Obsidyen Çalışmalarında Kullanılan Arkeometrik Yöntemler

Tarihöncesi dönemlerde yaşamış olan toplulukların düşünce şekillerine ulaşmanın bir yolu, düşünce şekillerinin davranışlara yansımasıdır. Davranışlar ise günümüze kadar ulaşabilen nesnelere yansır. Geçmiş dönemlerden bugüne kadar neredeyse hiç bozulmadan günümüze ulaşan ve topluluklarının yaşam ve düşünce biçimlerine dair önemli bilgi kaynaklığı eden nesnelerin başında ise yontmataş aletler gelmektedir.

Dünyanın çeşitli bölgelerinde bulunan jeolojik hammadde kaynaklarının oluşturduğu obsidiyen, çakmaktaşı, kuvars, kuvarsit ve bazalt gibi taş malzeme, bu toplulukların da dikkatini çekmiş ve hammaddeleri temin edip işleyerek çeşitli aletler üretmişlerdir. Doğada bulunan bir taş malzemenin günlük yaşamda kullanılmak üzere bir alete dönüştürülmesi için yapılan ilk müdahale ise insanlık tarihinde 3.3 milyon yıl öncesine gitmektedir.

Yontmataş buluntular, taş yontucularının alet yapımı sırasında sürekli olarak tekrarladıkları davranışların zaman içerisinde kalıplaşmasıyla oluşan, toplulukların üretim geleneklerini yansıtırlar. Bu gelenek, tarihöncesi toplulukların hammadde kaynaklarından temin ettikleri blokları hangi yöntemlerle işledikleri, hangi teknik becerilere sahip oldukları, yongalama sırasında yaptıkları hataları, verdikleri kararları, buldukları çözüm yollarını, estetik beğenilerini, kurallarını, gündelik işlerini, ihtiyaçlarını kısacası sahip oldukları kültürün önemli bileşenlerini içermektedir. Bu anlamda yontmataş üzerinde gerçekleştirilen üretim geleneğinin anlaşılmasına olanak sağlayan teknolojik çalışmalar tarihöncesi insanına en çok yaklaştığımız çalışmalardandır. Alet yapımında kullanılan tekniklerin analizi anlamında kullanılan teknoloji kavramının önemi arkeolojide 1950’lere dayanmaktadır. O dönemde çeşitli uzmanlar tarafından alet üretme deneyleri yapılmıştır. Bu deneyler, üretim aşamalarının yani üretim zincirinin tanımlanması ve tarihöncesi dönemde yaşamış olan yontmataş ustalarının beden hareketleri de dahil olmak üzere yongalama sürecinin tamamının yeniden canlandırılması için adeta mihenk taşı olmuştur. Üretim zinciri kavramı ilk kez Etnolog olan André Leroi-Gourhan tarafından ortaya atılmış fakat arkeolojide halen kullanılan en önemli yaklaşımlardan biri haline gelmiştir. Üretim zinciri yaklaşımı, arkeolojik kazılarda dağınık olarak bulunan her bir taş buluntunun, alet üretiminin hangi aşamasına denk geldiğinin anlaşılmasını sağlayarak, adeta halkalardan zincir oluşturmaya benzemektedir. Zincir oluştuğunda, hammaddenin temin edilmesinden aletin yapılması, kullanılması ve en sonunda atılmasına kadar geçen süreç, yani taşın yaşam öyküsü görünür olur. Bu zincirin ilk halkası hammadde temini ile başlamaktadır. Arkeologlar obsidiyen buluntuların hammadde kaynaklarını tespit edebilmek için XRF (X-ışını floresansı), NAA (Nötron Aktivasyon Analizi), ICP-AES (Inductively Coupled Plasma – Atomic Emission Spectroscopy), ICP-MS (Inductively Coupled Plasma – Mass Spectrometry) ve LA-ICP- MS (Laser Ablation – Inductively Coupled Plasma – Mass Spectrometry) analizlerini kullanırlar. Bu analizler, bir volkanik patlama sırasında ortaya çıkan lavın aniden soğumasıyla oluşan obsidiyenin adeta kimyasal parmak izini anlamamızı sağlar…

Devamı: Aktüel Arkeoloji Dergisi 110. Sayı “Analiz, Veri ve Yorum: Arkeometrinin Arkeolojiye Katkısı”

EN ÇOK OKUNANLAR

Tarlada Yürüyüş Yapan Kadın 2150 Gümüş Sikke Buldu

Prag'ın güneydoğusundaki Kutnohorsk kentinde tarlada yürüyüş yapan bir kadın, çiftçilik faaliyetleri sırasında yüzeye çıkan birkaç gümüş sikkeye rastladı. Çek Cumhuriyeti'nde şimdiye kadar bulunan en büyük erken ortaçağ sikke istifini açığa çıkardığının farkında değildi.

SON İÇERİKLER