Sahnenin Dışına Atılan Kadınlar ve Kadınımsı Erkekler

Yaşamı Tersine Çevirmek

Yazısız dönemden itibaren heykelleriyle, tapınaklarıyla tarihe iz bırakan bu kadınların tarihleri de yok sayıldı. Sahnede artık ozanı dinleyen erkekler vardı. Sahnenin dışına itilen sözlü kültür yaratıcısı kadınlar, yüzyıllarca yıl sürecek olan karanlık bir dönemin sessiz tanıkları olarak kaderleriyle baş başa kaldılar.

Hüseyindede Vazosu, Hatti / Hitit , Çorum Arkeoloji Müzesi

Feminist teorisyenlere göre; her şeyi icat eden kadındı.

Tarımı icat eden kadındı.

Hayvanları evcilleştiren ve üremelerini sağlayan kadındı.

Sebze ve ağaç yetiştiren kadındı.

Yemek pişiren ve yiyecekleri kurutarak saklayan kadındı.

Mayayı keşfeden, yoğurdu, peyniri, sirkeyi yapan kadındı.

İp yapıp dokumayı icat eden kadındı.

Balçığı yoğurup tılsım/büyü amaçlı ilk heykelcikleri yapan kadındı.

Çanak çömleği yapan kadındı.

Resim ve yazı simgeciliği yine kadının eseriydi.

Dolayısıyla yazıyı ilk bulan da kadındı.

Oyunu ve aşkı icat eden de kadındı.

Masal, ağıt, ninni ile başlayarak şiiri ve müziği bulan da kadındı.

***

Mitolojiye göre; müzik aletlerinin atası sayılan davulu ilk icat eden Sumer Tanrıçası İnanna’ydı. Anadolu’da bulunan ve çevresinde kadın memelerinin sıralandığı taş davul belki de bunun bir kanıtıydı.

Homerik ve Orfik yaradılış mitlerinde; “Her Şeyin Annesi” Rhea, mağaranın önünde davul çalarak, Ana Tanrıça Kibele ise def çalarak insanları dini ritüellere davet ediyordu.

Flütü, savaş danslarını ve trampeti icat eden Yunan Tanrıçası Athena’ydı.

Müzik aleti “Lir”e Tanrıça İnanna’nın tahtası adının verilmesi kadın ile müziğin ayrılmaz kutsallığının işaretiydi.

Kil tabletleri ilk bulan Sümer Tanrıçası Nidaba’ydı. Yazı ve edebiyattan sorumlu tanrıçaydı.

Müziğin koruyucusu Mısır Tanrıçası Hator’du. Dans, aşk ve bolluk tanrıçasıydı.

Hindistan’da Tanrıça Sarasvati ilk abecenin buluşçusuydu. Öğrenmenin, konuşmanın, bilgi, müzik ve sanatın tanrıçasıydı.

Kelt İrlanda’sında Tanrıça Brigit dilin koruyucusuydu. Şiir, ilham, şifa ve bereket tanrıçasıydı.

            ***

Eskiçağ’da din ve müzik içiçeydi. Dinsel mabetlerde, şarkıcılar, çalgıcılar, dansçılar, sihir ve büyü yapanlar, törenleri yönetenler, rüyaya yatanlar hep kadınlardı.

Müzik sözcüğü ile Musa’lar arasındaki ilişki zaten müziğin ortaya çıkışındaki kadının yerini ortaya koyuyordu.

Homeros’un İlyada ve Odesa adlı iki büyük destanına, Hesiodos’un Theogonia’sına, dokuz esin perisi Musalara seslenerek başlaması, bunun göstergesi değil de neydi?

Müziğin temelinde şiir vardı. Yöneticilik asasını kocası Dumuzi’ye veren ve onu aşk şiirleriyle sekse davet veren Tanrıça İnanna’ydı.

Tarihte bilinen ilk kadın şair Akad Kralı 1. Sargon’un kızı Enheduanna’ydı.

Antik Yunan dünyasının en büyük kadın şairi Sappho’ydu.

Aşkla yüreklerine düşen dizeleri sazları eşliğinde söyleyen Anadolu’nun Bacıyan-ı Rum kadınlarıydı.

16. yüzyılın Amasyalı Mihrî Hatun’u Sumer ilahilerini aratmayacak şekilde fütursuz şiirler yazandı. 16. yüzyıla kadar çeşitli Mevlevî cemâatlerin şeyhliğini üstlenen kadınlar vardı.

18. yüzyılın Bektaşî kadın şairleri gibi Anadolu’nun sünnî köy ve obaların kadınları da mutlaka şiir yazmıştı. Ancak bu kadınlar erkek egemen tarih yazımının karanlığından yitip gitmişlerdi.

Bu yüzdendir ki, 19. yüzyılın şairlerinden Leyla Hanım; “Allah’ım, bir et parçasını benden niye esirgedin” diye Mevlevilerin matbah kapısında serzenişte bulunup gözyaşı dökmüştü.

            ***

Eskiçağ’da toplumun kutsadığı kadınlar, sonrasında ataerkil düşüncenin ar ve namus kıskacında seslerini duyuramaz oldular.

Homeros gibi Hesiodos gibi ya da bizim Karacaoğlan gibi Köroğlu gibi ozanlar köy köy, şehir şehir gezip söylerken, kadın ozanlar düğün ve cenaze törenlerinde bir avuç insana seslendi.

Erkek ozanlar gönüllere taht kurarken kadın ozanlar sırra kadem bastı.

Sesini köyünün dışına duyuramayan Şerife Soykan’ı ya da Fatma Oflaz’ı tanıyan pek olmadı. Kadın kısmı saz çalmaz denip sazları kafalarında parçalandı. Babaevi, kocaevi derken kaderleri değişmedi. Sadece beşikteki çocuklara ninnileri intikal etti.

            ***

Müziği de dansı da icat eden kadının elinden herşeyi alındı. Sümerlerde yazının buluşuyla birlikte kadınların bütün buluşları yok sayılmaya başlandı.

Sü­mer devletin kurulmasıyla birlikte erkek söylemi usul usul yükseldi. Öykü ve destan­larda, tanrıçaların imajını bozan taktikler kulla­nıldı. Tanrıçaları aşağıylayan öyküler uyduruldu. Tanrıçalar gülünç duruma düşü­rülüp değersizleştirildi.

Beşbin yıldan fazla süren bu erkek iktidarı döneminde kadınların işitsel dili, kültürü, inanç sistemi ve uygarlığı ilk kuranlar oldukları unut(tur)uldu.

Kadınlar okula gidemedi. Meslek sahibi olamadı. İlk zamanlar sanatını icra eden kadınlar sonrasında görünmez oldu.

Yüzyıllar boyunca kadının sahneye çıkması dinen günah, ahlaken ayıp, hukuken fuhuşa eş değerde bir eylem olarak değerlendirildi.

Eski Mısır, Antik Yunan, Roma Dönemi, Çin, Japon ve Hint tiyatrosunda sahnenin dışına atılan kadınların yerini erkekler aldı. Sahnenin kadına yasaklanması nedeniyle oyunculuk mesleği de erkeğin tekeline geçti.

***

Kadın rollerinin az olduğu metinler yazılmakla birlikte, var olan kadın rolleri ise sesi ince, makyajlı, maskeli erkekler tarafından canlandırıldı.

Hititlerde erkek müzisyenler “kadınımsı, tıpkı kadın gibi” şarkılar söyledi. Antik Yunan’da Dionsos şenliklerine erkekler kadın giysilerine bürünerek katıldı. Lydialı rahiplerin sırtındakiler de kadın giysileriydi.

Dünyanın her yerinde dinsel yetkenin bir cinsten öteki cinse, kadından erkeğe aktarılması, rahibin bir rahibe gibi giydirilmesiyle gerçekleşti. Çünkü geleneksel giysi büyülü ve kutsaldı.

Türk şamanlar da sihir gücüyle harikalar yaratmak için kendilerini kadına benzetmeye mecbur kaldılar. Kadın elbisesi giyip, saçlarını uzatıp, sakallarını kesip, seslerini kadın gibi incelttiler. Türk kültüründe de tıpkı kadın gibi şarkı söyleyen ve oynayan erkek zenniler türedi.

        ***

Kadınlar genel olarak sosyal hayatın dışında itildi. Az da olsa din ve kült alanlarında varlık gösterebildiler. Dini ayinlere ise erkeklerin gözetimi ve denetimi altında katıldılar. Kamusal kültlerde kadınların oynamalarına sınırlı izin verildi.

Eve kapatılan kadınların daha önce uygarlaşma yolunda attıkları dev adımlar unutturuldu veya erkek söyleminde önemsizleştirilerek öteki kadın imgesiyle bilinçdışına atıldı. Herodotos’tan Taine’e, Livius’tan bugünün kentlerine kadar, kamusal sahnelerdeki kadınlar benzer kalıplara döküldüler.

Yazısız dönemden itibaren heykelleriyle, tapınaklarıyla tarihe iz bırakan bu kadınların tarihleri de yok sayıldı. Sahnede artık ozanı dinleyen erkekler vardı. Sahnenin dışına itilen sözlü kültür yaratıcısı kadınlar, yüzyıllarca yıl sürecek olan karanlık bir dönemin sessiz tanıkları olarak kaderleriyle baş başa kaldılar.

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Attalia*’lı Athenaeus (Athenaios)

Roma’nın Ünlü Hekimi

Athenaeus’un en az 30 kadar kitap yazdığı rivayet edilir, ...

Perge’li Asclepiades

Halkı Tarafından Çok Sevilen Hekim

Asklepiades, antik cağda şifa arayışı içinde olan ins...

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç &Cced...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız