rastlanan, Kuzey Irak’ta ise az miktarda bulunan El-Khiam tipi uçlara, Hasankeyf Höyük’te hiç rastlanmaz. Diğer yandan, taş alet üretiminde hammadde olarak kullanılan egzotik obsidyenin bölgedeki varlığı, diğer bölgelerle yapılan uzun mesafeli ticaret ağının varlığına kanıt olarak gösterilebilir.

Sonuç olarak, Hasankeyf Höyük’te elde edilen yeni bulgular, bu yerleşmenin avcı toplayıcıdan tarım toplumuna geçiş yapmakta olan bir topluluk olmadığını, gerçek bir avcı toplayıcı topluluk olarak devam ettiğini gösterdi. En erken tarım ekonomisinin MÖ 10. binyılda görülmeye başlandığı Güneybatı Asya’daki diğer bölgelerdeki topluluklar adım adım tarımcı köylere dönüşüyordu. Bu dönemde Anadolu, Mezopotamya ve Levant boyunca geniş bir alana yayılmış olan maddi kültür, bu bölgeler arasındaki yaygın ilişki ve ticaret ağının yanı sıra sembolik dünyanın ortak gelişimine de işaret ediyor. Bununla birlikte, bu sosyal dönüşüm, özellikle de geçim ekonomisi açısından, tek yönlü değil, çok yönlüydü. Yukarı Dicle Vadisi gibi bazı bölgelerde, yerel avcı toplayıcıların yararlandığı bitki ve hayvan kaynaklarındaki çeşitlilik, bitki kültivasyonu ve hayvancılığın geliştiği diğer yerlerden farklıydı. Buna ek olarak, Hasankeyf Höyük’te elde edilen veriler, aynı zamanda, besin kaynaklarındaki çeşitliliğin Yukarı Dicle Vadisi’ndeki yerleşmeler arasında bile aynı olmadığını gösteriyor. Bu, büyük olasılıkla avcı toplayıcıların, yerel çevrelerindeki mevcut besin kaynaklarına dayalı geleneksel ekonomilerinin bir sonucuydu.

Diğer yandan, Hasankeyf Höyük’ten elde edilen botanik ve fauna kalıntıları, büyük ölçekli karmaşık bir toplumun besin üretimine dayalı ekonomiye bağlı kalmadan hayatlarını sürdürebildiklerini gösteriyor. Bu durum, tarımın erken sosyal gelişme için zorunlu olmadığını kanıtlıyor. Hasankeyf Höyük’te ve Yukarı Dicle Vadisi’ndeki diğer yerleşmelerde yaşayan avcı toplayıcı nüfusun, Neolitik çiftçilerin ataları oldukları söylenemez fakat bu toplulukların, Neolitik Çağın tarımcı köyleri ile kıyaslanabilecek ölçüde zengin, büyümekte olan bir sosyal gelişme deneyimi yaşadığı açıkça ortadadır.

Tüm bunlara karşın, Hasankeyf Höyük’teki yerleşik köy, MÖ 10. binyıl sonunda terkedilmiş ve takip eden Çanak Çömleksiz Neolitik B Döneminde ayakta kalamamıştır. Yukarı Dicle Vadisi’nde, Hasankeyf Höyük’ün yanı sıra başka yerleşmelerin de terk edildiği görülmektedir. Bunun nedeninin tarımın eksikliği mi, yoksa başka bir sebep mi olduğu ise değinilmeyi bekleyen bir başka konu olmaya devam ediyor.

EN ÇOK OKUNANLAR

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

Hitit Dili ve Yazısı

Tanrılar ve Tapınaklar Ülkesi Hatti

Çiviyazısı öğrenmenin yolu klasik metinleri kopy...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız