Sirkeli Höyük

Anadolu Kıbrıs İlişkileri

Ceyhan Nehri, Ceyhan Ovası ile Akdeniz kıyısını birleştirir. Doğu-batı ve kuzey-güney yönlerindeki ulaşımda kilit noktada bulunan Sirkeli Höyük’ün Orta Çağda bu güzergâhları ve geçişleri kontrol altına almak için inşa edilen Yılan Kalesi’nin eteğinde bulunması, höyüğün konumunun çağlar boyunca önemini koruduğunu yansıtır.

Ovalık Kilikya’da, Akdeniz’in yaklaşık 25 kilometre kuzeyinde ve Adana’nın 40 kilometre doğusunda Ceyhan Nehri (Hititçe Puruna, Antik Yunanca Pyramos) kenarında yer alan Sirkeli Höyük, deniz ve nehir yolları üzerinden MÖ 2. binde Anadolu’nun ve Doğu Akdeniz’in farklı bölgeleri ile kültürel ve ticari ilişkiler kurmuştur. Antik ismi henüz bilinmeyen Sirkeli Höyük, bölgedeki en büyük Tunç ve Demir Çağı yerleşimlerinden biridir. En eski tabakaları Kalkolitik Döneme tarihlenen höyük, Helenistik Dönemin sonunda terk edilmiştir. Kilikya Bölgesi'ni ikiye ayıran Misis Dağları'ndaki geçitte yer alan höyük sadece Ceyhan Ovası'ndan Çukurova’ya geçişe değil aynı zamanda doğu-batı yönündeki yollara da hâkim konumdadır. Bu güzergâh geçmişte ve günümüzde Çukurova’nın en büyük kenti Adana’yı ve batısını, eski Adana yolu, modern otoyol ve demir yolları aracılığıyla doğuya bağlamaktadır. Ceyhan Nehri ise Ceyhan Ovası ile Akdeniz kıyısını birleştirmektedir. Doğu-batı ve kuzey-güney yönlerdeki ulaşımda kilit noktada bulunan Sirkeli Höyük’ün Orta Çağda bu güzergâhları ve geçişleri kontrol altına almak için inşa edilen Yılan Kalesi’nin eteğinde bulunması, höyüğün konumunun çağlar boyunca önemini koruduğunu yansıtmaktadır. Ayrıca, Anadolu’nun en eski kral kabartması olarak kabul edilen II. Muwattalli kaya kabartmasının, Sirkeli Höyük’te bulunması bu coğrafyanın önemini vurgulamaktadır. MÖ 13. yüzyılda hüküm sürmüş Hitit kralı II. Muwattalli’nin, imparatorluğa ait kral kaya kabartma geleneğini Hitit başkenti Hattuša’dan yaklaşık 500 kilometre güneyde yer alan Sirkeli Höyük’te başlattığı varsayılmaktadır. II. Muwattalli, II. Ramses önderliğindeki Mısır ordusuna karşı yürüttüğü Kadeş Savaşı sonrasında Suriye’deki güney sınırını güçlendirmiştir. Sirkeli Höyük’teki II. Muwattalli kral kabartmasının, Kadeš Savaşı dönüşünde kral tarafından yaptırıldığı tahmin edilmektedir. II. Muwattalli’nin kardeşi III. Hattušili de Kadeš Savaşına katılmış ve savaş dönüşünde Lawazantiya kentindeki tanrıça aşk tanrıçası Šawušga’ya hizmet eden rahibin kızı Puduhepa ile evlenmiştir. Kizzuwatna’da Hitit dinini etkileyen iki kült kenti Lawazantiya ve Kumanni’nin ismi öne çıkmaktadır. Suriye ve Mezopotamya’dan Orta ve Batı Anadolu’ya geçişteki kilit noktalardan biri olan Sirkeli Höyük kazıları, MÖ 2. binde bölgeler arası ilişkilere ışık tutan bulgular sunmaktadır.

Sirkeli Höyük’te farklı yöntemlerin bir arada kullanılarak yürütüldüğü topografya çalışmaları (özellikle uydu fotoğrafları, jeofizik ve jeo-elektrik ölçümler, yüzey araştırması), yerleşimin tepe, plato, kuzeybatı aşağı şehir, güneydoğu aşağı şehir ve nekropol olmak üzere farklı alanlara da yayıldığını gösterir. Bugüne kadar kazılar tepe ve platoda sürdürülmüştür. Ancak yerleşimin tepenin etrafında da devam ettiği anlaşılmaktadır. Platonun kuzeyinde ve Ceyhan Nehrinin güneyinde yaklaşık 30 metre genişliğinde bir kanal olduğu ve yerleşimin bu kanalın kuzeyinde de devam ettiği anlaşılmıştır. Ayrıca, höyüğün ve aşağı şehrin kuzeybatısında, Ceyhan Nehri’nin güney kıyısında kaba işlenmiş büyük boy taşlardan bir sıra ve aynı alan yakınında büyük bir olasılıkla sürülen tarlalardan çıkartılan dağınık taşlar bulunmaktadır. Yapılan ölçümler taş dizisinin 2 metre derinliğe ulaştığını ve birkaç metre genişliğinde olduğunu göstermektedir. Nehir kenarındaki büyük bir duvarın bir iskele duvarı olduğu tahmin edilmekte ve bu alanda bir nehir limanının olduğunu akla getirmektedir. Ceyhan Nehri’nin karşısına bugün de bu noktadan geçilmekte ve nehrin diğer yakasındaki Burhaniye Köyü'ne ulaşılabilmektedir. B. Hrouda tarafından yürütülen yüzey araştırmasında Burhaniye Köyü’ndeki antik yerleşimin Sirkeli Höyük ile eş zamanlı olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular ışığında Sirkeli Höyük aşağı şehrinin nehrin karşı tarafında da devam ettiği anlaşılmaktadır. Bu alanda ise bir nehir limanının bulunduğu tahmin edilmektedir. Nehir taşımacılığı, nehir limanları ve vadiler Mezopotamya ve Anadolu’da bölgeler arası ulaşımda önemli bir kolaylık sağlıyordu. Kültepe’de bulunan pişmiş toprak kayık modelleri nehir taşımacılığına işaret eden ender buluntulardandır. Fırat Nehri’nde Göksu kolunda bulunan bakır külçeler tipolojik açıdan Uluburun batığındaki külçelerle karşılaştırılabilir. Bu buluntu grubu ise bu tip külçelerin sadece deniz yoluyla değil kara yoluyla da taşındığını göstermektedir. Devam eden topografya çalışmaları sonucunda Hitit kabartmalarının önündeki alanda bugün Ceyhan Nehri olmasına rağmen, antik dönemlerde nehrin sadece bu alanda daha kuzeyden ve kırsal yolun geçtiği kabartmaların önüne geldiği düşünülmektedir.

Liverpool Üniversitesi adına J. Garstang tarafından 1936’da ilk kez kazılan höyükte, 1992-96 yılları arasında Münih Üniversitesi adına B. Hrouda, ardından 1997 yılında Innsbruck Üniversitesi adına H. Ehringhaus başkanlığında çalışmalar devam etmiştir. Tübingen ve Çanakkale Üniversiteleri ortaklığında 2006 yılında başlatılan yeni dönem kazıları ise, kazı başkanı Prof. Dr. Mirko Novák’ın, Bern Üniversitesi kadrosunda yer almasıyla, Bern ve Çanakkale ortaklığında Sirkeli Projesi devam etmektedir. Yeni dönem kazıları yerleşimin şehircilik anlamında gelişimini, höyüğün ayrıntılı kronolojik dizinini ve bölgeler arası ilişkilerini araştırmayı amaçlamaktadır.

Orta ve Geç Tunç Çağında Anadolu ve Kıbrıs ilişkileri incelendiğinde, Kıbrıs adasının bu dönemde antik isminin Alašia olduğu anlaşılmaktadır. Alašia isminin bahsedildiği en eski yazılı belge Kültepe kazılarında Karum II. tabakada bulunan kil bir tablette geçmektedir. Bu metinde Alašia kumaşından bahsedilmektedir. Eski Assur Ticaret Kolonileri Dönemi ile çağdaş Mezopotamya ve Levant Bölgesinde yer alan Alalakh, Mari ve Babil metinlerinde ise Alašia ismi bakırla bağlantılı olarak görülmektedir. Hitit Döneminde ise Alašia ismi tarihi metinler dışında genellikle tekstil, bakır ve altın ile ilişkili olarak kullanılmıştır. Bu bağlamda yazılı kaynaklar Kıbrıs adasının geniş bir ticaret ağı içerisinde yer aldığını gösterir. Kıbrıs’a en yakın ana kara Anadolu olmakla birlikte iki kıyı arasındaki en yakın uzaklık yaklaşık 65 kilometredir. Kilikya Bölgesi, Orta Anadolu Bölgesi'nin Akdeniz’e açılan kapısı olduğundan, Kıbrıs ve diğer Doğu Akdeniz kültürleri ile ilişkilerde kilit noktadır. Batıdan doğuya doğru konumlarına göre Mersin-Kilise Tepe, Mersin-Soli Höyük, Mersin-Yumuktepe, Tarsus-Gözlükule, Adana-Sirkeli Höyük, Adana-Tatarlı Höyük, Dörtyol-Kinet Höyük kazısı yürütülen önemli yerleşmelerdendir. Soli ve Kinet Höyük liman kentleridir, diğer yerleşimler ise akarsular kenarında İç Anadolu’yu kıyıya bağlayan yollar üzerinde yer almaktadır. Tüm bu yerleşimlerde Geç Tunç Çağının başından itibaren Kıbrıs kökenli çanak çömlek görülmektedir. Çanak çömleğin yanı sıra Kıbrıs’tan Anadolu’ya bakır ithal edildiği tahmin edilmektedir. Bakırın tüm çağlar boyunca yeniden kullanılması, bakır ticaretine işaret eden külçelerin ender bulunmasına neden olmaktadır. Sirkeli Höyük kazılarında bulunan iki minyatür külçenin en yakın benzerleri Kıbrıs’tan bilinmektedir. Sirkeli Höyük’te aynı tabakada bulunan yaklaşık 10 cm çapındaki tunç terazi kefesi de bu dönemdeki alışverişin başka bir yönünü aktarmaktadır. Uluburun batığı Doğu Akdeniz Bölgesindeki yaklaşık MÖ 1300 yıllarında kalay ve bakır külçe ticaretiyle ilgili bilgi vermektedir. On bir ton madeni külçenin taşındığı batık, bu dönemdeki ticaretin boyutunu göstermektedir. Gemide bulunan Kıbrıs kökenli seramiklerin sayısı külçelerin miktarının yanında çok azdır. Ancak, arkeolojik kazılarda seramikler bulunmakta ve külçeler çok ender olarak ele geçmektedir. Külçelerin madeni eserlere dönüştürülmüş ve yeniden kullanılması, yerleşim kazılarında külçelere az rastlanmasının sebebini açıklamaktadır.  

Orta Tunç Çağına ait mimari kalıntılar Sirkeli Höyüğün tüm açmalarında tespit edilmiştir. Taş temel üzerine kerpiç duvar örgüsünün kullanıldığı konut mimarisi görülmektedir. Kilikya-Amik boyalıları olarak adlandırılan boyalı çanak çömlek grubunun yoğun olarak görülmesi Kilikya bölgesindeki diğer yerleşimlerle paralellik göstermektedir. Bu mal grubu Çukurova ve Amik Ovası arasında kültürel bir bağ oluşturmaktadır. Suriye kökenli Orta Tunç Çağına ait pişmiş toprak heykelciklerin sayısı az olsa da kültürel ilişkilerin varlığını ortaya koymaktadır.

Kizzuwatna Bölgesi 15. yüzyıl başlarında Mitanni idaresine girer ve 15. yüzyıl sonundan Hitit İmparatorluğunun çöküşüne kadar Hitit idaresinde kalır. Kizzuwatna kralı Šunaššurra I. Tudahliya ile antlaşma imzalamasıyla ülkesi Hititlere bağlanır. I. Tudahliya’nın ardılı I. Arnuwanda Dönemine ait olduğu öne sürülen Maduwatta metninde, Hitit kralı Batı Anadolu vasalı Maduwatta’yı, Alašia’nın kendisine ait olduğunu bildirerek uyarır. Maduwatta ayrıca, I. Arnuwanda’nın ve onun “babasının” kendisine bilgi vermediğinden bahseder. Bu metine göre Alašia’nın politik statüsünde I. Tudhaliya Döneminden itibaren bir değişiklik olduğu anlaşılmaktadır. Kizzuwatna’nın Hititlere bağlanması ile aynı dönemde Alašia’nın da Hitit etki alanına girdiği anlaşılmaktadır. Geç Tunç Çağında Orta Anadolu ve Çukurova seramik formları benzerlik göstermektedir. Hitit çanak çömleğinin birçok formu Sirkeli Höyük kazılarında bulunmuştur.

Sirkeli Höyük kazılarında MÖ 2. binde Kıbrıs, Orta Anadolu, Mezopotamya ve Suriye ile ilişkilere ışık tutan bulgular sunmaktadır. Ancak, Geç Tunç Çağında Miken kültürüne ait hiçbir buluntuya rastlanmamış olmaması, Mikenlerin bu dönemde Kilikya Bölgesi ile kültürel ve ticari ilişkiler yürütmediğini açıkça ortaya koymaktadır. Levant Bölgesi ve Miken arasında yoğun ticaret ilişkilerinin varlığı Alalakh ve Ugarit kentlerinde bulunan Miken seramikleri ile kendini göstermektedir. Orta ve Güney Anadolu’nun Mikenlerle aynı ölçüde ilişki kurduğunu kanıtlayacak bulgulara Kilikya’da rastlanmamıştır.

Hitit İmparatorluğu’nun çöküşüyle Demir Çağında Sirkeli Höyük’te kültürler arası ilişkiler devam etmiştir. Demir Çağında Geç Hitit, Kıbrıs, Asur, Fenike, Miken buluntuları Doğu Akdeniz’in farklı bölgeleriyle bağların devam ettiğini göstermektedir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız