A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

53. Sayı - Hasankeyf » Aktüel Arkeoloji

53. Sayı - Hasankeyf

Feda Edebilecek Bir Hasankeyf Yok!

Hasankeyf’i yok etmek yerine, yıllardır incitilen her bir insandan, her bir taştan, her bir canlıdan özür dilenmeli ve daha da zaman kaybetmeden açılan yaralar sarılmalıdır. Hasankeyf’in su altında bırakılmaya değil, onarılmaya, korunmaya ve sahiplenilmeye ihtiyacı vardır. Hem Hasankeyf hem orada yaşayan insanlar hem de biz, Hasankeyf için yıllardır sesini yükselten ve baraj suları altında kalmasın diye çaba gösterenler...

Fotoğraf : Aykan Özener

Üzerine söylenmemiş ne kaldı Hasankeyf’te? Hasankeyf’in arkeolojisi, kültürel dokusu, ekosistemi, insanları ve doğal yaşam alanı üzerine sayısız araştırma yapıldı ve rapor hazırlandı. Her birinin ortak bir sonucu vardı: Hasankeyf tüm değerleri ile insanlığın ortak mirasıdır ve korunmalıdır. Her türlü zorluğa rağmen yaşamlarını büyük keyifle sürdüren yöre halkı, soyut ve somut kültürel mirası, arkeolojisi ve ekosistemi ile Hasankeyf’in yok edilmemesi gerektiği birçok kez bilimsel kanıtları ile vurgulandı. Yok etmek yerine korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara insanlığın mirası olarak bırakılması gerekliliği son 20 yıldır sürekli yazılıp, çizildi. Herkes farklı şekillerde ama hep aynı şeyi söyledi: Ortada baraj ya da başka bir proje için feda edebileceğimiz bir HASANKEYF yok!

Hasankeyf’i yok etmek yerine, yıllardır incitilen her bir insandan, her bir taştan, her bir canlıdan özür dilenmeli ve daha da zaman kaybetmeden açılan yaralar sarılmalıdır. Hasankeyf’in su altında bırakılmaya değil, onarılmaya, korunmaya ve sahiplenilmeye ihtiyacı vardır. Hem Hasankeyf hem orada yaşayan insanlar hem de biz, Hasankeyf için yıllardır sesini yükselten ve baraj suları altında kalmasın diye çaba gösterenler...

Hepimiz, yapılan bu “baraj” projesinin büyük bir yanlış olduğunu, bu yanlıştan bir an önce dönülmesi gerektiğini göstermeye çalışıyoruz. Çünkü... biz bu coğrafyanın düşmanları değil, onu bilen, tanımaya çalışan, seven, önemseyen, kendini bu coğrafyanın sahibi değil parçası olarak görenleriz. Yeter... 1950’lerden sonra bu ülkede yıkıcı bir politika olarak barajların yapılmasına imza atan tüm bürokrat ve siyasiler tarih sahnesinden 60 yıl içinde silinip gittiler. Ama yok ettikleri değerler 10 bin yıldır orada duruyordu. Bizden önceki her uygarlık Hasankeyf’te bir eser bıraktı. Şimdi tüm bunlar yok edilmek isteniyor. Kimin adına, hangi değer adına milyonlarca yılda oluşmuş doğal zenginlik, 10 bin yılda oluşmuş kültürel arkeolojik değerler yok edilebiliyor? Kendinizde bu sorumluluğu nasıl bulabiliyorsunuz, buna nasıl cesaret edebiliyorsunuz? Yok eden, yok etmek için imza atanlar... Yetmedi mi baraj suları altında bıraktığınız onlarca höyük? Yetmedi mi Zeugma, Allianoi? Yetmedi mi Samsat, Lidar Höyük? Yetmedi mi Halfeti, Juliopolis? Yetmedi mi adını saymakla bitiremeyeceğimiz, belki adını bile öğrenme şansı bulamadığımız onlarca, yüzlerce höyük ve arkeolojik yerleşim? Buna artık bir son verilmeli ve Hasankeyf tüm zenginliği ile korunmalıdır. Anadolu ile, arkeolojisi, kültürü, doğası ve insanı ile artık barışma zamanıdır! Çünkü gelecek, geçmişin yok edilmesi ile kurulamaz. Gelecek 10 bin yıl önce yapılmış bir heykelciğin toprak altından heyecanla çıkarılmasını önemsemek ile kurulur. Bu nedenle, daha fazla geç kalınmadan, Anadolu’yu anlamalı, sahip çıkmalı ve son 60 yıldır doğası ile arkeoloji ile büyük bir yıkıma maruz bırakılan bu coğrafya ile barışılmalıdır. Son olarak İstanbul Yenikapı’daki Boğaz Tüp Geçit Tüneli Projesi kapsamında Aksaray- Yenikapı’daki kavşak çalışmaları sırasında, ahşap kalıplar halinde duvar yapısı tespit edilmişti. Gün ışığına çıkarılan bu ahşap kalıntıların Theodosius Limanı’na ait mendirekler olduğunun anlaşılmasına rağmen, bu mendirekler akıl almaz bir şekilde kepçeler ile yerle bir edildi. Bu vandallığın sorumluları mutlaka bir açıklama yapmalı ve sadece İstanbul açısından değil, Bizans tarihi, denizcilik tarihi ve uygarlık tarihi açısından ünik olan bu eserin yok edilmesine nasıl göz yumduklarını topluma anlatmalıdırlar. İyi okumalar,

EN ÇOK OKUNANLAR

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

Hitit Dili ve Yazısı

Tanrılar ve Tapınaklar Ülkesi Hatti

Çiviyazısı öğrenmenin yolu klasik metinleri kopy...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız