Ilısu Barajı Etkileşim Sahasındaki Dicle Nehri Havzası'nın Diyarbakır- Batman ve Siirt İl Sınırları İçindeki Jeomorfolojik Peyzajı

Arkeolojik yerleşimlerin tespiti ve kültür değerlerinin kurtarılıp belgelenmesi kadar bu yerleşimlerin yer aldığı mekânın ve yakın çevresinin coğrafi özelliklerinin, özellikle jeomorfolojik yapının analizi, oluşum süreçleri ve beşerî yaşama etkilerinin aydınlatılarak kayıt altına alınması da önemlidir. Bu nedenle Ilısu Barajı ve HES Projesi sürecinde baraj havzasının jeomorfolojisine ilişkin çalışmalara ivedilikle ihtiyaç duyulmuştur. Birçok kültür bölgesinde olduğu gibi Ilısu Barajı etkileşim alanında da doğal çevre ve paleo-ortam çalışmalarına dair önemli bir eksikliğin olması, özellikle baraj alanına giren Dicle Nehri Havzası’na ait Holosen Dönemi’ni içeren araştırmaların gerekliliğini ortaya koymuştur.

Bölgedeki uygarlıklara mekân işlevi görmüş yerleşme yerlerinin hangi coğrafi koşullarda ortaya çıktıkları ve geliştikleri, doğal çevreleriyle nasıl bir etkileşime girdikleri araştırılması gereken başlıca konulardandır. En önemlisi Türkiye’nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde uzun vadeli bölgesel kalkınma planının, GAP’ın bir parçası olan, kurulu güç ve yıllık enerji üretim kapasitesi bakımından, Atatürk Barajı, Karakaya Barajı ve Keban Barajı'ndan sonra 4. büyük HES olma özelliğini taşıyan Ilısu Barajı’nın yapımının tamamlanması ve 526m yükseltisine kadar Dicle Nehri Havzası ve kollarının su altında kalması ile coğrafi ve jeomorfolojik bulguların da adı geçen bölgedeki kültür varlıkları gibi su altında kalmış olması nedeniyle jeomorfoloji araştırmalarının gerekliliği ve önceliği gözler önüne serilir.

Bu doğrultuda 2010-2011 yıllarında, Ilısu Barajı’nın Diyarbakır il sınırları içindeki etkileşim alanında, Diyarbakır Müzesi Müdürlüğü’nün başkanlığı ve Prof.Dr.Gülriz KOZBE’nin bilimsel danışmanlığı altında; Prof.Dr. S. KARADOĞAN’IN ise sahada verdiği akademik destekle “Ilısu Barajı ve HES Projesinden Etkilenecek Alanda Diyarbakır-Batman İlleri Arasında Yer Alan Dicle Vadisi ve Yakın Çevresinin Jeomorfolojik Araştırması” başlığıyla bölgenin ilk jeomorfoloji projesi başlatılmıştır (Harita 1, 1 Nolu Saha). Daha sonra 2014-2015 yılları arasında yine aynı bilim heyeti, ‘‘Batman İl Sınırları İçinde Kalan Ilısu Barajı Etkileşim Alanına Dair Jeomorfolojik Tespitler’’; 2016 yılında ise kısa bir dönem ‘‘Siirt İli Sınırları İçinde Dicle Nehri Vadisi ve Botan Vadisi Çevresinde Ilısu Etkileşim Alanının Jeomorfolojik Araştırması’’ adlı araştırmaları bu kez Batman Müzesi Müdürlüğü’nün başkanlığı altında, Yukarı Dicle Havzası Jeomorfoloji Projesi’nin ikinci ve üçüncü etapları olarak gerçekleştirmiştir.

Harita 1. Ilısu Barajı ve HES Projesi Etkileşim Alanı Çerçevesinde Yer Alan Jeomorfolojik Çalışma Sahaları

Anadolu ve Mezopotamya toprakları, yeryüzünde en eski uygarlıkların ve bunlara bağlı yerleşim alanlarının tarih boyunca kesintisiz devam ettiği ve dönemlere göre önemli değişiklikler gösterdiği bir coğrafyada bulunmaktadır. Ayrıca bu kara parçasının Kuvaterner boyunca çok önemli fiziki çevre değişikliklerinin meydana geldiğine ilişkin çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmalara göre arkeolojik yerleşmeler ile doğal çevre şartları arasında sıkı bir ilişki vardır. Yerleşmeler gelişimini, büyüklüğünü ve fonksiyonel özelliklerini önemli ölçüde doğal şartlara bağlı olarak kazanmışlardır.

Yükselti, iklim, yer şekli, bakı, toprak, hidrografya gibi özellikler mekânın tercih kriterlerinde önemli rol oynamış, genel bir tercih sebebi olarak iklimin ve vejetasyon süresinin uygun olduğu, civarında deniz, göl ve akarsu gibi bir hidrografik ünitenin bulunduğu, genellikle düşük yükselti kademesindeki ova tabanları ile çevreleri, uygun yerleşme alanları olarak seçilmiştir. Arızalı ve yüksek bir topoğrafyaya sahip olan Anadolu’da arazinin derin vadilerle yarılması, yüksek eğimli orojenik kuşaklarda kısa mesafeler içerisinde yükselti şartlarının değişmesi gibi nedenlerle yerleşmelerin dağılışı ve nitelikleri çeşitlilik gösterdiği gibi, farklı kültürlerin ve medeniyetlerin doğuşuna da neden olmuştur. Bu bakımdan fiziki şartlar hem neden hem de sonuçtur. Doğal ortam şartları, bileşenleri aynı zamanda söz konusu alanda yaşayan insan topluluklarının yerleşme dokusu ve mimari alışkanlıklarını, konut tipini, kültürel yapısını, yaşam tarzını, geleneklerini, sosyo-psikolojik değerlerini belirleyen birer faktör olmuştur.

İnsanların ve yerleşim alanlarının yeryüzündeki dağılışı her yerde aynı değildir. İnsanın yaşamını devam ettirebilmesi ve ihtiyaçlarını karşılaması birtakım şartlara bağlıdır. Nitekim insanoğlu bu ihtiyaçlarını kolayca karşılayabildiği yerlerde yerleşmiş ve kültürler meydana getirmiştir. Dolayısıyla yerleşme alanlarının yeryüzündeki dağılışına baktığımızda zaman içindeki ihtiyaçlara göre doğal ortamın elverişliliğine paralel bir seyir gösterdiği gözlemlenir. İnsan toplulukları ancak barınabildikleri, ziraat yapabildikleri, suyu kolayca bulabildikleri, uç iklim şartlarından rahatsız olmadıkları, diğer yerlerle kolayca ulaşımlarını sağlayabildikleri veya kendilerini dış tehlikelerden koruyabildikleri alanlara yerleşmişlerdir. Bütün olanaklar kuşkusuz doğal çevrenin fiziki şartlarına bağlıdır. Sonuçta tarih boyunca insanın yaşam alanı, coğrafi şartlara bağlı olarak gelişmiş, değişmiş veya yer değiştirmiştir.

Türkiye’nin en güneyindeki tektonik-orojenik ünitesini oluşturan Kenar Kıvrımları Kuşağı’nda yer alan Dicle Nehri havzası, hem iklim hem de yer şekilleri açısından bir geçiş zonunda bulunmasından dolayı Kuvaterner'de meydana gelen doğal ortam değişikliklerinin şiddetle yaşandığı bir coğrafi konuma sahiptir. Pleyistosen sonu, soğuk iklim dönemlerinden çıkılmasından sonra insanlar, Dicle Nehri’nin geniş yatağı kıyısındaki sekilerde yaşam alanı bulmuşlardır. Dicle Nehri Havzası’ndaki yerleşmelerin kompozisyonunda, birbiriyle ve dönemler arası ilişkilerde kuşkusuz Dicle Nehri’nin yatağında izlediği seyir ve ortam değişikliklerinin etkisi vardır. Dicle Nehri Havzası, genel bir tercih sebebi olarak iklimin ve vejetasyon süresinin uygun olduğu, civarında birçok kolla beraber Dicle Nehri gibi büyük bir su kaynağının bulunduğu, genellikle düşük yükselti kademesindeki ova tabanları ile yerleşmeye en müsait alandır. Hem jeolojik-jeomorfolojik; hem de hidrografik havza özelliğine sahip Dicle Nehri Havzası’nı, fiziksel koşulların hızlı bir değişim ve gelişim süreci yaşadığı, çok farklı morfojenetik sahaları (iklim farklılıkları nedeniyle meydana gelmiş, topografik özellikleri nedeniyle birbirinden ayrılan kuşaklar) kısa mesafeler dâhilinde bünyesinde bulunduran ve aynı zamanda kültürel yapının da heterojen olduğu, sürekli değiştiği ve zenginleştiği bir saha olarak tanımlayabiliriz.

Havzanın Türkiye toprakları içinde kalan bölümü ve çevresi, kültürel yaşam açısından uygun fiziksel şartlara sahiptir. Kuzeydeki kaynak alanlarında morfoloji sarp, arızalı ve dağlık olup Dicle Nehri boğazlar içinde akar. Bu çevredeki sarp kayalıklar ve kalker blokları savunma ihtiyacı duyan uygarlıklar için ideal bir ortam hazırlarken; daha aşağıda bir plato dahilinde kenar kıvrımlarını yararak akan Dicle Nehri'nin alüvyonlarını biriktirmesiyle oluşan verimli topraklar ve gittikçe genişleyen vadi ve ardından Arabistan platformuna ait düzlükler, elverişli iklim ve ulaşım şartlarının da eklenmesiyle insanlık tarihinde yerleşik düzenin oluşmasında ve tarım kültürünün gelişmesinde ev sahipliği yapmıştır. Zira “Bereketli Hilal” olarak anılan ve Yukarı Mezopotamya’nın bir parçası olan bu havza, güneyindeki kurak ve yarı kurak düzlüklere göre çok daha elverişli doğal koşullara sahip olup, uygarlık tarihi açısından sadece Mezopotamya'nın bir parçası olarak değil, aynı zamanda Yakın Doğu kültürleri ile Anadolu kültürlerinin birleştiği, birbirleri ile kaynaştığı yer olması açısından da çok önemlidir. Bu nedenle havzada binlerce yılın birikimlerinin izlerini taşıyan çok sayıdaki arkeolojik kalıntıyı görmek mümkündür.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve özellikle buradaki en önemli akarsulardan olan Dicle Nehri, en eski medeniyetlerin ve bunlara bağlı yerleşim alanlarının tarih boyunca kesintisiz devam ettiği ve dönemlere göre önemli değişiklikler gösterdiği bir coğrafyada bulunmaktadır. Kuzey Afrika’da Nil Nehri’nin anlamı ne ise Ortadoğu’da da Fırat ve Dicle Nehri’nin anlamı odur.   

Ilısu Barajı ve HES Projesi kapsamında kurtarma kazıları yapılan bazı yerleşimlerden; Ziyaret Tepe, Aşağı Salat, Müslüman Tepe, Körtik Tepe, Hakemi Use, Kavuşan Höyük, Salat Tepe ve Hirbemerdon’a bakıldığında ortak bir coğrafi ünite içinde bulunmakta ve aralarında ortak bir morfolojik bağ bulunmaktadır. Bu yerleşimlerin tümü, Dicle Nehri’nin ilk geniş düzlüğe kavuştuğu ve geniş yatağında aktığı geniş tabanlı taşkın vadisi çevresinde bulunmaktadır. Dicle Nehri, Hirbemerdon mevkiinden sonra Raman Dağı Kütlesi ile Mardin-Midyat platoları arasında tekrar dar ve derin bir boğaza girmektedir. Bu durumda nehir ve kolları, Eğil ile Raman Dağı arasındaki havza tabanında şekillendirici bir faktör olur. Yer yüzeyindeki fluviyal aşınım ve birikim süreci yanında yer altı sularının jipsli seriyi eritmesi nedeniyle meydana gelen subsidans (çökme) olayları da sahada etkili olan morfolojik bir süreçtir. Ayrıca havzadaki gölsel tortullar nehir mecrasında zaman zaman farklı nedenlerle meydana gelen alüvyal boğulmayı işaret etmektedir. Tüm bunların söz konusu bölgede yerleşme dokusunu, biçimini ve kompozisyonunu şekillendirdiği gayet açık bir durumdur.

Bismil Çevresinde Karstik Çökme-Erime Dolinleri (a.Çifte Göller, b. Keçki  Gölü ve c. Gre Dimse Dolini)  

Dicle Nehri, kuzey yönünden akış yaparak, Türkiye'deki toplam uzunluğu 523km, drenaj havzası 57.600km2 olup üst sırasını oluşturan kaynağını Hazar Gölü kapalı drenaj havzasının güneyinde, Hazarbaba Dağı'nın (2230m) güney eteklerinden almaktadır. Bu akarsu Maden ilçesinin önünden geçerek, Maden Çayı adını alır ve doğuda Güneydoğu Toroslar’ın derin oyulmuş vadilerinden geçerken, ikinci kaynağı olan Dibni Suyu ya da diğer adıyla Birkleyn Çayı ile buluşur. Daha sonra Diyarbakır şehrinin hemen güneyinde keskin bir dirsek yaptıktan sonra doğuya dönerek havza ekseninde uzunca bir mesafeyi izler. Kuzeyde Güneydoğu Toroslar’dan Ambar Çayı, Kuruçay, Pamuk Çayı, Salat Çayı, Sinan Çayı, Batman Suyu, Garzan Çayı ve Botan Suyu gibi kollar ile güneyde Mardin Eşiği’nden inen ve bol su getiren Savur Çayı, Şeyhan Çayı ve Göksu Çayı gibi akarsular Dicle’ye kavuşmak üzere bu havzaya doğru yönelirler. Böylelikle, havza, gerek vadiler boyunca uzanan geniş alüviyal düzlüklerle ve taraçalarla; gerekse yazın da su taşıyan ırmakları ile bölgenin tarım ve yerleşmeye en elverişli alanlarından birini aynı zamanda, önemli tarihî yolların doğal kavşağını oluşturmaktadır. Karacadağ volkanik kütlesi, oldukça geniş bir alanda geniş bir lav örtüsü oluşturarak kalkan şekilli, belirgin rölyefi oluşturur ve bölgeyi drene eden iki akarsu havzasını, bir başka deyişle, Dicle ve Fırat’ı birbirinden ayırır.

Dicle Nehri’ne kavuşan yan kollar, dönem dönem yoğun alüvyon taşıdıklarından dolayı nehre kavuştukları noktalarda bu malzemeleri biriktirerek birikinti yelpazeleri oluşturmuşlardır. Dicle Nehri’ne kuzeyden kavuşan akarsuların (Ambar Çayı, Pamuk Çayı, Salat Çayı, Sinan Çayı) oluşturdukları yelpazeler, daha geniş ve belirgindirler. Üçtepe, Kavuşan Höyük, Korukçu Tepe ve Aşağı Salat Höyüğü, yarılmış bu birikinti yelpazesi sekileri üzerine kurulmuş yerleşim yerleridir.

Dicle Nehri Havzası’ndaki jeomorfolojik gelişimi kontrol eden birincil etken, bölgesel jeodinamik ve tektonik faktörler iken; ikincisi karstik süreçlerdir. Nitekim Kavuşan Höyük’ün yakın çevresinde görüldüğü gibi (Tepe Depresyonu, Çöltepe ve çevresi) yer altı drenajının etkisi ve alüvyonların altında bulunan jipsli serilerin erimesi nedeniyle kimi yerde çökme dolinleri meydana gelirken; Ziyaret Tepe çevresinde olduğu gibi bazı yerlerde de Dicle Nehri Vadisi genişlemektedir.

Havzanın kuzeyinde, Güneydoğu Toros Dağları’nın hazırlık kuşağı olarak da adlandırılan Kenar Kıvrımları Kuşağı (Silvan-Hazro kıvrım dağları) ile güneydeki Mardin-Midyat Dağları’nın kuzey kanadını oluşturan Gerçüş- Savur Kıvrım Zonu uzanım göstermektedir. Tektonik ve flüviyal gelişmelerin etkisiyle, Dicle Nehri Havzası’na doğru yükselti değerleri dereceli olarak azalmaktadır. Yüksek plato alanlarından Dicle Nehri Havzası’na doğru hafif dalgalı ve eğimli bir alçak plato sahasına doğru bir değişim içine girer. Bu iki kıvrım zonu arasındaki depresyona yerleşen Dicle Nehri (510-650m), yer yer menderesler çizerek, yer yer örgülü bir drenaj göstererek, kimi yerde de temele gömülerek çizgisel bir akış içinde akmaktadır.

Havzada geniş ve yaygın morfolojik üniteyi Pliyo-Kuvaterner dolgu-aşınım yüzeyleri (alçak platolar) oluşturmaktadır. Yaklaşık olarak 600-900 m.’ler arasında gözlenebilen Pliyo-Kuvaterner birimler, Pliyosen sonları ile Kuvaterner başları çökellerine ait olup değişik kökende kaba unsurlu akarsu elemanlarından meydana gelmişlerdir. Dicle ve kollarının eski vadi tabanına gömülmesi, iklim salınımlarının etkisi ile dönemlik olarak meydana gelmiş; iklimde ılımanlaşmanın olduğu dönemlere karşılık gelen buzul sonrası dönemlerde bir vadi tabanı oluşmuş, glasyal (buzul) dönemlerde ise akarsu önceki dolgulara gömülmüş; böylelikle 30-40m. sekileri, 10-15m. sekileri, alçak Holosen sekileri ve güncel sekiler olmak üzere en az dört seki basamağı oluşmuştur.

Dicle Nehri’nin Oluşturduğu Verimli Tarım Arazileri Olan Sekiler                           

Dicle Nehri’nin bölgenin genel eğimi olan kuzey-güney doğrultusundaki akışını değişikliğe uğratan olay, Karacadağ volkanizması ve etki alanıdır. Dicle Nehri, Karacadağ lavlarının oluşturduğu engel nedeniyle Diyarbakır’ın güneyinde keskin bir dirsek oluşturarak yönünü doğuya çevirir ve doğu-batı doğrultusunda, yine geniş tabanlı vadisinde akışını sürdürür.

Batman kentinin güneyine gelindiğinde Dicle Nehri ve çevresinde, yapısal unsurlar ve süreçlere özgü çok çeşitli ve zengin bir rölyef göze çarpar. Saha, tektonizma, kıvrımlar, monoklinal ve yatay yapılar, karstlaşma ve fluviyal etkiler gibi yapısal ve morfojenetik birçok faktör ve süreç tarafından şekillenmiştir. Kuzey-güney yönlü sıkışma hareketinin sonucu olarak düzenli ve birbirine paralel kıvrım zonları görülmektedir. Bu kıvrımlardan, morfolojik yapısı yeryüzünde eşi benzeri az görülen jeolojik-jeomorfolojik bir oluşum olan Gercüş antiklinali, tabanının aşındırılarak boşalması sonucu oluşmuştur.

Gömük Menderesli Vadi, Oymataş Mevkii

Doğu yönünde kıvrımlı morfografik yapılardan Raman ve Gercüş-Softek antiklinalleri arasına kurulan Dicle Nehri Havzası, arkeolojik ve kültürel öğeler açısından son derece zengindir. Başta Hasankeyf yerleşimi olmak üzere kültürel yerbilimleri açısından değerlendirilebilecek, insanlık tarihi ve bölge arkeolojisi açısından son derece önemli ve özgün unsurlar mevcuttur. Bunlar, kaya oyuğu meskenler, kaya altı sığınakları, kale yerleşimleri, kayalık alan yerleşimleri, kaya mezarları, su yapıları, işlikler, silolar ve rituel yapılar olarak tanımlanabilir. Sahanın arkeolojik öğeler açısından bu kadar zengin olması jeomorfolojik yapıyla yakından ilişkilidir. Mevcut kayaçlar mesken yapımına ve alet yapımına elverişli litolojik koşullar sunarken, jeomorfolojik gelişimle dar ve derin yarılmış vadiler de savunmaya elverişli topoğrafyalar oluşturmuştur.

Son yıllarda Ilısu Barajı’nın inşası nedeniyle sık sık gündeme gelen Hasankeyf ve çevresinden bildiğimiz kaya konutlar veya kaya oyuğu meskenler, Kapadokya Vadisi gibi, bu alanın en dikkat çeken jeolojik yapısına özgü niteliklerindendir. Burada, doğanın sağladığı bir ayrıcalıkla basit bir kazıyıcı alet bile kullanarak sığınak veya mesken yapımına uygun formasyonların varlığı söz konusudur. Raman-Gercüş Antiklinali, Garzan-Kendalan Antiklinali ve Dicle-Garzan Havzası’ndaki mağara, doğal kaya altı sığınakları ve kaya konutlarının önemli bir çoğunluğu, bu tür barınakların oluşmasına uygun litolojinin bulunduğu kalker kütlesi üzerinde kurulmuştur. Ayrıca, çok özel koşullarda, bölgede oluşan zengin sileks (çakmaktaşı) oluşumları da Paleolitik Dönem insanını buraya çekmiştir. Zira Dicle Nehri Havzası’nda kaya altı sığınaklarının duvarlarına çoğunlukla kazılarak ve zaman zaman boya ile yapılmış figüratif ve geometrik unsurlardan oluşan duvar resimlerinin varlığı da bize Üst Paleolitik Dönem’le karşı karşıya olduğumuzun işaretini verir.

Hasankeyf Kırsalında Kaya Altı Sığınakları

a-b. Mirdese Vadisi (Hasankeyf); c-d. Nis Tepe (Hasankeyf) Kaya Sığınaklarında Kazıma ve Boyama Teknikleriyle Yapılmış Duvar Resimleri   

a. Kaya Oyuğu Meskenler ve Hasankeyf Kalesi b. Çok Mekanlı Kaya Konutu, Kadırga Mağaraları c. Kalker Kütlesine Oyulmuş Kilise ve Mezar Yapıları d. Kaya Mezarı, Saklı Köy   

Çok Odalı Kaya Konutun  İç Kısmı    

Siirt ili sınırlarındaki Ilısu etkileşim sahasına baktığımızda, sahayı drene eden ve Dicle Nehri’nin bol debili kuzey kollarından olan Başur, Kezer ve Botan çayları bulunur. Kaynaklarını bol yağış alan Güneydoğu Toroslardan alan ve kabaca kuzey güney doğrultusunda konsekant karakterli bu akarsular aynı zamanda ilkbahar aylarında eriyen kar sularından da beslendiklerinden bol su taşırlar ve aynı zamanda aşındırma ve biriktirme faaliyetlerinde etkili olurlar. Burada Dicle Nehri havzası, çeşitli zaman aralıklarında aşınmış veya deforme olmuş kıvrımlı yapı elamanlarıyla bu yapıyı işleyen veya yaran akarsuların oluşturduğu flüviyal şekillerden meydana gelmiştir.

Kezer ve Başur Çaylarının  Gökçedağ Antiklinalinde Açtığı Boğaz ve Belgeleme Çalışmaları, Siirt

Başur Çayı Vadisi Çevresinde Çökelmiş Koyu Renkli Denizel Depolar

Siirt çevresinde yoğun ve aktif tektonizmanın etkisiyle kıvrılma-kırılma hareketleri yanında akarsu aşındırmasına bağlı olarak oldukça arızalı ve engebeli aynı zamanda çok çeşitli bir topografya söz konusudur. Kıvrımların düzenli akarsu aşındırmasının ise hızlı olmasından dolayı sahada Jura tipi kıvrımlı yapı elemanlarına ait birçok şekil ortaya çıkmıştır.

Özellikle jeomorfolojik süreçlerle topoğrafik anlamda yakın çevresine göre daha ideal yaşam alanları meydana getiren Dicle Havzası, diğer elverişli coğrafî faktörlerle birlikte çevresi için cazip bir alan olmuştur. Bu koşullar, Paleolitik Dönem’den itibaren havzayı sürekli bir tercih alanı haline getirmiştir. Holosen’de meydana gelen lokal ya da küresel çevresel değişimlere bağlı olarak yerleşmelerin karakterinde, işlevlerinde ve kompozisyonlarında birtakım değişiklikler olmuştur. Yerleşim üniteleri çoğalmış veya azalmış; akarsu yataklarına yaklaşmış veya uzaklaşmıştır.

Dicle Nehri Havzası’nı güneyden sınırlayan Mardin-Midyat Platosu’nda günümüzde olduğu gibi geçmişte de, akarsuların ve açtıkları vadilerin doğal oluklar oluşturması nedeniyle ürün nakil güzergâhları oldukları söylenebilir. Ayrıca Dicle Nehri önceden beri suyolu taşımacılığında önemli bir fonksiyon üstlenmiştir. Dolayısıyla bu su kenarı yerleşimlerinden daha doğuya ve güneye, Aşağı Mezopotamya Bölgesi’ne bir ürün akışı ve taşımacılığının yapıldığını ve höyük yerleşmelerinin depolama ve aktarma görevlerini üstlenmiş olabileceklerini düşünebiliriz.

Yukarı Dicle Havzası, tarım ve yerleşmeye imkân tanıyan hafif dalgalı jeomorfolojik yapısı, Dicle Nehri’nin alçak ve yüksek taraçalarının verimli topraklara sahip olması, çevredeki bol yağış alan yükseltilerden kaynaklı zengin yeraltı ve yerüstü su kaynakları, konut ve malzeme üretiminde kullanılacak kayaç kaynaklarının varlığı (sileks, bazalt, kalker, kil vs), uzak mesafelere ulaşım ve ulaştırmaya imkân tanıyan hidrografik yapısı, havzanın çevresindeki geniş etki bölgeleri arasında ulaşımı sağlayan merkezliliği, kısacası elverişli bu coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca yoğun ve sürekli yerleşmeye sahne olmuştur. İşte bu nedenle havza, Dicle Nehri ve kollarının özellikle Bismil-Batman arasındaki drenaj alanında yoğunlaşan ve en erkeni Çanak Çömleksiz Neolitik, en geçi Ortaçağ olmak üzere çeşitli dönemleri içeren tabakalara sahip höyükler ile büyük önem taşır.

Diyarbakır Sınırlarında Kalan Dicle Nehri Havzasında Tespit Edilmiş ve Kazısı yapılmış Höyükler

Araştırma sahamıza bir bütün olarak baktığımızda, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin Dicle Bölümü’nde ve kabaca Güneydoğu Toroslar’ın kenar kıvrım kuşağı ile Mardin Eşiği arasındaki depresyonda yer aldığını söyleyebiliriz. Diyarbakır’ın Bismil ilçesi ile Mardin’in Dargeçit ilçesi arasında uzanan, oldukça geniş bir alanı kapsayan Ilısu Barajı etkileşim sahasının tamamı, mücbir sebepler dolayısıyla gidilemeyen bazı kesimler dışında, jeomorfolojik açıdan tümüyle incelenerek belgelenmiştir.

Batman Çayı Kıyısında Kil Deposu Stratigrafisinin Belgelenmesi         

Ilısu Barajı ve HES Projesi etkileşim alanında yer alan Dicle Nehri ve yakın çevresinde tarafımızca 2011-2016 yılları arasında peyderpey yürütülen jeomorfolojik araştırmalarla paleocoğrafik koşulların seyri ve şekli, büyüklüğü, dağılışı ve yerleşim alanları üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amacıyla hem literatürdeki bilgiler bütünleştirilmiş; hem de kapsamlı bir saha çalışması ile tespitler ve değerlendirmeler yapılmıştır. Nitekim kültür varlıkları gibi jeomorfolojik geçmişe dair izlerin de baraj alanının suları altında kalmış olması, gelecekte bunların araştırılıp ortaya çıkarılmasını imkânsızlığı bilinciyle burada kısmen tanıtılmaya çalışılan bu önem taşıyan araştırmalar gerçekleştirilmiştir.

Hasankeyf'in Güney Kesimi

 

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

8000 Yıllık Spatula

Yeşilova Höyüğü Neolitik Dönemine ait IV. Tabakada ele geçen yaklaşık 15 cm. uzunluğundaki spatula, &nb...

Urartu Kralı II. Rusa’nın Kalesi “Kef Kalesi”

Kef Kalesi, Bitlis ili, Adilcevaz İlçesi, Van Gölü’nün kuzeybatı kıyısında yer almaktadır. Kale,  ...

İsrail Kıyılarında 900 Yıllık Haçlı Kılıcı Bulundu

İsrail’in batısındaki Carmel kıyılarında dalış yapan Shlomi Katzin isimli bir dalgıç, deniz kabuklarıyla kaplı bü...