Romanizasyon Kara Kutusu - Sagalassos

Zaman zaman Romanizasyon üzerine yazabilmek için bir fırsat doğar. Her ne kadar bu terim kullanım ve kavramsal anlamı açısından tarihyazımsal bir evrim geçirdiyse de kendi başına tarafsız olarak düşünülemez. Aslında, Küçük Asya durumunda, Romanizasyona daha çok Batılı, Romalı unsurların, nasıl Doğu Akdenizli alışkanlıklar ve gelenekleri etkilediği şeklinde yaklaşılır. Bu durum, podyumlu tapınak, opus caementicium uygulaması örneğinde Roma yapı teknikleri, Roma hamamlarının kullanımının başlaması örneğinde Roma mühendisliği çözümleri ya da İtalyan sigillatasının doğu sigillatanın tasarımına olan etkilerine bakıldığında Roma malzeme kültürü gibi birçok Roma yapı tiplerinin ortaya çıkması ile ilişkilendirilebilir.

Elbette, söz konusu gelişmelerin varlığı geçmişte kanıtlanmış olduğundan bu tür araştırmalar günümüzde de geçerlidir. Ancak, Romanizasyonun çevresindeki öğelerle birlikte ele alındığında yeteri kadar derine inip inmediğini her bir çalışmada merak etmemiz gerekmektedir. Roma dünyasının doğu ve batı kısmı arasındaki sözde bölünmeye dayanarak, bu alanların uyumunu ve hatta kimliklerini sorunsallaştırmadan, konulara fazla mekanik olarak yaklaşılmıyor mu? Sadece Roma’nın iyiliğini düşünen yeteri kadar acımasız askeri ya da politik müdahaleler varken, Romanizasyon terimi dolaylı olarak kültürel ya da toplumsal gelişme ile bir bağlantıyı desteklemiyor mu? Roma dünyasının güçlü bağlantılarına, özellikle de Mare nostrum ile temas halinde olan kısımlarına dayanarak, Roma ekonomisinin pek çok şans yaratan bir varlık olduğunu düşünerek çok mu merhametli davranıyoruz? Sürecin kültürel sembollerle olan bağlantısı, olayların hem doğasını hem de sıradan olaylar zincirini, eğilimleri ve değişimleri açıklamak için yeterli mi? Gerçekleşen haliyle değişim, karmaşıklık ve çok yönlülük için ufacık bir alan da olsa Roma’nın kışkırtmasına uğramıyor mu? Mutlu elit azınlığı ekseriyetle vurgulamak yerine, çoğu insanın hayatları üzerindeki etkilerini ölçmeyi gerçekten başarabiliyor muyuz? Romanizasyon sürecini, Hellenistik Dönemden başlayarak Küçük Asya üzerindeki gerçek Roma yönetimi etki- siyle birlikte tarih içinde yeterince derin düşünüyor muyuz? Bunlar ve daha birçok mantıklı araştırma kaygıları, saygın İngiliz meslektaşımız David Mattingly’nin, “yorumlayıcı bir araç olarak Romanizasyonu açık bir şekilde reddetme” anlayışını ve bunun yerine eldeki süreci Roma emperyalizminin kavramsal başlığı altında de- ğerlendirmesine neden olmuştur. Küçük Asya’daki entelektüel münazaranın Prof. Mattingly’nin konu hakkındaki görüşlerini ciddiye alması gerekmektedir.

Toros Dağlarına karşı, Sagalassos antik kenti şehir merkezi

Toros Dağlarına karşı, Sagalassos antik kenti şehir merkezi.

SAGALASSOS HER ZAMAN BİR İMPARATORLUĞA AİTTİ
Sagalassos, Türkiye’nin Toros Dağları’nın batısında, Göller bölgesinde bulunmaktadır. Tabi ki, antik Sagalassos ve halkı kendi gelişim sürecinin aşamalarını görmüştür ancak aynı zamanda daha geniş tarihsel sürecin bir parçasını da oluşturmuşlardır. Aktif bir arkeoloji projesinin perspektifinden bakıldığında, çoğunlukla kendi gözlemsel temelinde çalışmak cezbedicidir. Perspektifi genelden yerele doğru değiştirmek, sağlıklı bir egzersizdir. Uzun vadeli bir bakış açısıyla, Sagalassos tarihinin en karakterize unsuru, nasıl her zaman daha büyük bir devletin parçası olarak var olduğudur. Bu devletlerin her birinin kendine ait bir seçkinler topluluğu olmasıyla birlikte, hiçbiri, nispeten yeni bir yorum olan, devletin, bir halkın evi olduğu düşüncesi ile eşit tutulmamalıdır. Antik dönemlerde, bu siyasi organizasyon şekli, imparatorluk olarak sınıflandırılmakta ve tipik olarak çeşitli bölgeleri ve halkları bünyesinde barındırmaktadır. MÖ 3. binyılda hükümdarlık kavramının ortaya çıkmasıyla, insanlığın giderek artan bir bölümü yükselen ve zayıflayan imparatorluklarda yaşamışlardır. Çağların değişimi sırasında, dünya nüfusunun tahminen üçte ikisi Roma, Parth, Kuşan ya da Han hükümdarlarının kontrolünde olmuşlardır. Her ne kadar, imparatorluk kavramını bir tanıma sıkıştırmak kolay olmasa da, Sagalassos’un parçası olduğu imparatorlukların her biri, az çok bölgesel olarak birleşmiş, zorlayıcı gücü olan, ideolojilere ve dini dünya görüşlerine sahip, imtiyazları olan bir yönetici grubu tarafından, siyasi otoritenin örgütlendiği, bir ya da daha fazla tanımlanmış örgütsel merkezlerde odaklanan bir siyasi varlık olmaya çalışmıştır. İmparatorluklar, elbette ki, süreç ve yapılanmayı temsil etmektedir. Devletin seçkinler topluluğunun bütün unsurları, istikrarlı ama esnektir. Ortaya çıkan iç ve dış koşullara çözüm bulma amaçlıdır.

Yukarı Agora’ya genel bakış, 2019 ilkbaharı.

Yukarı Agora’ya genel bakış, 2019 ilkbaharı.

PİSİDİALI SAGALASSOS

Ele geçen en yeni kanıtlara göre, MÖ 5. yüzyılın sonuna doğru Sagalassos’a bir topluluk yerleşmiştir. Aynı tarihlerde, başka bir topluluk Sagalassos’a çok yakın bir mesafede bulunan Düzen Tepe arkeolojik alanında yerleşimine başlamıştır. Erken Sagalassos ve Düzen Tepe’nin ortaya çıkışı ve mahiyeti, Pisidia’nın bölgesel düzeniyle uyumludur. Demir Çağından itibaren, yamaçlarda, tepebaşlarında ya da dağ yaylalarında, oldukça kapsamlı, küçük ölçekte kendi kendine yeten kırsal ekonomiler işleten, bazen etrafını surlarla çevrelemiş ve / ya da mezarları olan çeşitli yerleşimler iskân edilmiştir. Ağlasun Vadisi’ndeki nehirler boyunca ve de Burdur Ovası’nda daha küçük benzer yerleşimler dizisi keşfedilmiş, bu durum yerleşme düzenini Akhamenid dönemine göre nispeten daha zengin kılmıştır. Dediklerine göre, Büyük İskender [MÖ 356-323] MÖ 333’te Salagassos’u bir fırtına gibi ele geçirmiştir. Biyografi yazarı bu durumu anlatırken “küçük bir polis değil” ifadesini kullanmıştır. Ne yazık ki, bu dönem ile ilgili çok fazla görsel kanıt mevcut olmadığı gibi elde olanlar da Akhamenid dönemindeki gelişmelerden bir kopuş önermemektedir. Sagalassos’un erken gelişimi hakkında çok önemli bir yüzyılı temsil eden MÖ 3. yüzyıl hakkında hala birçok eksiklikler olması bir dezavantajdır. Bahsi geçen bu dönemler bir yerel siyasi topluluk ve kurumsal gelişimin ilk oluşumuna şahit olmuşlardır. Bu süreç daha sonra terk edilecek ve hatta yeni Sagalassos tarafından absorbe edilecek olan Düzen Tepe’de başlamamıştır. MÖ 200 civarı ve sonrasında, bu şehirli topluluk bir kentleşme planına girişecek ve Sagalassos’u bir polis haline dönüştürecektir. Polis, sadece topluluğun inşa ettiği anıtlar ve yapılar kadar aynı zamanda medeni bir topluluktan da oluşmaktadır ki Pisidia içinde toplulukların kökenleri inşa oluşum sürecinin açık bir şekilde öncesine dayanmaktadır. Her şekilde, poleis bölgesel yerleşim düzeninde yeni bir unsur haline gelmişlerdir. Roma Cumhuriyeti yönetimi altındaki Seleukos ve Attalos krallıkları çerçevesinde, Sagalassos polis olarak kendini politik bir şekilde, genişleyen bir bölgede bir kent yerleşimi olarak gelişerek ortaya koymuştur. Galatia Krallığı’nın bir parçası olarak geçen nispeten kısa bir sürenin ardından, Pisidia Bölgesi MÖ 25’te Roma İmparatorluğu’na dâhil edilmiştir. Roma bazı yapısal değişiklikler getirirken, yola bağımlı birçok süreç devam etmiştir. Via Sebaste’nin düzenlenmesi bağlantılar için çok daha iyileşmiş bir koşul ortaya koyarken, bir dizi askeri koloni kurulması bölgeye yeni grupların göç etmesi, Roma sosyal modelinin tanıtımı anlamına gelmiştir. Ancak en önemlisi pax Romana hissinin var oluşudur. Roma İmparatorluğu Döneminde ve bu bağlamda, sadece yeni bir Sagalassos inşa edilmiştir. Polis ve de yerli seçkinler tarafından gerçekleştirilen plan, provincia Galatia ve daha sonrasında provincia Lycia et Pamphylia olarak, İmparatorluk içinde oldukça yoğun kentleşme gösteren Pisidia Bölgesi’nin geneliyle kıyaslandığında, oldukça etkileyici bir yatırım programıydı.

2019 yılında Dor Tapınağın etrafında yapılan kazılar, stratigrafik olarak inşa tarihini sabitlemiştir

2019 yılında Dor Tapınağı etrafında yapılan kazılar, stratigrafik olarak inşa tarihini belirlemiştir.

Ancak genele bakıldığına, Küçük Asya’nın batı ya da güney kıyılarındakiler ile karşılaştırıldığında, Pisidia’da kentlerin nispeten geç gelişmeye başladığını anlamak önemlidir. Ayrıca, bölgenin uzun süreli arkeolojik kayıtları düşünüldüğünde, kentleşme olgusu oldukça kısa süreli olmuştur. Her ne kadar, kentleşme incelemeleri Sagalassos Projesi araştırma gündeminin bölüm ve parçalarını oluşturuyor olsa da, 1200 kilometrekarelik bir iç bölgede aynı anda gerçekleşen bir saha çalışmasını organize etmenin avantajı da kentlerin rollerine farklı bir ışık tutulabilmesidir. Aslına bakılırsa, kentleşmiş Sagalassos’un en parlak günlerinde bile nüfusun geneli kırsalda yaşamaya devam etmiştir. Açık olmak gerekirse, antik Sagalassos orta büyüklükte bir kentti. Türkiye’nin güneybatısındaki bu arkeolojik alan birçok açıdan aynı anda hem sıradan hem de özeldir. Sıradanlığı ya da normalliği, kentleşme gelişiminde Hellenistik ve Roma dünyalarının genel akımlarını takip etmiş olmasından kaynaklanmaktadır. Tarihi Pisidia Bölgesi, çevredeki diğer kentler ile arkeolojik kanıtların karşılaştırılması üzerine, Sagalassos’un lider bir pozisyon sahibi olduğu sonucuna varılmasına rağmen, boyut, görünüş ve gelişim açısından hiçbir zaman sıra dışı değildir. Aynı zamanda, alandaki arkeolojik araştırmalar bir nesilden biraz daha önce başladığı için bu “vilayet” tipi normallik, Sagalassos’u bir nebze de özel kılmaktadır.

Bu antik kent araştırmalarının entelektüel geleneği, nispeten yenidir ve stratigrafi, mimari kalıntılar ve malzeme kültürü inceleme ve belgeleme yöntemleri bir hayli dinçtir. İyi belgelenmiş arkeolojik dosyalar sunmak dışında, Sagalassos Projesi başlangıcından itibaren birçok farklı kapsamdaki diğer akademik disiplinlerle yoğun işbirliğinden yararlanmayı başarmıştır. Bu durum, birkaç alanda belirgin bir bilgi derinliği getirmiş, orta boyuttaki bir kent seviyesinde -ki bu Hellenistik ve Roma dünyalarında kent sakinlerinin çoğu için normal bir ortamdı- yaşanan olaylar ve süreçler için ihtiyaç duyulan detaylı anlayışı sağlamıştır.

YUKARI AGORA’NIN SERGİLENMESİ

Agora, antik kaynaklarca bir pazar yeri olarak işlev gören ama aynı zamanda bir kent meydanı olarak siyaset ve yönetim işlerinin gerçekleştiği, bir kutlama, tören ve yargı mevki, sosyal görünüm için merkez, bir toplantı yeri ve çok daha fazlası olmuş, genellikle de herkes tarafından antik polis’in kalbi olarak kabul edilmiştir. Sagalassos’a bakıldığında, bu yeni kentin merkezi Yukarı Agora alanında bulunmaktadır. Julio-Claudian ve Flavius hanedanlıklarına ait Roma imparatorları [MÖ 27- MS 96] döneminde, Yukarı Agora’daki devam eden değişim süreci hız ve hareket gücünde artış göstermiştir. Sagalassos halkının bu dönemde ne tür seçimler yaptıklarını görmek oldukça ilginçtir. Daha önceki yola bağımlılık tercihi nasıl bir şekilde yapılmıştı? Erken kent gelişimindeki Hellenistik akım ile Roma İmparatorluğu’na dâhil olmanın yeni siyasi gerçekliği sonucu ortaya çıkan genel görüş karşı karşıya geldiğinde mi? Yoksa yerel seçimler sadece bu iki seçeneğe odaklanmamış mıydı? Söyleyebildiğimiz kadarıyla, Yukarı Agora kökeni Orta Hellenistik dönemlere dayanan, bir dövülmüş toprak yürüme seviyesinde, 25 x 40 metre boyutlarında mütevazı bir alandan oluşmaktadır. Böyle olmakla birlikte, burası antik Sagalassos’un asıl halka açık toplanma yeridir. Aynı on yıllarda, agoranın doğu kıyısı boyunca Sagalassos’un ilk anıtsal yapısı taştan inşa edilmiştir. MÖ 1. yüzyılın sonuna doğru, agora şimdiki boyutlarına, yüzeyde yaklaşık 2200 metrekareye ulaşmıştır. Ancak bu süreçte meydanda döşeme yoktur ve işlevsel bir imar planı uygulanmamıştır. Bununla birlikte, meydan ve çevresindeki olanaklar diğer küçük kentlerdeki gelişmelerden uzak değildir. Hellenistik Sagalassos’un kent gelişimi hakkında bildiklerimizi düşündüğümüzde, yerel halkı ayakta tutan ekonomik faaliyetler dâhil esas yurttaşlık işlevleri bir şekilde Yukarı Agora’nın çevresinde yoğunlaşmış görünür.

Yukarı Agora’daki güneydoğu onursal sütununun kuzey tarafı.

Yukarı Agora’daki güneydoğu onursal sütununun kuzey tarafı.

MÖ 1. yüzyılın sonu ve sonrasında, Yukarı Agora’nın genişlemiş alanı hatırı sayılır gelişmeler görmek üzeredir. Yakın zamandaki kazılarda ilk olarak, meydandaki bağımsız anıtların inşasına ait kanıtlar belgelenmiştir. MÖ 1. yüzyılın son çeyreğindeki aynı terminus post quem en erken tarihleme, Korinth stili bouleuterion ve onun batı tarafı boyunca daha yüksek bir terastan agoraya bakan avlusuna atfedilebilir. Batıya doğru bir üst terasta yer alan temenosta bir podyum üzerinde yükseltilmiş, in antis bir tapınak ve kutsal alana girişi sağlayan Korinth düzeninde distyle bir propylon inşa edilmiştir. Dor Tapınağı, Sagalassos’un bilinen en eski tapınak binasıdır. Pisidia Anthiocheia’sının Augustus Tapınağı ile birlikte Küçük Asya’daki en erken podyum üzerinde yükseltilmiş tapınak örneklerindendir. Sagalassos’taki bu kutsal alan muhtemelen Zeus’a adanmıştır. Pisidia Antiocheia’sına benzer olarak, yapının tarzının Roma modeli olması dışında, bu Zeus Tapınağı’nın Roma ile başka ne gibi belirtili bir ilişkisi olduğunu görmek zordur. Aynı dönemde, kentin Yukarı Agora’sına Marcus Lollius’un gerçek boyutlu bir heykeli dikilmiştir. Yazıtlı kaidesinden anlaşıldığı üzere, bu heykel halk tarafından kentin koruycusu ve Galatia Eyale- ti’nin ilk yöneticisi olan Marcus Lollius’u onurlandırmak üzere yaptırılmıştır ve kendisinin polis ile arasındaki ideal ilişkiyi simgelemektedir. Bu anıt muhtemelen, Galatia Bölgesi’nin ilk yöneticisi olan Marcus Lollius ve polis arasındaki ideal ilişkiyi abideleştirmektedir. Takip eden on yıl içinde, agoranın dört köşesine, yüksek, Korinth stili birer onursal sütun dikilmiştir. Meydana daha muntazam bir görünüm kazandıran bu sütunlardan batı köşelerdeki ikisinin üzerinde, kentin ileri gelenlerinden birer kişinin bronz heykeli yer almıştır. Kuzeybatı onursal sütun üzerinde Kallikles oğlu Ilagoas ve güneybatıdaki sütun üzerinde Kallikles oğlu Krateros’tur. Doğudaki onursal sütunlar üzerinde bir kimlikle ilişkilendirilebilecek yazıt ya da benzeri bilgi ele geçmemiştir. Bu gelişmelerin ortaya koyduğu bir şey vardır, bu da Yukarı Agora’nın, Sagalassos’un merkezi kamu alanı olarak işlev görmeye devam ettiğidir. Genel olarak, kanıtlanmış bu süreç Hellenistik Küçük Asya’daki daha geniş akımların bir bölümünü oluşturmaktadır.

Geç Antik dönemde değiştirilmiş, Tychaion’a ait in situ kalıntılar.

Geç Antik dönemde değiştirilmiş, Tychaion’a ait in situ kalıntılar.

Bu gelişmeler Sagalassos’un Roma imparatorluğuna dâhil olma sürecini takiben başlamış olsa bile, yüksek seviyedeki bu siyasi değişimin yerel süreci tetiklemesine ya da bunu yönlendirmesine gerek yoktur. Bu faaliyetler, MÖ geç 1. yüzyılda Hellenistik, bölgesel akımın bir parçasını oluşturan, genişletme ile başla- yan, agoranın detaylandırılmasının bir bölümü olarak da düşünülmüş olabilirler. Dor Tapınağı için seçilen resmi yapı stili ve Sagalassos’ta üst düzey bir siyasi liderin bilinen ilk anıtının varlığı ile birlikte Roma İmparatorluğu’yla olan bağlantı açıkça ortadadır. Ancak poleis ve siyasi liderleri arasındaki sosyal mutabakatın abideleştirilmesi aynı zamanda etkili bir Hellenistik gelenek olmuştur. Bu açıdan bakıldı- ğında, Yukarı Agora’nın anıtsallaştırılması, herhangi bir mimari ya da kültürel geleneğin tarafında ya da karşısında yapılmış bilinçli bir seçim yansıtmaktan ziyade, daha geniş çaptaki geleneklerin özgün ve yerel bir karışımı olmuştur. Her durumda, Sagalassos’un Yukarı Agora’sındaki gelişmelerin sonraki adımları bu yerel karışımı temsil etmeye devam etmiştir. Augustus döneminin sonuna doğru ya da imparator Tiberius’un hükümdarlığının başlarında, agoranın güneyine kare planlı, dört sütun üzerinde taş bir çatı taşıyan küçük bir tapınak inşa edilmiştir. Korinth stili bu anıt Tychaion [Tykhaion] olarak hizmet vermiş, toplumun korunma ve refahını sağlamıştır. Bu küçük ancak sembolik olarak çok önemli olan tapınak, yerel geleneklerin ve kültürel adetlerin dayanak noktası olmuştur.

Yerel prytaneion’un kazısı yapılmış kalıntıları.

Yerel prytaneion’un kazısı yapılmış kalıntıları.

Aşağı yukarı aynı dönemde, Dor stili bir nymphaeum Yukarı Agora’nın kuzey kıyısı boyunca inşa edilmiştir. Dor tapınağında olduğu gibi, Pisidia Antiocheia’sında cardo maximus’un kuzey ucundaki benzer bir nymphaeum [tarihlemesi kesin değildir] mimari düzenlemesi akla gelmektedir. Bu benzerliğin anlamının kültürel açıdan ne kadar derine gittiğini tahmin etmek hala zordur. Sagalassos’ta, nymphaeum’un onursal sütunların arasına yerleştirilmesi, bu dönemdeki agora mimari projelerini geliştirmek için, eksenellik ve cepheden tasvirin kullanıldığını onaylamış bulunmaktadır. Kısa bir süre sonra, Yukarı Agora’daki dörtgen yapı, taştan bir yüzeyle kaplanmış, stratigrafik olarak MS 1. yüzyılın ikinci çeyreğine sabitlenmiştir. Yine aynı dönemde, agorada güneybatı onursal sütunun yakınına, yazıtlı, altıgen bir kaide üzerine, Las isimli bir kadın için, gerçek boyuttan daha büyük bir heykel yerleştirilmiştir. Meydan tabanının taş döşeme ile kaplanmasıyla aynı evrede, agoranın batı, güney ve doğu kenarlarına Dor stili portikolar inşa edilmiştir. Agoranın doğu kenarına orta Hellenistik Dönemde yapılmış olan kesme taş anıtsal bina, bu evre-de büyütülerek bir gymnasiuma dönüştürülmüş ve özgün kısım bu yeni kompleksin batı kanadı olarak işlev görmeye başlamıştır. Bu Agora Gymnasium’u sayesinde, kent merkezinin etrafında toplanan işlevlere, kültür, kült, eğitim ve atletizm de eklenmiştir ve Yukarı Agora çevresinde yoğunlaşan işlevsel çeşitliliği tamamlamıştır. Artık, agora mimari olarak çevrelenmiştir. Muhtemelen bu salonların içine birçok onursal heykel yerleştirilmiş olmalıydı. Ele geçen korunmuş ve yazıtlı heykel kaidelerinin kayıtlarına bakarsak, heykellerin çoğunluğu Sagalassos vatandaşlarını temsil etmiş olabilir.

Sagalassos yapımı kaliteli seramik

Sagalassos, kaliteli seramik

Güneydeki işlek caddenin giriş noktaları, her iki yanda birer kemerle vurgulanmıştır. Demos tarafından kuzeybatıda adına onursal bir sü- tun dikilen Ilagoas’ın torunu Kallikles, güneybatı kemerini muhtemelen Caligu'ya adamıştır [MS 37-41]. Caligula’nın isminin silinmesinden sonra MS 42/43’te kemer, İmparator Claudius ve merhum kardeşi Germanicus’a tekrar adanmıştır. MS 43-46’da, demos diğer kemeri İmparator Claudius’a adamış ve bahsi geçen Kallikles kemer üzerine imparator için bir heykel diktirmiştir. Bunlar Sagalassos’ta Roma imparatorlarının ilk heykeltıraşlık ve epigrafik betimlemeleri olmuştur. Her iki kemer de İmparatorluğun siyasi etkilerini görsel ve somut kılmıştır. MS 1. yüzyılın ikinci yarısında, Yukarı Agora düzenlemesine son bir anıtsal yapı eklenmiştir. Güneybatı köşesinde, Korinth stili etkileyici görkemli bir yapının kalıntıları, başlangıçta, kent idarecilerinin ve muhtemelen agoranomoi’nin görev yaptığı, Hestia’nın sonsuz kutsal ateşinin canlı tutulduğu, yatırımcılar ve misafirlerin resmi olarak kabul edildiği, şehrin prytaneion’u olarak tanımlanmıştır. İmparator Vespasianus adına yapılan bir atlı heykel ve Asya eyaleti yöneticilerinden birine adanmış bir anıtın eklenmesinden sonra bile, Sagalassos’ta MS 1. yüzyıl Roma imparatorları ya da Roma yetkililerine adanmış anıtlar sınırlıyken, ağırlıklı olarak yerel seçkin ailelerden biri daha iyi temsil edilmiştir. Aynı zamanda, Yukarı Agora’nın merkezi kısmı nispeten açık bırakılmış, çevresi ise tipik idari, siyasi, dini, sosyal ve kültürel kurumlar için inşa edilmiştir. Bu genel bakışa göre, Sagalassos’un Yukarı Agora’sı açıkça, Pisidia, Küçük Asya ve Doğu Roma’da geniş çaplı akımları izleyen, orta büyüklükte bir Greko-Romen kentine ait özenle hazırlanmış merkezi bir yerin, esasında bir lokal versiyonu olduğudur.

Doğu nekropolisteki kazısı yapılmış Roma İmparatorluk gömü alanlarından biri.

Doğu nekropolde kazısı yapılmış Roma İmparatorluk gömüt alanlarından biri

YAŞAM KALİTESİ

Ortaya çıkan materyallere dayanarak geçmişte yaşamış bir halkın kültürel kimliğinin yönlerini ölçmek arkeoloji için karmaşık kalmaya devam edecektir. Kentleşmenin yerel mimari çerçevesinin, geniş geleneklerin yerel karışımını temsil ettiği olgusu, birinci sınıf yerel zanaat ürünleri için yapılan tasarımsal seçimler ve şehrin ihraç ürünü, Sagalassos kırmızı astarlı seramikleri tarafından doğrulanmış olsa da, bu topluluğun potansiyel olarak var olan farklı kimliklerini ne kadar derinden tanıyoruz? Roma imparatorluğu Sagalassos’ta yaşayan birçok insanın hayatlarına dokunmuştur hatta belki daha da önemli olan alanlarda. Özellikle daha sonraki Bizans yüzyılları ile kıyaslandığında, Roma İmparatorluk Döneminde Sagalassos’taki yaşam koşulları çok daha iyi görünmektedir. Bunlar kısmen Roma’nın kontrolü dışındaki nedenlerden kaynaklanmıştır. Dönemin iklimindeki dikkate değer istikrar, nispi sıcaklık ve faydalı derecede yağış, Roma Sıcak Dönemi ya da Roma İklimsel Optimum’u başlığı altında özet- lenmiştir. Ancak bunun da ötesinde, Roma İmparatorluk Dönemi Sagalassos kent nüfusunun sağlığı ve yaşam kalitesi, Sagalassos Projesi tarafından arkeolojik, fiziksel antropoloji, izotop ve DNA verileri ile analiz edilmektedir. Yerel iskelet topluluklarında, geniş çapta etiyolojik çeşitlilik gösteren, mikroorganizma enfeksiyonundan, kazalar ve genetik varyasyonlara, beslenme alışkanlıklarından, basit yaşla ilişkili aşınma ve kopmalara, birçok bozukluk ve patolojik türler gözlemlenmiştir. Ancak genel olarak, bu iskelet bozuklukları, Bizans nüfusunda çok daha yüksek sıklıkta hastalıklar olduğunu ortaya çıkarmıştır. Paleopatolojilerin yanında, ölüm oranı ve ortalama yaşam süresi, bir nüfusun fiziksel sağlığı için belirleyici olarak düşünülmektedir. Bütünüyle, Roma İmparatorluk Döneminden Geç Roma’ya, yaş grupları yapısı, yüksek yaşam beklentisi olan nispeten durağan bir toplumu temsil etmektedir. Hatta Roma imparator- luk döneminden Geç Roma Sagalassos’una, 20 yaşındaki her iki cinsiyetin yaşam beklentileri oldukça benzerlik göstermektedir. Yani İmparatorluktan Geç Roma’ya Sagalassos sakinlerinin sağlığı, Bizans Dönemindekilere göre daha iyi olmuştur. Genel bir tarihi karşılaştırma bakış açısından oldukça önemli olan, çoğu kez alıntısı yapılmış, Malthus Trap, yani nüfus artışı sonrası yiyecek sıkıntısı yaşayan bir topluluğun çeşitli yollarla düzenli olarak azalması olayının, Roma Dönemi Sagalassos halkını etkilememiş olmasıdır. Bunun yanında, Roma Döneminde, doğurganlık üzerine yapılan baskının oldukça düşük olması, hamilelik ve doğumla ilgili komplikasyonların az sayıda olmasıyla sonuçlanmış olabilir. Aynı zamanda, diş patolojileri hariç, cinsiyete dayalı sağlık eşitsizlikleri daha az göze çarpmaktadır. Son olarak, biyoarkeolojik kanıtlar, hayvansal proteinlerin özellikle de domuzun çok önemli bir rolü olduğu Roma Döneminde, daha yüksek beslenme seviyelerine işaret etmektedir. Bütün bunlar Romalı Sagalassos halkı adına nispeten yararlı sonuçlar da olsa, Küçük Asya çapında karşılaştırmalı deney oluşturma çabalarımız, bizi Sagalassos kentleşmesinin oldukça zayıf bir süreç olduğu ön değerlendirmesine ulaştırmıştır.

Bölgenin tarımsal taşıma kapasitesini sınırlayan büyük çaplı erozyon süreçleri, sürdürülebilir yakacak odun ve inşaat kerestesi tedariki için küçülen ormancılık potansiyeli, iklim değişimi ve sosyal, ekonomik ve siyasi güce eşit olmayan erişim, kalkınmanın önündeki potansiyel engeller olarak düşünülmelidir. Roma Dönemi Sagalassos kent olgusunun oldukça sınırlı ancak uzun vadeli bir tarihsel etkiye sahip olduğu, buna karşılık bölgenin gücünün daimi ancak değişken kırsal yaşam tarzı olduğu sonucuna varmak adildir. Ama bu başka bir hikâye...

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Fotoğraf Yarışması

Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 3. Ulusal Fotoğraf Yarışması başlıyor. Fotoğraf arkeoloji biliminin en sevdiği yol arkadaşıdır. Arkeolojinin kendini anlatamadığı noktada fotoğraf en büyük yardımcıdır. Sadece Fotoğraf Sanatçıları arkeolojiyi sevmez aynı zamanda arkeologlarda iyi birer fotoğrafcıdır. Fotoğraf Yarışması ile uygarlıkları, kentleri ve geçmişi birbirine bağlayan yolların izinde arkeolojinin hikayesini arıyoruz.

SON İÇERİKLER

Afrika’da Keşfedilen En Eski Cenaze

Yaklaşık 78,000 yıl önce, şu anki Kenya olan kıyıya yakın bir mağaranın derinliklerinde, ufak bir çocuğun bedeni ö...

2000 Yıllık Heykel Libya’ya Geri Dönüyor

Yasadışı yollarla kaçırılmış 2000 yıllık mermer Yunan tanrıça heykeli, British Museum’dan bilirkişilerin de d&...

İtalya, Guattari Mağarasında Sırtlanların Yediği Dokuz Neandertalin Kalıntıları Bulundu

Orta İtalya’da Guattari Mağarasının daha önce araştırılmamış bir bölümünde dokuz Neandertal bireye ve b&...