Sikkelerin Dilinden Zaferin İki Yüzü: Alparslan ve Romanos Diogenes

Gençlik yıllarından itibaren babası Çağrı Bey’in kontrolünde Gazneliler ve Karahanlılara karşı önemli başarılar elde eden Alparslan’a babası tarafından Belh, Toharistân, Tirmiz, Kubâdyan, Vahş ve Velvâlic gibi şehirlerin idaresi verilmişti. 1040 tarihinde Selçuklu hanedan üyeleri arasında gerçekleştirilen Merv Kurultayı ile Horasan’a hâkim olan Çağrı Bey’in vefatının (1059) ardından Alparslan kendisine tevcih edilen bu toprakların yanında tüm Horasan’da idareyi eline aldı. Ardından amcası Selçuklu sultanı Tuğrul Bey’in vefatı (1063) ile de tahta çıktı.

Alparslan’ın Büyük Selçuklu tahtına çıktığı yıl Rey’de bastırdığı bir altın dinar. Rey, Hicrî 455 (1063), 4,27 gr. (Alparslan, hükümdarlığının alametleri olarak artık sultânu’l-muazzam, şâhânşâh, ve melikü’l İslâm gibi unvanları kullanmaya başlamıştır.)

Alparslan’ın Malazgirt Zaferi’ne giden yoldaki siyasi serüveni başarılı bir şekilde ilerlerken asker kökenli Kapadokyalı Diogenii ailesine mensup Romanos Diogenes (IV. Romanos) hiç umulmadık bir şekilde 1068 yılında Bizans (Doğu Roma) tahtına oturacaktı. Bilindiği üzere X. Konstantinos Dukas’ın oğullarına karşı bir kalkışmada bulunup tutuklanan, Bizans zindanlarından imparatorluk tahtına uzanan Romanos’un hikayesi Malazgirt Savaşı’nın akabinde trajik bir şekilde sonlandı. Bu savaşın akisleri yüzyıllar boyunca devam etti hiç şüphesiz. Bir taraftan İslâm kaynakları Alparslan’ın büyük zaferine odaklanırken, Bizans ve Batı kaynaklarında Romanos’un hataları ve neticesinde yaşadığı trajedi aktarıldı birçok kez.

Timurlular devri ünlü tarihçi ve coğrafyacısı Hâfız-ı Ebrû’nun Mecmaʿu’t-tevârîhi’s-sultâniyye adlı eserinde Alparslan’ın minyatürü.

Ne var ki bu trajedi, İtalyan yazar Giovanni Boccaccio’nun (1313-1375) kaleme aldığı De Casibus Virorum Illustrium (Ünlü Adamların Kötü Talihleri Üzerine) adlı eserinin Fransızca çevirisine XV. yüzyılın ikinci çeyreğinde Maître de Rohan tarafından eklenen illüstrasyonundaki kadar etkileyici biçimde görselleştirilmemişti. Bu resim, muhtemelen Malazgirt Savaşı’nın hemen akabinde doğmuş Bizans tarihçisi Zonaras’ın (öl. 1130) Romanos Diogenes’in esir olması bahsinde belirttiği Sultan Alparslan’ın imparatorun boynuna basarak onu aşağılama sahnesini konu almaktaydı. Çizimi yapan Fransız sanatkârın devrin Selçuklu dünyasıyla ilgili bilgisinin çok sınırlı olduğunu sultanın kıyafetleri ve iç mekân tasvirlerinden rahatlıkla anlayabiliriz. Ancak bu çizim, üzerinden yüzyıllar geçse de Malazgirt Zaferi yankılarının ve etkilerinin Batı’da halen devam ettiğini ve nasıl algılandığını göstermesi açısından önemlidir.

Sultan Alparslan’ın, Romanos Diogenes’i Boynuna Basarak Aşağılama Tasviri “Giovanni Boccaccio & Maitre de Rohan, De Casibus Virorum Illustrium, (Paris: Bibliothèque Nationale de France, Manuscrit Français, 232), 323.

Malazgirt Savaşı’nın ardından Bizans tahtının yeni sahipleri, bu acı mağlubiyetin sorumlusu olarak gördükleri Romanos Diogenes’in gözlerine mil çektirerek Proti Adası’nda (Kınalıada) yer alan manastırda onu ölüme terk etmiş ve sabık imparator 4 Ağustos 1072 tarihinde enfeksiyon nedeniyle ölmüştü. Alparslan ise kazandığı büyük zaferin ardından Türkistan Seferi’nde ele geçirdiği Berzem Kalesi’nin komutanı Yusuf el-Hârizmî tarafından suikaste uğrayacak ve dört gün sonra 24 Kasım 1072’de vefat edecekti. Kaderin cilvesi, iki hükümdarın sonu da trajik bir şekilde sonuçlandı. Ancak Alparslan muzaffer bir sultan olarak tarihi kaynaklarda kendine yer bulurken, Romanos Diogenes ise mağlup ve basiretsiz bir hükümdar olarak görülecekti.

Bu noktada Malazgirt Savaşı’nın muzaffer sultanı Alparslan’ın ve Bizans’ın mağlup imparatoru Romanos Diogenes’in kısa süren taht yolculuğunda bastırdığı sikkeler, savaşın arifesinde her iki tarafın -Bizans ve Selçuklu- siyasi iklimini yansıtması açısından önemlidir. Tarihi birer kaynak olarak sikkeler, üzerlerindeki figüratif öğeler, semboller, yazılar vasıtasıyla bir alım-satım aracı olmanın yanında iktidarın ve gücün sembolü olarak hükümdarların iddialarına, arzu ve hırslarına, gündemlerine dair izler taşıyan önemli araçlardır.

Babasının sağlığında Alparslan’ın Herat’ta bastırdığı sikkelerin bir yüzünde devrin halifesi Kâim bi-emrillâh ve babası Çağrı Bey’in (Davud) adlarına yer verilirken, diğer yüzünde kendi adı (Alparslan) yer almaktadır. Bu sikkelerde halife ve babasının isimleri unvansız bir şekilde zikredildiği gibi Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in adı da yer almamaktadır.

Alparslan, Altın Dinar, Hicrî 450 (Miladî 1058-9), Herat, 2,31 gr.
Ön yüz: Daire içinde: Lâ ilâhe illa / Allah Vahdehu / Lâ şerîke leh / Alparslan
Arka yüz: Daire içinde: Muhammed Resulullah / el-Kâim bi-emrillâh / Çağrı Beg / Davud

Alparslan, Altın dinar, Hicrî 452 (Miladî 1060), Herat, 3,69 gr.
Ön yüz: Daire içinde: Lâ ilâhe illa / Allah Vahdehu / Lâ şerike leh / el-Kâim bi-emrillâh
Arka yüz: Daire içinde: Muhammed Resulullah / Adud’ud-devle / Alp Arslan

Çağrı Bey’in vefatıyla birlikte, Alparslan’ın sultanlığa uzanan yolculuğunun son evresi Horasan hâkimiyeti dönemi (1059-1063) sikkelerinde, artık babasının adına yer vermediği, kendisinin de adud’ud-devle ve tâcu’l-umme lakaplarını kullandığı görülür. Devrin unvan ve lakap verme gelenekleri göz önünde bulundurulduğunda Çağrı Bey’in vefatıyla birlikte Alparslan’a bu lakapların halife ya da Sultan Tuğrul Bey tarafından verildiği düşünülmelidir.

Alparslan, Hicrî 453 (Miladî 1061), Merv.
Ön yüz: Daire içinde: Lâ ilâhe illa / Allah Vahdehu / Lâ şerike leh / el-Kâim bi-emrillâh
Arka yüz: Daire içinde: Muhammed / Resulullah / Adudu’d-devle / ve Tâcu’l-umme / Alp Arslan

İşin ilginç yanı Alparslan’ın bu sikkelerinde de çoğunlukla Tuğrul Bey’in adına yer vermemesidir. Buna karşın Coşkun Alptekin Selçuklu sikkeleri üzerine 1975 yılında yazdığı bir makalesinde, tarihi ve darp yeri okunamayan bir sikkesinde amcası Tuğrul Bey’in adını sultanu’l-muazzam (büyük sultan) unvanıyla zikrettiğini, kendisini ise çok daha mütevazi bir unvan olan emîrü’l-ecell ile takdim ettiğini belirtmektedir. Özetle, mevcut sikke bulgularından hareketle, babası Çağrı Bey’in vefatının ardından, Selçuklu tahtına oturduğu zamana kadar ki birkaç yıllık süreç içerisinde bastırdığı sikkelerde Alparslan’ın büyük oranda sadece halifenin ve kendisinin adına yer verdiği, Tuğrul Bey’in adına rastlanan sikkelerin ise istisnai olduğu söylenebilir.

Tuğrul Bey’in vefatıyla birlikte bir dizi mücadelenin ardından Selçuklu sultanı olan Alparslan başta payitahtı Rey olmak üzere bir çok şehirde bastırdığı sikkelerde artık hükümdarlığının alametleri olarak sultânu’l-muazzam (büyük sultan), melikü’l-İslâm, şâhânşâh ve daha nadir olarak da sultânu’l-a‘zam (en büyük sultan) gibi unvanlara yer verdi. Yine hâkimiyet alanını, iktidarının sınırlarını çizen el-melikü’l-Arab ve’l-Acem (İran ve Arap’ın meliki) ve el-melikü’ş-şark ve’l-garb (Doğu ve Batı’nın meliki) da onun unvan ajandasında yer almaktaydı. Bunun yanında meliklik devrinden itibaren kullandığı adud’ud-devle lâkabını sultanlık döneminde de kullandığı görülür. Künyesi ise ebû şücâdır. Kaynaklar ayrıca Ani şehrinin fethinin (1064) ardından halife tarafından kendisine ebû’l-feth de denildiğini kaydederler.

Alparslan’ın Büyük Selçuklu tahtına çıktığı yıl Rey’de bastırdığı bir altın dinar. Rey, Hicrî 455 (1063), 4,27 gr.
(Alparslan, hükümdarlığının alametleri olarak artık sultânu’l-muazzam, şâhânşâh, ve melikü’l İslâm gibi unvanları kullanmaya başlamıştır.)

Alparslan’ın Abbasilerin, dolayısıyla Sünni İslâm’ın hilafet merkezi Bağdat’ta (Medinetü’s-Selâm) bastırdığı altın sikkelerin diğerlerinden birkaç özelliğiyle ayrıldığı dikkat çekmektedir. Öncelikle çoğu sikkesinde halifenin adına unvansız bir şekilde yer verirken, burada bastırdıklarında emîrü’l-mü’minîn (müminlerin emiri) unvanının da Kâim bi-emrillâh’a eşlik ettiği görülür. Bunun yanında sikkelerinde ebu’l-kasım künyesini de kullanmaya başlamıştır. Ayrıca Bağdat’ta basılan sikkelerinde Oğuzların Kınık boyuna ait ok ve yay damgası bulunmazken, diğer şehirlerde bastırdığı sikkelerde düzensiz olarak bazen ok ve yay farklı formlarda, bazen yay tek başına görüldüğü gibi bazılarında da ok ve yay sembollerine yer verilmez.

Bir taraftan Selçuklu hanedanı içerisinde başarı basamaklarını hızla tırmanan, amcası Tuğrul Bey’in mirasını koruyup devletini daha da ileri taşıyan, bunu da devrin İslâm dünyasında hükümdarlara ait en yüce unvanları sikkelerine nakşettirerek taçlandıran Alparslan’ın yıldızı parlarken, öte taraftan entrikalarla boğuşan Bizans’ın payitahtında işler pek de yolunda gitmemekteydi. 1068 yılında Romanos Diogenes taht naibi olan Eudokia Makrembolitissa ile evlenmesiyle birlikte imparatorluk tahtına oturdu, ancak gerek Eudokia gerekse Dukas ailesinin üyelerinin taht üzerindeki etki ve emelleri devam etmekteydi. Bunun izlerini bastırdığı meşhur altın histamenonun da görmek mümkündür. Bu sikkenin ön yüzünde İsa’nın loros giyimli ve her ikisinin de elinde globus cruciger bulunan Romanos Diogenes ve Eudokia’ya taç giydirdiği görülürken, arka yüzünde ise Eudokia’nın X. Konstantinos Dukas’tan oğulları VII. Michael (ortada), Konstantios (solda) ve Andronikos’un (sağda) yine loros giyimli ellerinde akakia ya da globus cruciger ile ayakta duran pozları yer alır.

Romanos Diogenes, Altın Histamenon, Konstantinopolis, 4,47gr.
Ön yüz: İsa’nın, Romanos ve Eudokia’yı taçlandırırken pozu.
Arka yüz: VII. Michael (ortada), Konstantios (solda) ve Andronikos (sağda)

Bizans imparatorluk ailesine has loros ile resmedilen ve İsa tarafından taçlandırılan Romanos’un Bizans imparatoru olduğu anlaşılsa da sikkenin üzerindeki diğer figürler de olduğu gibi unvansız bir şekilde adının PWMAN (Ῥωμανὸς /Romanos) olarak anılması dikkat çekicidir. Aslında bu sikke onun Bizans tahtında hiç de rahat olmadığını göstermesinin yanında, büyük bir ihanetle ölümüne sebebiyet verecek kişilerle aynı paranın iki yüzünde resmedilmesi de kaderin bir cilvesi olsa gerektir.

Romanos Diogenes, Miliaresion, Konstantinopolis, 1.14 gr.

Romanos’un diğer sikkelerinde de iddialı unvanlar kullanmadığı görülmektedir. Bebek İsa’yı taşıyan Meryem ve pantokrator İsa figürlü gümüş miliaresionlarında yalnızca “despotes” unvanını kullanmıştır ki bu sikkenin arka yüzünde Grekçe olarak QKE / RQ RWMA/NW DECPO/TH TW DO/GENEI yazılıdır.

7. yüzyıldan itibaren Bizans sikkelerinde görülmeye başlayan ve özellikle 11. yüzyılda Bizans sikke ve mühürlerinde yaygınlaşan kucağında bebek İsa bulunan Hz. Meryem figürü, nümismatik literatüründeki adıyla Νικοποιóς / Nikopoios (Zafer Yapıcı) Romanos Diogenes’in sikkelerinde önemli bir figüratif öğe olmuştur. Bir yüzünü Eudokia ile paylaştığı altın tetarteron nomismalarında da bu figüre rastlamaktayız. İşin ilginç yanı 12. yüzyılın ilk yarısında Erzurum’da hüküm süren Saltuklu Türkmen meliki Ziyâüddîn el-Muzaffer Gâzi (1124-1132) bastırdığı bronz sikkelerde bu figürü taklit etmiştir.

Romanos Diogenes, Altın Tetarteron, Konstantinopolis, 4,04 gr.

Belki de bu Saltuklu parası Romanos’un Malazgirt Seferi’nde bölgeye taşınan Bizans sikkelerinden birinden esinlenilerek üretilmiştir kim bilir!

Saltuklu Türkmen beyi Ziyâüddîn’in bronz sikkesi, basım yeri yok, tarihsiz, 6,59 gr.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

Lucien Arkas ile Röportaj

1750 yıllarında Marsilya’dan Türkiye’ye gelen bir Fransız ailenin oğlu olan Lucien Arkas, 1945 yılında İzmir&rsqu...

Klaros Kutsal Alanı

İzmir İli, Menderes İlçesi sınırlarında yer alan Klaros, İonia’nın en önemli kutsal alanlarından biri aynı zaman...

Büyük İskender Sonrasında Smyrna (İzmir)

İzmir Körfezi’nin doğu derinliğinde uygun yerleşim koşulları nedeniyle İzmir Neolitik Çağdan itibaren kesintisiz...