Çattepe Höyük

Çattepe Höyük, Siirt ili sınırları içerisinden akan Botan Çayı’nın Dicle Nehri ile birleştiği noktada yer alır. Dicle Nehri bu noktadan sonra güneye doğru akarak Diyarbakır havzasını terk eder. Dolayısıyla Çattepe yerleşmesinin kurulduğu yer Diyarbakır veya Yukarı Dicle havzasının en düşük rakımlı, aynı zamanda Botan Çayı ile birleşme noktasında olduğu için de Dicle nehrinin debisinin en yüksek olduğu yerdir.

Yerleşim yeri her iki nehrin de yüksek debilerine ve aşındırıcı etkilerine karşı yapısını koruyan sert çimentolu yaşlı konglomeralardan meydana gelmiş bir tepe üzerinde yer almaktadır. Ayrıca plato ve havza ekosisteminden dağ ekosistemine geçildiği bir alanda olması nedeniyle de yaşamsal anlamda avantajlı bir konumdadır. Çattepe’nin kuruluşunu etkileyen diğer faktörler göz önüne alındığında yerleşimin akarsulara bağlı ulaşım veya jeopolitik anlamda bir sınır veya kontrol noktası gibi özelliklerinin olduğunu da söyleyebiliriz.

Çattepe Höyük genel görünüm

Yerleşim yerinde bulunan höyük, Geç Roma Döneminde etrafına sur duvarları yapılarak kaleye dönüştürülmüştür. Geç Roma Dönemine tarihlenen kalenin boyutları yaklaşık olarak 250 x 350 metredir. Ancak yerleşim yerinin kuzeyinde bulunan tarlalarda ele geçen buluntular, Geç Roma Dönemindeki yerleşimin kale ile sınırlı kalmadığını kuzeyde bulunan geniş bir alana yayıldığını göstermektedir. Farklı dönemlerde tadilat geçirmiş olan kale duvarlarının korunan yüksekliği bazı alanlarda 10-15 metreye kadar ulaşmaktadır. Kalenin duvar kalınlığı bazı yerlerde 2.5 metre civarında olup, genellikle siyah basalt ve kısmen beyaz kireç taşından yapılmıştır. Özellikle Dicle Nehrine bakan batı taraftaki kule ve duvarlar sağlam durumdadır. Höyüğün kuzeybatısında bulunan kulenin altında küçük bir bölümü açığa çıkartılan erken döneme ait sur duvarları kalenin birkaç farklı kullanım evresine sahip olduğunu göstermektedir. Yerleşimin yaklaşık 3 km. kuzeyinde bulunan bazalt yatakları kalenin inşaası sırasında kullanılmış olmalıdır. Kalenin içinde olasılıkla kuzey tarafta bulunan höyük, Geç Roma Döneminde yapılmış olan kale ve sur duvarları nedeniyle büyük oranda tahribata uğramıştır. Nitekim kültürel dolguların derinliği, höyüğün güney tarafında 3-4 m., kuzey tarafta ise 10-15 metre arasında değişmektedir.  Yerleşim yerinin güney tarafı Dicle ve Botan Nehirlerinin zaman zaman yükselen suları nedeniyle yoğun olarak yerleşilmemiştir.

Çattepe Roma Dönemi surları

Çattepe’nin Ortaçağ Arap yazılı belgelerindeki adı Tell-Fafan olarak geçer. İslâm coğrafyacıları Tell-Fafan’ı bir şehir ve Dicle üzerinde gemi taşımacılığının başladığı ilk yer olarak kabul eder. Bu kayıtlardaki bilgilere göre Botan ve Dicle’nin birleştiği noktada bulunması nedeniyle özellikle 10. yüzyıl boyunca el-Cezire’nin önemli ticari şehir ve limanlarından biridir. Yapılan kazı çalışmalarında Çattepe’nin üst tabakalarında bu döneme tarihlenen çok sayıda yapı ortaya çıkartılmıştır. Ortaçağ Arap yazılı belgelerinde bahsi geçen liman yapısı ise yerleşimin güneybatı tarafında Dicle Nehrinin kenarındadır. Çattepe veya Tell Fafan, yerleşim yerinden ilk bahseden, önemli bir Ortaçağ Arap Coğrafyacısı olan Al- Makdisi’dir (MS 945/946-1000). Arap coğrafyacılarının Tell-Fafan olarak adlandırdıkları yer için Makdisi, “Ceziret-i İbn Ömer’e (Cizre) bir konak (24 saat) mesafede, bahçelerle bezeli, kapalı çarşıları ve kerpiçten evleri bulunan, hayatın ucuz olduğu bir şehir” olarak söz etmektedir. Daha sonra yazılı kaynaklarda uzun süre adı geçmeyen bu yerleşimden, 1836 yılında yaptığı seyahat esnasında, J. Shiel söz etmektedir. Ortaçağ kaynaklarında Tell-Fafan olarak adlandırılan bu yer, Shiel’e göre o zamanlar, “Thil” veya “Til” olarak bilinmektedir. Shiel, “bir tepede küçük bir kale ile küçük bir köy” sözleriyle yerleşimi tanımlar. 1840 yılında bölgeyi ziyaret eden Ainsworth, Yukarı Dicle-Siirt seyahat kayıtlarında bu alan için büyük bir yapay höyükten bahseder. 1861 yılında höyüğü gören Taylor ise bahsi geçen yerleşim için “Köy, höyüğün merkezindeki eski yapılardan temin edilen taşlarla inşa edilmiştir” diye belirtmiştir. 1884 yılında görev için çıktığı gezide Dicle Nehri üzerindeki kelek yolculuğu sırasında buradan geçmekte olan, Duyun-u Umumiye müfettişlerinden Ali Bey, daha sonra kitaplaştırılan notlarında yerleşim yeri için; “Botan Nehri’nin ağzında yarımada biçiminde bir burun üzerinde Til adında bir Hıristiyan köyü vardır. Bu köyün önünde nehir boyu görülen çok büyük duvar kalıntılarından anlaşıldığına göre orası eskiden savunma için yapılmış bir yer imiş” diye belirtmiştir. 19. yüzyılın sonunda Güneydoğu Anadolu Bölgesine giden Lehmann-Haupt’un Till (Çattepe) Köyü için tuttuğu kayıtlar ise şöyledir;” Ev benzeri bir kalenin yıkıntısı ve ağır tahribat dikkat çekiciydi. Yarımada yığılmış kayaçlardan oluşan çok güçlü bir destek duvarına sahiptir.. Batıda Dicle tarafında güçlü bir bent inşa edilmiştir. Till’in duvarları şüphesiz heyelan ve sellerin oluşturacağı tahribata karşı tedbir amaçlı olarak güçlü yapılmıştır”.Höyükle ilgili ilk kapsamlı arkeolojik çalışma ise 1986 yılında C. Lightfoot tarafından yapılmıştır. Lightfoot, yüzeyde görülebilen kalıntıların kayıtlarını tutmuş ve höyük üzerinde bulunmuş olan bir altarın Diyarbakır Müzesine taşınmasını sağlamıştır. Daha sonra 1988-1990 yılları arasında gerçekleştirilmiş olan Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamındaki arkeolojik yüzey araştırmasında höyük üzerinde G. Algaze tarafından detaylı inceleme yapılarak kalenin özellikle Dicle tarafında bulunan duvarları çizilerek belgelenmiştir. Algaze, yerleşimin daha erken tabakalarında Geç Kalkolitik Dönem kalıntılarının ele geçtiğini ancak bunların büyük çoğunluğunun höyüğün güneybatı kısmındaki nehir erozyonuyla tahrip olduğunu belirtmiştir. Ayrıca yerleşimde bulunan kalenin Dicle sınırının bir parçası olduğu ve doğrudan daha eski bir höyüğün üzerine inşa edildiğini, etkileyici dış surların büyük kalıntılarının bugün bile hala görülebildiğinden bahsetmiştir. 2000 yılında ise J. Velibeyoğlu, A. Schachner ve S. Schachner yerleşim yerinde detaylı bir yüzey araştırması gerçekleştirmişlerdir. Çattepe Höyük’te yüzeyde toplanan seramiklerden yola çıkarak bazı kesintiler dışında Geç Uruk’tan Ortaçağ içlerine kadar uzanan bir sürekliliğe dikkat çekmişlerdir. Ayrıca aynı ekip höyük üzerinde bulunan sur duvarlarında ölçümler yapmış, detaylı incelemelerde bulunmuşlardır. Çattepe Höyük üzerindeki bu araştırma ve çalışmalar sonucunda 2009 yılında başlayan arkeolojik çalışmalar 2015 yılında tamamlanmıştır. 

Çattepe Höyük genel görünüm

Höyük ve çevresinden ele geçen buluntular yerleşimin prehistorik dönemlerden günümüze kadar uzun bir süre iskan edildiği göstermektedir. Yüzey buluntusu olarak Halaf ve Ubaid Dönemi boyalıları ele geçmekle birlikte kazılar sonucu bu dönemlere ait tabakalara ulaşmak mümkün olmamıştır. Dicle tarafında bulunan Geç Roma Dönemi surlarının kazı çalışmaları sırasında ortaya çıkartılan geç Uruk Dönemi devrik ağızlı (bevelled rim bowl) kaseleriyle birlikte höyüğün tepesinde bulunan açmalarda ele geçen az sayıdaki ETÇ boyalı (Ninive 5 boyalıları) çanak çömlekleri de in situ olmayıp karışık dolguların arasında ortaya çıkartılmıştır. Höyük üzerinde yapılan çalışmalarda doğu tarafta bulunan yamaç açmalarda MÖ 2. binyıl Orta Tunç Dönemi’ne tarihlenen yapılar ortaya çıkarılmıştır. Botan Nehrine paralel olarak yapılmış olan kalın duvarlara dayanmış, tabanları taş döşeli mekanlar teraslar halinde höyüğün üst kısımlarına kadar devam etmektedir. Bu yapılardan ele geçen çanak çömleklerin çoğunluğu, kızıl kahve renkte (red-brown wash ware) boya astarlıdır.  Ayrıca az sayıda ağız kenarı koyu renk bantlı portakal renkli çanak çömlekler (dark rimmed orange ware) de görülür. Depolama küpleri ve uzun boyunlu küresel gövdeli çömlekler ile çağdaş yerleşimlerden tanınan çeşitli boylardaki omurgalı çanaklar vardır.  M.Ö. 2. Binyıl’ın bir diğer önemli çanak çömlek grubu olan Habur boyalıları ise az olmakla birlikte aynı alandan ele geçmiştir. Yapıların büyük bir bölümü geç dönem yapı temelleri, birkaç su kuyusu ve bir cam atölyesine ait çöp çukurları tarafından tahrip edilmiştir. Kazılan alanlar sınırlı olsa da Çattepe’de büyük bir MÖ 2. binyıl yerleşimi ile karşı karşıya olduğumuz söyleyenebilir. Höyük üzerinde Erken Demir Çağ yivlileri ve Geç Demir Çağ’a tarihlenen boyalı çanak çömlekler bulunmasına rağmen yüzeye yakın olan bu tabakalar büyük oranda tahrip olmuştur. Ilısu Baraj bölgesindeki birçok kazı yerinden bildiğimiz ve triangle ware veya festoon ware olarak adlandırılan boyalı çanak çömlekler Çattepe kazısında da ortaya çıkarılmıştır. Dar ağızlı ve kulplu testi biçiminde olan kapların açık renk astarlı olan yüzeylerine yapılmış çoğunlukla kırmızı boyalı üçgen bezemeler, boyun kısmının hemen altından başlayarak gövdenin altına kadar devam etmektedir. Söz konusu bu çanak çömlekler dışında bu dönemlere tarihlenen mimari tabakaların olmaması, Geç Roma döneminde bu alana yapılmış olan kale ve duvarları için höyüğün farklı yerlerinden toprak taşındığını akla getirmektedir. 

Çattepe Höyük genel görünüm

1989 yılında Çattepe´de bulunmuş ve halen Diyarbakır Müzesi’nde korunan bir sunak, M.S. 2. yüzyıl Geç Roma Dönemine aittir. Antonius Domittianus adlı, Roma ordusun yardımcı birliklerinden emekli olmuş bir askerin Zeus Olympius için yaptırdığı eserin üzerinde Yunanca-Aramice çift dilli yazıt bulunmaktadır. Yazıtta “Ben emekli bir asker olan Antonius Domittianus, tanrıların efendisi Zeus Olympios’a adak adadığım için bu sunağı diktim” yazmaktadır. Sunak, söz konusu yüzyıldan kalma ve bölgenin demografik durumunu anlama açısından oldukça önemli bir eserdir.  Kazılarda ortaya çıkartılan sikkeler ise Lucius Verus (M.S. 161 – 166) ile II. Constantius (M.S. 337-361)  tarihleri arasında olmasına rağmen büyük çoğunluğu II. Constantius dönemine tarihlenmektedir.

Kazı çalışmaları sonucu kaleye ait iki kapı ortaya çıkartılmıştır. Bunlardan birincisi ve olasılıkla ana giriş kapısı kuzey taraftaki surların ortasına gelen bir alana yapılmıştır. Sur duvarının ana toprağa oturduğu tabandan biraz yüksek yapılmış kapı girişinden girdikten sonra kalenin içerisinde her iki tarafında kuzey-güney eksende yapılmış mekanların arasında avlu gibi geniş bir alana ulaşılmaktadır. Bu alanda sur duvarı ile kalenin içindeki yapılar arasındaki boşluk, kale içindeki ana mekanların sur duvarına bitişik olarak değil, biraz daha geride yapıldığını göstermektedir. Olasılıkla kalenin içerisindeki surlardan biraz geride ve yüksekte yapılmış olan mekanlar bu alanda bulunan höyüğün üzerine yapılmış olmalıdır. Kaleye girişi sağlayan diğer kapı ise Dicle tarafında ortaya çıkartıldı. Bu kapı, bir asma köprü ile Dicle Nehrinin batı tarafına geçişi sağlamaktadır. Kapı girişi ile karşı kıyıdaki köprü arasındaki mesafe yaklaşık 60 metredir. Kapının tam karşısında, Dicle nehrinin ortasında bulunan bir taş duvar da muhtemelen bu köprü ayağının Dicle nehrinin karşı kıyısında bulunan diğer ayağı olmalıdır. Günümüzde Dicle nehrinin ortasında kalan batı taraftaki diğer köprü ayağının, Geç Roma döneminde karşı kıyıda karada olduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca bu alandaki sur duvarının içeri çekilerek kavisli bir şekilde yapılmış olması da karayoluyla veya Dicle Nehrinden su yoluyla taşınan malların boşaltma ve yükleme işleminin bu alandan yapıldığını göstermektedir. 

Çattepe´de ortaya çıkartılan kale ve diğer buluntulara göre yerleşim, Geç Roma İmparatorluğu’nun doğu savunma sistemin bir parçasıdır. Bu kale İmparatorluğun doğudaki sınır ve lojistik kalelerinden biri olmalıdır. Kalenin bulunduğu jeopolitik alan kalenin bu alandaki varlığının Romalıların Part ve Sasanilerle olan sınır sorununun bir parçası olduğunu göstermektedir. M.S. 4. yüzyılda doğudaki İran-Sasani İmparatorluğu’nun kültürel ve siyasi etkileri Çattepe’ye kadar ulaşmıştır. Botan Vadisi’nin güneyinde Dicle boyunca Part ve Sasani dönemine ait bazı kaya kabartmaları ve kaya mezarları bu etkinin bölgeye kadar ulaştığının önemli bir kanıtıdır.  Höyük üzerinde bulunan geç Roma Kalesi Roma İmparatorluğu’nun en doğudaki sınır kalelerinden biridir.

M.S 3. yüzyılda Roma gerek dış istilalar gerekse iç çatışmalar yüzünden karışmış ve bu nedenle de doğudaki topraklarının büyük çoğunluğunu kaybetmişti. İmparator Diocletianus bu bölgesel kayıplara bir son verip kaybedilen toprakların birçoğunu geri alana kadar bu döngü sürmüş; bu tarihten sonra da imparatorluk doğuda artık daha aktif bir rol üstlenmiştir. Bu bağlamda özellikle imparator Diocletianus, Geç Roma dönemi Dicle bölgesi tarihinde önemli bir role sahiptir. Çünkü M.S 298’ de Perslerle imzaladığı anlaşma ile Dicle nehrini Persler ile Roma arasında kalıcı sınır haline getirmiştir. Anlaşmaya göre, Romalılar kuzey Mezopotamya ve Armenia üzerinde tekrar söz sahibi oldular ve Amida (Diyarbakır), Nisibis (Nusaybin), Singara ve Cizre’nin (Bezabde) kontrolünü ele geçirdiler. Bu tarihten itibaren bölgedeki Roma mevcudiyeti artmış, yeni kaleler ve yollar inşa edilerek bu sınır bölgesinin güvenlik düzeyi arttırılmıştır. Pafenses ya da Tilli, iki satraplık Arzanene ve Corduene’nin ortasında, kaynakların Regiones Transtigritanae olarak zikrettiği Dicle ötesi bölgede yer almaktadır. Dicle’nin karşı kıyısında olması nedeniyle M.S. 363 yılı öncesinde inşa edildiğinin kanıtıdır. Kaynaklarımızın da Pafenses hakkındaki suskunluğu ise işte bu M.S. 363 yılı anlaşması ile Sasanilere devredilen Ammianus Marcellinus’un belirttiği 15 isimsiz castella’dan biri olması dolayısıyladır. Nitekim Notitia Dignitatum da bunu doğrular mahiyette bilgi vermekte ve Pafenses’deki süvari birliğinin Assara kalesine nakledildiğini yazmaktadır. (Notitia Dignitatum, XXXVI, 26.) M.S. 298 yılı anlaşması ile Roma’nın Dicle’nin ötesine geçtikten sonra burayı korumak adına tıpkı Bezabde gibi Dicle kıyısına inşa edilmiş bir kale olması ve M.S. 363 anlaşması ile de Sasanilere terkedilmiş olmasına rağmen tam olarak hangi yıl inşa edildiği henüz belli değildir. Bu bağlamda Diyarbakır’dan (Amida) başlayarak Yukarı Dicle’den aşağıya doğru uzanan hat üzerinde yer alan Hasankeyf, Silvan, Çattepe, Bezabde ve Nisibis gibi kentler ve kaleler inşa edilmiştir. Olasılıkla bu sınır kaleleri içerisinde Botan ve Dicle Nehirlerinin birbirine karıştığı noktada bulunan Çattepe kalesi aynı zamanda liman olarak kullanıldığı için diğer kalelere nazaran daha stratejik bir konuma sahiptir. Özellikle Dicle tarafındaki sur yapıları yenilenirken bu alana yapılan kapı ve asma köprü kalenin savunma işlevi dışında, Dicle üzerindeki mal aktarımının yapıldığı limanlardan biri olarak inşa edilmiş olduğunu göstermektedir. Eldeki veriler kalenin 2 önemli yapı evresine sahip olduğunu ve bunlardan erken olan yapılaşmanın güney tarafta bulunan liman ve çevresindeki erken kale, diğerinin ise Dicle Nehrinin yatağını değiştirdikten sonra genişletilen ve kısmen kuzey tarafta bulunan höyüğü de içine alacak şekilde büyütülmüş olan kaledir. II. Constantius (M.S. 337-361) dönemine tarihlenen sikkelerin çokluğundan dolayı geç dönemdeki daha büyük kalenin bu imparator tarafından yaptırılmış olduğunu akla getirmektedir. 

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

8000 Yıllık Spatula

Yeşilova Höyüğü Neolitik Dönemine ait IV. Tabakada ele geçen yaklaşık 15 cm. uzunluğundaki spatula, &nb...

Urartu Kralı II. Rusa’nın Kalesi “Kef Kalesi”

Kef Kalesi, Bitlis ili, Adilcevaz İlçesi, Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında yer almaktadır. Kale,  ...

İsrail Kıyılarında 900 Yıllık Haçlı Kılıcı Bulundu

İsrail’in batısındaki Carmel kıyılarında dalış yapan Shlomi Katzin isimli bir dalgıç, deniz kabuklarıyla kaplı bü...