A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Edessa Mozaikleri » Aktüel Arkeoloji

Edessa Mozaikleri

Doğu-batı ve kuzey-güneyden gelen yolların kavşak noktasındaki Edessa kenti, bulunduğu konum itibariyle bir dönem Part Krallığı ile Roma İmparatorluğu arasında yer almaktaydı. Osroene Krallığı’nın başkentliğini yaptığı dönemde Roma’nın vasal krallığı gibi görünse de zaman zaman Partlara da yakın durmaktaydı. Yaşantısı ve kültürü de bulunduğu coğrafyaya göre şekillendi. Yazılarını Süryanice harflerle yazdı. Giyim kuşamında doğulu tarzı benimsedi. Roma İmparatorluğu’nun Grekçe veya Latince harfli yazısı, kültürü ve giysisi genel olarak Fırat Nehri’yle sınırlandı

Thermodosa, Amazonlar mozaiğinden ayrıntı, Edessa

Erken Hellenistik Dönemde kurulan Edessa antik kenti, taban döşemesi ve mozaik geleneğinin harmanlandığı coğrafyada yer alır. Yeni Taş Çağında (Neolitik) ilk taban döşemesinin (terazzo) görüldüğü Göbeklitepe ve Nevali Çori Edessa’nın yakınındadır. Güney Mezopotamya yerleşimlerinden Eski Tunç Çağında ticaret yoluyla gelen konik çivi mozaik geleneğiyle de Edessa yakınında Hassek Höyük ve Hacınebi yerleşimlerinde mimari bezenmiştir. Yeni Assur Döneminde çay taşıyla yapılan mozaik döşeme Tille Höyük ve Ziyaret Tepe’de bulunur. Hellenistik Dönemde taşın kırılmasıyla yapılan tesseralı mozaik ise kuş uçuşu Edessa’nın yaklaşık 75 kilometre uzağında Kommagene Krallığı’nın başkenti Samosata’da (Samsat) ve kralın yazlık sarayının olduğu Arsameia’da izlenmektedir. Samosatalı mozaik ustası Zosimos’un Fırat manzaralı Roma evlerinin tabanını döşediği rengarenk mozaiklerin bulunduğu Zeugma, Edessa’nın merkezliğini yaptığı Osroene Krallığı’nın batı sınırını oluşturmaktaydı.

Doğu-batı ve kuzey-güneyden gelen yolların kavşak noktasındaki Edessa kenti, bulunduğu konum itibariyle bir dönem Part Krallığı ile Roma İmparatorluğu arasında yer almaktaydı. Osroene Krallığı’nın başkentliğini yaptığı dönemde Roma’nın vasal krallığı gibi görünse de zaman zaman Partlara da yakın durmaktaydı. Yaşantısı ve kültürü de bulunduğu coğrafyaya göre şekillendi. Yazılarını Süryanice harflerle yazdı. Giyim kuşamında doğulu tarzı benimsedi. Roma İmparatorluğu’nun Grekçe veya Latince harfli yazısı, kültürü ve giysisi genel olarak Fırat Nehri’yle sınırlandı. Yazımızın konusunu oluşturan Edessa, Osroene Krallığı mozaikleri de doğu-batı kültürünün birleştiği, fakat doğu kültürünün daha ağır bastığı bu coğrafyada el sanatı olarak ortaya çıkarak gelişmiştir.

Çevresindeki diğer Roma kentleri Samosata, Zeugma ve Palmyra ile iletişim halinde olan Edessa, mozaik sanatında kendi üslubunu geliştirdi. Anılan kentlerden Zeugma Roma İmparatorluğu’nun kültür etkisinde kalıp, mitolojik konulu ve batı tarzı giysili figürlerin betimlendiği mozaikleri tercih ederken, Edessa özellikle nekropol mozaiklerinde doğu tarzı giysili yerel figürler ve portreler kullandı. Mozaiklerinin çoğunda figürler sosyal içerikli olup, giyim kuşamda yerel giysiler görülmektedir. Edessa’da (Urfa) günümüzde bilinen en erken tesseralı mozaik Roma İmparatorluğu’nun vasal krallığı olan Osroene Krallığı Dönemine (MS 194 yılına) tarihlenen Orpheus betimli mozaiktir.

Edessa’nın Osroene Krallığı Dönemi Mozaikleri

Edessa’nın Osroene Krallığı Dönemi mozaiklerinden bilinenler nekropol mozaikleridir. Günümüzde Şanlıurfa’nın Eyyubiye, Şehitlik (Çamlık) mahallelerinde yer alan bu nekropol alanları antik Edessa kentini güney ve güneybatı ile kuzey ve kuzeybatıdan kuşatmaktaydı. Edessa’da nekropolü oluşturan ana kayaya oyulmuş tek veya ön odalı kaya mezarlarının tabanında mozaik döşeme geleneği mev­cuttu.

“Sonsuzluk Evi” olarak adlandırılan bu kaya mezarları, Edessalı yerel mozaik atölyeleri tarafından figürlü ve geometrik desenli mozaiklerle bezelidir. Mozaikler, canlı renklere sahip taş tesseralarla opus tesellatum tekniğinde yapılmıştır. Figürlerde ve Süryanice yazılarda az oranda vermiculatum tekni­ğinin de kullanıldığı görülür. Mozaikler, 19. yüzyılın sonlarından itibaren araştırmacıların dikkatini çekmeye başlamıştır. 1950’lerden itibaren parçalar halinde sökülen bu mozaikler, 1980 sonrasında ise düzgün şekilde kesilerek Şanlıurfa’dan uzaklaştırılmıştır. Günümüzde Edessa mozaiklerinin birkaçı Şanlıurfa Arkeoloji Müzesinde, biri in situ, birkaçı il dışında yurtiçi müzelerinde, bazıları yurtdışında, bazıları da kayıp olup, nerede oldukları bilinememektedir.

Mozaiklerin dekorasyonu pano ve bordür şeklindedir. Bordür, kare veya dikdörtgen panoyu çepeçevre sarar. Figürlerin dış hatları bazen tek sıra siyah tesserayla, bazen de giysinin renginde konturludur. Kontur çizgilerine ağırlık ve­rilmesi nedeniyle figürler yüzeysel olarak ön plana çıkmış ve izleyiciye daha çok yaklaşmıştır. Bu nedenle figürlerin yerleştirilişinde derinlik görülmez.

Bazı mozaiklerde karı-koca ve çocuklardan oluşan bir aile tasvir edilir. Cenaze şölen sahneli mozaiklerde, aile reisi sol dirseğine dayanarak divanda yan uzanır, eşi yanında oturur, etrafında aile fertleri görülür. Aile bireyleri renkli ve süslü doğulu tarzda giysiler içinde, hiyerarşik düzende betimlenir; eşi, aile reisinin solunda, ço­cukları sağında... Edessa’da dört mozaik döşeme­de aile reisi cenaze şöleni betiminde divana yan uzanır. Pers ve Yunan sanatında da yaygın olarak görülen mezar sahibinin yan uzanış biçimi, Edessa’da Kırk Mağara ve yakınındaki Ka­raköprü kaya mezarlarının arkosoliumlarında yer alan yüksek kabartmalarda da görülmektedir. Ayrıca, cenazeyle ilişkili olarak bu duruş şekli Edessa’ya ticaret yollarıyla bağlı olan Palmyra’nın lahit, kabartmalarında ve Dura Europos’da duvar resmindeki ziyafet sahnesinde izlenilmektedir. Bu gelenek ne kadar Edessa ve Palmyra’da yer edinse de, aslında Roma İmparatorluğu sınırları içerisinde gerek mezar stelleri, lahit ve kapaklarında yüksek kabartma olarak, gerekse duvar­larda resim olarak yaygın biçimde yer almıştır. Ama figürlerin yerel giysiler giymiş olmasıyla Edessa ve Palmyra örneklerinin doğulu tarzda yerel özellikleri oldukça baskın olmuştur.

Roma İmparatorluğu’nun doğusundaki kentlerin nekropollerinde halktan kişilerin kendi portrelerini yapma geleneği mevcuttu. Zeugma antik kenti nekropol heykeltıraşlığının heykel, stel ve kabartmalarında izlenilen portre sanatının benzeri, Edessa’da mozaiklerde görülmektedir. Edessa nekropolündeki aile kaya mezarlarının taban mozaiği, Edessa halkının portreleriyle süslenmiştir. Yetişkin erkeklerin portresi sakallı olup, sakin ve dingin yüz ifadesine sahiptir. Bazı mozaiklerde yüzde huzursuz ve kızgın ifade de izlenmektedir.

Aile fertlerinin yaşlı bireylerinde derin çizgili yüz hatlarında gerçekçilik görülür. Yüz hatları kahverenginin tonlarıyla belirtilmiştir. Her figürün portesinin ayrıntılı işlenmesiyle panodaki sahne bir aile resmi görünümündedir. Sahnedeki figürlerin bazısı kendi halinde boşluğa bakarken, bazı figürlerin bakışları ise birbiriyle kesişmektedir.

Edessa’nın nekropol mozaiklerinde figürler sosyal içerikli olup, giyim kuşamda yerel giysiler görülür. Erkekler, dizlere kadar inen uzun bir üst giysi ve bunun altında genel olarak şalvarla tasvir edilmişlerdir. Bazen pantolon da giyilmektedir. Pantolonlar bazen geniş bazen ise dar olarak görülmektedir. Bazı mozaiklerde bazı erkekler Frig başlıklıdır. Kadınlar himation (palla -ehram- bu giysi sol omzun­da bir broşla tutturulmasıyla himation giysisinin biraz değişik biçimidir) altında bol nakışlı ve süslü uzun kollu tunik giyimlidir. Saçları örgülü olup, başlıklı veya başörtülü de olsa, yüzleri açıktır. Genel olarak tepeye doğru incelerek yükselen farklı renklerde birden çok şeritli yüksekçe başlık (köfü) giyilir. Bu yüksekçe başlıkların maddi refahın göstergesi olduğu ifade edilir. Başlıkların üstünde örtü (yaşmak-duvak) yer alır. Benzer giysiler günümüzde de Urfa ve çevresinde görülmektedir.

Nekropol mozaiklerinde figürlerde yerel üslup özelliği görülmesine karşın, pa­noların kuşak ve bordürlerinde, ikili örgü kuşağı, testere dişli üçgen dizisi, tes­tere dişli çizgilerin oluşturduğu eşkenar dörtgen desenler ve düz çizgiler Roma İmparatorluk üslubu geleneğindedir.

Edessa, Osroene Krallığı mozaikleri Estrangelo Süryanice yazıtlıdır. Mozaik üzerindeki yazıda mezar sahibi, eşi ve çocuklarının adları yazılıdır. Yazının devamında ise, “…bu mezarı sonsuzluk evi olarak kendisi ve ailesi için yaptırdı. Tanrı onu bağışlasın” yazılıdır. Bu yazılardan Edessa halkının ahiret inancına sahip oldukları da anlaşılmaktadır.

Osroene Krallığı’nın saray veya villalarını bezeyen mozaikler henüz ele geçmedi. Balıklıgöl çevresinde ve Urfa kalesinde kazılar yapıldığında, anılan mozaiklerin de bulunacağı olasıdır. MS 2. ve 3. yüzyıla tarihlenen nekropol mozaiklerini ise dört gruba ayırabiliriz: Aile tasvirli, mitolojik figürlü, hayvan betimli ve geometrik desenli.

Aile Tasvirli Nekropol Mozaikleri Zeydallat Ailesi Cenaze Şöleni Mozaiği

Aile tasvirli mozaiklerin birinde çok renkli ikili sarmal kuşağın çevrelediği kare panoda Zeydallat ve ailesi betimlenmiştir. Bir aile tablosu görünümündeki bu mozaiğin merkezinde aile reisi Zeydallat divana yan uzanır. Sakallı ve bıyıklıdır. Sol elinde cam kadeh tutar. Gri, uzun tunik giyimlidir. Sağda eşi Avi sola dönük oturur. Uzun kollu pembe tunik üstünde sol omuzdan tutturulan sarı palla giyimlidir. Yüksekçe başlığı (köfü) sarı örtülü (yaşmak) dür.

İkisi arasında kızları Kimi, solunda oğulları Barşalmo ve Ma’mi ayakta durur, ön planda ise altlık tutan pembe şalvarlı kızı ayakta dururken, diğer oğlu Barba’şamin ve kardeşi büst şeklinde betimlenmiştir. Aile fertlerinin adları Süryanice harflerle yanlarında yer alır. Panonun dışındaki yazıtta Zeydallat’ın bu mezarı kendisi ve çocukları için MS 238 yılında yaptırdığı yazılıdır.

Bu mozaik 1956 yılında J. B. Segal tarafından Şanlıurfa merkez Eyyubiye Mahallesi’nde bir kaya mezarında bulunmuştur. Daha sonraları parçalanarak yurt dışına kaçırılmıştır.

 

Zeydallat Ailesi Cenaze Şöleni Mozaiği, Segal 1970

Ayaklı Sehpa Mozaiği

Aile tasvirli diğer mozaikte, kahverengi dalga kuşağının çevrelediği dikdörtgen panoda Adona, annesi, iki erişkin, iki de küçük çocuğuyla birlikte ayakta betimlenmiştir. Adona panonun merkezinde ayakta durmaktadır. Yüzünün sol yanı tahrip olmuştur. Uzun kollu sarı tunik ve sarı şalvar giyimlidir. Sol eliyle omzundaki pelerini tutarken, sağ elindeki dal ile zemindeki objeye dokunur. Bu sehpanın ve üstündeki nesnenin tütsü kabı veya içinde kutsal su bulunan şişe olduğu, bunun ise aile içinde gerçekleşen cenaze ritüeli ile ilgili olduğu ifade edilmektedir. Adona’nın solunda annesi ayakta durur. Sol elinde yün veya ip eğirmekte kullanılan iğ tutar. Başında örtülü yüksekçe başlık yer alır. Sert ifadeli oval yüzü hüzünlüdür. Yüksek alınlı, kalın hilal kaşlı, iri gözlü, sıkıca kapalı ağızlıdır. Panonun solunda ayakta duran iki figürün gövdelerinin üst kısmı tahrip olmuştur. Bunlardan soldaki figür elinde pagan inancında kült sembolü olan çiçek tutar. Sahnenin ön planında sarı tunik giyimli küçük kızı ile kahverengi tunik ve şalvarlı küçük oğlu cepheden ayakta durmaktadır. Küçük kızın elinde tuttuğu nesne muhtemelen ayna olmalıdır. Süryanice yazıtta Adona’nın bu mezarı kendi ve çocukları için yaptırdığı yazılıdır.

Urfa’da Şehitlik Mahallesi’nde bulunan bu mozaiğin sol tarafı 1956 yılı öncesinde eski eser kaçakçıları tarafından kesilmeye çalışılmış ama mozaiği kaldırma tekniğini bilmediklerinden bu kısım kaçakçılar tarafından dağıtılarak yok edilmişti. Çok daha sonraları ise, anılan mozaiği parçalamayı başarmış olacaklar ki, mozaik iki parça halinde 1980 yılında yurtdışına götürülmek üzereyken İstanbul’da yakalandı. Mozaik tam orta kısmından dikey kesilerek sökülmüştür. Bu parçalama esnasında aile reisinin gövdesinin sağ yarısı, büyük oğlunun gövdesinin sol yarısı tamamen dağıtılarak yok edilmiştir. Kalan parçaların birinde küçük çocuk, diğerinde ise kardeşi kısmen, anne betimi sağlam kalabilmiştir.

Bu iki parça, Aya İrini Kilisesi’nin revaklı avlusunda bulunmaktadır.

1990 yılı öncesinde kaçırılan mozaiklerimize baktığımızda insanın içi burkulmakta, yüreği sızlamaktadır. Panolardan, bordürlerden kazmalarla gelişigüzel parça parça koparılan mozaikler görülmektedir. Bu dönemde mozaik hırsızları usulüne uygun olarak mozaik kaldırmasını bilmediklerinden, kendilerine göre para edecek olan figürlerin olduğu kısımları kazma veya uzun demirlerle sökerek kaldırmışlardır. Bu nedenle, Edessa/Urfa’dan kaçırılan mozaiklerin çoğu parça parçadır. Ayaklı Sehpa Mozaiği de tesseraları dağıtılarak parçalanmış mozaiklerden biridir.

Ayaklı Sehpa Mozaiği, Segal 1970

Mitolojik Figürlü Mozaikler İnsanın Yaratılışı Mozaiği

Mitolojik figürlerin betimlendiği bu mozaikte sahne ön ve arka plandan oluşur. Arka planda tanrılar, ön planda Prometheus tarafından yaratılan insanın canlandırılması betimlenmiştir. Tanrı ve tanrıçaların insanın yaratılışını izlediği bu mozaikte, geri planda başı haleli baştanrı Zeus (Maralahe) tahtında oturur, vücudunun üstü açık olup, giysisi ayakları üzerinde toplanır. Sağında eşi Hera yer alır. Sanki Zeus’a bir şeyler anlatır gibidir. Zeus, avucunu açarak ileri uzattığı sağ eliyle insanın canlandırılmasını onaylamaktadır. Solda Kronos, Aion’un sembolü Zodyak çarkını tutarken betimlenmiştir. Sağında, insanı yaratan Prometheus yer alır. Sağ elinde tuttuğu kuş, canlandırılacak olan insan heykellerinin ruhunu simgeler gibidir. Sol köşede peplos giyimli Athena ayakta durmaktadır. Ön planda Hermes, kelebek kanatlı Psykhe’yi (ruh) omuzlarından tutup biraz havaya kaldırarak topraktan yapılan kadın ve erkek heykellerine Eros’un eşliğinde yaklaştırır. Psykhe, az sonra can vereceği bu insan heykellerine yaklaşmakta tereddüt eder görünümdedir.

Sahne, soldan gelen ışıkla aydınlanır. Figürlerin gövdelerindeki gölgeleme açıktan koyuya doğru renk tonlarıyla belirtilmiştir. Zemine düşen bazı gölgelerin sarı ve kahverengi verilmesi ilginçtir. Tanrılar kahverenginin tonlarıyla verilirken, yaratılmakta olan insanlar toprak görünümünde kahverengi, gri ve siyah renktedir. Figürlerin adları başlarının yanında Süryanice harflerle yazılıdır. Edessa’dan kaçırılan bu mozaik Amerika’da özel bir koleksiyonda bulunmaktadır.

İnsanın yaratılışı mozaiği, Balty- Chatonnet 2000.

Orpheus Mozaiği

Mitolojik figürlü Orpheus mozaiği, Edessa mozaiklerinin başına gelenleri bize en iyi anlatmaktadır. Şanlıurfa’dan Amerika’ya kaçırılan bu mozaik, Kültür ve Turizm Bakanlığının girişimleriyle Dallas Sanat Müzesinden İstanbul Arkeoloji Müzesine getirildi. Anılan müzede, bordoya boyalı bir salonda tek başına teşhir edilmektedir. Bir zamanlar Edessa/Urfa’da kayaya oyulu Papa’nın oğlu Papa’nın aile mezarının tabanını süslüyordu. Orpheus, aşk acısıyla özleşen bir ozandı. Ölen eşinin acısını yüreğinin derinliklerinde hissetmekte, çaldığı müzik aletiyle dağı taşı suyu ağlatmaktaydı. Bu dünya ve öteki dünya kavramlarını sorgulaması, eşini kurtarmak için öteki dünyaya gitme cesaretini göstermesi, insan ruhu için ölümden sonra yaşam beklentisiyle Orpheus’u nekropol ikonografisinde önemli bir figür haline getirmiştir. Aile mezar odasına bu konuyu seçtiğine göre mezar sahibinin de eşini kaybetmiş olması, eşinin hayatının kendine bağışlanmasını, öteki dünyaya gittiğinde Orpheus gibi dönüp arkasına bakmamayı hayal etmiş olması muhtemeldir.

Edessa’nın bu mozaiğinde yeşil khiton, kırmızı himation ve pelerin giyimli, Frig başlıklı Orpheus sağa dönük oturarak lir çalar. Etrafında yırtıcı etçil ve otçul uysal hayvanlar onun çaldığı büyülü müziği dinlemektedir. Sağda vahşi etçil hayvanlar, solda otçul hayvanlar betimlenmiştir. Sağda, domuz, leopar, ayı ve aslan hareket halinde koşarken, solda karga, ceylan, eşek ve dağ keçisi hareketsizdir. Üst üste kademeli olarak işlenen hayvan betimleri, yukarıdan aşağıya doğru irileşerek az da olsa bir derinlik oluşturur. Sol üste ve sol altta Süryanice harflerle yazıt yer alır. Edessa mozaikleri içinde en erken tarihli (MS 194) olması ve mozaikte Bār Sāged adlı sanatçı adının bulunması sebepleriyle Orpheus mozaiği oldukça önemlidir.

Dallas’tan dönerek İstanbul Arkeoloji Müzesinde misafir edilen Orpheus mozaiği ile birlikte, aynı müzede bulunan Aphtuha Mozaiği, Aya İrini Kilisesi’nde bulunan Ayaklı Sehpa Mozaiği ve Cenaze Şöleni Mozaiğinin de ülkemizin en büyük müzelerinden biri olacak olan yeni Şanlıurfa Arkeoloji Müzesine getirilmesiyle, eserlerin Edessa/Urfa’daki aynı sanatçı elinden çıkmış olan diğer akraba eserleriyle aynı salonda teşhir edilmeleri sağlanacaktır.

Orpheus betimli mozaik. İstanbul Arkeoloji Müzeleri

DOĞU ROMA DÖNEMİ MOZAİKLERİ

Amazonlar Villası Mozaikleri

Edessa’da, Doğu-Roma İmparatorluğu üslubunda villa mozaikleri de bulundu. Haleplibahçe mevkiinde Amazonlar Villası’nın tabanının süsleyen bu mozaikler 2006-2008 yıllarında Şanlıurfa Müze Müdürlüğü başkanlığında ve kazı ekibiyle yapılan kazı çalışmalarında meydana çıkarılmıştır.

Amazonlar Villası, simetrik yerleştirilen iki iç avlu arasında yer alan dikdörtgen planlı büyük bir salonun etrafına dizilen odalardan oluşur. Koridorun taban mozaiğindeki dikdörtgen panoda, Akhilleus’un bebekliğinden Troya (Troia) savaşına gidişine kadar geçen süreden sahnelerin anlatıldığı tasvirlerle bezelidir. Bunlar sırasıyla, dadı kucağında bebek Akhilleus, anne Thetis’in Akhilleus’un topuğundan tutarak ölümsüz olması için onu Styks ırmağına daldırması, Akhilleus’un ömür ipliğini büken kader tanrıçaları Moira’lar, genç Akhilleus’un annesine vedası, Akhilleus’un at adam Kheiron tarafından eğitilmesi tasvirleridir. Mozaiğinin bordüründe yayılan atlar ve saz çalan erkek betimleri de yer alır. Ana salonunun taban mozaiği Argos ve Opora figürleri, avlanan soylu figürü, kuşlar ve bitkisel desenlerle bezelidir. Çalışma odasının mozaiği Ktisis büstü, dinlenme odasının mozaiği zebra götüren zenci betimlidir.

Amazonlar Villası’na adını veren Amazonların avlanmasının tasvir edildiği mozaik ise villanın konuk odasını süsler. Dikdörtgen panoda, ikisi yaya ikisi atlı olan Amazonlar aslan, leopar ve kurt avlarken betimlenmiştir.

Kheiron, Akhilleus mozaiğinden ayrıntı, Amazonlar Villası, Edessa

Efsaneye göre savaşçı bir kadın topluluğu olan Amazonlar Karadeniz Bölgesi’nde Thermedon (Terme) çayının kıyısında yaşamıştır. Panoda ön plandaki iki Amazon (Melanippe ve Penthesileia) atlı olarak avlanırken, geri plandaki iki amazon (Hippolite ve Thermodosa) ise yaya avlanmaktadır. Penthesileia’nın solunda yaralı leopar ile köpek, Termodosa’nın solunda ise devekuşu ile köpek mücadelesi tasvir edilmiştir. Panonu ortasında ensesinden başının üstüne doğru kan akan yaralı bir aslan acı içindedir. Ağaç, çalı ve kaya resimleri av sahnesinin geçtiği kırsal alanı göstermektedir. Konuk odasının sağ ve solunda odalar yer alır. Bu odanın birinde aslan, diğerinde kaplan betimi mevcuttur. Mozaik dekorasyonu, kuzey ve güney iç avlunun çeşme havuzunda düz beyaz, güney havuzda düz beyaz ve geometrik desenlidir.

Sanki yağlı boya resim görünümünde olan panolardaki figürlerin fonunu oluşturan beyaz tesseralar, balık pulu biçiminde döşenen kafes desenleri biçimindedir. Mozaik tesseraları oldukça küçük ebatlıdır. Tessera sayısı bazı odalarda 10 cm.de 490 tesseraya ulaşmaktadır. Bu nedenle, anılan mozaik döneminin tespit edilen en küçük tesseralı mozaiğidir.

Mozaik kompozisyonu, oda merkezinde dikdörtgen pano bunun etrafında figürlü veya geometrik bordur dizilimi şeklindedir. Gerek bu tip tessera dizilişi, gerekse av sahneli mozaiklerde merkezi figür etrafında diğer figürlerin avlanmasının tasvir edildiği mozaikler MS 5.-6. yüzyıllarda Antiokheia, Apemeia ve diğer antik kentlerde de yaygın olarak görülmektedir.

Haleplibahçe mozaiğinde figürlerin gövde hatları ayrıntılı olarak işlenmiştir. Renk tonlarıyla vücut hatları birbiri içinde eritilip figürlerin dış çizgisi (kontur) kaybedilmiştir. Bunun en güzel örneği Amazonların Avlanması’nın tasvir edildiği sahnedeki atın gövdesinde görülmektedir. Burada, atın gövde ayrıntıları belirtilmiş olup, renk tonlarıyla hatlarda yuvarlaklık, derinlik de sağlanmıştır. Dışa vurumculuk belirgindir. Hem Amazonlarda hem de hayvanlarda yüz ifadesi etkili biçimde belirtilmiştir. Örneğin ölmek üzere olan yaralı aslanın acı çeker hali yüzünde ve gözlerinde açıkça izlenmektedir. 2014 yılında mozaik müzesi olarak ziyarete açılması planlanan Amazonlar Villası’nda çalışmalar devam etmektedir.

Akhilleus ve Thetis, Akhilleus betimli mozaikten ayrıntı. Amazonlar Villası, Edessa

Kilise Mozaikleri

Edessa’da Doğu Roma İmparatorluğu’na ait MS 5.-6. yüzyıla ait kilise taban mozaikleri de bulunmuştur. Harran kapı yakınında bulunan bir mozaikte, düz siyah çizgi ve siyah zeminde çok renkli ikili örgü kuşağının çerçevelediği dikdörtgen panoda farklı yönlere dönük iki sahne yer alır. İlk sahnede yaban keçisi kovalayan aslan ve ağacın arkasından bu sahneyi izleyen sola dönük bir boğa tasvir edilmiştir. İkinci sahnede, bir ağacın etrafında bakışımlı duran geyik ile boğa ve solda sahneye sırtı dönük geyik betimlenmiştir. Bu mozaikte hareketlilik ve sakinlik bir arada verilmiştir. Edessa yakınında Mıcıt köyünde 2008 yılında yapılan otoban kazısı esnasında bulunan bir kilise taban mozaiğinde ise kesişen daireler ve kesişen altıgenlerin de görüldüğü geometrik desenler ve Süryanice yazıt mevcuttur.

İpek yolu üzerinde bulunan Edessa kenti, günümüzden 5 bin yıl önceye kadar uzanan mozaik geçmişe sahip olan bölgede yer alır. Merkezliğini yaptığı Osroene Krallığı Döneminde kendi yerel üslubunu oluşturmuştur. Şu an dünyanın hangi müzesinde Edessa işi bir mozaik parçası görülse, kolayca tanınmakta ve menşei olarak Edessa/Urfa işaret edilmektedir. Son yıllarda Haleplibahçe mevkiinde bulunan Roma İmparatorluk üslubundaki mozaikleriyle de, mozaik sanatında önemli bir yeri olduğunu göstermiştir. İstanbul Arkeoloji Müzesinde misafir edilen Orpheus mozaiği ve diğer mozaikler Amazonlar Villası Mozaik Müzesinde yakın bir zamanda ziyaretçiyle buluşmayı beklemektedir.        

EN ÇOK OKUNANLAR

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

Hitit Dili ve Yazısı

Tanrılar ve Tapınaklar Ülkesi Hatti

Çiviyazısı öğrenmenin yolu klasik metinleri kopy...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız