Lidya Halkı ve Lidce

Lidce, 150 yılı aşkın bir süredir bilinen bir dildir. 19. yüzyıl kâşifleri, bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış ancak dilin çözümüne Lidce-Aramice çiftdilli yazıt aracılığıyla ulaşılabilmiştir. Lidce belgelerin sayıca artış göstermesi, Birinci Dünya Savaşı öncesi başlayan ve günümüzde de devam eden Sardis kazıları sayesinde olmuştur. Bugün Lidce yazılı belgelerin sayısı yüzün biraz üzerindedir. Bunlar Lidyalı adını verdiğimiz epikorik kültürün çeşitli yönlerinin tanınmasına olanak sağlayacak çeşitli başlıklar içermektedir.

Sardis’teki Artemis Tapınağı’nın görünüşü

Batı Anadolu epikorik halklarının kökeni konusundaki pek çok tartışmada olduğu gibi Lidyalıların kökeni konusunda da Helen kaynaklarının etkisi görülür. Sardis merkezli kültürü yaratan ve buradaki epikorik dili konuşan insanların kendilerine ve ülkelerine ne ad verdiklerin bilmiyoruz. Ancak bu epikorik çağ belgelerinde Sardis (Yun. Σάρδεις) kenti Śfard-, halkı da Śfardλ- olarak tanımlanmıştır. Ahamenid çağı Pers belgelerinde de bölgeye Šparda denmiştir - Pahlavi Farsçasından itibaren kentin adı Sard olarak geçmektedir.

Sefarad Musevilerinin adının da bu kent  adıyla ilgili olabileceği belirsiz bir konudur. Helenler ise, tüm bölge adını Lydia (Λυδία), halkını da Lydialı (Λύδıοι) olarak anmıştır. Karya ve Likya örneklerinde olduğu gibi Helen tarih ve coğrafyacılarının diğer epikorik çağ batı Anadolu halklarını Helenleştirmeye yönelik ideolojik tutum içinde oldukları artık uzun zamandır bilenen ve kabul edilen bir konudur. Bölgenin epikorik çağ belgelerinin diline bakıldığı zaman bu dili konuşan insanların Bronz çağı Anadolusunun halklarıyla akraba oldukları ve dillerinin eski Anadolu dil grubu içinde yer aldıkları anlaşılmıştır.


 

Lydia adı, bölge tarihinde meydana gelmiş ve iyi anlaşılmamış bir takım göç hareketlerini ima edebilir. Lydia adının Helence bir anlamı yoktur. Hititçe ve Luvice bir karşılığı da yoktur. Bu ad olasılıkla eski Germanic dillerde korunmuş olan ve “hür, halk” anlamına gelen liud- (Almanca Leute) sözcüğüyle alakalı olabilir. Homeros destanlarında ise burada yaşayan insanlara Meionialılar (Meiones) denmiş, bu addan daha sonra Maeonia adı türemiştir. Herodotos ise Etrüsklerin Lydia’dan göç ettiklerini söyler.

Lidce, 150 yılı aşkın bir süredir bilinen bir dildir. 19. yüzyıl kaşifleri, bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış ancak dilin çözümüne Lidce-Aramca çiftdilli yazıt aracılığıyla ulaşılabilmiştir. Lidce belgelerin sayıca artış göstermesi Birinci Dünya Savaşı öncesi başlayan ve günümüzde de devam eden Sardis kazıları sayesinde olmuştur. Bugün Lidce yazılı belgelerin sayısı yüzün biraz üzerindedir. Bunlar Lidyalı adını verdiğimiz epikorik kültürün çeşitli yönlerinin tanınmasına olanacak sağlayacak çeşitli başlıklar içermektedir.

Sardis Artemis Tapınağı’ndan bir sütuna ait MÖ 3. yüzyıl tarihli astragal silme parçası. Yazıtta bir kelimenin tamamı srkastulis ve ikincisinin başlangıcı sf[… okunmakta. Yazıtın Artemis’e adakta bulunan bir kişiyle ilgili olduğu düşünülmektedir. Kelimenin tamamı sıfatlaşmış bir aile adı olarak tanımlanır. Adayan veya kendisine adanan olarak değiştirilebilir; örneğin, “şu-ve şu, Strastusun oğlu, Sardisli …” veya “şu ve şu, Strastusun oğlu, Sardis patroniçesine…”. Nicholas D. Cahill Sardis Kazı Arşivi Manisa Etnografi ve Arkeoloji Müzesi

Öncelikle Lidce yazıtların seksenden fazlası Sardis kentinde ele geçmiştir. Bunlar genellikle mezar yazıtları niteliğindedir. Büyük bir bölümü Artemision tapınağının etrafındaki tepelerde ve nekropolde yer alan kaya mezarlarının kapılarına veya mezarların girişine konmuş steller üzerine yazılmışlardır. Diğer küçük bir bölümü de Hermos ve Kayster vadilerindeki yerleşim yerlerinde ele geçmiştir. Ephesos, Smyrna, Pergamon ve Aphrodisias’ta Lidce yazıtlara rastlanmış olması bu epikorik kültürün yayılım alanının tespiti açısından önemlidir. Resmi konulara ayrılmış belge sayısı oldukça azdır. Şüphesiz Sardis’te ele geçen çeşitli diller ait belge türü bu kentin daha erken çağlardan itibaren çokdilli (multi lingual) ve çokkültürlü bir görünüm sergilediğini göstermesi bakımından önemlidir.

Uşak-Güre tümülüslerinden elde edilen ve MÖ 6. yüzyılın ikinci yarısına tarihlendirilen Lidya Hazinesi, Lidya Krallığı soylularına ait eserlerden oluşmaktadır. Lidya Hazinesi’nde bulunan metal kapların bazılarında yazı örnekeri bulunmaktadır. Bu kısa yazılar, eser sahiplerinin, eseri yapan kişilerin veya bağışlayıcılarının isimlerinin kısaltmaları olabilir. Tabanında Milas ya da Midas adı ile başlayan bir yazıt bulunan akıtacaklı kap İkiztepe Tümülüsü’nden gelmektedir. Anadolu Medeniyetleri Müzesi Yapı Kredi Yayınları Uşak Arkeoloji Müzesi

 Lidce yazıtların tarihi ilk olarak M.Ö. 7. yüzyıla kadar çıkar. Bu döneme tarihlenen bir kap parçası üzerinde Lidce bir yazıt vardır ve dönem sikkeleri üzerinde de çok az sayıda Lidce alfabe örneklerine rastlanır. Lidce yazılı belgeler temel olarak Perslerin Lidyayı işgaliyle artış göstermiştir. Perslerin batı Anadolu’nun yerli halkları üzerindeki bu kültürel etkisi çok belirgindir ve olumludur. Zira Likya’da da Karya’da da Frigya’da da bu dönemde belge sayısında önemli bir artış olmuştur. Hatta taş eserlere yazılmış kitabelerin bu Pers eğemenliği döneminde ortaya çıktığı söylenebilir. Lidce’nin ömrü de tıpkı diğer epikorik diller gibi Büyük İskender’in Anadolu’yu istilasına kadar sürmüştür. Bu sözde büyük kahraman, yerli halkları dil ve kültür yönünden kötürüm etmiş, onları Helenleşmeye zorlamıştır. Nitekim onun istilasından sonraki döneme tarihlenebilen epikorik bir yazıt yoktur.

Pers istilasının yol açtığı en önemli sonuçlardan bir tanesi satraplık başkenti Sardis’te çokdillilik ve çokkültürlülüğün önünü açmasıdır. Bu yeni kültürel ortamdan yerliler kadar bölgede yaşayan Helenler de yararlanmıştır. Bu nedenle Sardis’te Lidce-Aramca ve Lidce-Helence çiftdilli yazıtlara rastlanmaktadır. Lidce-Helence çiftdilli yazıtlardan birinde şöyle yazmaktadır:

 Dilin çözümlenmesine ve transkripsiyon sisteminin standartlaşmasına bu türden yazıtlar yardım etmiştir. Bugün Lidce’nin transkripsiyonuyla ilgili tartışmalar nispeten azalmıştır. Yine de Lidce bir bütün olarak yeterince çözümlenememiştir. Dilde anlaşılmayan gramer ve sözcük alanları vardır. Yeterince anlaşılamayan veya çözümlenemeyen yazıtlar genellikle formüller şeklinde yazılmış olan yazıtlardır. Ayrıca aynı yapı unsurları için çeşitli sözcükler kullanılmıştır. Bunlar kavramlar arasındaki farkları anlamayı zorlaştırmaktadırlar. Örneğin νãnas ve asina sözcükleri “mezar” anlamına gelir. Bu sözcüklerden kast edilen mezar türü ve mezar yapısını ayrıştırmak oldukça zordur. Yazıtlar genellikle çok kısa tutulmuştur. Şimdiye değin bilinen en uzun yazıtın satır sayısı 25tir. Çözümlenebilen Lidce yazıtların büyük bir bölümü mezar yazıtlarıdır. Bunlar genellikle “Bu X’in oğlu Y’nin mezarıdır. Birisi bu mezara zarar verirse tanrılar onu cezalandırsın” şeklinde kalıplaşmışlardır. 

Ephesos Artemision’undan Lidya dilinde yazıt British Museum


 Lidce yazıtlar çok büyük oranda sağdan sola doğru yazılmışlardır . Çok az sayıda soldan sağa doğru giden yazıt vardır. Sözcükler arasında ayraç işaretleri kullanılmamış, boşluk bırakılmıştır. Lidce, harf yazılışlıdır ve yazı sisteminde 26 harf bulunmaktadır. Lidce yazım sistemi 9-7. yüzyıllar arasında Anadolu’da şekillenmeye başlamış olan Fenike yazısı temelli yazı sitemlerinin bir üyesidir. Doğu Helen yazılarından türememiştir. Bu çağlarda yerli Anadolu halklarını etkisi altına alacak bir Helen yazı modeli ne İyonya’da ne Rodos’ta ne de Girit’te vardı. Lidyalılar, Fenike temelli yazı sistemini çeşitli uyarlamalarla kendi dillerine adapte etmişlerdir. A, e, i, o, u vokallerinin yanında Likçe’de olduğu gibi nazal ã ve ẽ vokalleri bulunmaktadır. Y, zaman zaman i sesinin karşılığı olarak geçmektedir: artymu- > artimu-. Temel konsonantlar b/p, c, d, f, g, k, l, m, n, q, r, s, t, v’dir. Bunların yanı sıra l > λ, s > ś, t > τ, n > ν gibi ses artışı gösteren konsonant grubu vardır .

LİDCE ALFABESİ

 Lidce’nin çözümlenmesi ve dil özelliklerinin anlaşılması 1910’lu yıllarda E. Littmann ve W. H. Buckler’in çalışmalarıyla biçimlenmeye başlamıştır. 1936’de İtalyan P. Meriggi Lidce’nin Hint-Avrupa akrabalığını ve Anadolu dilleriyle ilgisini açıklamıştır. 1960’lı yıllardan itibaren de Roberto Gusmani Lidce yazıtları bir korpus olarak derlemeye başlamış, Lidce’nin gramer eskizini yapmıştır. Bugün Lidce’nin dil özellikleriyle ilgili pek çok belirsizlik vardır. Bu belirsizlik yazıt sayısının azlığından kaynaklanmaktadır. Nominal morfolojide singular ve plural çekimler ayrışmamıştır. Bir ismin paradigmasını belirlemeye yarayacak gövdeler ancak bazı durumlarda tespit edilebilmektedir. Casus’ların nominativus, accusativus ve dativus-locativus ekleri bilinmektedir. Genetif daha çok bileşik tamlama formuyla karşımıza çıkmaktadır: artimuλibśimνaν “Efeslilerin Artemis’ine”. Fiil gövdeleri de ayrışmamıştır. Bilinen zamanlar praesens-futurum ve preteritum’dur.

İzmir - Uşak karayolu üzerinde bulunan Güre Köyü yakınlarındaki Lidya tümülüslerinden biri olan Aktepe Tümülüsü mezar odasındaki kadın başı betimlemeli duvar resmi Yapı Kredi Yayınları Uşak Arkeoloji Müzesi

Şahıslar 3. tekil ve çoğul olarak bilinmektedir. Nadiren 1. tekil şahıs ve 2. tekil şahıs imperatif formları tespit edilmiştir. Praenomina, bazı demonstrativa ve relativa örnekleri dışında oldukça zayıftır. Bütün bu eksikliklere rağmen Lidce, eski Anadolu dilleri alanında sınıflandırılmakta, Palaca ve Hititçe gibi dillerle lexikal benzerlikleri saptanabilmektedir. Ancak Lidce’yi eski Anadolu dillerinin özel bir sahası olarak kabul etmek daha geçerli bir yaklaşım olacaktır.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız