A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Osmanlı'ya Rekreasyon » Aktüel Arkeoloji

Osmanlı'ya Rekreasyon

Tarihi Kırkpınar TuncaNehri Rekreasyon ve Enerji
Projesi ile Değişiyor mu?

Edirne Sarayı’nın kurulduğu Tunca Nehri’nin güney ve kuzey yakası boyunca oluşturulması planlanan adacıklar, kanallar ve bunun gibi uygulamalar ile adeta Edirne Sarayı yok farz ediliyor. Arkeolojik, tarihi ve doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Edirne Sarayı, aslında Edirne’nin Edirne olmasında büyük pay sahibi.

Barındırdığı kültürel miras ile her zaman övünen ve bu sayede UNESCO kapsamına girmiş iki önemli kültür varlığı (Selimiye Külliyesi ve Kırkpınar Güreşleri) bulunan Edirne’de, son günlerde yeni bir projeden söz ediliyor. Basından takip edebildiğimiz kadarıyla, Tunca Nehri boyunca (Kırkpınar Güreşlerinin yapıldığı alanın doğusundan, II. Bayezid Külliyesi’nin batısına kadar olan alanı kapsayan), nehrin iki yakasında uygulanması düşünülen bu proje kapsamında; Tunca Nehri boyunca, nehrin yataklarına müdahaleler yapılarak yeni kanallar, adacıklar oluşturulacak.

Sürekli taşkınlarla gündeme gelen Tunca Nehri’nin ve çevresinin bir rekreasyon alanı yapılması düşünülen bu projenin gerçekleşmesi durumunda, ne yazık ki, Edirne’nin en önemli markalarından olan Edirne Sarayı olumsuz yönde ve ciddi anlamda etkilenecek. Edirne Sarayı’nın kurulduğu Tunca Nehri’nin güney ve kuzey yakası boyunca oluşturulması planlanan adacıklar, kanallar ve bunun gibi uygulamalar ile adeta Edirne Sarayı yok farz ediliyor. Arkeolojik, tarihi ve doğal sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan Edirne Sarayı, aslında Edirne’nin Edirne olmasında büyük pay sahibi. Edirne’nin başkent olmasına bağlı olarak kentte inşa edilen iki saray; başta Selimiye ve II. Bayezid külliyeleri olmak üzere, Üçşerefeli Cami, Eski Cami, Bedesten, kervansaraylar ve diğer yapıların inşasına da vesile olmuştur. Bu saraylar sayesinde Edirne bir merkez olmuş, gelişmiş, büyük imar faaliyetlerine sahne olmuş ve günümüzde de bu miras sayesinde kent, bir kültür-turizm kenti olma yolunda ilerlemektedir.

Ne yazık ki, Edirne’de yapılması planlanan bu projede kültür mirasının hiçbir şekilde dikkate alınmadığı gözlenmektedir. Adını, burada bulunan Edirne Sarayı’ndan alan “Sarayiçi” bölgesi merkezli düşünülen bu projenin; bünyesinde barındırdığı taşınmaz kültür varlıklarını ve özellikle Edirne Sarayı, köprüleri, II. Bayezid Külliyesi’ni dikkate alarak, onları koruyup, yaşatacak ve gelecek kuşaklara aktarılmasını sağlayacak şekilde tasarlanması gerekmektedir.

Bünyesinde; Adalet Kasrı, Terazi Kasrı, Fatih ve Kanuni köprüleri, İftar köşkü, Bostancıbaşı Kasrı, Has ahırlar, IV. Mehmed Av Köşkü gibi yapıları barındıran ve Edirne Sarayı’nın “Hasbahçesi” ile “Av Sahası” olan alanda düşünülen bu projenin, geçmişten bize aktarılan kültürel mirasımıza sahip çıkılan ve onları koruyan niteliklere sahip olması dileğimizdir. Kentlerin sahipleri konumunda olan halkımızın ve belediyenin bu konularda gerekli duyarlılığı göstermesi en büyük dileğimizdir. Yoksa kentlerin ve toplumların hafızası konumundaki bu taşınmaz kültür varlıklarımızın her geçen gün yok olmalarına seyirci kalmak, sadece üzüldüğümüzü belirtmek, üzerimizdeki tarihi sorumluluğun kalkmasına imkân vermeyecektir. Bu konuda, başta Edirne Belediyesi olmak üzere ilgili bütün kurum, kuruluş ve sivil toplum örgütlerini duyarlılığa ve koruma-yaşatma öncelikli yaklaşımları uygulamaya koymaya davet ediyoruz.

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Kaygılı Bir Bekleyiş

Kovid-19 Salgını ve Arkeolojik Saha

Arkeolojiye meraklı halkın ve kamuoyunun pek az farkında olduğu, a...

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız