Bir Kültür Yağması

‘Knidos Aslanı’, C.T. Newton ve Mehmet Ali Ağa

Günümüzde British Müzesi sergi salonlarını süsleyen Knidos eserlerinden belki de en dikkat çekeni, ‘Knidos Aslanı’dır. Müzenin ana giriş kapısının açıldığı büyük avlunun (Wolfson Katı- kuzey) hemen başında bulunan bu devasa ve görkemli aslan, müzeye gelen ziyaretçileri ‘hoş geldiniz’ dercesine karşılar pozisyonda yerleştirilmiştir.

Anadolu’nun güneybatı ucunda, Ege ve Akdeniz’in birleştiği noktada yer alan Knidos, antik dönem boyunca önemli bir kültür, sanat, din ve ticaret merkezi konumundadır. Bu Karya kenti, anıtsal yapıları, sanat eserleri, ticari ürünleri ve yetiştirdiği düşünür ve bilim insanlarıyla antik çağın dikkat çeken parlak kentlerindendir. Deniz ticaret yollarının kesişme noktasındaki stratejik konumunu iyi değerlendiren Knidoslular, şehrin kurulmasından kısa bir süre sonra antik dünyanın ekonomik yaşamında söz sahibi olmuşlardır. Knidos, ticaret yaşantısının yanı sıra Dor Birliği’nin (Dorik Hexapolis) dini merkezi olmasının avantajlarını da iyi kullanarak döneminin en zengin kentlerinden biri olmuştur.

Bu gibi özellikleri, antik çağ yazarlarının ifadeleri ve tarihsel süreç içindeki yeriyle kent, Rönesans ve sonrası Avrupa’sının entelektüel insanlarının da dikkatini üzerine çekmiştir. Knidos, batılı arkeologlar, bilim insanları ve ilgililer tarafından 18. yüzyılın ilk yarısından 20. yüzyıla kadar devam eden uzun bir süreçte ziyaret edilmiştir. Bu araştırıcıların notları, çizimleri, eskizleri ve gözlemleri Knidos ile ilgili bilgilerimize önemli katkılar sağlamıştır. Ancak bu faaliyetlerin, büyük bir ölçüde Knidos’un en önemli anıtlarının ve sanat eserlerinin yaratıldıkları topraklardan kopmasına neden olduğu da acı bir gerçektir.

Dağılma sürecindeki imparatorluğun sadece öz kaynaklarının ve topraklarının değil aynı zamanda kültürel birikiminin de batılılarca yağmalandığı 19. yüzyıl, ne yazık ki Knidos’un da yüzyıllar boyunca toprak altında kalmış zenginliklerinin yerlerinden edilerek batı müzelerinin sergi salonlarına götürüldükleri bir dönem olmuştur.

Knidos Aslanı’nın yerinden ilk kaldırılışı (C.T. Newton, Travels & Discoveries in the Levant, vol.II, Londra, 1865, levha LXI).

Bu dönemde batılı devletlerin elçileri, konsolosları ve tüccarları, imparatorluğun topraklarının paylaşılmasının yanı sıra Anadolu’ya ait her türlü kültür varlığının batıya taşınması için gerekli alt yapıyı hazırlayıp, faaliyete geçiren bir misyonu da üstlenmişlerdir. İmparatorluğun zayıflığından ve zayıf karakterli bazı yöneticilerden ya da halkın fakirliğinden faydalanarak bu yağmayı kendi siyasi gelecekleri için kullanan yabancı devlet görevlileri birbirleriyle eski eser yağma yarışına girmiş gibidirler. Kendilerince elde ettikleri başarıları ve Osmanlı’nın elinden kurtardıkları iddiası ile haklı buldukları girişimleri, ülkelerine döndüklerinde, yöneticileri tarafından da soyluluk ifadeleri ile övülerek onurlandırılmıştır. Bir imparatorluğun çöküşü ve felaketi, diğer bir imparatorluğun kültürel anlamda da yükselişine aracı olmuştur.

Anadolu kültür tarihi için kara sayfa olarak nitelendirebileceğimiz bu süreçte batılı bilim insanları ya da entelektüellerin masum ve romantik duygular ile başlayan gezileri, gerçek bir kültür yağmasına dönüşmüştür. Bu durumu en iyi gösteren yerlerden biri de Knidos’tur. C.T. Newton’un Halikarnas, Didim ve ardından Knidos’ta gerçekleştirdiği kazılar, Anadolu’nun en önemli eserlerinin British Müzesine nakli ile sonuçlanmıştır. Anadolu’nun yağmalanması için yaptığı bu faaliyetlerin sonunda Newton, sadece British Müzesi Klasik Eserler Bölümü Müdürlüğü ile değil aynı zamanda soyluluk unvanları ve devlet nişanlarıyla da ödüllendirilmiştir.

Anadolu kıyılarında yaptığı faaliyetleri kendi kalemiyle övgü ve gururla yazan Newton’un günlükleri ve bu günlüklerdeki ifadeleri bizler ve yerlerinden edilmiş kültür varlıklarının acısını hissedenler için aslında çok hüzün vericidir. Bu ifadeler aynı zamanda batılıların bu eserleri elde etmek için hiçbir masraftan ve zorluktan kaçınmadıklarını ve bunlar için devlet politikası kapsamında nasıl çaba gösterdiklerini de anlatmaktadır. Yazılanlar bu eserlerin elde edilmesi için ekonomik, siyasi ve politik baskıların yanı sıra gerektiğinde askeri güç gösterisinde bulunmaktan kaçınmadıklarını da göstermektedir.

Royal Engineer’in (Kraliyet Mühendisleri) maddi desteği ile, Vice-Consul Sir Charles Thomas Newton, British Müzesi adına 1858- 59 yıllarında Knidos’ta ilk kapsamlı ve planlı kazıları gerçekleştirmiştir. Bu çalışmalar sırasında, Osmanlı Yönetiminin izni ve yerel yönetici Mehmet Ali Ağa’nın desteği ve sağladığı geniş olanaklar ile kentin önemli anıtları ve yapıları açığa çıkartılmıştır. Bu çalışmalar sırasında ünlü Aslanlı Mezar Anıtı, ‘Demeter Kutsal Alanı’, ‘Musalar Kutsal Alanı’, Nekropol Alanı, Odeon ve ‘Küçük Tiyatro’da kazılar yapılmış ve bulunan değerli eserlerin büyük bir kısmı Londra-British Müzesine götürülmüştür.

Günümüzde British Müzesi sergi salonlarını süsleyen Knidos eserlerinden belki de en dikkat çekeni, ‘Knidos Aslanı’dır. Müzenin ana giriş kapısının açıldığı büyük avlunun (Wolfson Katı- kuzey) hemen başında bulunan bu devasa ve görkemli aslan, müzeye gelen ziyaretçileri ‘hoş geldiniz’ dercesine karşılar pozisyonda yerleştirilmiştir.

Orijinalde Dorik düzende inşa edilmiş bir mezarın piramidal çatısı üzerine yerleştirilmiş olan aslan heykeli etkileyici şekilde büyük boyutlardadır. Korunmuş uzunluğu 3.01 metre (günümüzde kayıp olan ön ayakları ve pençesi de hesaplanırsa orijinal uzunluğu yaklaşık 3.30- 40 metre), yüksekliği 1.80 metre ve genişliği 1.17 metre olup mono blok ince kristalli Pentelik mermerinden yapılmıştır. Sol ön ayağın alt kısmı ve pençesi, sağ ön ayağın tümü, sağ arka ayağın ucu, alt çene ve her iki kulağın ucu eksiktir.

C.T. Newton 1858 yılında Knidos Küçük Tiyatrosu önünde poz verirken (C.T. Newton, Travels & Discoveries in the Levant, vol. II, Londra, 1865, levha LXIX).

İleriye uzattığı ön ayakları ile aslan, büyük ölçekli bekçi heykelleri için favori bir tip olan, yarım uzanmış pozisyonda işlenmiştir. Ön ayakları ve karnı zemin üzerinde uzanmışken, arka ayaklarını kıvırarak gövdesinin altına almıştır. Kıvırdığı kuyruğu, sağ arka ayağının iç kısmından geçirilerek kalçasının üzerine doğru dışarı çıkartılmıştır. Duruşuna etkileyici bir hava veren başı, hafifçe sağına doğru çevrilmiştir. Böylece aslan, sağ tarafa, ileriye doğru bakar pozisyonda ve yarı uzanmış ama aniden ayağa kalkacakmış gibi bir izlenim vermektedir. Yelesi özellikle sağ tarafında çok zengin işlenmiş ve yüzün her iki yanına inen bukleler halinde düzenlenmiştir. Hatta bu zengin bukleler göğüsten ön ayakların arkasına kadar devam etmektedir.

Knidos Aslanı’nın en dikkat çekici unsurlarından biri gözlerinin düzenlenişidir. Heykeltıraş mermerden, doğal görünümlü bir göz işlemek yerine, göz yuvarlarında 10 santimetre derinliğinde bir boşluk bırakmıştır. Söz konusu derin göz bebeği yuvaları gerçek göz etkisi oluşturacak şekilde, belli saatlerde vuran güneş ışığına kontrast yapmakta ve ışık gölge oyunlarına izin vermektedir. Burada doğanın direkt taklidinden ziyade sanatçı birçok antik heykeltıraşlık örneğinde görülen ışık gölge efektini vermek istemiş olmalıdır. Diğer yandan cam veya değerli ya da yarı değerli bir materyalin bu boşluklara yerleştirilmiş olma olasılığı da akla yatkın bir öneridir. Böylece heykelin yapıldığı mono blok mermerin açık renkli sadeliği kırılmış, farklı renkli ve parlak gözlerin de uygulanmasıyla çarpıcı görünümü daha da arttırılmış olmalıdır. Yüzünde sakin ama meydan okuyan ve görkemli bir ifade vardır. Grek aslan heykel tipolojisi üzerine yapılan araştırmalara göre Knidos Aslanı, Geç Klasik ve Helenistik Döneme ait bazı aslanlar ile özdeşleşmektedir.

Aslanın bulunduğu mezar; Knidos’un 5 kilometre güneydoğusunda yaklaşık 60 metre yükseklikteki kayalık bir burnun zirvesinde yer almaktadır. Zorlu, vahşi ama etkileyici bir topografyaya sahip olan mezarın inşa edildiği uçurumdan, kasasıyla birlikte on bir tonluk aslanı kıyıya indirip, tekneye yüklemek, Newton’un en zorlu ancak en gurur duyduğu görevlerinden biri olmuştur. Günlükleri, mektupları ve kitapları dışında, Londra’ya dönüşünün ardından dönemin gazetelerine verdiği demeçlerinde de bu hikayeyi gururla anlatmaktadır. Aslan heykelinin düştüğü yerden kaldırılması, tekneye yüklenmesi ve Londra’ya ulaştırılması, aslanın henüz yerden kaldırılıp daha caraskalda asılıyken Newton’un hemen önünde verdiği pozdan anlaşılacağı üzere, kazıyı gerçekleştiren ‘Royal Engineers’ ve takımının bir meydan okuması ve zaferi/triumph olarak değerlendirilmiştir.

Tonlarca ağırlığıyla aslanı aşağı kıyıya indirmek için kendi ifadesiyle ‘100 Türk işçisiyle’ yaptırmış olduğu zikzak rampa yol, aslanın yuvasından koparılışının acı hatırasını canlı tutarcasına günümüzde halen yerinde durmaktadır.

Newton’un günlükleri ve ifadeleri, kendisinin Knidos’ta kazı yapmaya karar vermesindeki temel unsurun bu kolosal aslan heykeli olduğunu göstermektedir. Bodrum’da 1857 yılında Mausoleum kazılarını sürdürürken, ortaya çıkardığı aslan heykellerini kaldığı konağın avlusunda depoladığı sırada gerçekleşen bir tesadüf, Halikarnas’tan Knidos’a geçmesine ve karşılıklı iki kıyıda kazıları sürdürmesine neden olmuştur. Calymnos’tan tanıdığı Nicholas Galloni isimli bir Yunan, kendisine Bodrum’a yaptığı ziyaret sırasında, konağın avlusunda yatan Mausoleum aslanlarına baktıktan sonra Knidos’un biraz güneyindeki bir burunda gördüğü daha büyük bir aslandan bahsetmiştir. Newton için Knidos araştırmalarının tetikleyicisi bu Yunan dostundan aldığı istihbarat olmuştur.

1857 yılının son ayında, Knidos’a The Supply adlı donanma gemisiyle geldikten sonra, Küçük Tiyatro’nun hemen yanına ‘küçük kolonim’ diye adlandırdığı kampını kurmuştur. Mimarı K.P. Pullan, gruba koruma olarak atanan bir çavuş ve altı denizci; biri fotoğrafçı, diğeri taş ustası olan iki istihkam erinden oluşan bir ekiple Knidos’a yerleşmiştir. Knidos'ta 2013 yılında gerçekleştirilen kazı ve araştırmalar sırasında bu kampın kulübelerinden birinin kalıntıları açığa çıkartılmıştır. Newton’un kulübesinden İngiliz Porselen sofra takımları ile pişmiş topraktan 19. yüzyıla ait bir İngiliz piposu bulunmuştur.

Knidos’a yerleşmesinden kısa bir süre sonra “taşralı centilmen, dikkat çekici ve zeki bir karakter” olarak tanımladığı ve antik tiranlara benzettiği Datça Yarımadası’nın yöneticisi olan Mehmet Ali Ağa ile tanışmıştır. Bu dostluk Newton’a Knidos'ta ve çevresinde yaptığı her türlü faaliyetler için büyük kolaylıklar sağlamıştır. Newton’un kendi kaleminde bu dostluk şu şekilde tanımlanır;

“…Buraya kamp kuralı 2 gün olmamıştı ki atının kayışından sarkan 10 tavuk ile birlikte önce bir haberci geldi. Bu Mehmet Ali’nin kampa ilk hediyesiydi. Kendisi oraya vardığında 1 koyun, çok güzel yumurtalar, bal ve incir de vardı. Bu sabah bitkiler ve boğalarla ilgili çok uzun ve ilginç bir sohbet ettik. Şimdi bana Mehmet Ali’nin neden bu kadar dostluk gösterdiği sorabilirsiniz. Bunun iki önemli nedeni var. İlki Knidos’taki taş yapılardan cami inşası için taşlar istemesi, ki o kazı boyunca bu taşları kolayca elde etmeyi umuyordu. İkincisi bu sabah bana Muğla’da bir düşmana sahip olduğunu, İzmir Paşası tarafından bir müdahale olacağını söyledi. Bu konuda destek istedi…’

Anlaşıldığı üzere karşılıklı çıkar ilişkisi içinde devam eden bu dostluk her iki taraf için de karlı olmuştur. Bir taraftan Newton çalışmalarını hızla ve kolaylıkla sürdürürken, diğer taraftan Ağa da eski ve yeni fotoğraflardan anlaşılacağı üzere kazılarda açığa çıkartılan yapıların düzgün kesme bloklarını sökerek kendi binalarında kullanıyordu.

1857 yılının son ayında Knidos’a The Supply adlı donanma gemisiyle geldikten sonra, Küçük Tiyatro’nun hemen yanına ‘küçük kolonim’ diye adlandırdığı kampını kurmuştur

Bütün bu tartışmaya değer çaba ve faaliyetlerin sonucunda, günümüzde British Müzesinin en güzel koleksiyonlarından birini, Newton’un Knidos’ta sürdürdüğü faaliyetlerinde kullanılan The Supply adlı donanma gemisinin kargosuna, 28 Eylül 1858’de Londra’ya gönderilmek üzere yüklenen, ‘Büyük Aslan’ ve Knidos kökenli yüzlerce kasa heykel meydana getirmektedir.

Büyük Aslan’dan dolayı Aslanlı Burun olarak da tanımlanan burun üzerindeki ‘Aslanlı Mezar’, görkemli ancak buruk kalıntılarıyla 157 yıldır ayrı kaldığı aslanını bekler gibidir.  

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız