Tarsus-Gözlükule

Çukurova’nın Batısında Kadîm Bir Merkez

Antik Kizzuvatna’nın Akdeniz’e açılan kısmı olan günümüz Çukurova’sının batısında Mersin il sınırları içerisinde bulunan modern Tarsus kentinin sokakları arasında binlerce yılın izlerini taşıyan bir höyük yükselir. Kentlilerin Gözlükule olarak bildiği bu tepeyi Tarsus’un Tarsa diye adlandırıldığı MÖ 2. binyıl ve evveline tarihlenen yerleşim katmanları oluşturur, bir başka deyişle modern Tarsus bu tepenin en alt tabakalarında bulunan binlerce yıllık bir yerleşmenin devamıdır.  

Goldman dönemi kazılarının ekip üyelerinden D. H. Cox arazi çalışması sırasında

Tarsa/Tarsus Neden Buraya Kurulmuş?

Batıdan doğuya Kydnos/Berdan, Saros/Seyhan ve Pyramos/Ceyhan nehirlerinin oluşturduğu alluviyal bir ova olan Çukurova’nın kuzeyini ihtişamlı Toros Dağları silsilesi, batısını Dağlık Kilikia Bölgesi, doğusunu Amanos Dağları ve güneyini ise Akdeniz sınırlandırmaktadır. Bu kadar çeşitli coğrafi oluşumları içeren bu bölge, yaşamın temelini oluşturan tarım, hayvancılık, bir de balıkçılık için son derecede elverişli bir ortamdır. Ancak buraya ilk yerleşen insanlar, hiç şüphesiz sadece verimli alluviyal dolgu toprakları ve dağların eteklerinde hayvancılık için uygun yaylalar sebebiyle değil, önemli ticaret yollarının kesiştiği yerde olmasından dolayı da burayı seçmiş olmalıydılar. Zira bir zamanlar tacirlerin, mallarını adım adım taşıttıkları katır kervanlarını önlerine katıp Toros Dağları’nın içinden geçen ve İç Anadolu’yu Akdeniz’e bağlayan en önemli geçitlerden biri olan Hilakku/Kilikia/Gülek Boğazı’ndan çıkınca ilk karşılaştıkları yerleşim Tarsus’dur. Ayrıca kıyısına kurulduğu Kydnos/Berdan Nehri sayesinde Akdeniz’e bağlantısı olan yerleşme İç Anadolu’yu hem Suriye’ye, hem de Akdeniz’e bağlayan önemli bir merkez olmuştur. Tarsus-Gözlükule Höyüğü, Neolitik Dönemden itibaren günümüze kadar en az dokuz binyıldan beri aralıksız olarak iskan edilmiştir.

Günümüzde Tarsus-Gözlükule höyüğünün konumu (fotoğraf: Bülent Tüzün)

Tarsus-Gözlükule Kazısının Kısa Tarihi

1934 yılından itibaren burada Bryn Mawr College (Pennsylvania) himayesinde Amerikalı arkeolog Hetty Goldman bir ekip ile beraber kazı çalışmaları yürütür. 2. Dünya Savaşı başlayınca ara verilen çalışmalar 1947-49 yıllarında sonradan Anadolu Arkeolojisi’nin duayenlerinden biri olacak Hollandalı Machteld Johanna Mellink ve Amerikalı Theresa Goell’in katılımı ile tamamlanarak sona erdirilir.Tarsus-Gözlükule’nin 9 binyıllık tabakalaşmasını işte bu ekibin son derecede sistematik ve dikkatli çalışmaları açığa çıkarır. Tüm buluntular o zaman bölgede tek olan Adana Müzesi’ne teslim edilir, tüm sonuçlar ise üç cilt olarak Princeton Üniversitesi tarafından basılır. Höyük yarım yüzyıllık bir uykudan sonra 2001 yılında yeni bir projenin konusu olur. Projenin amacı yerleşmenin zaman içinde geçirdiği değişimi ve çevresi ile ilişkisini daha ayrıntılı olarak günümüz yöntem ve imkanları ile incelemektir. Uluslararası bir ekip Boğaziçi Üniversitesi önderliğinde ve Bryn Mawr College’ın katkıları ile önce hazırlık ve araştırmalara, 2007 yılında ise yeniden kazılara başlar.

Kazılar burada MÖ 7. binyılda kurulan bir köyün gelişerek MÖ 3. binyılın ortalarından itibaren kalın surların korumasında kentleşmesi sürecini ortaya koymuştur. Yakıla yıkıla hayatın inatla devam ettiği kent 2. binyılda varlığını sürdürürür. MÖ 1500 civarında bölgeye İç Anadolu’da egemenliğini tescil eden Hitit krallığının egemen olmaya başladığını görüyoruz. Hititlerin nüfuzunun giderek artmasının en belirgin göstergesi Tarsus-Gözlükule’nin en yüksek noktasına inşa edilen ve yayınlarda tapınak olarak adlandırılan anıtsal yapının benzerlerinin Boğazköy/Hattuşa’dan tanınmasıdır.

Boğaziçi Üniversitesi Tarsus-Gözlükule kazı çalışmalarının yürütüldüğü açmaların Goldman kazıları, büyük A açmasından arda doğu sınırı ile olan ilişkisi (fotoğraf: Bülent Tüzün)

2. Binyılda Ticari Bir Merkez Olarak Tarsus-Gözlükule

Kazılarda antik dönemde ticareti yapılan mallar nadiren ele geçer. Bunlara örnek Tarsus’ta ele geçen tüm obsidyen, bakır, kurşun, antimon, altın veya demirden yapılmış objelerin hammadesidir. Bunlar ovada doğal olarak bulunmaz ve ancak ticaret yolu ile ovaya getirilmiş olmalıdırlar. Şarap, kokulu yağlar, iksirler gibi bazı sıvı malların varlığı ise sadece içinde taşındıkları çömlekler ele geçtiği için tahmin edilir. Çömlek, kutu, sepet veya balyaları damgalamak için kullanılan mühür baskılı kil topaklar (bulla) ise başka yerlerden gelip depolanan veya gönderilmek üzere hazırlanan malların içeriğinin ne olduğu bilinmeksizin varlığına işaret eder ki bunların da birçok örneği 2. binyıl Tarsus tabakalarında bulunmuştur. Buna ek olarak bazen dönemin yazılı kaynaklarından da hangi malların ticaretinin yapıldığını öğreniriz. Ne yazık ki ticareti yapılan malların çoğunluğu hiç bir iz bırakmadan yok olur. Toros dağlarının ormanlarındaki kimi sedir gibi nadide ağaçlardan olmak üzere elde edilen kereste ve hatıllar, yörüklerden alınan süt ürünleri, veya kentlerde üretilmiş olduğu varsayılan kumaşlar iz bırakmayan mallara örnek olarak gösterilebilir.

Tarsus-Gözlükule’nin komşu bölgelerle olan ticari ilişkileri MÖ 5. bin yılları itibarıyla Kapadokya’da bulunan obsidyen kaynaklarının en güneyde Levant’a kadar uzanan ticari dağılımı ile başlar.

Tarsus-Gözlükule höyüğünde Boğaziçi Üniversitesi’nin önderliğinde yürütülen kazı çalışmaları 2007 yılında başlamıştır

Yerleşmenin komşu bölgelerle ilişkisi MÖ 3. binin ikinci yarısında ciddi bir artış gösterir. Bu dönemde bütün Doğu Akdeniz havzasında hem deniz hem kara üzerinden sürdürülen ticari ilişkilerin ivme kazandığını görüyoruz. Tacir ve zanaatkarların Mezopotamya’dan Ege’ye kadar olan geniş bir bölgede altın ve yarı değerli taşlardan yapılan ziynet eşyaları, altın, gümüş veya tunçtan yapılan kaplar, küçük seramik şişelerde gönderilen kokulu parfümler gibi özellikle kolay taşınabilir lüks malzemenin ticaretinin yaptıklarını biliyoruz. Tarsus-Gözlükule’de yaşayanların da bu ticari ağların önemli bir parçası olduğunu Suriye şişesi adı verilen ve muhtemelen parfümlü yağların taşındığı kapların hem ithal hem yerel çeşitlerine burada rastlanmış olmasından anlıyoruz. Akkadlı tüccarların ticaret yapmak için yerleştikleri Anadolu kenti Puruşhanda’dan kendilerine baskı yapan kentin kral Nur-Daggal’a karşı koyabilmek için ünlü Akkad kralı Sargon’u yardıma çağırmalarını konu eden Şar Tamhari isimli hikaye her ne kadar 2. binyılda yazılmış olsa da söz konusu Akkadlı tüccarların Çukurova üzerinden Torosları geçmiş olmaları büyük olasılıkla doğrudur. Bu bağlamda yeni dönem Boğaziçi Üniversitesi kazılarında ele geçen 3. binyılın sonuna tarihlenen Akkad mühürü de yerleşimin gerçekten Mezopotamya’ya kadar uzanan bir ticari ağın parçası olduğunu teyid eder.

3. binyılın sonunda bütün doğu Akdeniz Bölgesini etkileyen ve sebebi henüz tam anlaşılamamış bir çöküş yaşanır ve Tarsus-Gözlükule yerleşimi de bu yıkımdan payını alır.

Bu sebeple yerleşmenin 2. binyılın başındaki materyal kültürü genel olarak yereldir. Fakat mesela Suriye şişelerinin varlığı Suriye ile ilişkilerin tamamen kesilmemiş olduğuna işaret eder. Ayrıca Orta Tunç Çağı’nın ilerleyen zamanlarında dönemin en karakteristik özelliği olan ve kökeni Suriye bölgesine atfedilen boyalı çömleklerin Tarsus-Gözlükule’de yerel olarak üretilmesinden bu bölge ile ilişkilerin kavramsal ve estetik paylaşımların mümkün olabilecek kadar yoğunlaştığını anlıyoruz.

1930-40’lı yıllarda yürütülen Tarsus-Gözlükule Amerikalı kazı ekibinin başkanı Hetty Goldman

Geç Tunç I Dönemi’nde ise Tarsus-Gözlükule’nin Suriye ile etkileşimi biraz azalmakla beraber Tell Atchana/Alalah’tan Black Impressed Ware (BIW) olarak bilinen çizgi bezemeli gri seramiklerin varlığı bu bölge ile ticari ilişkilerin devam ettiğini göstermektedir. Ama bu dönemde yerleşmenin esas İç Anadolu ile ilişkileri ivme kazanır. Bunu özellikle Tarsus-Gözlükule’de bulunan parlak kırmızı astarlı seramiklerin hem form hem de yapım teknikleri açısından Kültepe/Kanesh ve Boğazköy/Hattusha gibi merkezlerle benzerlikleri dolayısıyla ileri sürebiliriz; bunlar arasında özellikle gaga ağızlı testiler, şişeler ve hayvan biçimli ve kült için kullanılan sunu kapları dikkat çeker. Kıbrıs’tan dolu ya da boş gelen kapların sayısı az da olsa Tarsus’un karşısındaki ada ile alış verişinin devam ettiğini gösterir.

Başta bakır olmak üzere maden ticaretinin de kesintisiz devam ettiği bellidir. Goldman kazılarında ele geçen içine sıvı madenin döküldüğü taş kalıplar Toroslar’dan ve belki de Kıbrıs’tan ticaret yolu ile gelen maden külçelerinden burada kült objeleri, silah ve maden alet üretildiğini kanıtlar.

2. bin yılın ortalarında İç Anadolu’da yükselen bir güç olan Hititler’in yayılmacı politikalarının ilk hedeflerinden biri antik Kizzuvatna/Çukurova’dır ve bundan sonra bütün bölge Hitit Krallığı’nın politik, ekonomik ve kültürel etkisine girer. Goldman kazılarında açığa çıkarılan ve yukarıda adı geçen anıtsal yapının dolgu tabakası içinde ele geçen Hitit kralı Telipinu ile anlaşma imzaladığı bilinen Kizzuvatna kralı Işputahşu’nun kendi egemenliğinde olan Tarsa’ya gönderdiği bir malı damgalayan mühür baskısı yörenin kendi içindeki ticari hareketliliğin bir belgesi sayılabilir. Bu dönemde Tarsus-Gözlükule’nin Hitit Krallığı’nın önemli bir merkezi olduğunu hem mimari kalıntılardan, hem mühürler ve mühür baskıları gibi bürokratik malzemenin niteliğinden, hem de seramik repetuarının bazı unsurlarının İç Anadolu’daki Hitit merkezlerine olan benzerliğinden çıkarabiliriz. Goldman kazılarında bir dizi benzer damgalı topak ve bir Hitit toprak bağış belgesi ile beraber bir çöp çukurunda ele geçen, herhalde ticari bir malı damgalamak için kil topak üzerine basılmış Büyük Hitit kralı III. Hattuşili’nin eşi kraliçe Puduhepa’nın mühürü belki de başkentten Tarsus’a gönderilen bir kargonun günümüze kalan tek izidir. Aynı yıllarda Anadolu’dan Mısır’a giden tacir kervanlarının Ugarit ülkesine vergi ödememek için farklı yollar kullanarak Ugarit’ten geçmediklerini diplomatik yazışmaları ile ünlü kraliçe Puduhepa’nın Ugarit krallarından III. Niqmaddu’ya gönderiği bir mektupta Niqmaddu’nun bu konudaki şikayetine değinmesinden anlıyoruz.    

1930-40’lı yıllarda yürütülen Tarsus-Gözlükule Amerikalı kazı ekibi üyelerinden MaynardRiggs kazı evi deposunda

Bu dönemde Doğu Akdeniz Havzası’nda bölgedeki önemli uygarlıklarının (Mısır, Hitit, Asur ve Miken gibi) önayak olduğu yoğun işleyen bir deniz ticaret ağı vardı. Metinlerden Tarsus’un batısında kalan kıyı şeridinde yer alan Ura kentinin tüccarları Hitit kralı adına Suriye kıyılarındaki Ugarit gibi limanlardan deniz yolu ile gelen malları alıp Orta Anadolu’ya sevk ettiklerini öğreniyoruz. Fakat Tarsus-Gözlükule’nin İç Anadolu dışında diğer bölgelerle ilişkileri deniz ticaretinin önemli bir durağı olan bu yerleşmeden beklenilmeyecek kadar zayıftır. Mesela bazı komşu bölgelerde hatırı sayılır miktarda rastlanan Kıbrıs ve Ege kökenli seramiklere Tarsus-Gözlükule’de göreceli olarak az sayıda rastlanılmıştır. Bunun sebebi Hitit Krallığı’nın artık bir vasalı olan bölgenin idari merkezlerinden biri olan Tarsus-Gözlükule sakinlerinin ticari ilişkilerinin bir dereceye kadar İç Anadolu’daki merkezin ihtiyaçlarına göre ayarlanıyor olması olabilir. Örneğin IV. Tudhaliya döneminde Hititlere biat eden küçük ölçekli bir vasal krallık olan Amurru’nun kralı Şauşgamuva ile imzalanan bir anlaşmaya göre Hititlerin düşmanı olan Aşşur ile ticaretlerine ambargo konduğu belirtilmiş, ayrıca Ege’den gelen Ahhiyava gemilerinin de Aşşur ile ticaret yapmasına izin verilmeyeceği belirtilmiştir.

İçine eritilmiş maden dökülerek adak ve mücevher üretimi mücevher dökmek için kullanılan taş kalıp, Geç Tunç II

MÖ. 2. bin yılın sonları nedeni tam olarak anlaşılmayan bir biçimde Hitit Krallığı’nın da dahil olduğu kuvvetli ve merkeziyetçi devletlerin ya yıkılması ya zayıflamasına tanık olur. Bu karışık dönemde Tarsus-Gözlükule de dahil olmak üzere bir çok yerleşim de yıkılır. Yıkıntıların üstüne hemen geri yerleşen şehir sakinleri hayatlarına kaldığı yerden devam etmeye çalışırlar. Mesela tahminen şarap taşımak için kullanılan tek kulplu testilere (Hitit amforası) oldukça sıklıkla rastlanması yerleşimin İç Anadolu ile olan ilişkilerinin hemen kopmadığının işaretidir. Ama bir takım yeni bağlantılar da bu dönem içinde oluşmaya başlar; bunlar arasında muhakkak ki en çok dikkat çekeni Geç Hellas IIIC olarak adlandırılan Ege tipi çanak çömleklerin hem ithal edilmesi ama büyük çoğunlukla da yerel olarak üretilmesidir. Yerleşimin 2. bin yılın sonunda bütün Doğu Akdeniz’i etkisi altına alan ve sosyo-politik olarak önemli değişimlere gebe bu dönemde esnek bir strateji izleyerek eski bağlantılarını koparmadan bölgede gelişen yeni fırsatlara kendini dahil ettiğini söyleyebiriz.

İçine eritilmiş maden dökülerek adak ve mücevher üretimi için kullanılan pişmiş toprak kalıp- ön ve arka yüz, Geç Tunç II

Sonuç olarak Tarsus-Gözlükule yerleşiminin bölgesel konjonktürlerin de etkisiyle zaman zaman inişli çıkışlı olabilen ticari ilişkileri bulunduğu stratejik konumu itibariyle genel olarak istikrarlı bir şekilde etrafındaki bütün komşu bölgelerle binlerce yıl sürdürülebilmiştir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız