Tarihöncesi Çağlar’dan İlk Devletlere Hukuk

 “Nerede toplum, orada hukuk…”

Bu cümleye yer vermeyen bir hukuk kitabı bulmak zor. Burada kasıt, insanların oldum olası tek başına değil ancak toplum halinde yaşayabilmesi ve bunun da belirli kuralları zorunlu kılması. İlla modern anlamda yazılı hukuk sistemi gerekmiyor bir düzen kurmak ve korumak için. Her toplum kendi kural ve yaptırımlarına sahiptir nihayetinde.

Çatalhöyük, kerpiç evler ve günlük yaşamdan sahne rekonstrüksiyonu, ©Aktüel Arkeoloji Dergisi “Çatalhöyük”

Aslında bir tür klişe gibi algılanan “nerede toplum, orada hukuk…” ifadesinin içinin doldurulduğunu söylemek pek kolay değil. Zira kabaca 2 bin yıl öncesinin örnekleri olan Antik Yunan ve Roma Hukuku’na, belirli çerçevede verilen yerin ötesine geçilmiyor. Bunlardan binlerce yıl önce kurulan Sümer, Babil ve Hitit devletlerinde iyice kurumsallaşan hukuk pek incelemeye değer görülmüyor. Devletsiz toplumlarsa neredeyse hukuksuz muamelesi görüyor.

Bu alanda görece az veriye ulaşılan Tarihöncesi Çağlar’ın ilk evrelerinin hukuksal değerlendirmelere konu olmaması belki bir ölçüde anlaşılabilir. Ama örneğin çok iyi işleyen bir toplumsal düzene sahip olduğu açıkça görülen Çatalhöyük’ün hukuk sistemi üzerine daha fazla düşünülebilir. Hatta Göbeklitepe ve özellikle Karahantepe’de gün yüzüne çıkan karmaşık yapılardan sonra, Erken Neolitik’in, derinlikli hukuksal tartışmalara konu olması gerekir. Zira her toplum kendi hukukuna sahiptir. Esas mesele, toplumların kendi yaşam, üretim ve örgütlenme biçimine koşut olarak beliren kuralların, nasıl bir hukuk anlayışı ve sistemi oluşturduğudur.

Buzul Çağları koşullarında on binlerce yıl süren göçer avcı-toplayıcı yaşamda, toplumsal hayatın bir şekilde düzenlendiği açık. Zira doğaya karşı verilen mücadelede herkes birbirine muhtaç durumda ve kuralların ihlali de sadece fail ya da mağdurun değil tüm grubun yaşamını doğrudan tehdit etmekte. Öte yandan, hemen tüm bireyler bir şekilde çalışıp ürettiği ve olası güç kaynakları hiç kimsede birikmediği için, kurallar da muhtemelen ortaklaşa belirlenip gözetilmiş olmalı. Bunun, düzenin hep birlikte sahiplenilmesine yönelik motivasyonu da artırdığı söylenebilir. Zira hemen herkes kuralları doğrudan kendi yaşam biçiminin garantörü olarak görecektir. Bu, bireyin topluma ve kurallarına feda edildiğini gösterebilir. Ancak bu koşullarda hiçbir bireyin ötekileştirilmediği de gerçektir.

Bir “heykel”in gözetiminde böylesi bir alana sahip olan Karahantepe’nin kendi hukukuna sahip olmadığını kim söyleyebilir ki… ©Necdet Akgöz “Karahantepe”

Buzul Çağı yerini ılıman iklime (Holosen) bırakırken başlayan yerleşik yaşam, belli ki sayısı da artan grup içindeki farklılaşmaları belirginleştirmiş. Kadın-erkek ilişkilerinden birey-toplum ilişkisine kadar hemen her alanı düzenleyen kurallar da dönüşmeye başlamış. Bu süreçte günümüzdeki anlamıyla hiyerarşik yapıların hemen ortaya çıkmadığı biliniyor. Göbeklitepe ve Karahantepe özelinde görülen özgün yapıların karmaşık birer geçiş süreci olduğu düşünülebilir. Yerleşik yaşama geçmekle birlikte avcı-toplayıcılığı büyük ölçüde sürdüren topluluklar, kadim değerlerini geçiş sürecine uyarlamış olabilirler.

Neredeyse bin beş yüz yıl boyunca devletsiz ve de (iç) savaşsız yaşayan Çatalhöyük’ün kendiliğinden hukukunun yaratıp koruduğu düzeni ve barışı anlamak zorundayız. Çatalhöyük genel görünüm rekonstrüksiyonu, ©Aktüel Arkeoloji Dergisi “Çatalhöyük”

Daha sonra gerçekleşen tarım ve hayvancılığa geçişin de doğrudan eşitsizliği doğurduğu söylenemez.  Bunun en güzel örneği de Çatalhöyük sanki. Geçimini kuru tarım ve hayvancılıkla sağlayan ve hane ekonomisine de sahip olan yerleşimde yine de eşitliğin hala büyük ölçüde korunduğu anlaşılıyor. Ancak farklı işlerde uzmanlaşma arttıkça üretimden, statüye göre daha az ya da daha çok pay(e)1 alma/verme süreci başlamış. Böylece toplumda farklı hak ve yetkilere sahip olan zümreler, katmanlar ve sınıflar halinde ayrışmalar baş göstermiş.  Kalkolitik dönemden itibaren özellikle metallerin eritilmesi sonrasında artan güç araçları, belirli ellerde toplanmış; düzenin kuralları da gücü elinde bulunduran bu dar grup tarafından belirlenir hale gelmiş. Geniş kitlelerse kendilerine söylenen ve hatta dayatılan yaptırımlara tâbi olmuş. Ne var ki, bu süreçte yalnızca bugün şiddet tekeli dediğimiz unsurun belirleyici olduğu söylenemez. Zor gücüyle donatılmış yargı tekelinin kurulup işlemesi için vergi toplama/ müsadere tekeli ve grubu bir arada tutacak ortak değerlerin belirlenmesi / ideoloji tekeli de çok etkili olmuş. Tüm bu parçalı güçleri emrinde toplayarak, bütüncül bir düzen kurabilen ise kral olmuş. Sümer krallarının yazılı olarak sabitleyip meydanlarda duyurdukları hukuku bilmemek mazeret kabul edilmemiş. Tıpkı günümüzde olduğu gibi…

[1] Bkz. Erdem Denk, 50 Bin Yıllık Dünya Düzeni: Toplumlar ve Hukukları, Kalkedon Yayınları, İstanbul, 2021.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

Lucien Arkas ile Röportaj

1750 yıllarında Marsilya’dan Türkiye’ye gelen bir Fransız ailenin oğlu olan Lucien Arkas, 1945 yılında İzmir&rsqu...

Klaros Kutsal Alanı

İzmir İli, Menderes İlçesi sınırlarında yer alan Klaros, İonia’nın en önemli kutsal alanlarından biri aynı zaman...

Büyük İskender Sonrasında Smyrna (İzmir)

İzmir Körfezi’nin doğu derinliğinde uygun yerleşim koşulları nedeniyle İzmir Neolitik Çağdan itibaren kesintisiz...