Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölgelerden biri olan Luviya coğrafi yer adından türemiştir. ‘Hititçede’ anlamına gelen ve yine Hattuşa hükümetine bağlı bir bölge olan Neşa kentinden türeyen nesili ve Hattuşa’nın kendi dilinde, ‘Hatticede’ anlamına gelen, Hititçe hattili kelimeleri, Luviler, Hititler/Neşalılar ve Hattilerin her birinin, farklı sebeplerle, Hattuşa Krallığı'ndaki en önemli etnik grup unvanına sahip olabileceğini düşündürür. Hitit Krallığı/Hitit İmparatorluğu gibi yaygın biçimde kullanılan terimler yanıltıcı olmakla birlikte, çok etnik yapılı bir devlet olarak Hattuşa Krallığı teriminin kullanılması daha doğrudur.

Boğazköy’de bulunan taş stelde Kral III. Tuthaliya’nın eşi Kraliçe Puduhepa sunak önünde tapınıyor. İstanbul Arkeoloji Müzeleri

Boğazköy / Hattuşa’da bulunan çiviyazılı arşivler, içlerinden biri Hititçenin yakın akrabası olan Luvice olmak üzere, yedi farklı dilde yazılmış metinlerden oluşur. Hititçe ve Luvice dillerinin her ikisi de Hint-Avrupa dil ailesinin Anadolu dilleri grubuna dâhildir. Uzun yıllar boyunca Hititlere odaklanmış olan bilim dünyasında, Luviler mütevazı bir yere sahip olsalar da, bu durum şimdilerde değişmektedir. Bu geçmiş önyargı büyük ölçüde, terminolojik kullanım özelliklerinin, komşuları Luvilere kıyasla, Hititlere verdiği haksız destekten kaynaklanmaktadır.

Luvilerin kendilerini nasıl adlandırdıklarını bilmek mümkün değilse de Hititçe metinlerin arasına yerleştirilen bazı Luvice kesitlerde Hititçe bir terim olan ve ‘Luvicede’ anlamına gelen luwili sözcüğü yer almaktadır. Hitit Kanunları’nda pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesinin, Hattuşa hükümetine bağlı bölgelerden biri olan Luviya coğrafi yer adından türetildiği kabul edilmektedir. Bu bağlamda ‘Hititçede’ anlamına gelen ve yine Hattuşa hükümetine bağlı bir bölge olan Neşa kentinden türeyen nesili terimiyle karşılaştırılabilir. Hattuşa’nın kendi dili ise, ‘Hattice’de’ anlamına gelen, Hititçe hattili kelimesidir. Bu dil, diğer diller gibi Hitit arşivlerinde yer alsa da, bir Hint-Avrupa dili değildir ve genetik olarak Hititçe veya Luvice ile akrabalığı bulunmamaktadır.

Tam tersine, Hattuşa Krallığı'yla Neşa dilini ilişkilendiren ancak Luviya veya Hattuşa dillerini ayıran nedir? Bunun nedeni aslında Hattuşa arşivlerinde bulunan çiviyazılı metinlerdeki Hititçe / Nesice baskınlığıdır. Ancak bu görüş, geçerliliğinin çoğunu Hattuşa’da yoğun olarak kullanılan bir başka yazı sistemi olan ve Luvice ile özel olarak ilişkili olan Anadolu hiyerogliflerinin ortaya çıkışıyla kaybetmiştir. Mevcut Luvice metinler arasında son Hattuşa krallarından IV. Tuthaliya ve II. Şuppiluliuma’ya ait uzun hiyeroglif yazıtlar bulunmaktadır. Ayrıca, Hattuşa’nın yıkılışı ve terk edilişi sonrasında Hititçe yok olurken, Luvice hayatta kalmıştır.

Güneykale yazıtlı ve tasvirli havuz yapısının 2.nolu odası. II.Suppiluliuma’nın Batı Anadolu seferinin de yazıldığı taş anıt-yapıda; Güneş-Tanrısının kabartması ve II.Suppiluliuma’nın yazıtlı kabartması bulunmaktadır. 6 satırlık Anadolu hiyeroglifli yazıtta: Batı Anadolu’da yeralan Wiyanawanda, Tamina, Lukka, Masa ve Ikuna”, “Tarhuntassa bölgesi” ve “Askeri Seferler”; “İdari Önlemler” ve “Dini Görevler”in içeriği ile “Hitit egemenliği altındaki yerel kraliyet altyapısının düzenlenmesi” hususundaki uygulamalar anlatılmaktadır. Boğazköy Hattuşa Çorum © Aykan Özener

Çiviyazılı metinlerin çözümlemeleri dahi, artık Hattuşa’da yaşayan halkın tamamının ya da büyük çoğunluğunun Hititli olduğu konusundaki varsayımı desteklemez. Dolayısıyla metinlerde bahsi geçen Hattuşa krallarının neredeyse yarısının Luvi kökenli isimlere (diğerlerinin çoğu Hattice) sahip olduğu düşünülmektedir. MÖ 14. yüzyılın başlarına tarihlendirilen Hititçe idari metinler, sarayda bazı durumlarda Luvice kullanımını öngörmektedir. MÖ 13. yüzyıla gelindiğinde, krallığa bağlı arşivlerde ortaya çıkan Hititçe metinler, çok sayıda Luvice kelime ve cümle içerir. Hattuşalı yazmanların, Hititçe ve Luvice arasındaki farklılıkların büyük ölçüde bilincinde olduklarını, metinlere yerleştirilen Luvice karakterleri çoğu kez farklı birer işaret ile (izah çivisi/Almanca Glossenkeile) belirtmelerinden anlıyoruz.

Yukarıdaki tartışmadan, Luviler, Hititler/Neşalılar ve Hattilerin her birinin, farklı sebeplerle, Hattuşa Krallığı'ndaki en önemli etnik grup unvanına sahip olabileceği sonucu çıkmaktadır. Dolayısıyla, Hitit Krallığı/Hitit İmparatorluğu gibi terimler, yaygın biçimde kullanılmaya devam edecek olsalar da tam anlamıyla yanıltıcıdırlar. Burada anlaşılması gereken önemli unsur; Hattuşa Krallığı'nın çok etnik yapılı bir devlet oluşudur.

Luvice Metinler

Antik Luviya’nın konumu bilinmemekle birlikte, bazı akademisyenler Hitit Kanunları’nın geç döneme tarihli bir kopyasında Luviya teriminin Arzava ile yer değiştirmesinden yola çıkarak, bu kentin Batı Anadolu’daki Arzava ülkesi ile aynı yer olduğunu öne sürerler. Bana göre bu varsayım ihtimal dışıdır, öyle ki Luviya, Hitit Kanunları’nın erken uyarlamalarının yazıldığı MÖ 15. yüzyılda zaten Hattuşa Krallığı'na bağlıydı ve bu dönemde Hititçe tarihsel metinlerinde de gösterildiği gibi, Arzava, MÖ 14. yüzyılın sonlarında Kral II. Murşili tarafından fethedilene kadar Hattuşa’dan bağımsızdı. Kanunları kopyalarken Luviya yerine Arzava yazan kişinin, bu kelime MÖ 14. ve 13. yüzyıllarda artık kullanımda olmadığından, Luviya’nın asıl konumunun neresi olduğunu bilmeden yazdığı düşünülür.

Malatya-Aslantepe kent duvarı kabartmasında Kral Sulumeli arabasından inen Göğün Hava Tanrısına kurbanlık boğadan aldığı kanı sunuyor. Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Dolayısıyla Luvice konuşulan bu bölgenin tespit edilmesindeki ana ipucumuz Luvice metinlerin çözümlemeleri olmuştur. Mevcut Luvice malzemenin neredeyse yarısının çivi yazısına aktarımı, Ön Asya’nın güneybatısında (Çukurova ve yakınındaki bölgeler) yer alan Kizzuvatna’daki Luvice büyü metinlerinden oluşmaktadır. Özel bir lehçe ile oluşturulmuş bu metinler (Kizzuvatna Luvicesi) Hurrice ve Sami dillerinden gelen pek çok alıntı kelime içerir. Bunlar daha çok Hitit dinsel törenlerinin içinde yer alan ve bazen anlaşılması kolay olmayan büyü metinleridir. Bu tarz büyü metinlerinin bir örneği şöyledir: ‘Ritüeli yöneten rahip; görüntüsüne, etine, kemiklerine, gücüne, çevikliğine, kirpiklerine, kaşlarına ve ‘kutsal yol’a göre terk edilmesin’. Bazı metinler ayrıca ayrıntılı lanetleme kalıpları da içermektedir, örneğin: ‘her kim ritüelleri yöneten rahibe kötülük yaparsa, tanrılar onu sazları ezer gibi ezsin, testislerini parçalasın ve onu ayaklarının altına alsın’.

Aşağı Ülke’de konuşulan ve büyük olasılıkla Konya Ovası ve yakın bölgeleri ile özdeşleştirilen Luvicenin farklı bir türü, yalnızca bir avuç dolusu kelime ve cümle aracılığıyla tespit edilmiştir. Luvice kesitlerin büyük bir kısmı, büyük olasılıkla Sakarya Nehri vadisinde bulunan İstanuva kentinde orta çıkan metinlerin içine yerleştirilmiş halde bulunmuştur. Bunların çoğu şenliklerin önemli bölümlerinde söylenen şarkıların ilk satırlarını oluştururlar. Konuları çok çeşitlilik gösteren bu şarkılardan biri şu satırla başlar: ‘Vilusa’nın sarp kayalıklarından geldi’, burada Vilusa, Homeros’un İlyada’sında geçen Truva kenti ile eşleştirilmektedir. Bu örnek, Luvi dilini konuşanların Truvalılar ile iletişim halinde olduklarını göstermektedir.

Hattuşa’daki idari yönetim tarafından kullanılan Luvi lehçesi, İmparatorluk Luvicesi olarak adlandırılır. Geri kalan lehçelerin bir bölümü, krallara atfedilen veya Hitit İmparatorluğu’nun idari yönetimini yansıtan Hititçe metinlerdeki yabancı Luvice kelimelerden oluşur. Diğer bölümü ise çoğunlukla tarihsel içerikli, son Hitit krallarına ait hiyeroglif yazıtlardan oluşurlar. Böylelikle Südburg yazıtı görünüşte, yalnızca bilinen son Hitit kralı ile bir Doğu Anadolu Krallığı olan Tarhuntassa arasındaki askeri sözleşme için doğrudan kanıt niteliğindedir: ‘Tarhuntassa kenti topraklarında, düşmana boyun eğdirdi ve onu fethetti. Atalar eskiden kimseye … yapmadı, (ama) Büyük Kral Şuppiluliuma düşmana boyun eğdirdi. Tarhuntassa kentine boyun eğdirdi ve liderini ortadan kaldırdı’. İmparatorluk Luvicesinin, Demir Çağına ait hiyeroglif yazıtlarda yansıtılan lehçelerin atasını temsil ettiğine dair inandırıcı sebepler bulunur.

Büyük Kral III. Hattuşili ve Kraliçe Puduhepa’nın isim ve unvanının yazılı olduğu koni biçimli mühür baskısı Çorum Arkeoloji Müzesi

Luvice ve Anadolu Hiyeroglifleri

Anadolu hiyeroglif yazı sistemi, MÖ 2. binyılda, yaygın olarak kullanılan sembol ve piktogramlardan oluşan yerel bir gruptan, kademeli bir şekilde doğmuştur. Anadolu hiyeroglifleri görünüşte oldukça resimsel olmakla birlikte, heceler için ayrı işaretlere, kelimeler için işaretlere ve niteleyici sözcüklere (kelimeleri sınıflandırıcı ve telaffuz edilmesi düşünülmeyen) sahiptirler. Anadolu hiyeroglifleri ile Mısır hiyeroglifleri, düzenlenme prensipleri açısından kabaca benzer olsalar da, birbirinden bağımsız olarak gelişen bu iki sistem birbirleriyle karıştırılmamalıdır.

Daha uzun hiyeroglif yazıtların tümünün Luvice yazılmış olması, bazı akademisyenlerce, bunların, Hititlerin Hititçenin yazılması amacıyla uyarladıkları Mezopotamya çivi yazısına karşılık olarak, Luviler tarafından, Luvice yazmak amacıyla oluşturulduklarının düşünülmesine zemin hazırlamıştır. Bununla birlikte, bir diğer varsayım, hiyeroglif işaretlere atfedilen ses değerlerinin çözümlemelerinden doğar. Bazı hecesel işaretlerin Hititçenin ilk hecelerini yansıttığı ve kendilerine özgü şekilleri olan bu işaretlerin Luvice kelimeler ile bağdaşmadığı anlaşılmaktadır. Buna göre 'el tutma' işareti ta veya da ses değeri ile eşlendirilir çünkü almak fiili Hititçede ta-, Luvicede ise la-‘dır. Buna karşın diğer örneklerde, Hititçe yerine Luvicenin bireysel işaretlerin telaffuzunda kullanılan bir anahtar oluşturduğu gözlemlenir. Buna göre Anadolu hiyeroglif yazı sisteminin gelişiminin hem Hititçe, hem Luvice konuşulan iki dilli bir ortamda gerçekleştiği öne sürülmektedir.

Anadolu hiyeroglif yazıtlarının okunabilen ses işaretleri ile yazılmış erken örnekleri MÖ 14. yüzyıl başlarına tarihlendirilir ve Hattuşa kralları ile onların akrabalarına ait mühürler ile temsil edilirler. Mühürlerde yer alan sesçil yazıtlar normalde kişi adları ile sınırlı olduğundan, Hititçe mi yoksa Luvice mi yazıldığı anlaşılmaz ve prensipte her dilde okunabilirler. Bu, hiyeroglif yazının Hattuşa’da, Mezopotamya çivi yazısına yerel bir alternatif olarak geliştirildiği varsayımı ile tutarlıdır. Çivi yazısı karakterleri son derece soyut olmakla birlikte, okuma-yazma bilmeyen halka güçlükle çağrışım yaparlar, dolayısıyla mühürler ve halka açık anıtlar üzerinde daha az ilgi çekici görünürler. Bununla beraber, Anadolu hiyeroglifleri yerel hükümdarların milliyetçi duygularını doyuruyor olsa da, daha çok yabancı dil gibi algılanırlar.

Anadolu hiyeroglifleri ikincil olarak Luvice ile bağdaştırılabilirler. Bunun sebebi Luvicenin yapısına özel olarak uyarlanması değil de, daha ziyade Luvicenin MÖ 13. yüzyılda Anadolu’da, Hititçeden daha yaygın olarak kullanılmasıdır. Hattuşa İmparatorluğu'nda, yeni oluşturulmuş hiyeroglif yazı sistemi, özel mektup ve iş yazışmalarında kullanılıyorken, çivi yazısının kullanımı büyük olasılıkla idari çevrelerle sınırlıydı. Böyle bir kullanıma dair doğrudan bulgular yalnızca Demir Çağı ile sınırlıdır. Bu varsayım yerel çivi yazısı türleri yok olurken, Anadolu hiyeroglif yazısının Hattuşa İmparatorluğu'nun MÖ 12. yüzyıl başlarında meydana gelen çöküşünden sonra hayatta kalmasını açıklamaya yardımcı olur. Ancak mektuplar ve iş evrakları, kalıplaşmış mühür yazıtlarının aksine, özel bir dilde yazılmalı ve okunmalıydı. Böylece tercih, Hattuşa Krallığı'nın son yüzyılının yerli dili olan Luviceden yana yapıldı.

Luvicenin akrabaları ve komşuları  

Hititçe, Luvicenin en yakın akrabası değildir. Luvice, Hint-Avrupa dillerinin Anadolu dilleri grubunun, Likçe A, Likçe B (Milyan olarak da bilinir), Karca ve belki Sidece ve Pisidceyi de kapsayan bir alt grubuna bağlıdır. MÖ 1. binyılda Ön Asya’nın güneybatısında konuşulan tüm bu diller, alfabetik olarak aktarılarak korunmuşlardır. Aralarından hiçbiri doğrudan Luvice soyundan değildir. Bu bağlamda MÖ 2. binyılda, Anadolu’nun güneybatısında Luvice metinlere rastlanmaması ilginçtir. Öyleyse bu bölgede, Lidce ve Karca dillerinin atası veya ataları olan dillerin önceden Tunç Çağında konuşulduğunu söyleyebiliriz. Luvicenin bir diğer olası yakın akrabası ise bir Batı Anadolu Krallığı olan Arzava’nın dilidir. Arzava’da yerel metinler bulunmasa da, bazı yerel soylu ve hükümdar isimleri, bu dilin, tamamen aynı olmamakla birlikte, Luviceye çok yakın olduğunu ortaya koyar.

Anadolu hiyeroglif yazıtlarının okunabilen ses işaretleri ile yazılmış erken örnekleri MÖ 14. yüzyıl başlarına tarihlendirilir ve Hattuşa kralları ile onların akrabalarına ait mühürler ile temsil edilirler.

Bir grup akademisyen Luvicenin bir lehçesinin Yunanistan’da, Yunanlılar henüz buraya gelmeden, MÖ 2. binyıl başlarında konuşulduğunu ileri sürdüler. Hatta içlerinden bazıları Girit’te bulunan ve deşifre edilmeyen Lineer A metinlerinin, Luvi dilinde yazılmış olabileceğini iddia etti. Doğrusunu söylemek gerekirse Grekçede kullanılan son eklerle Anadolu’ya özgü yer isimleri arasında çarpıcı benzerlikler vardır, örneğin; Grekçe yer isimlerindeki –assos ve Anadolu yer isimlerindeki –assa; Grekçe yer isimlerindeki –inthos ve Anadolu yer isimlerindeki –anda gibi. Ancak ne Grekçe, ne de Anadolulu yer isimlerinde Hint-Avrupa kökenli kelime köklerine rastlanmaz. Dolayısıyla Yunanistan’da Luvicenin alt katmanlarını aramak yerine, Yunanlıların ve Anadoluluların atalarının, yolculuklarının son duraklarında, benzer tipte yerel ve Hint-Avrupa dil grubuna dâhil olmayan dillerle karşılaştıklarını varsaymak daha basit bir yaklaşımdır. Ulaştıkları yerlerde bulunan yerel halkı asimile etmekte başarılı olmakla birlikte pek çok yerel yer adını özgün formlarıyla korumuşlardır.

Luvi ve Hitit toplumlarının MÖ 2. binyılın büyük çoğunluğu süresince yan yana yaşadıkları bilinmektedir. Ancak, Hititler üzerindeki Luvi etkisinin, diğer yöndeki bir etkiden daha yoğun olması dikkat çekicidir. Bu bir ölçüde, Luvi sözlükbilgisinin mevcut aşamasını yansıtır ancak en azından Luvicenin kendine ait ve iyi gelişmiş bir politik ve idari terminolojisi olduğu ve Hititlerden yoğun olarak kelime ödünç almasına gerek olmadığı söylenebilir. Buna göre Luvilerin, Hattuşa Krallığı'nın ortaya çıkışından daha erken bir tarihte karmaşık toplumlar oluşturmuş oldukları düşünülebilir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız