Afetler, Saldırılar ve Kültürel Mİras

Kültürel ve doğal miras nasıl birbirinden ayrılmaz ve birbirini tamamlayan bir ikiliyse—ki dünyada ve Türkiye’de çok popüler olan Dünya Mirası Listesi’nin dayanağı UNESCO’nun 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi bu bütünlüğün en üst düzeyde bir uluslararası belgeyle ifade edilmiş halidir—dünyanın eşsiz kültürel ve doğal varlıklarını yok eden felaketler de karşımıza doğa ya da insan kaynaklı veya ikisinin birleşimi olarak çıkarlar.

Afetler kadar kültürel mirası kasıtlı olarak yok eden eylemler insanlık hazinesi için geri dönülmez kayıplara yol açıyor. Nepal’deki deprem bir çok mabedi tahrip etti.

Son yıllarda kültürel mirasla, arkeolojik varlıklarla ilgili haberlerin, konuşmaların büyük çoğunluğunu bunlara verilen zararlar oluşturuyor. Afganistan’da kayalara oyulmuş dev Buda heykellerini hayatında hiç duymamış milyonlar bu heykellerin patlayıcılarla havaya uçurulması sonucunda Bamyan Budaları’nın varlığını bir daha hiç unutmamak üzere öğrendi. Dört gün, dört gece yağmalanmasından sonra Bağdat Müzesi bir anda herkesin müzesi oldu. Buradan çalınan, yağmalanan eserlerin akıbetini tüm dünya merak etti. Afrika’nın derinliklerindeki Mali’nin UNESCO Dünya Mirası kerpiç camileri ve türbeleri, 15.-16. yüzyıllara ait eşsiz İslami el yazmaları kaba bir gücün ve şiddetin seçilmiş hedefi oldular. Sonra sıra tekrar Irak’a geldi. IŞİD güçlerinin 2014 yazında Musul kentini ele geçirmesi ile arkeolojik ve tarihi alanlara, müzelere, kütüphanelere yapılan saldırılar başka bir boyuta taşındı.

Kadim imparatorlukların Dicle Nehri boyunca sıralanan başkentleri Assur, Hatra, Nimrud, Ninova, Korsabad buldozerlerle dümdüz edildi, kalıntılar balyozlarla parçalandı. Musul müzesinde sergilenen arkeolojik eserler kırıldı, döküldü ve bütün bu yıkımlar dünyaya film olarak izletildi. Sırada Suriye vardı. Antik dönemin görkemli kervan kenti Palmira yalnızca binlerce yıllık tapınaklarının patlayıcılarla havaya uçurulmasına şahit olmadı, buraya ömrünü vermiş bir arkeoloğun, Khaled al-Assad’ın katledilip cansız bedeninin bir sütundan sallandırılmasını da gördü.

Sınırları Olmayan Kültürel Miras. Balkan ülkelerinde 2016 Kasım’ında yapılan eğitimden sahneler.

Yukarıda hatırlattığımız olaylar grupların kasıtlı olarak, bilerek isteyerek yaptığı kültürel miras tahribatları. Kültür varlıklarının toplumların kimlik ve aidiyet duygularındaki önemini bilen ve bunu örselemek için yapılmış ideolojik eylemler. Amaçları, insanın aklının, yeteneğinin ve yaratıcılığının geçmişten kalan kanıtlarını yok etmek ve dün ile bugün, toprak ile üstünde yaşayan arasındaki bağları koparmak. Bunları yapanlar bir yandan da yine aynı kültür varlıklarını yağmalayıp satmaktan ve para kazanmaktan da geri durmadılar. Kazanç amaçlı eski eser yağmasının yarattığı tahribat da afet sayılacak ölçekte, belki tek farkı bir anda olmaması ve tarihin izlerini yavaş yavaş yok etmesi.

Öte yandan, durdurmaya, engel olmaya insanların, devletlerin gücünün yetemediği doğal afetler ve bundan zarar gören kültürel varlıklar var. Sadece son beş yıla baktığımızda bile Nisan 2015’teki Nepal depremi ve Katmandu Vadisi’ndeki tarihi tapınakların gördüğü zarar, 2016’da İtalya’nın orta bölgelerindeki tarihi ve dini yapıları ve eserleri etkileyen bir dizi deprem, 2016 ilkbaharında aşırı yağışlar nedeniyle yükselen Seine Nehri’nin taşma olasılığının Paris’i tehdit etmesi ve Louvre ve Orsay gibi dünya çapında iki müzeden binlerce sanat eserinin güvenli yerlere taşınması ve Kasım 2018’de Ürdün’ü etkisi altına alan yağışlar sonucunda oluşan sellerle onlarca kişinin boğularak ölmesini ve Petra kentini gezen turistlerin vadiye gelen selden kıl payı kurtulmalarını önemli örnekler olarak sayabiliriz.

Kültürel ve doğal miras nasıl birbirinden ayrılmaz ve birbirini tamamlayan bir ikiliyse—ki dünyada ve Türkiye’de çok popüler olan Dünya Mirası Listesi’nin dayanağı UNESCO’nun 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi bu bütünlüğün en üst düzeyde bir uluslararası belgeyle ifade edilmiş halidir—dünyanın eşsiz kültürel ve doğal varlıklarını yok eden felaketler de karşımıza doğa ya da insan kaynaklı veya ikisinin birleşimi olarak çıkarlar.

Tatbikat eğitimlerinde işlenen konular arasında acil durum konservasyonu ve planlama çalışmaları var. Cultural Heritage without Borders Balkan platformunun 2016 Kasım ayında yaptığı eğitimden.

Tehditlerin artması ve uygarlık tarihinin maddi-manevi kanıtlarının yeryüzünden silinip gidebildiği bir döneme girmemiz bu felaketlerin önlenmesi, ama önlenemeyecekse bile en az zararla atlatılabilmesi için yeni çalışmalar yapılmasını, düşünceler üretilmesini ve yöntemler geliştirilmesini zorunlu kıldı. Böylece dünyada pek çok disiplinde kullanılan risk yönetimi kavramı kültürel miras yönetiminin de önemli bir parçası haline geldi. Afet yönetimi konusunda ise deprem, sel, yangın, kuraklık, savaşlar, büyük çaplı insan göçleri gibi doğal ya da insan kaynaklı ya da her ikisinin birleşimi felaketlerle mücadele sonucunda kazanılmış büyük bir uluslararası deneyim vardı. İhtiyaçlar, deneyim ve uzmanlıklarla birleşti ve kültür varlıklarına yönelik afet risklerinin yönetimi ve kriz ve çatışma zamanlarında kültürel mirasa ilk yardım kavramları doğdu.

Kültürel miras için çalışan iki önemli uluslararası örgüt; Dünya Anıtlar ve Sitler Konseyi ICOMOS, risk hazırlığı konusunda çalışan uluslararası bilimsel bir komite (ICORP); yine benzer biçimde Dünya Müzeler Konseyi ICOM afet risklerinin yönetimi konusunda bir komite (DRMC) kurmuştur. Roma merkezli Uluslararası Kültürel Varlık Koruma ve Onarım Araştırma Merkezi ICCROM (International Centre for the Study of the Preservation and Restoration of Cultural Property) ise acil durum hazırlığında önemli bir yeri olan aşağıda bahsedeceğimiz eğitim programını hazırladı.

SARAT’ın Arkeolojik Varlıkların Korunması ve Kurtarılması eğitiminde kullanılan risk tablolarından biri.

Afet Risk Yönetimi Döngüsü ve Kültürel Mirasa

İlk Yardım Kültür varlıklarının başına gelebilecek afet ve felaketleri mümkünse önleyebilmek ama bu imkansızsa olay sırasında ve sonrasında panik ve kargaşaya yol açmadan önce insanları sonra da kültür varlıklarını emniyet altına almak ve zararı en alt seviyede tutabilmek için üç aşamalı bir hareket planı kullanılmaktadır ve buna afet risk yönetimi döngüsü denir.

Afetten Önce: Risk Önleme ve Zararları Hafifletme

Risk yönetiminin başlangıç aşaması olan bu çalışmalar herhangi bir afet öncesinde yapılan tüm risk değerlendirmelerini ve olası tehditlere karşı alınacak önlemleri içerir. İyi bir acil durum planlaması ile riskler azaltılabilir veya tamamen ortadan kaldırılabilir. Risk azaltma çalışmalarının başarılı olması için afetten önce tamamlanmış ve güncel tutulan ve uygulanabilir bir acil durum planının hazırlanmış olması gerekir.

Afet Sırasında: Acil Durum Hazırlık ve Müdahale İşlemleri

Genellikle acil durumun ya da afetin meydana gelmesinden sonraki 72 saat “afet sırasında” aşaması olarak kabul edilir. Bu üç günlük zaman dilimi hem insan hayatı kurtarmak hem de zarar görmüş kültürel miras alanını güvenlik altına almak ve kurtarma işlemleri için altın saatlerdir. Bu dönemde acil durum planında belirlenmiş müdahale işlemleri uygulamaya konulur. Örneğin kurtarma malzemeleri bir araya getirilir, kurtarma istasyonları ve güvenli depolama alanları belirlenir ve oluşabilecek yeni riskleri hesaplayıp azaltmak gerekebilir.

SARAT’ın Arkeolojik Varlıkların Korunması ve Kurtarılması eğitiminde kullanılan risk tablolarından biri.

Afetten Sonra: Hasar Tespiti ve İyileştirme

Afet risk yönetimi döngüsünün son aşamasında acil kurtarma, belgeleme, hasar tespiti işlemleri yürütülür, hasarlı eserlerin, mekanların ve yapıların mümkün olan tamirleri yapılarak müze, galeri, arşiv, kütüphane ya da arkeolojik alanın normal işleyişine döndürülmesi hedeflenir. Genellikle erişim ve güvenlik sorunları ve kaynak yetersizliği nedeniyle bir afetten hemen sonra tespit ve belgeleme yapmak mümkün değildir. Bir zaman çizelgesi yapılarak değerlendirme sürecinin hangi aşamalarda gerçekleştirileceğinin planlanması gerekir. Hasar tespiti görsel araştırmalarla başlar ve alanların detaylı incelemesiyle devam eder. Veri ve analizlerin derlenmesi ve kaydedilmesi, uzun süreli koruma sürecine yardım etmenin yanı sıra bu konulardaki geleceğe yönelik çalışmalar için önemli bir kaynak oluşturur. İyileştirme önceliklerine göre gereken uzmanlıklar tanımlanır.

Acil Durum Planı yukarıda özetlenen çalışmalar için yol gösterici bir rehber belgedir. Bu plan bütün olası riskleri dikkate almalı, aynı zamanda beklenmeyen durumlara karşı da yeteri kadar esnek olabilmelidir. Plan aşağıdaki 4 süreci kapsamalıdır:

• Önleme: Tehlikelerin insanlara ve kültürel mirasa verebileceği zararı önlemek veya azaltmak.
• Hazırlık: Bir acil durumla başa çıkabilmelerini kolaylaştırmak için personel eğitimleri. Acil durumda gerekecek malzemeleri depolama ve acil durum irtibat listeleri hazırlama.
• Müdahale: Afet ya da acil durumdan sonra oluşabilecek yaralanmaları önleme ve kayıpları azaltma
• Kurtarma: İşleyişi normale döndüren süreçleri yürütme.
Müzeler sel, deprem, yangın gibi afetlerden çok zarar görebiliyor. Tatbikatlarla yapılan eğitimlerde işlenen konulardan biri yangın geçirmiş bir müzeden eserlerin nasıl kurtarılacağı.

Acil durum planı gerektiği durumda eserlerin tahliyesi için—örneğin söz konusu kurum bir müze ya da galeriyse— gerekli işlemleri de içermelidir. Bu işlemlerin arasında geçici depolama alanlarının belirlenmesi, hangi eserlerin daha önce kurtarılması gerektiğini gösteren öncelik listelerin hazırlanması da bulunmalıdır. Acil durum planı kurumun içinden ve dışından gelen elemanlardan oluşan bir çekirdek kadro tarafından hazırlanır ama etkili olabilmesi için bütün kurum tarafından desteklenmelidir.

Kültür varlıklarıyla bağlantılı kurum ya da alanlarla ilgili acil durum hazırlığının son yıllarda geliştirilen en önemli unsuru uygulamalı eğitimdir. Farklı afet senaryoları ile yapılan tatbikatlar personelin potansiyel tehlikeler ve hasarlı eserlere müdahale konularında bilgilenmeleri sağlar, stres altında ve kısa zamanda karar verme, organize olma, koordinasyon ve dayanışma içinde çalışma becerilerini arttırır.

Acil durum müdahalesinin esaslarını anlayan, deneyim kazanan ve sonrasında bu konuda başkalarını da eğitebilecek kişileri yetiştirmek üzere ICCROM (International Centre for the Study of the Preservation and Restoration of Cultural Property) bir eğitim programı hazırlamıştır. Teorik bilgileri, dünya örneklerini ve acil durum senaryoları üzerinden yapılan tatbikatları içeren ve genelde 3-4 hafta süren bu eğitimler kültürel mirasa ilk yardım fikriyle yola çıkmış ve tıbbi ilk yardımın birçok kavramını kültürel miras kurtarma çalışmalarına adapte etmiştir.

Öncelik sıralaması yapmak ya da tıbbi ilk yardım terimiyle ‘triyaj’ bu kavramların en başında gelir. Triyaj, eserlerin hızlı ve genel değerlendirmeler sonucunda müdahale önceliklerine göre sıralanmasıdır. Triyaj işleminin yapılacağı yer ideal olarak afet bölgesine yakın ve ulaşımı kolay bir nokta olmalı; havadar, akan suyu olan, güvenli bir yerde bulunmalıdır. Eserler daha sonra kurtarma bölgesine taşındıktan sonra daha detaylı değerlendirmeler yapılabilir. Afet sonrası kurtarma sürecinin her aşamasında kayıt tutmak çok önemlidir.

Hasar tespit ya da değerlendirme formaları gerek yapılar için gerek eserler için kullanılır. Bu formların iyi düşünülerek, kurtarma sonrası gerekecek bilgileri içerecek şekilde önceden hazırlanmış olması, nasıl doldurulacağı ile ilgili pratik yapılmış olması gerçek bir afet durumunda işleri çok hızlandırır ve bilgilerin sağlıklı kaydedilmesini sağlar. Kültür Varlıklarına İlk Yardımı Kimler Yapmalıdır? ICCROM öncülüğünde kültür varlıkları için hazırlanan acil durumlara hazırlık ve ilk yardım eğitimleri Hollanda’daki Prince Claus Vakfı, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Smithsonian Enstitüsü, Japonya’daki Ritsumeikan Üniversitesi gibi kurumlar aracılığıyla son beş yılda kültürel miras alanında çalışan arkeoloji, sanat tarihi, mimarlık, antropoloji eğitimli birçok kişiye verilmiştir.

Bu konuda Türkiye’de de çok başarılı bir eğitim çalışması yapılmıştır. İngiltere Kültürel Koruma Fonu’nun (Cultural Protection Fund) desteklediği ve Ankara İngiliz Arkeoloji Enstitüsü (BIAA) başkanlığında Koç Üniversitesi Anadolu Medeniyetleri Araştırma Merkezi (ANAMED) ve Dünya Müzecilik Konseyi İngiltere Şubesi (ICOM UK) ortaklığıyla gerçekleştirilen SARAT projesi (Safeguarding Archaeological Assets of Turkey/Türkiye’nin Arkeolojik Varlıklarının Korunması) kültür varlıkları için afet hazırlığı ve ilk yardımı odağına alan Arkeolojik Varlıkların Korunması ve Kurtarılması online sertifika programını 2019 yılında hayata geçirmiştir. Türkçe ve ücretsiz olan program 5 ünite ve 20 dersten oluşmaktadır. Türkiye’nin her köşesinden ve yurt dışından binlerce kişinin başvurduğu programdan 2019 yılında 3809 kişi mezun olmuştur. 2020 Europa Nostra ödülüne layık görülen SARAT projesinin Arkeolojik Varlıkların Korunması ve Kurtarılması dersi 2020 yaz aylarından itibaren Koç Üniversitesi ANAMED tarafından ücretsiz olarak verilmeye devam edecektir.

Kültür varlıklarına yönelik afetlere karşı hazırlık ve ilk yardım eğitimleri kültürel miras alanında çalışan kişiler tarafından ilgiyle takip edilmekte ve faydalı bulunmaktadır. Ama gerçek bir afet ya da saldırı anında ve sonrasındaki kritik 72 saatte bu kişiler görev yapabilirler mi? Afet yardım görevlileri, güvenlik güçleri, itfaiye gibi profesyonel eğitimli gruplarında arasında müze görevlilerinin, arkeologların ya da konservatörlerin yer alması mümkün müdür? Dayanıklılıkları, fiziksel güçleri yeterli olacak mıdır? Her şeyden önce güvenlik güçleri onların afet alanına girmesine izin verecek midir?

Son dönemde bu sorulara kalıcı cevap olabilecek yeni bir yaklaşım gelişmektedir. Bu, kültürel mirasın Birleşmiş Milletlerin İnsani Yardım Koordinasyon Sistemi içinde ayrı bir sektör olarak tanımlanması ve ele alınmasıdır.

Kültürel miras, acil müdahale evresinde, barınak, lojistik, yiyecek güvenliği, sağlık, su ve hijyen, eğitim gibi temel sektörlerden biri olarak tanımlanırsa kültür varlıklarının güvenliği ve kurtarılması daha kurumsal ve sürdürülebilir bir aşamaya gelecek ve bu süreç içinde kültürel miras alanından gelen eğitimli insanlar acil yardım konusunda uzmanlaşacaklardır. Kültürel mirasın bir insan hakkı olduğu görüşünü benimseyen ve bu alanda bir özel raportör atayan Birleşmiş Milletler (BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği), somut ve somut olmayan kültür varlıklarının afet ve acil durumlarda kurtarılmasının en iyi ve kalıcı çözümünü de kuşkusuz hayata geçirecektir

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Ayasofya'nın "Halk Bilimi"

Ayasofya bir harikadır! Güzelliği ve boyutu büyülüyor ve bir açıklama bekliyor. Nasıl tasarlandı ve nasıl ...

Ayasofya'nın mozaikleri: Propagandif Sanat

Ayasofya’nın mozaikleri son günlerde yine çok gündeme geldi. Aslında son günlerde Ayasofya’nın ...

Ayasofya'da Fossati Kardeşlerin Onarımları ve Yeni Eklemeler

Mimar kardeşler Gaspare (1809-1883) ve Giuseppe (1822-1891) Fossati’nin İstanbul’a yollarının düşmesi, R...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız