Selçuklu Coğrafyasında Dervişler ve Tarikatlar

İslâmiyet dini, Hz. Muhammed'in Medine'ye hicretinden itibaren bir devlet halinde gelişmiş, Dört Halife devrinden itibaren fetihlerle Arap yarımadasının tamamına hakim olmuş ve İran başta olmak üzere geniş bir alana yayılmıştı. Bu yayılma ve Emeviler devrinde daha da artan fetihler Müslüman ahalinin farklı kadim dinler ve kültürlerle tanışmasını da sağladı.

Hoca Ahmed Yesevi Camii, Türkistan

İslâm'ın yayılma alanları olan İran, Suriye, Azerbaycan, Mısır ve Türkistan bölgeleri bazı bölgesel motifleri ve mistik anlayışları da kapsayacak şekilde kutsal dinin yeni mensuplarının din anlayışlarında belirleyici rol oynamaya başladı. Dinin yayılması vazifesi hâlâ siyasî otoritenin üzerindeydi. Bununla berâber yavaş yavaş varlığını hissettirmeye başlayan zühd hareketi de çok daha farklı bir yöntemle aynı amaca hizmet etmeye başladı. Bu zühd anlayışı Müslüman toplumları yüzlerce yıl derinden etkileyecek olan tasavvuf düşüncesinin de temelini oluşturdu. Hz. Peygamber'in manevî hayatını temel alan bu anlayış ilerleyen dönemlerde tasavvuf olarak adlandırıldı. Tasavvuf bir taraftan İslâmî ilimlerin zirve noktası, zübdesi olarak ifade edilirken, diğer taraftan ahlâkî olgunluğu, kemâl sıfatlarını geliştirmeyi gaye edinen, insanın iç dünyasını imara ve kötü duygularını tashihe çalışan bir anlayış olarak tanımlanmaktaydı.

Dolunay ile Mevlana Müzesi Cami - Konya

Dört Halife devri sona erip Emeviler iktidarı ele geçirince İslâm'ın özünde önemli bir yer tutan maneviyatın yerini dünyevî kaygılar almıştı. Muaviye'nin sert karakteri, oğlu Yezid'in devlet işlerini pek de umursamayan tavrı, yine onun ve kendisinden sonra gelen bazı Emevi halifelerinin İslâm'da yasak olan içkiye olan aşırı düşkünlükleri, Hz. Peygamber ailesine yapılan saldırılar ve katiller, gerçek dindarların toplumdan uzaklaşarak kendilerine has zühdî bir hayat sürmeleri sonucunu da beraberinde getirmişti. Zâhidlerin münzevî yaşantıları İslâm tasavvufunun oluşmasına temel teşkil etmiş, sonraki dönemde onların yaşantılarını benimseyen pek çok şahıs ve akımlar ortaya çıkmıştır.

İslâm tasavvufunun ilk dönemi genellikle zühd dönemi olarak adlandırılır. Herhangi bir tarikat veya birliğe mensup olmaksızın kendilerine has bir yaşam süren ve Hz. Peygamber'in ve sahabelerinin yaşadıkları hayatı sürdürmeyi başlıca gaye edinen zühd devri mutasavvıflarının önde gelenleri arasında Veysel Karanî (ö. 37/657), Hasan Basrî (ö. 110/728), Câfer-i Sâdık (ö. 148/765), Ebu Hâşim Kûfî (ö. 150/767), Süfyan-ı Sevrî (ö. 161/777), İbrahim b. Edhem (ö. 161/777), Davud Tâî (ö. 165/781), Şakik-i Belhî (ö. 164/780), Abdullah b. Mübârek (ö. 181/797), Fudayl b. İyaz (ö. 187/802) ve Rabiatü'l-Adeviyye (ö. 185/804) gibi isimler sayılabilir. Bu zâhidler herhangi bir birlik ya da tarikat oluşturmak gibi bir gayeleri olmamakla beraber, kısa süre içerisinde örnek alınan ve aşırı saygı ve sevgi beslenen şahsiyetler haline gelmişlerdi. Özellikle, 150/767'de ölen ve Ebu Hâşim Kûfî adıyla bilinen Kûfe'li Ebu Osman b. Şerik'e nispet edilen ve giydikleri elbise olan yünün Arapça'sı olan softan türetilen sufi kelimesi ileriki dönemlerde bu tarz yaşamı benimseyen şahsiyetler için kullanılmıştır.

Kendinden geçmiş bir sufî. Isfahan

10. yüzyılın ortalarına kadar sadeliği ifade eden bu kavram, bu yüzyılda ayrıca irfânî bir anlam kazanarak Basra'dan Kûfe'ye kadar bütün İslâm alemine yayıldı. Sufîlik, bilhassa Horasan'da 9. yüzyıldan itibaren, İran kültürünün de etkisiyle farklı bir tarz benimsemişti. Bilhassa, İbn Kerrâm (ö. 255/869) tarafından doktrini belirlenen ve onun adına nisbetle Kerrâmiye adını alan zühdî akım Moğol istilasına kadar bölgenin dinî yaşantısında önemli rol oynadı. 10. yüzyılda, ilerleyen yüzyıllarda Osmanlı toplumunda da önemli bir yere sahip olacak Melâmetîyye akımı kendini gösterdi.

Yunus Emre Vatikan Nüshası

Zühd ve takva dönemi olarak nitelendirilen bu devirden sonra, takriben 815 yılından itibaren tarikatların ilk nüvelerini teşkil edecek olan tasavvuf dönemi başladı. Zühd hareketinden başlayarak değişik devreler geçiren, her devrede yeni yorumlarla gelişen ve zenginleşen tasavvuf hareketi, 12. yüzyıldan itibaren ekolleşmeye başladı ve tasavvufun alt birimleri olan tarikatlar ortaya çıktı. Haris el-Muhâsibî'ye nisbet edilen Muhâsibiyye, Melâmiyye'nin çekirdeğini temsil eden ve Hamdun Kassâr'a nisbet edilen Kassâriyye, ünlü sufi Bayezid-i Bistâmî'ye nisbet edilen Teyfuriyye, Cüneyd-i Bağdâdî'ye nisbet edilen Cüneydiyye ilk tarikatlardan bazılarıdır. Tarikatlar kısa süre içerisinde İslâm coğrafyasının tamamında boy göstermeye başladı.

Dans eden dervişler. Kamāl ud-Dīn Behzād (c. 1480–1490) Metropolitan Müzesi

Devamı; Aktüel Arkeoloji Dergisi 85. Sayı, “Öte Dünya, Kült ve Tarikat”

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

Lucien Arkas ile Röportaj

1750 yıllarında Marsilya’dan Türkiye’ye gelen bir Fransız ailenin oğlu olan Lucien Arkas, 1945 yılında İzmir&rsqu...

Klaros Kutsal Alanı

İzmir İli, Menderes İlçesi sınırlarında yer alan Klaros, İonia’nın en önemli kutsal alanlarından biri aynı zaman...

Büyük İskender Sonrasında Smyrna (İzmir)

İzmir Körfezi’nin doğu derinliğinde uygun yerleşim koşulları nedeniyle İzmir Neolitik Çağdan itibaren kesintisiz...