Ege Bölgesinde Ticaret

MÖ yaklaşık 1450 yıllarında, Knossos Sarayı ve birkaç başka yerleşim dışında Girit'teki saray, megaron ve villa yapılarında yangın tahribatı görülmektedir. Nedeni tam olarak bilinmeyen bu tahribat, deniz ticareti ve ekonomisinde bir çöküşe neden olmuştur. Bu dönemden itibaren Ege ve Akdeniz'in materyal kültüründe bir değişiklik görülür ; Minos karakterindeki seramik ve diğer kalıntılar, Girit dahil olmak üzere Ege adaları, Batı Anadolu, Doğu Akdeniz kıyıları, Mısır ve İtalya'da Minos etkileri gösteren yerleşimlerden kaybolmuş ve yerini Kıta Yunanistan kökenli Miken kültür öğeleri almıştır. Bu geçişin birden bire değil, zamanla gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Knossos Sarayı, Girit, Minos Uygarlığı

 

Thera Adası’ndaki Akrotiri yerleşiminde Minos gemilerinin betimlendiği duvar resmi, MÖ 3200-1050

MÖ 2. bin başları, Ege Bölgesi'nde elit tabakanın güçlenmesi sonucu merkezi otoritenin belirgin bir biçimde ortaya çıktığı bir dönemdir. Girit’te, Eski Saraylar Dönemi olarak bilinen bu dönemde yönetsel ve dinsel unsurları bir arada barındıran ilk saraylar inşa edilmiş ve bununla paralel olarak ham madde açısından fakir olan Girit, ham madde arayışı içinde deniz aşırı ticaret ağını kurmaya girişmiştir. Bu nedenle, MÖ 2. binin başlarından itibaren önce Girit’e yakın bir coğrafyada, Orta Minos III-Geç Minos IA dönemlerinde ise (OM III-GM IA, MÖ yaklaşık 1700-1500) Ege Bölgesi'nin dışında Kıbrıs, Mısır ve Doğu Akdeniz’e kadar uzanan bir coğrafyada Girit kökenli “Minos kültürü”nün etkileri gözlenmektedir. Öte yandan, vurgulanması gereken bir nokta, kültürün çıkış yeri Girit olmakla beraber, Minos ya da Minoslu kavramının, kökeni Girit olan etnik bir gruptan ziyade kronolojik ve kültürel bir terim olarak ele alınmasıdır. Sözgelimi, Batı Anadolu’ya ithal olarak gelmiş Minos tipinde seramik örnekleri, Girit’ten gelmiş olabileceği gibi Minos kültürünün etkilerini taşıyan (ve bu nedenle “Minoslaşmış” kelimesi ile ifade edilen) Kiklad Adaları, Rodos ya da Kos adasından da gelmiş olabilir. Bu buluntular, herhangi bir kolonizasyondan ziyade ticaret ve kültürel etkileşim ile bağlantılı olarak değerlendirilmektedir. Aynı durum Minos kültürünün etkilerini taşıyan diğer bölgeler için de geçerlidir.

Batı Anadolu Bölgesi'nde Minos kültürünün en erken ve en yoğun olarak gözlendiği yerleşim yeri Miletos’tur. Yerleşimde, Minos kültürüne özgü en erken seramik örnekleri, Girit’te ilk sarayların yapıldığı MÖ 2. binin başlarına tarihlendirilmektedir. Yanı sıra yerleşimde bulunan gündelik kullanıma yönelik kaplar, mühürler, freskolar ve mimaride de Minos kültürünün izleri görülmektedir. Orta Minos III-Geç Minos IA dönemlerinde seramik başta olmak üzere Minos kültürü ile bağlantılı buluntuların karşımıza çıktığı diğer yerleşimler Knidos, Iasos, Miletos yakınlarında yer alan Tavşanadası ve Kömür Adası, Çeşme-Bağlararası, Bademgediği Tepe ve Troia’dır.

Ayasuluk’ta bulunan Miken kabı (Fotoğraf; Ayasuluk Kazı Arşivi)

Batı Anadolu’nun, zengin maden yataklarına sahip olduğu hâlihazırda bilinmektedir. Sardes civarı ile İzmir’in kuzeyinde Yamanlar Dağı’ndaki Arap Mevkii’nin altın, Biga Yarımadası ve Balya maden yataklarının ise gümüş bakımından zengin olduğu bilinmektedir. Strabo, Hermos (Gediz) ve Pactolus (Sart) Nehir Vadileri ile Troas Bölgesi'ndeki Astyra’nın altın yönünden çok zengin olduğunu yazmıştır. (Strabo 13.1, 23 ve 13.4, 5). Batı Anadolu’nun kuzey kıyılarına kadar yayılan Minos etkileri maden ticareti ile bağlantılı olmalıdır. Anadolu’nun içlerine uzanan Menderes Vadisi’ne hâkim konumuyla Miletos yerleşimi ise, Girit ile Anadolu arasında var olan ve Anadolu metallerinin rol oynadığı ilişkilerde önemli bir rol üstlenmiş olmalıdır.

Ege Bölgesi’nin güneydoğusuna özgü, ana üretim merkezinin Kos Adası olduğu düşünülen "açık zemin üzerine koyu" (Dark on Light) ve "koyu zemin üzerine açık" (Light on Dark) olarak bilinen seramik örnekleri, yine Minos seramiğinin dağılımına benzer bir şekilde Batı Anadolu kıyı yerleşimlerinde karşımıza çıkmaktadır.

Troia Antik kentinin havadan görünümü (Fotoğraf Aykan Özener)

Yine aynı dönemde, Batı Anadolu’nun özellikle orta ve kuzey kesimlerinde, Kıta Yunanistan ile bağlantılara işaret eden buluntular da mevcuttur. Kıta Yunanistan’ın Peloponnes, Attika ve Teselya bölgelerinden, Aegina Adası’ndan ve Kiklad adalarından Keos’un Ayia Irini yerleşmesinden bilinen “mat boyalı seramik” örnekleri, Liman Tepe ve Troia yerleşimlerinin Orta Tunç Çağı tabakalarında açığa çıkarılmıştır. Kap formları amphora ve pithos tipinde olan Liman Tepe’nin mat boyalı seramik örnekleri, bu tip seramiğin ana üretim merkezi olduğu düşünülen Aegina Adası örnekleri ile benzer olup, bu dönemdeki bağlantılara işaret eder.

MÖ 2. binin ilk yarısında Kıta Yunanistan başta olmak üzere, Ege Bölgesi'nde görülen ve “Minyas Seramiği” olarak adlandırılan gri seramik örneklerinin bazı formları Batı Anadolu’nun bazı kıyı yerleşimlerinde de (Troia, Panaztepe ve Liman Tepe) karşımıza çıkmaktadır. Fakat Batı Anadolu’da, Ege Bölgesi'nde görülen “Minyas” örneklerinden daha önce ortaya çıkan ve Anadolu gri seramik örnekleri olarak isimlendirilen bir seramik grubu mevcuttur. Anadolu gri seramik örnekleri, MÖ 2. bin boyunca İzmir bölgesi dâhil olmak üzere, Batı Anadolu’nun kuzey kesimlerinde, özellikle de Troas Bölgesi'nde yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. “Minyas” seramik örnekleri Geç Tunç Çağının başlarında ortadan kaybolurken Anadolu gri seramik örnekleri kesintisiz bir biçimde Arkaik Döneme kadar varlığını sürdürmüştür. Söz konusu Anadolu Gri seramik örnekleri, Geç Tunç Çağında Kıbrıs ve Doğu Akdeniz bölgelerinde de bulunmuş olup, geliş yerlerinin Batı Anadolu olduğu yapılan analizlerle anlaşılmıştır. Bu da, Batı Anadolu’nun bu dönemde kendi seramik örneklerini deniz aşırı bölgelere ihraç ettiğini göstermektedir.

Üzerinde Linear B yazısı olan kil tablet, MÖ 1400, Knossos

Orta Tunç Çağı sonu-Geç Tunç Çağı başı, ya da Kıta Yunanistan'ın göreceli kronolojisine göre Orta Hellas Dönemi (OH) sonu - Geç Hellas I Dönemi (GH I) başlarında Kıta Yunanistan'da bazı merkezî güçlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Buna en açık kanıt Mykenai yerleşiminde ortaya çıkartılan zengin kuyu mezarlarıdır. Bu dönem ile beraber Kıta Yunanistan'da ortaya çıkan merkezî güçlerin de katkısıyla Kıta Yunanistan kökenli “Mikenler”in yavaş yavaş deniz ticaretinde küçük de olsa bir rol oynamaya başladıkları görülür. Geç Tunç Çağının başlarında (MÖ yaklaşık 1600-1450 yılları arasında ya da Girit’in göreceli kronolojisine göre Geç Minos IA-B dönemlerinde) Kıta Yunanistan'ın deniz ticaretinde küçük çaplı bu gelişimine karşı, Girit kökenli Minos deniz gücünün ve yayılımının dorukta olduğu görülmektedir. Girit'in Yeni Saraylar olarak adlandırılan bu döneminde, Mısır yazılı belgelerinde Girit ile özdeş olduğuna neredeyse kesin gözüyle bakılan "Keftiu ülkesi" ve "Keftiu gemileri" terimleri yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemde özellikle Filistin-Tel Kabri ile Mısır-Tel el Dab’a yerleşimlerinde freskolardan küçük buluntulara, Minos etkilerine işaret eden çok sayıda buluntu açığa çıkarılmıştır. Doğu Akdeniz’e kadar uzanan Minos bağlantılarının yine metal ticareti üzerinden döndüğü düşünülmektedir. Bu dönemde, Mısır’ın Teb kentinde yer alan Rekh-mi-re mezarının duvar resimlerinde Minoslu tüccarların, “öküz gönü biçimli külçeler” ile tasvirlenmesi de buna işaret etmektedir. Ege ile Doğu Akdeniz bölgeleri arasında gerçekleştirilen deniz ticareti ile ilgili belgelere sahip olan Mari arşivlerinde, kalay ticareti ile ilgili bir tablet, kalayın geliş yeri konusunda bazı ipuçları vermektedir. Mari kralı Zimri-Lim zamanına, yani MÖ 18. yüzyılın başlarına tarihlendirilen tablette yazılanlara göre Babil ve Susa'dan belirli miktarlarda gönderilip Mari'de toplanan kalay Katna, Hazor ve Laish/Dan'a, oradan Ugarit'te yaşayan Giritli bir aracıya (Kaphtor), Ugarit'ten de Girit olduğu düşünülen ‘Kaptorite’e gidiyordu. Söz konusu tablete göre kalayın doğudan (olasılıkla Afganistan’dan) batıya gittiği anlaşılmaktadır.

MÖ yaklaşık 1450 yıllarında, Knossos Sarayı ve birkaç başka yerleşim dışında Girit'teki saray, megaron ve villa yapılarında yangın tahribatı görülmektedir. Nedeni tam olarak bilinmeyen bu tahribat, deniz ticareti ve ekonomisinde bir çöküşe neden olmuştur. Bu dönemden itibaren Ege ve Akdeniz'in materyal kültüründe bir değişiklik görülür ; Minos karakterindeki seramik ve diğer kalıntılar, Girit dahil olmak üzere Ege adaları, Batı Anadolu, Doğu Akdeniz kıyıları, Mısır ve İtalya'da Minos etkileri gösteren yerleşimlerden kaybolmuş ve yerini Kıta Yunanistan kökenli Miken kültür öğeleri almıştır. Bu geçişin birden bire değil, zamanla gerçekleştiği anlaşılmaktadır.

Mısır’ın El Amarna kentinde açığa çıkarılan arşivlerde, Mısır’ın 18. Sülale firavunlarından III. Amenophis ile Arzawa Kralı Tarhundaradu arasında gerçekleşen yazışmaları içeren ve “Arzawa Mektupları” olarak bilinen mektuplar ele geçmiştir.

Takip eden Geç Hellas III A2 Döneminde (Geç Hellas IIIA2 Dönemi, MÖ 14. yüzyıl) güçlü saray ekonomisi ve yoğun deniz aşırı ilişkileriyle, Miken kültürünün dorukta olduğu dönem olarak kabul edilmektedir. Batı Anadolu da dâhil olmak üzere Miken seramiğinin en geniş yayılım gösterdiği bu dönemde Sicilya’dan Mısır’a ve Doğu Akdeniz’e kadar olan çok geniş bir coğrafyada Miken seramikleri ele geçmiştir.

Geç Hellas IIIA2 döneminden itibaren Batı Anadolu kıyılarında görülen ve nehir vadileri ile Anadolu’nun iç kesimlerine kadar yayılan Miken seramik örnekleri, Minos seramik örneklerinden çok daha geniş bir yayılım alanına sahiptir. Miken kültürü ile ilgili buluntuların ele geçtiği önemli yerleşim ve mezarlıklar; kuzeyde Troas Bölgesi’nde yer alan Troia yerleşimi ve Beşiktepe mezarlığı, İzmir bölgesinde yer alan Panaztepe yerleşimi ve mezarlığı, Bakla Tepe mezarı, Liman Tepe ve Bademgediği yerleşimleri, Aydın bölgesinde yer alan Kadıkalesi ve Miletos ile daha iç kesimde yer alan Çine-Tepecik yerleşimleri, Muğla bölgesinde yer alan Pilav Tepe mezarı ve Müsgebi mezarlığı olarak sıralanabilir. MÖ 2. binin ilk yarısında karşımıza çıkan Minos seramik örnekleri gibi Miken seramik örnekleri de, Batı Anadolu’nun yerel seramik örneklerine nazaran çok daha az bir orana sahip olup ticari faaliyetler ve bunun sonucunda ortaya çıkan etkileşim ile bağlantılı olmalıdır. Özellikle Geç Hellas IIIA2- Geç Hellas IIIB dönemlerinde (MÖ yaklaşık 14.-13. yüzyıllar) Batı Anadolu kıyı yerleşimleri ile Doğu Ege adalarında, yoğun ticari ilişkiler sonucunda Miken kültüründen etkilenilmiş ve Miken tarzında gömme adetleri ve seramiği, var olan yerel kültüre uyarlanarak Doğu Ege-Batı Anadolu ara yüzü olarak bilinen karışık bir kültür ortaya çıkmıştır. Bölgeye ithal olarak gelen Miken seramiklerinin yanı sıra, yerel olarak üretilen örnekler de mevcuttur. Bu yerel örnekler, bölgeye has bazı karakteristik form ve bezemelere sahiptir. Yerel seramik formları üzerinde Miken stilinde bezemelerin görüldüğü örnekler ile gri seramik gibi Batı Anadolu’nun kendi karakteristik hamur grupları kullanılarak üretilmiş Miken seramik formları da mevcuttur. Ayrıca Batı Anadolu'da Miken seramiğinin en yoğun olarak bulunduğu bu dönemde, gömme adetlerinde karşımıza çıkan kozmopolit yapı dikkat çekicidir. Örneğin Miken stilinde kaya mezarlarına sahip Müsgebi’de bir Anadolu geleneği olan kremasyon ile beraber inhumasyon gömmelere de rastlanmaktadır. İzmir bölgesinde yer alan Panaztepe yerleşiminin mezarlığında durum daha da ilginçtir; kremasyon ve inhumasyonların bir arada bulunduğu mezarlıkta küp mezarlar, taş sanduka mezarlar, Miken kültüründen bilinen tipte tholos mezarlar gibi farklı mezar türleri karşımıza çıkmaktadır. Bu karışık kültür, mezar eşyalarının çeşitliliğinde de kendisini göstermektedir.

Minos ve Miken seramikleri Akdeniz Bölgesi'nde böylesine geniş bir yayılım alanına sahipken Ege dünyasında Yakın Doğu seramiklerinin fazla bulunmaması, bu dönemde gerçekleştirilmiş olan ticaretin doğası ile ilgilidir. Ege dünyasına doğudan gelen bakır, kalay, altın, tekstil, fildişi gibi materyaller, taşıma kapları gerektirmemektedir. Miken kültürüne özgü bir yazı türü olan Linear B karakterinde yazılmış tabletlerde adı geçen bu malların Sami kökenli isimlere sahip olmaları da, doğudan geldikleri fikrine somut bir kanıt oluşturmaktadır. Bu bağlamda seramik, eski ticaret rotalarının belirlenmesi açısından oldukça yanıltıcı olabilmektedir çünkü ticaretin asıl kısmını oluşturan şarap, tahıl ürünleri, zeytinyağı, baharatlar, ahşap, değerli taşlar (örneğin lapis lazuli, akik, kehribar), tekstil ürünleri, boya maddeleri ve fildişi gibi materyallerin çok büyük bir kısmı zaman içinde bozulup kaybolduklarından günümüzün arkeolojik kontekstlerinde bulunamamaktadır. Aynı durum metaller için de söylenebilir. Farklı coğrafyalardan getirilen ham metallerin yerli stillerde işlenmesinin yanı sıra işlenmiş bir metalin eritilip yeniden kullanılması eski çağlardan bu yana süregelmiş bir olaydır. Metal buluntular bu nedenle yerleşim alanlarından ziyade yeniden kullanımın gerçekleşmediği mezarlarda daha yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu tipte malların ticarette sahip olduğu önemli pay ancak yazılı belgeler, duvar boyaları ve gemi batıkları sayesinde öğrenilebilmektedir. Bu bağlamda, Antalya’nın Kaş ilçesi yakınlarında bulunan Uluburun batığı, Geç Tunç Çağında gerçekleşen ticaretin doğası ile ilgili çok önemli bilgiler sağlamıştır.

MÖ 2. binde gerçekleştirilen ticaret faaliyetleri ile ilgili olarak Ugarit ve Amarna'da bulunan çivi yazılı belgelerden önemli bilgiler elde edilmiştir. Knossos, Pylos ve Thebes’te, yanı sıra Mykenai (Mycenae), Tiryns ve Chania’da bulunmuş ve MÖ 14-13. yüzyıllarda kullanılmış olan, Miken kültürüne ait Linear B karakterindeki yazılı belgelerden de hatırı sayılır bilgiler elde edilmektedir.

Yine aynı dönemde, Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşa’da bulunmuş olan yazılı belgelerden Batı Anadolu’nun politik yapısı hakkında önemli bilgiler elde edilmiştir. Bu belgeler, çekirdek bölgesi Gediz ve Büyük Menderes nehirleri arasında olan Arzawa adında bir krallıktan söz etmektedir. Yine belgelerden, krallığın başkentinin, bugünkü Efes kentine lokalize edilen Apaşa olduğu anlaşılmaktadır. Mısır’ın El Amarna kentinde açığa çıkarılan arşivlerde, Mısır'ın 18. Sülale firavunlarından III. Amenofis ile Arzawa Kralı Tarhundaradu arasında gerçekleşen yazışmaları içeren ve “Arzawa Mektupları” olarak bilinen (EA 31 ve EA32) iki mektup ele geçmiştir. Bu mektuplar, MÖ 14. yüzyılın ilk yarısında Arzawa Krallığı’nın, Mısır ile politik yazışmalara girebilecek kadar güçlü bir devlet haline geldiğini gösterir. III. Amenofis’in Teb yakınlarındaki Kom el Hetan’da yer alan ölü tapınağında, firavunun heykellerine ait beş adet kaide bulunmuştur. Bu kaidelerden birisi Girit ve Kıta Yunanistan’daki yer isimlerini içerir. Bu listede adı geçen yer isimlerinin Mısır firavunu III. Amenhophis’in hâkimiyeti sırasında Mısır’dan Ege Bölgesi’ne yapılan ticarî yolculuklar sırasında kullanılan rotayı gösterdiği düşünülmektedir. Ege Bölgesi’nde Mısır firavunu III. Amenophis ve karısı kraliçe Tiyi’ye ait buluntular Kıta Yunanistan ve Girit’teki yerleşimlerin yanısıra Rodos'ta Ialysos’tan ve Batı Anadolu’da Panaztepe’den bilinmektedir.

MÖ 14. yüzyıl sonlarında II. Murşili’nin Arzawa Krallığı'nı yıkıp yerine vasal krallıklar oluşturmasına rağmen, Batı Anadolu’nun deniz aşırı ticari ilişkileri takip eden yüzyılda da devam etmiştir. Buna en güzel örnek, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz’de MÖ 13-12. yüzyıllara tarihlendirilen kontekslerde bulunan Batı Anadolu kökenli gri seramik örnekleridir. Eldeki verilerden, Batı Anadolu yerleşimlerinin Geç Tunç Çağında, içinde bulunduğu ticaret ağının Ege Bölgesi'nin sınırları dışına, Kıbrıs, Doğu Akdeniz ve Mısır’a kadar uzandığı anlaşılmaktadır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız