Kanlıgeçit Yerleşimi ve Trakya’da İlk Tunç Çağı

Kırklareli il merkezinin hemen güneybatısında yer alan Kanlıgeçit, Mehmet Özdoğan’ın bölgede gerçekleştirdiği yüzey araştırmaları sırasında 1980 yılında saptanmış ve 1994- 2009 yılları arasında Mehmet Özdoğan ile Hermann Parzinger yönetiminde kazılmış bir yerleşimdir. Burası MÖ 3. binde tipik bir Balkan İlk Tunç Çağı yerleşmesi olarak kurulur, aynı bin yılın ortalarına doğru Anadolu ile olan etkileşim neticesinde hem yerleşim dokusu hem de mimari plan, malzeme ve yapım teknolojisi bakımından köklü bir değişime uğrar. Bu yönüyle Kanlıgeçit; sadece Trakya’da bütünüyle kazılan bir 3. binyıl yerleşimi olarak değil aynı zamanda Anadolu-Balkan etkileşimini anlayabileceğimiz bir yer olarak önemlidir.

Kanlıgeçit, genel görünüm. Kanlıgeçit Arşivi.

Söz konusu değişimin yaşandığı süreçte yerleşim, bölgenin İlk Tunç Çağındaki iç dinamiklerini ve birbirinden tamamen farklı sosyo-kültürel oluşumların temas biçimleri hakkında da bilgiler içerir.

Kanlıgeçit MÖ 3. binin başlarında küçük ve basit bir yerleşim olarak kurulduğunda, Balkanlar’da etkin olan ve Ezero olarak bilinen kültürün tüm özelliklerini taşır. Bu evre, yerleşimin en alttaki iki tabakasından bilinir. Bu tabakalarda dal örgü mimari ve Balkanlar’da yaygın olan koyu yüzlü, kaba yapım çanak çömlek topluluğu bulunur. MÖ 3. binin ortalarında Anadolu etkisinin artmasıyla birlikte yerleşmede kaba yapım, koyu yüzlü kapların yanında Anadolu özellikli parlak yüzeyli, nitelikli kırmızı çanak çömlek de görülmeye başlar. Yerleşmenin Balkan kültürünün özelliklerini taşıdığı üst tabakasında ahşap yapıların büyük bir yangın sonucunda tahrip olduğu anlaşılır.

MÖ 2 bin 400’lerde yerleşimin Anadolu kent planına uygun olarak yeniden inşa edilerek karakterinin tamamen değiştiği görülür. İlk Tunç Çağı II sonuna gelen bu evrede yerleşim yeniden inşa edilirken, yangınla tahrip olan tabakanın molozu düzleştirilir ve yalnızca plan açısından değil yapı malzemesi ve teknolojisi bakımından da Anadolu özellikleri benimsenir. Bu bağlamda “iç kale/ akropol” alanın inşa aşamasında eki tabakaların üzeri sarı renkli bir kil tabakasıyla kaplanır ve olasılıkla akropole suni bir yükseklik kazandırılmaya çalışılır. Yerleşmenin merkezini oluşturan alan, yamaçları ‘glasi’ tekniğinde kaplanan taş temelli bir surla çevrelenir. Bu hali ile yerleşim çevresindeki topoğrafyadan ayrılarak belirgin hale getirilir. Yerleşmeye giriş Anadolu örneklerinde olduğu gibi sura bitişik bir dörtgen planlı kule ile tanımlanmış olan büyük bir kapıdan taş döşeli yol ile yapılır. Bir iç kale görünüme dönüşen yerleşmede, taş temelli ‘megaron’ plan tipinde yapılar inşa edilir. Dikdörtgen planlı, ortasında ocağı bulunan, tek büyük oda ile ‘ante’ bölümü olan yapılar, kapıya bakan yönde ‘temenos’ adı verilen bir duvar ile sınırlandırılmıştır. Megaronlardan üç tanesi birbirine yakın düzende, benzer boyutlarda inşa edilirken, güneydeki dördüncü megaron, diğerlerinin iki katına yakın bir boyutta inşa edilmiştir.

Surun çevrelediği iç kale dışında, küçük evlerden oluşan ve araziye serpiştirilmiş durumda yapıların bulunduğu bir aşağı şehir düşünülmekteyse de yerleşimin çevresinde yapılan sondajlarda aşağı şehirle ilgili sınırlı veriye ulaşılmamıştır. Sınırlarının tam olarak belirlenemediği yerleşmede akropol alanı yaklaşık olarak 70 m çapında kabaca oval biçimlidir. Anadolu’daki çağdaşlarına göre daha küçük olmasına karşın, yerleşme dokusu, plan tipi ve yapım tekniği bakımından MÖ 3. binyıl Batı Anadolu yerleşimleriyle tam bir benzerlik gösterir. Troya II ile benzerlikler ayrıca dikkati çeker. Bu yönüyle de Balkanlar’daki çağdaşlarından tamamen farklılaşır. Bu durum buluntu topluluğunda da izlenir. Trakya ve Balkanlar’dan aykırı olarak ‘Yortan türü’ olarak tanımlanan kaplar, çömlekçi çarkında yapılmış çanaklar ve Afyon bölgesinden bilinen figürünler, kırmızı renkli, özenli yapılmış kaplarda olduğu gibi yine İç Batı Anadolu özellikleri gösterir. Bunların yanı sıra daha doğudan geldiği anlaşılan bazı buluntu türleri de etkileşim alanın Anadolu’nun iç kesimlerine kadar yayıldığını ortaya koyar. Ayrıca yerleşmeden bilinen Anadolu kökenli evcil atın varlığı da söz konusu etkileşimin bir diğer göstergesidir. İlk Tunç Çağı I döneminde kurulduktan sonra süreç içerisinde tipik bir Anadolu kentine dönüşen yerleşme bu özelliğini üç yüzyıl devam ettirmiş ve MÖ 3. binyılın sonlarında şiddetli bir yangınla son bulmuştur.

Anadolu ile Balkanlar arasında bir geçiş ve temas noktasında yer alan Kanlıgeçit, bölgede Anadolu kent özelliklerini taşıyan tek yerleşmedir. Bu durumun bölgeye Anadolu’dan gelip yerleşenlerin etkisiyle gerçekleştiği düşüncesinin yanı sıra, yerleşmede el yapımı yerel çanak çömleğin İlk Tunç Çağı’nın sonuna kadar baskın şekilde görülüyor olması ve Anadolu’dan ithal edilen örneklerin göreli olarak azlığı, Anadolu yaşam tazını benimseyen yerel bir topluluğun kültürel bir dönüşümünü de akla getirir. Mehmet Özdoğan, Anadolu kökenli evcil at kalıntıları ve Orta Anadolu özelliği gösteren malların varlığı dolaysıyla, Kanlıgeçit yerleşmesinin özellikle İlk Tunç Çağı III döneminin sonlarında bir kervan yolunun son noktası olabileceğini önerir. Yerleşmenin kuzeyinde kalan, Istranca bölgesindeki bakır madenlerinin ticari ilişkilerin nedeni olarak da düşünülmesi yanlış olmayacaktır.

İlk Tunç Çağı Anadolu’da kentleşme ile beraber merkezileşmenin gelişmeye başladığı süreci temsil eder. Bu dönem sadece Anadolu’da değil, Yakın Doğu, Levant, Kafkasya gibi bölgeleri kapsayan büyük çaplı ticaret ağlarının yoğun olarak kullanılmaya başlandığı hareketli bir aşamadır. Bu hareketliliğe karşın, MÖ 3. binyıl, Balkanlar’da ve dolayısıyla da Trakya’da kırsal olarak tanımlanabilecek, göçebe-çoban yaşamı ve bunlarla ilişkili, yukarıda bahsedilen bölgelerin aksine çok daha küçük pazar alanlarının olduğu bir dönemdir. MÖ 3. binyılda, hayvanların yük taşıma amaçlı kullanılmaya başlanması, tekerleğin icadı ve deniz ulaşımındaki gelişmelerle birlikte hareketlilik hızlanır, bu gelişmelerin itici gücüyle birlikte uzak bölgeleri kapsayan uzun mesafeli kervan yollarının kurulabilmesi mümkün olur. Uzak mesafe ticaretinin başlamasıyla beraber taşınan malların ve taşıyıcıların güvenliği de önemli hale gelir ve bu durum zamanla ticaretin devamlılığına yönelik önlemlerin gelişimiyle sonuçlanır. MÖ 3. binin ortalarına doğru giderek güçlenen ticari ilişkiler Batı Anadolu ve Ege’yi etkileyerek kentleşme sürecinin bu bölgelerde de başlamasını sağlar. Buna karşın tüm bu süreçte Balkanlar’da kentleşmeye dönüşecek bir yapılanma görülmez. Ancak olasılıkla konumu ve Istrancalar’daki bakır yatakları, Kanlıgeçit yerleşiminin Balkanların aksine kentleşme sürecine 3. bin ortalarında dâhil olmasını ve ticaretle birlikte zenginleşen Anadolu’nun etkisiyle değişmeye başlamasına neden olur. Mimaride ve akropol yerleşiminden de anlaşıldığı üzere sosyal yapıya da yansıyan değişim, Balkanlardan farklı olarak ekonomik temelli bir hiyerarşik yapılanmanın da göstergesi olarak değerlendirilebilir. Yukarı ve aşağı şehir planlamasını olduğu, elit ve halk ayrımının kendini gösterdiği yerleşmenin, ilk kurulduğu dönemden tamamen farklılaşan ve hiyerarşinin sadece toplumda değil, megaron tipi yapılarla beraber mimaride de kendisini güçlü bir şekilde gösterdiği bir düzenin hâkim olduğu bir nitelik kazanır.

Yerleşmenin son bulduğu en üst katmanla ilgili bilgiler höyükteki tahribat nedeniyle kısıtlıdır. Önce, 1900’lerin başında inşa edilen ve yerleşmeyi keserek tahrip eden tren yolunun yapımında sonra da tarım faaliyetleri nedeniyle bu tabakadan yoğun miktarda taş çekildiği için, mimarisi bilinmemektedir.

Yerleşiminin sınırları net olarak belirlenememiş olsa da yüzey araştırmaları, jeofizik ölçümleri ve sondaj çalışmaları sonucunda, aşağı şehrin 60 dönümlük bir alanda oldukça seyrek bir şekilde yayıldığı öngörülmektedir. Trakya Bölgesi’nde İlk Tunç Çağı’na tarihlenen başka yerleşimlerin bulunması ancak hiçbirinin kazılmamış olması, burada gördüğümüz özelliklerin bölge içinde karşılaştırmalı olarak değerlendirmesini güçleştirmektedir. Bunun için yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Kanlıgeçit yerleşiminin bölge açısından şimdilik tekil bir örnek olması, ayrıca Anadolu ile Balkanlar arasındaki kültürel ve ticari ilişkileri iyi bir şekilde yansıtması buranın korunarak ve gelecek kuşaklara aktarılmasını önemli bir konu haline getirmektedir. Bunun için arkeolojik kazılarla neredeyse tümüyle açılmış olan yerleşimin akropol kısmında bir koruma ve sergileme projesi yapılmıştır. Proje kapsamında, farklı tarihöncesi yerlerden de bilindiği üzere, yerleşmenin açık hava koşullarında korunması mümkün olmadığından, mimari kalıntılar toprakla örtülerek koruma altına alınmış ve bunun üzerine Anadolu etkisinin gözlendiği tabakalardaki yapılarının 1/1 ölçekli modelleri hazırlanmıştır. Kanlıgeçit Açık Hava Müze Projesi’nin arkeolojik sergileme projeleri tamamlanmış, geriye sadece izleme platformu uygulamasının yapılması kalmıştır.

 

Aktüel Arkeoloji Dergisi 78. Sayı - Kentlerin Doğuşu 

www.arkeolojidukkani.com

 

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Fotoğraf Yarışması

Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 3. Ulusal Fotoğraf Yarışması başlıyor. Fotoğraf arkeoloji biliminin en sevdiği yol arkadaşıdır. Arkeolojinin kendini anlatamadığı noktada fotoğraf en büyük yardımcıdır. Sadece Fotoğraf Sanatçıları arkeolojiyi sevmez aynı zamanda arkeologlarda iyi birer fotoğrafcıdır. Fotoğraf Yarışması ile uygarlıkları, kentleri ve geçmişi birbirine bağlayan yolların izinde arkeolojinin hikayesini arıyoruz.

SON İÇERİKLER

Eskiyapar Sazcısı

3500 yıllık bir Eskiyapar sazcısı.

Üst Paleolitik/Şamanik Toplumlarda Karaciğerin Sırrı: İlk Artık Ürün?

Üst Paleolitik avcı-toplayıcılar üzerine yapılan çalışmalarda özellikle avda sivrilen (genç) erkekler...

Erdem Denk

1975 doğumlu Erdem Denk, lisans ve yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslarar...