A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Yeni Yıl ve Bayramlar » Aktüel Arkeoloji

Yeni Yıl ve Bayramlar

 Eski Ön Asya ve Anadolu

Bir yılın ömrünü tamamlaması ve yeni bir yılın başlaması, medyada genellikle yaşlı bir adam biçiminde görüntülenen eski yılın bayrak yarışını bebek olan yeni yıla bırakması ile betimlenir. Bu nöbet değişimi halen kuzey yarımkürede günlerin kısa ve havanın soğuk olduğu kış mevsiminin ortasında gerçekleşirken, bazı kültürlerde baharın başlangıcı ile eşzamanlıdır. Yeni yılın başlama zamanındaki farklılıklar, yılın başlangıcı olarak temel alınan mevsim değişimleri ya da tarihi veya dini olaylara dayanır.

Hüseyindede Vazosu. Zil/çalpara çalan ve danseden erkek figürler. Hüseyindede Tepesi, Çorum, MÖ yaklaşık 1650, Çorum Arkeoloji Müzesi

Yeni yılın başlaması, doğaya bağımlı bir yaşam süren ve ağırlıklı olarak tarımla geçinen toplumlarda mevsim döngüsüne dayanır. Eski Önasya’da yeni yıl doğanın canlanması, bitki ve hayvanların büyüyüp çoğalarak yeni bir yaşama başlaması ile özdeştir. Yeryüzündeki yaşamın sürebilmesi için temel maddeler olan su ve toprak, tarımcı topluluklar için yaşamsal öneme sahiptir. Su pınarlar, nehirler, göller halinde ortaya çıkar, yağmur olarak gökten iner ve toprağa katılarak bitkilerin üremesi ve büyümesini sağladığından, ana dinsel kavramlar haline gelmiştir.

Kışın soğuklarının ardından havanın ısınması ve güneşli günlerin kendini göstermesi ile en erken çiçek açmaya başlayan soğanlı bitkiler (geofitler) arasında ilk çiçek açan kardelen ve karçiçeği ile bunu izleyen çiğdem, süsen, müşkülüm, sümbül, lale ve nergisler dirilişin, baharın başlangıcının ve yeni yılın simgesidir. Doğanın bereketini sağlayan yağmurun dağlardan ovalara gelmesi ve pınarlar ile ırmak kaynaklarının dağlarda bulunması nedeniyle Hava Tanrısı dağlarla ilişkilendirilir, dağlar ve su kaynakları kutsal sayılır.

Toprak ve Su = Ana Tanrıça ve Hava Tanrısı

Toprak, canlıları içerisinde barındıran ve besleyen, yaşam mekânı sağlayan koruyucu alan olarak Ana Tanrıça; toprağın içinden pınarlar, nehirler, göller halinde ortaya çıkan su ise yaşam iksiridir. Tohumlar, toprağa, yani toprak anaya düşerek her ilkbaharda yeniden canlanmak üzere kış mevsimini ölüler ülkesinde geçirir, havaların ısınması ve suların toprakla buluşması sonrasında yeşererek yeni bir yaşama başlar.

Yağmura dayalı tarım yapılan bölgelerde toprağı simgeleyen Ana Tanrıça (Toprak Ana) ve yağmur getiren Fırtına / Hava Tanrısı baştanrı çifti haline gelir. Bu tanrı çifti, Eflatunpınar Anıtı’nda tahtlarında yan yana oturur biçimde betimlenir. Hititlerin Arinna Kenti Güneş Tanrıçası Hava Tanrısı’nın eşidir ve Ana Tanrıça Kubaba ile özdeştir. Toprak Tanrıçası Wurunšenu ile eşdeğer sayılan Kubaba yaşamın ve hayvanların bereketinden sorumlu olan Tanrı LAMMA’nın eşi, MÖ 18. yüzyılda Karkamış kentinin tanrıçasıydı. Hititlerin Hurri dininin etkisine girdikleri MÖ 13. yüzyılda ise baştanrı çifti Fırtına Tanrısı Teşup ile Ana Tanrıça Hepat olmuştur. Bu tanrı çifti, başkent Hattuşa yakınındaki Açık Hava Tapınağı Yazılıkaya’nın A Odasındaki ana sahnede betimlenir. Ana Tanrıça Assur kaynaklarında Kubabat, Frig kaynaklarında Kybele, Lidya’da Kybebe, Likya’da Kuvava olarak adlandırılmış, Eski Yunan mitolojisine Tanrıça Artemis olarak geçmiştir.

Pınar tanrıçaları da çoğu kez bitki tanrıları ile birlikte görülür. Suriye Pınar Tanrıçası Šala ile Bereket Tanrısı Dagān, Hitit Pınar Tanrıçası Hatepuna/Hatepinu ile Bereket Tanrısı Telipinu ve Hatti tanrıçası Tassuwašši ile “Nerik Hava Tanrısı” birer tanrı çifti olarak nitelenmişlerdir. Bitki tanrıçaları da genellikle yeraltı su kaynakları ile ilişkilendirilmişlerdir. Emar’da Bitkiler Tanrıçası Išhara’nın ırmaklar ve pınarlara da hükmettiğine inanılmış ve çoğu kez Irmakların Tanrıçası Balīha (Balih) ve Habūrītum (Habur) ile birlikte anılmıştır. Kizzuwatnalılar, bitkilerin büyümesi üzerinde etkisi olduklarına inandıkları bu tanrıçaya, dünyayı terk etmemesi için ilkbahar bayramlarında yakarmışlardır. Ugarit Bitkiler Tanrıçası Aštart da su kaynaklarından sorumlu olan Yeraltı Tanrısı Aštar ile bağlantılı görülmüştür.

Arinna şehri Güneş Tanrıçası, altın heykelcik, Boğazköy Metropolitan Sanat Müzesi

Ölen ve Dirilen Tanrılar

İlkbaharda havaların ısınmasıyla birlikte eriyen karlar su kaynaklarını güçlendirir, topraktan tohumlar filizlenir ve bitki dünyası yeni bir yaşama başlar. Su kaynakları yazın azalır, sonbaharda ürün hasat edilir ve bitkiler ölür, tohumları toprağın içine düşer ve bir sonraki ilkbaharda yeni bitkiler halinde yaşama döner. Bu yaşam döngüsü Eski Önasya’da bereket tanrılarının ölmeleri ve yeniden doğmaları ile simgelenen mitolojik öykülere konu olmuştur. Bu öykülerin çoğunda esas konu bir tanrı ya da tanrıçanın yeraltı dünyasına inişi ve tekrar dünyaya dönüşüdür. Bereket tanrılarının bu yaşam döngüsü, bitkilerin yaşam döngüsünü etkiler. Tanrıların yeraltına inişleri sırasında bitkiler ölür ve tanrılar dünyaya geri dönünce bitkiler de canlanır.

Roma mitolojisinde Venüs, Eski Önasya’da İştar olarak adlandırılan Savaş ve Aşk Tanrıçası, güneşe en yakın olduğu mart ayı boyunca akşamları gökyüzünün en parlak cismi olan Venüs (Zühre) yıldızıdır. Bu dönemin aynı zamanda doğanın dirilişi ve dolayısı ile baharın ve yeni yılın, yeni yaşamın başlangıcı olması, mitolojik öykülere konu olmuştur. Yeraltına inen tanrı ve onu kurtaran tanrıça öyküleri yıllık yaşam döngüsünü simgeleyen kutsal su ile ilişkilidir. Kutsal suyun yükselmesi ilkbaharı, düşmesi kuru mevsimleri simgeler.

Mezopotamya Bereket Tanrısı DUMUZI/Tammuz Savaş Tanrıçası INANNA/IšTAR’ın kardeşi ve eşidir. Tanrının Yeraltı Tanrıçası EREŠ.KI.GAL/Ereškigal’in hükmettiği yeraltı dünyasına inişi (ölmesi) ile bitkilerin büyümesi durur ve hayvanlar çiftleşmez olur. Tanrı EN.AN.KI/Ea, Tammuz’un yılın yarısında dünyaya dönmesini (dirilmesini) ve IšTAR ile birleşerek doğanın yeniden canlanmasını sağlar. Bu öyküde Tammuz’un IšTAR ile birleşmesi tohumlanmayı, sular tanrısı Ea da bu tohumların su ile birleşerek filizlenmesini simgeler.

Kuzey Suriye bereket tanrısı Ba’al’i erkek kardeşi olan yeraltı tanrısı Môt’un yakarak öldürmesi ve kız kardeşi, savaş tanrıçası Anat’ın yeraltına inerek onu dünyaya geri getirmesinde Baştanrı El yardımcı olur. Eski Mısır mitolojisinde bitkiler tanrısı Osiris’in erkek kardeşi ve yeraltı tanrısı Seth tarafından Nil Nehri’nde öldürülmesi ile kız kardeşi ve eşi olan savaş tanrıçası Isis tarafından tekrar yaşama döndürülmesi öyküsü ile Fenike mitolojisinde Adon/Eshmun ile Aštarte ve Frig mitolojisinde Attis ile Kybele öyküleri de aynı anlamı taşır.

Eski Yunan ve Roma mitolojisinde Adonis/Bacchus ve Aphrodite/Venus öyküsü ile Tanrıça Demeter/Ceres’in öyküsü, aynı inanç kavramının devamıdır. Adı “tahılı büyüten toprak” anlamına gelen Demeter’in oğlu, Yeraltı Tanrısı Hades/Pluton/Orkus’tur. Adı “toprağın içinde saklı olan tohum” anlamına gelen Tanrı, Demeter’in Zeus’tan olan kızı Core/Persephone’yi yeraltı ülkesine kaçırır ve öykü, Fırtına Tanrısı Zeus’un hakemliğinde, diğer öykülere benzeyen bir anlaşma ile son bulur.

 Fildişi pyksis kapağı Suriye, Minet el-Beida, Mezar III Geç Tunç Çağı, MÖ 13. yüzyıl, Musée du Louvre, Paris © Réunion des Musées Nationaux / Art Resource, NY

Kaybolan veya Mücadele Eden Tanrılar

Hitit mitolojisinde yaşam döngüsünü konu alan öykülerden bazıları hiddetli bir tanrının ortadan kaybolmasını konu alır. Hitit Bereket Tanrısı Telipinu diğer tanrılara kızdığı için ortadan kaybolur ve bunun sonucu olarak tohumlar büyümez, hayvanlar yavrularını beslemez. Bunun üzerine diğer tanrılar onu araması için arıyı görevlendirir, Tanrı bulunur ve bereket dünyaya döner.

Hitit mitolojisinde Nerik Hava Tanrısının insanlara kızarak yeraltı dünyasına çekilmesi, kurak bir dönem başlatır. Büyük olasılıkla kurak bir dönemde Kızılırmak’ın bazı kollarının kuruyarak kayboluşlarından esinlenilen bir başka öyküde tanrı, Maraššanta (Kızılırmak) Nehri’nin yatağını değiştirir. İki tanrının veya kıtlık ile bolluğun mücadelesi de benzeri nitelikte öyküler arasında yer alır. Hitit ve Hurri mitolojisindeki Tahıl Tanrısı Kumarbi ile Fırtına Tanrısı Teššop’un mücadelesi, Hurrilerin Hazzi Dağı’nda geçer. Kumarbi’nin Teššop’u yeraltı dünyasına götürmesi, yeni tarım mevsimi başında tarlaların tohumlanmasını simgeler. Fırtına Tanrısı ile Yılan Ejderi Illuyanka arasındaki mücadeleyi konu alan bir öyküde dünyayı yılın bir yarısında Fırtına Tanrısı, diğer yarısında Yılan Ejderi yönetir. Bu mitolojik döngü, Eski Yunan ve Roma döneminde Hesiodos’un Theogonia’sındaki Kronos inancı ile sürer.

Kıtlık-Bolluk Döngüsü

Dünyada bölgesel olarak yaşanan, yıllarca süren sulak ve kurak dönemler de tanrılarla ilişkilendirilerek mitolojik öyküler üretilmiştir. Suriye’de yedi, Anadolu’da dokuz yıla yayılan bazı bayramlar, bölgede yaşayanların inançlarında önemli yer tutan kıtlık ve bolluk ya da yaşam ve ölüm arasındaki mücadeleye dayanır. Kuzey Suriye mitolojisinde yer alan bir öyküde Tanrıça Aštart, bitkiler tanrıçası kimliğinde yedi yıl boyunca tutsak tutulmuş ve Ba’al’in Jam ile mücadelesi sonrasında özgürlüğüne kavuşmuştur.

Tanrıça Kubaba’nın tasvir edildiği orthostat kabartması, Karkamış, MÖ 8. yüzyıl, Anadolu Medeniyetleri Müzesi

TAKVİM SİSTEMLERİ VE YENİ YILIN BAŞLANGICI

Dünyanın güneş etrafında dönüşüne göre hesaplanan güneş yılı 365,2422 gündür. Güneş yılını temel alan takvimlerde Ay Takvimleri birbirini izleyen iki dolunay arasındaki 29,5306 günlük dönemi temel alır. Ayın dünya çevresinde 12 kez dönmesine dayanan ay yılı 354 günden oluşur ve güneş yılından yaklaşık 11 gün kısadır.

Anadolu Halk Takvimi

Anadolu’da çiftçi toplulukların kullandığı, mevsim döngülerini esas alan takvimde güneş yılı, gün dönümlerine göre mevsimlere ayrılır. Günlerin uzaması yeryüzünün daha çok güneş görmesi, yani ısınması, kısalması da daha az güneş görmesi sonucu soğumasına yol açtığından 21 Mart baharın, 21 Haziran yazın, 22 Eylül güzün ve 22 Aralık kışın başlangıcıdır. Bu takvimde kış “Kasım”, yaz “Hızır” olarak da adlandırılır.

Güz 21/22 Eylül-5/7 Kasım arasına rastlar, bunu izleyen kış mevsimi 21 Mart’a kadar sürer. İlkbaharın başlama sürecinde havanın ısınma aşamaları, Arapça “kor” anlamına gelen cemrelerle tanımlanır; 19-20 Şubat’ta birinci cemre havaya, 26-27 Şubat’ta ikinci cemre suya, 5-6 Mart’ta üçüncü cemre toprağa düşer. İlkbahar mevsimi Mart dokuzunda (21/22 Mart) başlar. Canlılara hayat veren suyun kış sonunda eriyen karlarla çoğalması ve doğanın yeniden canlanması, çeşitli törenlerle kutlanmış ve bunlar için tapınaklar yapılmıştır.

“Hızır Günleri” olarak adlandırılan yaz mevsimi 5/6 Mayıs ile 21 Haziran (Gün dönümü) arasına rastlar. Yaz mevsimi Anadolu ve Balkanlarda 6 Mayıs’ta kutlanan Hıdrellez Bayramı ile başlar. Bu mevsimde ekinler erginleşir, hava sıcaklıkları artar. Ağustos (14 Ağustos-21 Eylül) hasat ayıdır ve bu ayda hasat bayramları kutlanır.

Kumarbi mitosunu konu alan Hitit kabartması, Arslantepe, MÖ 850-800 Anadolu Medeniyetleri Müzesi

Eski Yakındoğu ve Akdeniz Takvimleri

Ay Yılı esasına dayanan Mezopotamya takviminde mevsimlerde kaymalar meydana gelmesi nedeniyle, üç-dört yılda bir artık ay eklenir. Yeni Assur metinlerine göre Mezopotamyatakviminde yılın ilk ayı olan Nisannu ayında “6 çift saat gündüz, 6 çift saat gece” olduğu belirtilen İlkbahar ekinoksu (21 Mart) meydana gelir.

Eski Önasya krallıklarında çiftçinin kışın tükettiği ürünün arta kalan bölümünü vergi olarak verebileceği günler de ilkbahara rastlar. Güneş yılına göre düzenlenen tarım faaliyetlerine karşın, vergi dönemleri ve bayramların dayandığı ay takvimi arasındaki uyumsuzluğun giderilebilmesi için belirli aralıklarla bir yıla bir ay daha eklenir. Bu nedenle Mezopotamya takvimlerinde üç-dört yılda bir on üç aylık yıllar ortaya çıkar.

Bilinen en eski güneş yılı takvimi Mısır’da geliştirilen, 365 günlük yıldan oluşur. Bu takvimde yeni yılın başlangıcı Sirius yıldızının sabah gökyüzünde ilk görünmesi ile Nil Nehri’nin taşmaya başladığı yaz gün dönümüne (21-22 Haziran) rastlar. Eski İran takvimi de 365 günlük güneş yılı esasına göre düzenlenmiştir ve yılbaşı Ferverdin ayının ilk günüdür (21 Mart). Artık yıllar nedeniyle oluşan kaymanın düzeltilmesi için bir yıla 120 yıllık dönemler halinde birer ay eklenmesi, MÖ 430 yılında Pers İmparatoru I. Artakserkses döneminde başlar. Sasani Döneminden sonra eski İran takvimlerindeki kaymaların giderilmesi için Büyük Selçuklu Sultanı Celâlüddevle Melikşah’ın talimatıyla yeni bir takvim düzenlenir. Ömer Hayyam’ın düzenlediği güneş yılı esasına dayalı Celali Takvimi, Miladi 15 Mart 1079 (modern 21 Mart) tarihinde başlar.

MÖ 432 yılında Atinalı Meton ve Euktemon ile MÖ 280 yılında Sisamlı Aristarkhos tarafından yapılan ölçümlerde, güneş yılının 365,25 günden oluştuğu belirlenir ve MÖ 238 yılından itibaren bu takvime dört yılda bir yıla bir gün eklenerek Kanopus (Tanis) takvimi düzenlenir. MÖ 146 yılında İznikli Hipparkhos tarafından yapılan ölçümlerde güneş yılının mevsim süreleri belirlenir. Roma İmparatorluğu’nda da kullanılan 365 günlük takvimin başlangıcı, Roma kentinin kuruluşuna atfen MÖ 754 yılının mart ayının ilk günü başlar.

Modern güneş yılı takvim sisteminin temelini oluşturan Jülyen Takvimi, MÖ 46 yılında Julius Caesar tarafından İskenderiyeli Sosigenes’e düzenletilir. Mısır takviminden farklı olarak 365,25 günden oluşan güneş yılı esasına dayalı olan Jülyen Takviminde yılın ilk günü MÖ 45 yılında 1 Ocak gününe alınır. İskenderiyeli Batlamyus (Claudius Ptolemaios) tarafından 140 yılında yapılan güneş ölçümünde mevsim süreleri yeniden belirlenir. İznik’te 325 yılında toplanan ilk Hıristiyan Dini Kongresinde (Occumenic Concil) ilkbahar başlangıcı 21/25 Mart olarak kabul edilir.

Miladi – Hicri – Rumi Takvimler

Papa XIII. Gregorius’un 1582 yılında yaptırdığı ölçüme dayalı Milâdî (Gregoryen) Takvimde bir güneş yılı 365 gün 6 saat olarak hesaplanır ve baharın başlangıcı 11 Mart olarak belirlenir. Papa I. Sylvester’in ölüm tarihi olan 31 Aralık gecesini izleyen 1 Ocak günü, Gregoryen takvimde 1691 yılının ilk günü olarak kabul edilmiştir. Dünyanın büyük bölümünde 1 Ocak gününün başladığı an, yeni yıl kutlamalarına sahne olur.

Ay yılı esasına dayalı Hicri Takvimin başlangıcı olarak kabul edilen, Hz. Muhammet’in 622 yılında Mekke’den Medine’ye göç ettiği Muharrem ayının ilk günü, hicri yılın da ilk günü kabul edilir. Muharrem ayı, Kitab-ı Mukaddes’te suların çekilerek Nuh Peygamber’in gemisinin karaya oturması ile simgelenen kurtuluş, yeni bir yaşamın başlangıcı ile özdeştir. Bu ayda yenen aşure, tufandan (ölümden) sonra yeni başlangıcı (dirilişi) simgeler.

Hicri Ay Takviminde yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen Muharrem ayının sabit bir güneş yılı tarihine uymaması nedeniyle Osmanlı Döneminde Mali Takvim olarak Jüliyen Takvimi (Rumi Takvim) kullanılır. Bu takvimde yılın ilk günü, 1677 yılında çıkan bir fermanla 1 Mart olarak kabul edilir. Bu tarih 1800’lerde 13 Mart, 1900’lerde 14 Mart olarak değiştirilir. Cumhuriyet Döneminde 1983 yılına kadar Mali Takvim olarak kullanılan Rumi Takvim’de yılbaşı 1 Mart olarak ilan edilir.

Urartu Dönemine ait tunç kemer üzerinde müzikli bir törende içki servisi yapan iki kadın ile akrobat ve müzisyen figürlerinden oluşan bir kompozisyon görülmektedir. Sadberk Hanım Müzesi, İstanbul

YENİ YIL BAYRAMLARI

Doğaya bağımlı yaşayan insanlar için yeni bir yılın başlangıcı, doğanın canlanması, suların çoğalması, tohumların köklenmesi ve dolayısıyla ilkbaharla özdeştir. Bu nedenle yeni yıl, karların erimeye ve çiçeklerin açmaya başladığı mart ayı içerisinde başlar ve yeni yıl kutlamaları da bu kapsamda ilkbahar ayları içerisinde gerçekleştirilir.

Akitu Bayramı

Eski Mezopotamya’da yeni tarım mevsiminin, dolayısıyla yeni yılın ve baharın başlangıcı, Nisan/Nisannu ayının dördüncü gününe (25/27 Nisan) rastlayan akītu bayramıdır. Bayramın zamanlaması astronomik gözlemlere dayalıdır ve bayram prosedürü tabletlerde yazılıdır. Ön Sumer Dönemine tarihlenen “Uruk Vazosu” üzerindeki dört frizden oluşan kabartma sahneler, alttan üste doğru nehri simgeleyen dalgalı hatlar ile başlar, tarım ürünleri, adak eşyalarının ve besin maddelerinin ayin alanına taşınışı ile devam eder, sunaklara yerleştirildiği tören sahnesi ile sona erer.

Akitu evi” tapınak olabileceği gibi, yerleşim dışında pınarlı mağara, ırmak ya da sulama kanalı yanına da kurulur. Tanrı heykelleri şehir dışına çıkan yol boyunca taşınır ve tören alanına getirilir. Akitu tapınaklarında sulama kanalları, sebze ve meyve bahçeleri bulunur, ayinlerde kullanılmak üzere çeşitli hayvanlar beslenir. Tammuz ile IšTAR’ın birleşmesi bayram sırasında IšTAR rahibelerinin rol aldığı kutsal evlilik sahneleri ile canlandırılır, tapınağın bahçesinde tanrılar ve ataların ruhları için kurbanlar sunulur ve topluca yemek yenir. Zamanla görkemli yapılara dönüşen bu tapınaklar Roma egemenliğine kadar kullanılır.

Zukru Bayramı

Kuzey Suriye Bereket Tanrısı Dagān için her yılın ilk ayında yedi gün süren zukru bayramına ilişkin ayinler yedi yıla yayılır. Emar’da ele geçen zukru takvimine göre MÖ 13. yüzyılda yeni yıl kutlamaları yılın ilk ayının 14.-15. günlerine rastlar. Bayram sırasında IšTAR ile sulama kanalları ve tahılın efendisi Dagān için nehir kenarlarında hayvanlar kurban edilir, çeşitli unlu gıdalar, bira, yağ ve yemiş sunulur ve kutsal evlilik ayinleri uygulanır.

AN.TAH.SUM Bayramı

Hitit arşivlerindeki metinlerde her bayramın akışı, katılımcıların yapması gerekenler, kurban sunma, yeme, içme, jestler, merasim yürüyüşleri, müzik, eğlence, okunacak ilahiler gibi daha birçok ayrıntının sırası, yeri ve zamanı tanımlanır. Hitit takviminde bazıları sadece birkaç, bazıları da haftalarca süren 170’e yakın bayramın çoğu her yıl, bazıları kısa aralıklarla, bazıları da sekiz-dokuz yılda bir yapılır.

Karların eriyip, kırlarda çiçeklerin açmaya başladığı nisan ayında Güneş Tanrıçası Arinna ve Hatti ülkesi tanrıları” için 38 gün boyunca kutlanan AN.TAH.SUM Bayramı, AN.TAH.SUMsar bitkisinin çiçek açtığı tarihlerde kutlanır. Bu bitki, soğanlı bitkiler ailesinden olup, safran, körümen, zambak ya da çiğdem olabileceği ileri sürülmektedir. Bayram, Başkent Hattuşa ile bir günlük uzaklıktaki Arinna kentinde yoğunlaşır. Bayramın 8. günü kral Arinna’da geceler, kraliçe Hattuşa’ya döner, 9. gün kral Arinna’da tanrılara kurban sunar.

Kutlamalar kentteki tapınakta yapıldığı gibi, tanrı heykelleri kırsal bölgede bulunan kutsal yerlere de götürülür. Bu yerler arasında huwasi tapınağı olarak nitelenen Yazılıkaya kutsal alanı, başkent yakınında yer alır. Bu törenlerde Kral, ellerini yıkayıp kuruladıktan sonra sunak üzerine ekmek böler, kurban hayvanının kızarmış parçalarını ve çeşitli yiyecekler sunarken her defasında ellerini tekrar yıkar ve kurular. Bu törenlerin düzenini tapınak görevlileri sağlar, kurban sunumlarından sonra ilahiler okunur, güreş tutulur, dansçılar ve akrobatlar gösteriler yapar, ziyafet ve eğlence başlar.

Alaca Höyük (olasılıkla Arinna) tapınağına girişi sağlayan sfenksli kapının iki yanında yer alan orthostat kabartmalarında kral ve kraliçe platform üzerinde duran, olasılıkla Fırtına Tanrısını temsil eden boğaya dönüktür. Arinna’nın Güneş Tanrıçası taht üzerinde betimlenir. Diğer sahnelerde kılıç yutan ve merdivene tırmanan akrobatlar, kurbanlık hayvanlar, çalgıcılar, rahipler ve katılımcılar yer alır. Bitik, İnandık ve Hüseyindede gibi Erken Hitit tapınaklarında ele geçen vazolarda bayram faaliyetleri, kabartmalı frizlerde betimlenir. Dipten yukarı doğru izlenen sahnelerde önce depolanan malzemeler, onun üzerinde sunulacak malzemenin ve bayram sırasında kullanılacak müzik aletlerinin taşınması ve yerleştirilmesi, daha üstte müzik ve dansı da içeren eğlence sahnelerinin betimlendiği frizler, en üstte kutsal evlilik sahnesiyle son bulur.

PURULLİYAS Bayramı

Hititlerin dokuz yılda bir ilkbaharda kutladığı ve 32 gün süren bu şenlikte Hatti kökenli Fırtına Tanrısı Telipinu ve Tanrıça İnara ön plandadır. Kral ve kraliçenin önderliğindeki katılımcılar, Hattuşa’dan başlayarak Arinna dâhil olmak üzere birçok kentin tapınaklarını ziyaret eder, kutlamalar ülkenin kuzeyinde yer alan, özellikle Fırtına Tanrısı ibadetine ayrılmış Nerik’te yoğunlaşır. Tanrıların kral ve eşinin yaşamını, sağlığını ve gücünü tazelediği bu bayram, krallığın doğanın ritmi ile bağlantısını gösterir. Tanrı ile ejderha İlluyanka’nın mücadelesinin canlandırıldığı bu bahar şenliğinde kış aylarının durgunluğundan sonra dünyanın yeniden canlanmaya başlaması, hayatın ölüm, iyiliğin de kötülük üzerindeki zaferi kutlanır.

KI.LAM Bayramı

İlkbaharda Hitit başkenti ve yakın çevresindeki tapınaklar ve kutsal alanların ziyaret edildiği 3 günlük bayramda Fırtına tanrısı ön planda olmak üzere otuza yakın tanrıya kurbanlar sunulur, yağmur yağdırma törenleri düzenlenir. Bu tören sırasında iki çıplak insan bir teknenin içerisine çömelir, bir rahip ya da rahibe bu teknenin etrafında üç kez dönerek tekne içerisindeki insanların omuzlarından bira ve çeşitli içecekler döker, bir boynuza üfleyerek gök gürültüsü sesini taklit eder. Yağmur yağdırma törenleri sırasında çıplak insan yerine bir hayvan ya da bir kukla üzerine de pınar suyu dökülür ya da onlar nehre, göle, pınara ya da içinde su bulunan bir tekneye batırılır. İçinde pınar bulunan mağaralarda pınara kurban kanı ve çeşitli içecekler dökülerek ve çeşitli hayvanlar kurban edilerek tanrının dünyaya geri dönmesi, dolayısıyla yağmurun yağması sağlanmaya çalışılır.

Hitit başkenti Boğazköy’de kazılan ve büyük olasılıkla kentin su deposu olarak inşa edilen çeşitli havuzların mille dolmasından sonra buralara bırakılan çok sayıda adak kabı, Hitit kaynaklarında geçen pınar tanrıçalarına ait kutsal havuzlarla ilişkilendirilerek buralarda yağmur yağdırma törenleri düzenlendiği düşünülür. Hitit inancına göre dağlarda yaşayan Hava Tanrısı’na yağmur getirmesi için düzenlenen törenler çeşitli dağ ve kaya tapınaklarında düzenlenir. Örneğin, havuzlu kaya anıtı olan Eflatunpınar’daki cephe kabartmasında baştanrı çifti, dağ tanrıları üzerinde yan yana duran tahtlarda oturur biçimde betimlenmiştir. Dağ tanrılarının eteklerine oyulan kanallardan akan suyun fışkırmasını sağlayan düzenleme, dağlardan gelen suyun yansımasıdır. Spylos Dağı’ndaki Niobe Anıtında bir dağ üzerinde oturan hava tanrısı kabartması da kayalardan akan pınarlarla ilişkilidir.

Kybele Bayramı

Pessinus’ta Kybele bayramları 4-10 Nisan arasında, tapınaklarda müzik eşliğinde kutlanır, tanrıçaya süt ve arpa sunulur, bir tepe üzerinde kurbanlar kesilir. Frig kaya anıtlarının su kaynakları yakınındaki dağ ve kayalara oyulması da Kybele tapınımı ile ilişkilidir.

Lavatio Bayramı

Eski Roma’da 21-22 Mart’ta kutlanan Lavatio Bayramı sırasında katılımcılar dans, müzik ve çan sesleri arasında ağlar, tahıl ve ekmek kurban edilir ve toplu yemek yenir. Palmyra, Hierapolis ve Dura Europos’da yağmur yağdırma amacıyla 27 Mart’ta, su ve bereketin sağlanması için 20 Nisan’da mevsimlik festivaller düzenlenir.

Nevruz Bayramı

Gece ile gündüzün eşit olduğu 21 Mart günü, İran takvimlerinde yılın ilk günüdür ve ilkbaharın başlangıcıdır. Yazılı kaynaklarda ilk kez MÖ 1. binin ortalarına ait Pers kaynaklarında geçer. Balkanlar’dan İndus Vadisi’ne kadar uzanan büyük bir imparatorluk kuran Perslerin en büyük bayramıdır. İmparatorluğun başkenti Persepolis’deki kabul salonunun merdivenli girişine imparatorluğun çeşitli bölgelerinden gelen temsilcilerin vergi olarak çeşitli malzeme ve hayvanları getirişini konu alan kabartmalar yerleştirilmiştir.

Orta Asya mitolojisinde su anası ve Hızır İlyas, Köktürk mitolojisinde de Tanrı Ata (Gök Tanrı) ile Tanrıça Umay’ın (Toprak Ana) evliliği ile özdeşleştirilen bu bayram, aynı zamanda Ergenekon Destanında demir dağın eritilmesi ile yeni bir yaşamın başlamasının da tarihi olarak kabul edildiğinden, yeni yıl ve bahar bayramı olarak kutlanmıştır. Nevruz çiçeği/gülü olarak kardelengillerden Hatice gülü çiçeğinin açması, gül, lale ve sümbül gibi çiçek eğlenceleri ile kutlanır. Kutlamalar çerçevesinde ateşten atlamak, su ile ıslanmak ve birbirini ıslatmak gibi davranışlar sergilenir.

Büyük Selçuklular döneminde Nevruz kutlamaları bizzat sultanlar tarafından düzenlenmiştir. Celali Takviminde de yılın ilk günü olarak kabul edilen, Yeni yılın ve doğanın canlanmasının kutlandığı bu güne “Yeni Gün” anlamına gelen Nevruz adı verilir. Firdevsi’nin Şehname’sinde Nevrûz bayramı için: “…Cemşidin üzerine mücevherler saçtılar ve bugüne Nevruz adını verdiler. Yeni yılın ilk günü olan Ferverdin ayının birinci gününde insanın vücudu zahmet ve kinden kurtulur. İleri gelenler, bugünü sevinçle kutlamak için şarap ve çalgı getirttiler, çalgıcılar topladılar. İşte Nevruz denilen bu mesut gün o zamandan, o padişahtan yadigar kalmıştır.” denilir. Aynı eserde Demirci Kawa Efsanesine göre kralın zulmünden yılan insanlar 20-21 Mart gecesi başkaldırır ve kurtuluş ile simgelenen baharın gelişi kutlanır. Kutlamaların krala hediyelerin sunulması ve vergilerin toplanması ile başlaması ve sonrasında ziyafet ve müzik eşliğinde şenlikler düzenlenmesi, Pers İmparatorluğundan beri süregelen bir gelenektir. Selçuklu Sultanları Nevruz kutlaması sırasında Abbasi Halifesine kıymetli hediyeler de gönderir. Yeni yılın başlangıcı olarak kabul edilen bu günde vergilerin toplanması da Pers imparatorluğundan sonra Abbasi, Sasani, Büyük Selçuklu, Moğol, Safevi ve Osmanlı devletlerinde uygulanır.

Paskalya Bayramı

Hıristiyan dünyasında Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesinden sonra dirilişi, Avrupa’da baharın başlangıcının kutlandığı bayram ile özdeşleştirilerek 21 Mart’ta meydana gelen bahar gün dönümünden hemen sonraki ilk dolunaya rastlayan pazar günü (22 Mart-25 Nisan) Paskalya Bayramı olarak kutlanır.

Hıdrellez Bayramı

Anadolu ve Balkanlarda ilkbahardan yaz mevsimine geçiş, Jülyen/Rumi takvimde 23 Nisan, Gregoryen/Miladi takvimde mayıs ayının altıncı gününe rastlayan Hıdrellez Bayramı olarak kutlanır. Hızır (Hıdır) peygamber ateşi, bir başka deyişle havaların ısınmasını (cemrelerin düşmesi) simgeler, hayat suyu (ab-ı hayat) içerek ölümsüzlüğe ulaştıktan sonra baharda bolluk ve sağlık dağıttığına ilişkin inanç da baharla başlayan yaşamın tazelenmesini simgeler. Yunanca Eliyas, İbranice Eliyah, Ilya ve Elisha, Süryanice Iliya ile özdeş olan İlyas Peygamber de suyu, bir başka deyişle karların eriyerek toprakla buluşmasını ifade eder. Bu nedenle Hızır ile İlyas Peygamberlerin bir araya geldiği gün yazın başlangıcıdır.

Bu tarihte Hıristiyan dünyasında baharın ve doğanın uyanmasının ilk günü olarak Aziz Yorgi (Hagia Yorgi / St. Georges) günü kutlanır. Bayram kutlamaları sırasında ateşler yakılır, toplu yemekler yenir, yöresel olarak kutsal sayılan mezarlar ziyaret edilir, kurbanlar dağıtılır.

Günümüzde baharın başlangıcı ve doğanın canlanmasının kutlandığı bahar bayramları, Eski Önasya’daki yeni yıl kutlamalarının devamı niteliğindedir. Anadolu’da bu kutlamalarda kırlarda düzenlenen ve baharın gelişini kutlayan toplu piknikler ve şenlikler sırasında eski gelenekler kısmen sürdürülür; mezarlar ziyaret edilir ve çiçekler (güller) bırakılır, müzik eşliğinde halay çekilir, şarkılar söylenir, ateşten atlanır. Dileklerin yazıldığı kâğıtlar ya da paralar, tıpkı Hıristiyan dünyasındaki Noel ağacına bırakıldığı gibi, gül dallarına ya da ağaçlara asılır, denize bırakılır, taş diplerine konur, toprağa dileklerin resimleri çizilir ya da gömülür.

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Karlar ve Karca

Mısırlı firavun Psammetichus I Mısır üzerindeki gücünü garanti altına almak için askeri yardıma ihti...

Likler ve Likçe

Likçe yazıtlar, 19. yüzyılın başlarında ilk kez yeniden keşfedildiğinde, bu yeni dil oldukça kafa karıştırıc...

Lidya Halkı ve Lidce

Lidce, 150 yılı aşkın bir süredir bilinen bir dildir. 19. yüzyıl kâşifleri, bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış anca...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız