A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Sovyet Arkeolojisinin Mirası Üzerine Denemeler 2 » Aktüel Arkeoloji

Sovyet Arkeolojisinin Mirası Üzerine Denemeler 2

Tilla Tepe Hazinesinin Öyküsü

 “TARİH MUHAFIZLARI”, “TARİH YOK EDİCİLERİNE” KARŞI

1992’de Dr. Necibullah rejimi devrildiğinde Kabil’e giren mücahit gruplar tahminlerin çok ötesinde bir yağma hareketine giriştiler. Başkentin bütün müzeleri bu yağmadan payını aldı. Çatışmalarla duvarları delik deşik olan Kâbil Ulusal Müzesi bu yağmalanmanın sonucunda neredeyse bomboş hâle gelmişti. Müzeden 40.000 sikke ve on binlerce eser çalınmış ve bunlar Peşaver pazarlarında koleksiyonculara satılmıştı. Kabil Müzesi Direktörü olan Necibullah Popol, taşınılabilir her şeyin çalındığını, taşınamayanların da tahrip edildiğini aktarmaktaydı.

Tilla Tepe Mezar III’te ele geçen “Eroslar”. Altın üzerine sedef ve türkuaz kakma. 1 5/8 x 1 7/8 inch. MS 1. yüzyıl, Kabil Ulusal Müzesi.

İlkyazımızda Sovyet arkeologlarının yurt dışında da bazı kazı projeleri yürüttüğünden söz etmiştik. Bu ülkelerden biri de Afganistan’dı. Afganistan denilince genellikle Sovyetlerin bu ülkede mücahit gruplarla 1979-1989 arasında yaptıkları savaş akla gelir. Ancak hikâye bu kadar basit değildi. Afganistan, aynı zamanda çok sayıda Sovyet mühendisi, doktoru, ziraat teknikeri vb. haricinde arkeologların da görev yaptığı ve Afgan meslektaşlarıyla birlikte ortak kazı projeleri yürüttükleri bir ülkeydi. Sovyet arkeologları ülkeye gelen ilk yabancı arkeolog grubu değildi. Afganistan’da 1920’lerden beri Fransız arkeologlar yoğun biçimde çalışmaktaydılar. II. Dünya Savaşı’ndan sonra da Amerikalı, Japon, İtalyan arkeologlar da çok sayıda kazı projesi yürütmüşlerdi. Ancak bu ekipler, Afganistan arkeolojisine bütünlüklü bir bakış açısıyla yaklaşmak yerine her biri ülkenin belirli bir dönemine odaklanmış durumdaydılar. Örneğin Amerikalılar Afganistan’ın prehistoryasıyla, Fransızlar daha ziyade Büyük İskender’in seferlerinin izleri ve Afganistan’daki Hellenlerle, Japonlar Buddhist dönem eserleriyle, İtalyanlar ise Gazneliler ve İslamî dönemlerle ilgilenmekteydiler.[1] Başka bir deyişle Sovyet arkeologlarının Afganistan’a geldikleri 1970’lilerin ortalarında ülkenin belli başlı kültür alanları “paylaşılmış” durumdaydı. Sovyet arkeologları da biraz da bu koşulların sonucu iyi bildikleri bir medeniyet olan Kuşanlar (MS 30-350) ve onlarla çağdaş olan Orta Asyalı göçebelerin izleriyle ilgilenmeye başladılar. Kısa bir süre sonra bunun çok yerinde bir karar olduğu ortaya çıkacaktı.

Sovyet arkeoloji heyetinde görev alanlardan biri Viktor Sarianidi’ydi (1929-2013). Karadeniz Rum’u bir ailenin oğlu olan Sarianidi, (Yunanca soyadıyla Σαρηγιαννίδης) 1929 yılında Taşkent’de doğmuştu (bu dönemde Taşkent’te Yunan dilli on bin nüfusluk büyük bir topluluk yaşamaktaydı). Sarianidi, Taşkent ve Moskova’da arkeoloji eğitimi aldı. Doktora tezi konusu Afganistan’da Bronz ve Demir Çağı uygarlığı üzerineydi. Türkmenistan’da Parthlar üzerine yaptığı araştırmalarla tanınan Mihail E. Masson’un (1897-1986) öğrencisi olan Sarianidi, 1976’da Türkmenistan’ın Karakum Çölü’nde günümüzde Bactria-Margiana Archaeological Complex (BMAC) olarak bilinen Bronz Çağı kültürünün keşfedilmesinde önemli rol oynamıştı.[2] Ancak asıl başarısı 1977’de Tilla Tepe (Farsça Tilla, Batı dillerinde Tillya, Türkmence Altın Tepe olarak da bilinir) mezarlık alanının keşfiydi. Afganistan ile Sovyet Özbekistan’ı ve Tacikistan’ı sınırının kesişim noktasındaki Guzgan Vilayetinde bulunan Tilla Tepe’nin nekropolünde, 1978/1979 kazı sezonunda her birinin yanına ölü hediyesi olarak, binlerce parça altın eşyanın bırakıldığı beş kadın ve bir erkek cesedi ortaya çıkarılmıştı.[3] Altın ve mücevherlerden imal edilmiş küpe, toka, yüzük, bilezik, masif gerdanlık, kılıç/hançer kabzası, taç vb. buluntuların toplam sayısı 20.000’in üzerindeydi. Mezarlarda bulunan sikkeler sayesinde gömülerin yaklaşık tarihlendirmesi yapılabilmişti. Sikkelerin yarısı MÖ 1. yüzyıla diğer yarısı ise MS 1. yüzyıla aitti.[4] Bu da mezarları, tarihsel olarak Yunan-Baktria Krallığının çöküşünün (MÖ 130) ardından Baktria’ya göçebe kavimlerin hâkim olması ile Kuşan Krallığının bölgeye hâkim olduğu MS 30 sonrasına uzanan bir periyoda yerleştirmekteydi.

Tilla Tepe, günümüzde İpek Yolu adı verilen son derece önemli ticaret güzergâhı üzerine bulunan bir noktadaydı. Bu nedenle mezarların bu ölçüde zengin buluntular içermesi de doğaldı. Zaten buluntu grubu içinde yer alan İmparator Tiberius’a (MS 14-37) ait bir sikke, Çin yapımı gümüş bir ayna, üzerinde Yunanca bir yazı olan altın yüzük ve Buddhist simgelerin yer aldığı Hindistan kaynaklı altın sikkeler Tilla Tepe’nin nasıl geniş bir ticaret ağının ortasında bulunduğunu da göstermekteydi. Buluntuların zenginliği sebebiyle mezarlıkların hangi kültüre ait olduğu konusu bugüne kadar netlik kazanmamıştır. Figürinler içinde “hayvan üslubu” denilen tarzda çok sayıda esere rastlanması, Sarianidi ve ekibine bu mezarların göçebe İskitlere (Saka) veya Kuşanlara ait olduğunu düşündürtmüştü. Mezarlardaki gömü biçimleri de Altay Dağları’ndaki gömüleri andırmaktaydı.[5] Öte yandan buluntular kültürel arası bir sentezi de yansıtmaktaydı. Çin ejderhalarına benzeyen figürlerin arasında Uzak Doğu giyimli ve çekik gözlü figürlerlerle, Akdeniz Hellen dünyasından tanıdığımız, yunusun üzerindeki “Eros” figürü bir aradaydı. Yine hayvan üslubuna yansıtan figürlerin yanı sıra; Hellen tazı bir zırh ve Parth/Bactria stili bir miğfer taşıyan “Ares” ve Sarianidi’nin “Kuşan/Baktria Afrodit’i” olarak isimlendirmeyi tercih ettiği kanatlı yarı çıplak tanrıça gibi figürinler de Akdeniz etkisini yansıtmaktaydı.[6]

Baktria veya Kuşan Afrodit’i olarak tanınan altın figürin. Yükseklik 5 cm genişlik 2,5 cm. Eserde Hellenistik üslup göze çarpmaktadır;ancak kadının alnında Hindu kadınların kullandığı dövme görülmektedir. Tilla Tepe, Mezar II, MS 1. yüzyıl. Kabil Ulusal Müzesi.

Tilla Tepe Hazinesi olarak bilinen bu koleksiyon, 1979’da Kabil Ulusal Müzesi’ne taşınmıştı. Afganistan’da geçmişte kazılar yürüten Fransız arkeoloji heyetlerinin Afgan yetkililerle yaptıkları anlaşma gereği “bulunan eserlerin yarsını dışarı çıkarma yetkisine” sahip olduğu ve bulunan tüm eserlerin yarısının Paris’teki Guimet Müzesi’ne taşındığı hatırlandığında[7] bu olay Afganistan için çok önemli bir gelişmeydi. Öte yandan Tilla Tepe Hazinesi’nin macerası asıl şimdi başlıyordu. Bilindiği üzere 1979 Aralık ayının son günlerinde Sovyetler Birliği, Afganistan’daki mevcut hükümeti desteklemek için askeri müdahalede bulundu bu nedenle oldukça başarılı başlayan kazı sezonları sona ermiş oldu. 10 yıl süren savaş sonunda 1989’da Sovyet askerleri geri çekildiler. Sovyet askerlerinin çekilmesiyle Afganistan’da Dr. Necibullah rejiminin çökeceği ve ülkede büyük bir yağma hareketinin başlayacağı tahmin edilmekteydi. Tam bu esnada çeşitli basın kuruluşlarında Sovyet ordusunun çekilirken Afganistan’daki tarihi eserleri yanında götürdüğü iddiaları baş gösterdi. Gazetelerde “Tilla Tepe hazinesinin de kasalara doldurularak Moskova’ya kaçırıldığı” yazılmaktaydı.[8]

Tilla Tepe Mezar I’den elde edilmiş altın takılar. Takılar döküm tekniğiyle imal edilmemiştir ve el yapımıdır. Bütün figürlerin ifadesi farklıdır. 4,1 x 2,9 cm. MS. 1. yüzyılın ikinci yarısı. Kabil Ulusal Müzesi.

1992’de Dr. Necibullah rejimi devrildiğinde Kabil’e giren mücahit gruplar tahminlerin çok ötesinde bir yağma hareketine giriştiler. Başkentin bütün müzeleri bu yağmadan payını aldı. Çatışmalarla duvarları delik deşik olan Kâbil Ulusal Müzesi bu yağmalanmanın sonucunda neredeyse bomboş hâle gelmişti. Müzeden 40.000 sikke ve on binlerce eser çalınmış ve bunlar Peşaver pazarlarında koleksiyonculara satılmıştı. Kabil Müzesi Direktörü olan Necibullah Popol, taşınılabilir her şeyin çalındığını, taşınamayanların da tahrip edildiğini aktarmaktaydı. Dönemin Afganistan Kültür Bakanı olan Sayed Delju Hüseynî de Müzedeki eserlerin %90’nının yağmalandığını söylemiştir. [9] Bu korkunç yağma, o dönemde dünyanın ilgisini ve tepkisini çekmemişti. Zira tarihi eserleri yağmalayan mücahitler o dönemde Batı dünyasının “özgürlük kahramanı” olarak gördükleri ve silahlandırıp destekledikleri kesimlerdi. Hatta Batılı (ve de Japon, Çinli) koleksiyonerler bu yağmadan hayli memnundular. Yağmalanan paha bilmez değerdeki tarihi eserlerin bu gün “Afgan cihadının” destekçisi olan Batı ülkeleri ve Buddhist heykellere meraklı olan Japonya’daki özel koleksiyonlara dağıldığı bilinmektedir. 1994’te kaçırılan eserlerin satış pazarına dönüşen İslâmâbad’ta (Pakistan) kurulan Afganistan’ın Tarihsel Mirasını Koruma Cemiyeti (SPACH) bu yağmayı engellemek için büyük bir mücadele vermişti.[10] SPACH’ın çalışmaları raporlarından, New York, Londra, Hong Kong, Tokyo gibi farklı merkezlerden birçok antik eser toplayıcısının Afganistan’da yağmalanan eserleri satın almak için Pakistan’a geldiği ve Peşavar’deki otellerde milyonlarca dolarlık bir tarihi eser pazarının oluştuğu aktarılmıştı.[11]

Kabil Müzesi’nin yağmalandıktan sonraki hâli 1993 (fotoğraf: Jolyon Leslie).

Yağmalar sürerken aslında her mücahit grubun aklı Tilla Tepe hazinesindeydi. Müzelerin altını üstüne getirmelerine rağmen ortada hazineden iz yoktu. Bu durumda Sovyetlerin hazineyi yanlarında götürdüklerinden bir kez daha emin olunmuştu. Mücahitlerin iç savaşı dört sene sürdü. Bu savaş esnasındaki çatışmalarda müze roket atışlarına maruz kaldı. Bütün fotoğraf ve envanter arşivi, Dilberjin-Tepe’den getirilmiş freskler, İslami dönem cam vazo koleksiyonu roket atışları sonucu çıkan yangınlarda yok oldu.[12] Bu esnada mücahit gruplardan koparak oluşturulan radikal İslamcı Taliban hareketi 1996-1997’de hızlı bir savaş sonucu Afganistan’ın büyük bölümünü ele geçirdi. Taliban’ın arkeolojik eserlere bakış açısı mücahitlerden de kötüydü. Mücahitler tarihi eserleri satmaya çalışan yağmacılarken; Taliban arkeolojik mirası “put” olarak görmekte yok etmekteydi. 1999’da Taliban, Ulusal Müze’de kalan eserlerin envanterini çıkarttığında 100 bin kayıtlı eserden sadece 4000’inin kaldığı görüldü. Taliban özellikle Tilla Tepe altınlarını aramaktaydı.[13] Taliban liderleri bu dönemde sanat eserlerini korumaktan söz ediyor ve “müzeleri ülkenin zenginliği olarak gördüklerini” iddia ediyorlardı. Hatta Kabil Oteli’nde saklanan 3000 kadar eseri müzeye taşıyıp Ulusal Müze’nin yeniden açılması gibi göstermelik törenler de düzenlemişlerdi.[14]

Kısa bir süre içinde bu politikanın bir tür tuzak olduğu görülecekti. 2001’de Taliban liderleri insan biçimli tüm arkeolojik buluntuları yok etme kararı aldı. Böylece bir sene içinde Ulusal Müze’deki 2500 buluntu imha edildi. Bunlar arasında Foladi Vadisi’nden ve Hadda’daki Budist Tapınağı’ndan elde edilip Kâbil Müzesi’nde saklanan, sayıları yüzlerle ifade edilen büstler ve Kuşan Kralı Kanişka’nın meşhur heykeli de vardı.[15] Yok etme kampanyası ülke geneline yayılarak Afganistan’ın belli başlı bütün tarihi ve arkeolojik mirası, dünyadaki en yüksek Buddha kabartmaları olan 55 ve 38 metrelik Bāmīān Buddhaları, “Kakrak Buddhası” olarak bilinen 6 metrelik kabartma ve daha yüzlercesi yok edildi. Taliban bu eserlerin “maddi” değeriyle de ilgilenmiyor gibiydi. Zira Bāmīān Buddhaları’nın yok edileceği anlaşıldığında Tayland, Sri Lanka gibi Budist ülkeler hatta İran Buddha kabartmalarını satın almak istediklerini belirtmiş[16];ancak Taliban lideri Molla Ömer “Heykeller, ya puta tapanların işidir, ya da taştan başka bir şey değildir; eğer birincisi doğruysa İslâm onların yıkılmasını emreder, ikincisi doğruysa yıksak ne çıkar[17] şeklindeki meşhur konuşmasını yaparak bu teklifleri reddetmişti. Sonuç olarak dünyanın gözleri önünde Buddha kabartmaları dinamitlerle yok edilecekti. Aslında o dönemde Afganistan’da dünya kamuoyunun dikkatini yeterince çekmeyen bu imha hareketi 2011’den sonra radikal İslamcılarca Mezopotamya ve Suriye’de binlerce eserin yok edilmesinin ilk örneklerinden biriydi. Öte yandan tüm ülkenin altını üstünü getiren Taliban da Tilla Tepe hazinesini bulamamıştı. Müze çalışanlarının defalarca sorguya çekilmelerine rağmen hazineden haber yoktu. Taliban bu hazineyi bulsaydı ne yapardı? Molla Ömer’in sözlerine güvenecek olursak eserlerin yok edileceği kesindi; ancak altın olmaları sebebiyle belki de Taliban liderleri hazineyi eritmeyi tasarlıyorlardı. Ancak ısrarlı arayışlarına rağmen hazineye ulaşamayınca bir kes daha hazinenin Sovyetlere kaçırıldığı fikrine ikna olmakla yetinmek zorunda kaldılar.[18]

2001 yılındaki Amerikan müdahalesi sonucunda Taliban yönetiminin devrilmesinin ardından Afganistan’ın arkeolojik ve tarihi mirasının korunması, hasar gören eserlerin onarılması, kaçırılan eserlerin geri döndürülmesi ve yeni kazıların başlatılması projeleri yeniden başlamıştı.[19] Yurtdışına kaçırılmış bazı parçalar bulunmuş ve 2009-2011 arasında çeşitli ülkelerden 6500 kadar eser Kâbil Müzesi’ne iade edilmişti.[20] 2014 yılına gelindiğinde Interpol ve UNESCO’nun da çabalarıyla iade edilen eser sayısı 11.000 civarına yükselmiştir.[21] Ancak Kâbil Müzesi’nin yitirdiği eser sayısı 70.000 olarak tahmin edildiği[22] düşünülürse kaybın miktarı daha iyi anlaşılabilir.

Bu kayıplara rağmen şüphesiz en sevindirici haber Tilla Tepe Hazinesi’nden gelmişti. Afganistan’da sükunet sağlandıktan sonra müze çalışanları Bileşmiş Milletler Temsilcilerine hazinenin bütün bu hengâme içinde alsında hep Afganistan’da kaldığını haber verdiler. Hazine devrik devlet başkanı -1997’de Taliban tarafından öldürülen- Dr. Necibullah’ın emriyle Kabil Ulusal Müzesi’nden alınıp Merkez Bankası’ndaki altı gizli kasaya saklanmıştı.[23] Bu emir kesinlikle gizliydi ve Tilla Tepe Hazinesi on beş sene boyunca Afganistan Merkez Bankası’nda saklandığını devlet başkanı dâhil birkaç kişi tarafından biliniyordu. Mücahitler ve Taliban’ın sorgularına hatta müze personelinden bazılarını öldürmelerine rağmen kimse bu sırrı ele vermemişti. [24] Merkez Bankası’nı inceleyen bir Taliban grubu neredeyse hazinenin saklandığı bir odaya girmek istemiş ancak A. Askarzay adlı banka memurunun odanın anahtarlarını kırması nedeniyle kapıyı açamamışlardı.[25] Taliban’ın kendini tarihi eser dostu gibi gösterdiği ve müzedeki eserlerin envanterini çıkardığı dönemde müze personelinin bu sahte tavra kanmamaları onların ileri görüşlülüğünü yansıtmaktaydı.

Viktor Sarianidi (en solda önde) on beş yıl boyunca birçok arkeologun ve müze ve banka personelinin yaşamlarını tehlikeye atarak mücahitlerden ve Taliban’dan gizledikleri Tilla Tepe hazinesinin saklandığı sandıkların açılışı esnasında. Kabil 2004.

2004 yılından yabancı ve Afgan uzmanlar Afganistan Merkez Bankası’ndaki altı kasayı açınca on beş senedir burada gizlenen hazineye ulaşmışlardı.[26] Haberi alan bilim dünyasından çok sayıda uzman büyük bir sevinç içinde Afganistan’a geldi. Hazinenin saklandığı kasaların açılış töreninde 74 yaşındaki Viktor Sarianidi de davetliler arasındaydı. Dönemin Afganistan Kültür Bakanı Sayed Makhdum Raheen, “hazinenin %80-90 kadarının zarar görmeden kurtarılabilmesinden duyduğu mutluluğu” belirtmekteydi. 1973-1979 yılları arasında Kâbil Müzesi’nde çalışan Amerikalı nümizmat Carla Grissman ise, “Tilla Tepe Hazinesi’ni ilk kez ilk keşfedildikleri zaman gördüğünü, aradan geçen bunca sene sonra yeniden bu eserleri zarar görmeden envaterini çıkarabilmenin mutluluğunu yaşadığını” aktarmaktaydı. [27] Eserlerin orijinal mi yoksa imitasyon mu olduğunun saptanması için bir heyet oluşturuldu. V. Sarianidi, C. Grissman’ın da aralarında olduğu ekip üç ay boyunca buluntu grubunu inceleyerek hepsinin orijinal olduğunu saptadılar.[28]

Bugün Tilla Tepe Hazinesinin parçaları çeşitli dünya müzeleri ve sergilerini gezmektedir. Geçmişte savaş nedeniyle yeterince incelenemeyen hazine hakkında günümüzde çok sayıda bilimsel yayın yapılmaktadır. Bunlar arasında Yunanlıların doğulu kültürlerle olan İlişkileri üzerine çalışmaları ile tanınan John Boardman’ın çalışmaları önemli bir yer teşkil etmektedir.[29] Boardman’ın 2003 yılından beri bu konu hakkında yayınladığı makaleleri aynı zamanda “birincil kaynak olarak tarif ettiği” Sarianidi’nin bilimsel çalışmasına gecikmiş bir vefayı da yansıtmaktadır.[30]

Tilla Tepe hazinesi, sadece doğudaki Hellenlerin, Hint ve Orta Asya kültürleriyle karşılaşmaları sonucu oluşmuş büyük bir kültür sentezini yansıtması açısından arkeolojik bir değer taşımıyor; aynı zamanda insanlık tarihinin “muhafızları” ile “yok edicileri” arasındaki mücadelenin de sembolü olmasıyla bambaşka bir tarihsel değer de taşıyor. Tilla Tepe hazinesi, hem Sovyet arkeolojisinin mirasının hem de Afganistan’ın büyük tarihi geçmişinin simgesi olmaya da devam ediyor.

Tilla Tepe’de mezar IV’te ele geçmiş bir altın takıda Dionysos’un sarcophagus alayı tasviri. Griffon üzeirnde Dionysos ve Ariadne’ye Nike ve bir satyr eşlik ediyor. MS 1. Yüzyılın ikini çeyreği. Afganistan Ulusal Müzesi, Boardman 2012, s.106.

Kaynaklar

Boardman J. “Tillya Tepe: Echoes of Greece and China” Afghanistan: Forging Civilizations along the Silk Road, John Aruz and E. Valt Fino (ed) The Metropolitian Museum of Art, New York, 2012,. pp.102-111.

Centlivres, P. The Controversy over the Buddhas of Bamiyan, South Asia Multidisciplinary Academic Journal, 2, 2008.

Dupree, N. H. “Afghanistan, Archeology” Encyclopædia Iranica, 1982, Fasc. 5, pp. 525-530.

Enoki,K. Koshelenko G.A. ve Hairday, Z. “The Yüeh-Chih an Their Migrations” History of Civilisations of Central Asia, Vol II, Editor: J. Harmatta, Unesco Publishing,Paris 1996, pp.171-189.

Feroozi, A. W. The Impact of War upon Afghanistan’s Cultural Heritage, Archaeological Institute of America (AIA) March 2004, 1-18.

Hickman,J. “Bactrian Gold: Jewerly Workshop Traditions at Tillya Tepe”, Afghanistan: Forging Civilizations along the Silk Road, John Aruz and E. Valt Fino (ed) The Metropolitian Museum of Art, New York, 2012,s.78-87.

Holt, F.L. Into the Land of Bones, Alexander great in Afghanistan, University of California Press, Berkeley and Los Angeles, California,2005

Gall,C. A Hoard of Gold That Afghanistan Quietly Saved, June 25, 2004, https://www.nytimes.com/2004/06/24/arts/hoard-gold-that-afghanistan-quietly-saved-2000-year-old-heritage-narrowly.html Erişim:09.11.2013.

Gorshenina S. ve Rapin, C. Arkeologlar Orta Asya’da, Çeviren: Saadet Özen, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006.

Grissmann, C.“Kabul Museum” Encyclopædia Iranica Vol. XV, Fasc. 3, 2009, pp. 318-323.

Massoudi, O. Kh. “At the Crosroads of Asia A History of National Museum of Afghanistan”, Afghanistan: Forging Civilizations along the Silk Road, John Aruz and E. Valt Fino (ed) The Metropolitian Museum of Art, New York, 2012,pp. 6-15.

Norland,R. “Saving Relics, Afghans Defy the Taliban”, The New York Times,13.01.2014

Pugachenkova, G.A. Pugachenkova, S.R. Dar, R.C. Sharma,M.A. Joyenda, “Kushan Art”, History of Civilisations of Central Asia, Vol II, Editor: J. Harmatta, Unesco Publishing,1996,pp.331-395

Sarianidi, V. Bactrian Gold, Aurora Art Publishers,Leningrad, 1985.

Soviet Archaeologists,Books, LLC, Tenesse, 2010.

Türkiye Gazetesi, 15 Aralık 1988.

Wahab,S. Youngerman, B., A Brief History of Afghanistan, Infose Publishing, USA, 2010.

[1] N. H. Dupree, “Afghanistan, Archeology” Encyclopædia Iranica, 1982, Fasc. 5, pp. 525-530.

[2] Soviet Archaeologists,Books, LLC, Tenesse, 2010,p.41.

[3] G.A. Pugachenkova, S.R. Dar, R.C. Sharma, M.A. Joyenda, “Kushan Art”, History of Civilisations of Central Asia, Vol II, Editor: J. Harmatta, Unesco Publishing,Paris 1996, s.353.

[4] K. Enoki, G.A. Koshelenko ve Z. Hairday, “The Yüeh-Chih an Their Migrations” History of Civilisations of Central Asia, Vol II, Editor: J. Harmatta, Unesco Publishing, Paris 1996, s.183.

[5] Enoki vd. age,s.189.

[6] V. Sarianidi, Aurora Art Publishers,,Leningrad, 1985,pp.30-31, Cat.3.1, P.236.

[7] S.Gorshenina ve C. Rapin, Arkeologlar Orta Asya’da, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 2006,s.57.

[8] Türkiye 15 Aralık 1988.

[9] Shaista, Wahab, Barry, Youngerman, A Brief History of Afghanistan, Infose Publishing, USA, 2010, s.32-33; Abdel Wasey Feroozi, The Impact of War upon Afghanistan’s Cultural Heritage, Archaeological Institute of America (AIA) March 2004, 1-18

[10]Carla Grissmann, “Kabul Museum” Encyclopædia Iranica Vol. XV, Fasc. 3, 2009, pp. 318-323.

[11] F.L. Holt, Into the Land of Bones, Alexander Great in Afghanistan, University of California Press, Berkeley and Los Angeles, California,2005, s.146

[12] Omara Khan Massoudi, “At the Crosroads of Asia A History of National Museum of Afghanistan”, Afghanistan: Forging Civilizations along the Silk Road, John Aruz and E. Valt Fino (ed) The Metropolitian Museum of Art, New York, 2012,s.8.

[13] Massoudi, age,s.10-11.

[14] Grissmann, agm,, s.318-323

[15]Wahab ve Youngerman, age, s.34

[16] Pierre Centlivres, The Controversy over the Buddhas of Bamiyan, South Asia Multidisciplinary Academic Jorunal, 2, 2008,s.4.

[17]Gorshenina- Rapin, age, s.147

[18] Omara Khan Massoudi, “At the Crosroads of Asia A History of National Museum of Afghanistan”, Afghanistan: Forging Civilizations along the Silk Road, John Aruz and E. Valt Fino (ed) The Metropolitian Museum of Art, New York, 2012,s.8

[19] Grissmann, agm, 318-323

[20]Wahab ve Youngerman, age, s.34

[21] Rod Norland, Saving Relics, Afghans Defy the Taliban, The New York Times,13.01.2014.

[22] Norland, age.

[23] Grissmann, age,s.318-323,

[24] Massoudi, age,s.8

[25] Jane Hickman, “Bactrian Gold: Jewerly Workshop Traditions at Tillya Tepe”, Afghanistan: Forging Civilizations along the Silk Road, John Aruz and E. Valt Fino (ed) The Metropolitian Museum of Art, New York, 2012,s.78.

[26] Carlotta Gall, A Hoard of Gold That Afghanistan Quietly Saved, June 25, 2004, http://www.nytimes.com Erişim:09.11.2013

[27] Gall,age.

[28] Massoudi, age,s.12-13.

[29] John Boardman, “Three Monster at Tillya Tepe” Ancient Civilisations from Scythia from Siberia 9, 2003, nos 1-2, pp.133-146. John Boardman “The Tillya Tepe Gold: A Closer Look, Ancient West & East, 2 No 2, pp. 348-374.

[30] John Boardman “Tillya Tepe: Echoes of Greece and China” Afghanistan: Forging Civilizations along the Silk Road, John Aruz and E. Valt Fino (ed) The Metropolitian Museum of Art, New York, 2012, s.111. pp.102-111.

EN ÇOK OKUNANLAR

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

Hitit Dili ve Yazısı

Tanrılar ve Tapınaklar Ülkesi Hatti

Çiviyazısı öğrenmenin yolu klasik metinleri kopy...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız