A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Ufuk Koçabaş ile Yenikapı Batıkları » Aktüel Arkeoloji

Ufuk Koçabaş ile Yenikapı Batıkları

Kargosu ile birlikte bulunan Yenikapı 1 batığının 10. yüzyıl Ganos tipi amforalar içerisinde şarap taşıdığı tespit edilmiş durumda. Son olarak da kazısını yine bizim yaptığımız ve 5. yüzyıla tarihlenen Yenikapı 35 gemisinin kargosunun hamsi balık kılçığı dolu amforalar olduğu anlaşıldı. Bu açıdan bakıldığında Yenikapı hem gemileriyle hem de tüm araziye yayılmış organik eserleriyle çok muazzam bir bilgi yumağı.

  • Yazar : Röportaj: Özge Demirci
  • Tarih : 2 ay önce

Marmaray projesine bağlı Yenikapı’daki istasyonunun inşası sırasında İstanbul Arkeoloji Müzeleri Müdürlüğü önderliğinde ve İstanbul Üniversitesi işbirliğinde, toplam 58 bin metrekarelik alan üzerinde gerçekleştirilen kazılar, bu alanda Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinden, Marmara Denizi’nin göl konumunda olduğu Neolitik Döneme kadar değişik stratigrafik tabakalarının bulunduğunu ortaya çıkardı. Yaklaşık 12 metre kalınlığındaki dolgu içinde sürdürülen kazılarda sayısız organik-inorganik buluntu ile birlikte Erken ve Orta Bizans dönemlerine tarihlenen en büyük toplu gemi buluntusu olması açısından oldukça önemli olan ve 5 ile 10. yüzyıllar arasındaki zaman dilimine tarihlenen 37 adet batık gemi kalıntısı ortaya çıkarıldı. Yenikapı batıkları hem çok iyi korunmuş olmalarından hem de dönemlerinin gemi inşa teknolojisini çok iyi gösteriyor olmalarından dolayı büyük önem taşıyor. Kazıların aktif olarak sonlandığı 2013 yılından beri konservasyon çalışmaları devam eden bu gemi kalıntılarının yine Yenikapı’da inşa edilmesi planlanan bir müzede sergilenmesi planı ise şu anda tasarım aşamasında görünüyor.

İstanbul Üniversitesi adına batıkların konservasyon, restorasyon ve rekonstrüksiyon çalışmalarını yöneten Ufuk Kocabaş ile bu batıkların önemini, sualtı konservasyon laboratuvarının gelişimini ve Yenikapı batıkları için yapılması planlanan arkeoloji müzesini konuştuk.

Kargosuyla birlikte bulunan Yenikapı 12 batığı üzerinde yapılan çalışmalardan bir görüntü

Yenikapı’da yapılan kazılar ve ortaya çıkan sonuçlar, İstanbul’un tarihini değiştirmesi bakımından oldukça önemli bilgiler sunuyor. Bu alanda bulunan batıklardan ve öneminden biraz bahsedebilir misiniz?

Yenikapı batıkları tabi ki bu projedeki en önemli buluntulardan biri... Bir batık bulduğunuz zaman bir zaman kapsülü bulmuş olursunuz. Yani gemiler, eğer iyi korunmuşlarsa battıkları dönemin bütün özelliklerini günümüze kadar taşırlar. Yenikapı’da da böyle bir durum söz konusu. Yenikapı batıklarının bazıları yükleriyle birlikte bulundu, bu onları çok kıymetli yapıyor tabi. Ama yüküyle birlikte bulunmayan çok sayıda gemi var. Onların önemi de son derece iyi korunmuş durumda olmalarından kaynaklanıyor. Genelde biz bir sualtı kazısı yaptığımız zaman, özellikle de çevresel şartlara bağlı olarak batıkları oldukça zarar görmüş halde buluruz. Yine Akdeniz’de yaşayan teredo navalis dediğimiz deniz kurtlarının geminin ahşaplarına çok zarar verdiğini biliyoruz. Bu kurtlar ahşabı bir nevi yiyip bitiriyor. Bu nedenle de kazı yaptığımızda gemileri çok bütüncül olarak bulmamız pek mümkün olmuyor. Ama Yenikapı’nın mucizelerinden bir tanesi de gemilerin, yüksüz bulunmuş olsa bile çok iyi bir gömülme sonucu son derece iyi korunmuş olmaları. Gemilerin bizim açımızdan önemi ise gemi yapım teknolojisi hakkında bize verdiği bilgilerden oluşuyor. Gemi yapım teknolojisi çalışmak çok yaygın bir konu değil. Fakat biz Yenikapı’da bir teknoloji çalışıyoruz. Yani “Bu gemiler nasıl yapıldı?” sorusunu cevaplandırmaya çalışıyoruz. Günümüzde gemi yapmanın temel bir yöntemi vardır.

Eğer hala ahşap bir gemi yapıyorsanız modern bir yöntem olan ve “iskelet ilk” olarak adlandırılan bir teknik kullanırsınız. Bu yönteme göre, önce geminin iskeletini yaparsınız, kaburgasını oluşturursunuz, bunun üzerine bir ahşap kaplama giydirirsiniz. Burada temel önem iskelettedir. Kaplama ikinci plandadır. Ama bu yöntem Bizans Döneminden itibaren kullanılmaya başlayan bir yöntem. Öncesinde bizim “kaplama ilk” olarak adlandırdığımız yöntem kullanılıyordu. İlk olarak gemilerin kaplaması yapılıyor, yani dış kabuğa önem verilerek iskelet ikinci planda tutuluyordu. Bizans Döneminde bu yöntemler arasında bir geçiş dönemi, bir ara dönem olduğunu görüyoruz. Usta, babasından dedesinden öğrendiği geleneksel yöntemi hala kullanıyor, kendi kafasına göre geminin güçlü olması gerektiğine inandığı su hattına olan kısmı eski yöntemlerle yapıyor, “kaplama ilk” yöntemini kullanıyor, ama su hattından sonraki bordo kısmını “iskelet ilk” yöntemine dönerek inşa ediyor. Biz bu geçiş evresini Yenikapı’da tüm ayrıntılarıyla görebiliyoruz. Yani genellemek gerekirse, Yenikapı batıkları, yüküyle bulunmuş gemilerin zaman kapsülü olarak hizmet vermesi, yüksüz bulunmuş gemilerin dönemin gemi yapım teknolojisini göstermesi ve son olarak MS 5. yüzyıldan 10. yüzyıla ve 11. yüzyılın başına kadar bir toplu buluntu sundukları için gemi inşasındaki çok kritik olan ve bilinmeyen bir dönemi aydınlatmaları açısından son derece önemli buluntulardır diyebiliriz.

Yenikapı 34 numaralı batık üzerinde gerçekleştirilen temizlik ve bakım işlemleri

Bu geniş çaplı projede İstanbul Üniversitesininyeri nedir?

Gemiler hareket edebilen en büyük cisimler. Baktığınız zaman bunların incelenmesi, bir antik geminin yapım teknolojisinin araştırılması çok önemli bir bilgi birikimi gerektiriyor; bir alt yapı gerektiriyor. Yenikapı’dan çıkan 37 batıktan 27’sinin incelenmesini İstanbul Üniversitesi üstlenmiş durumda.

Benim başkanlığımda bir ekip tarafından yönetilen proje, gemilerin hem teknolojik anlamda araştırılmasını, hem de bu batıkların konservasyon, restorasyon ve rekonstrüksiyonun yapılmasını kapsıyor. Bu nedenle oldukça önemli bir görev üstlenmiş durumdayız. Yenikapı kazılarında, İstanbul Arkeoloji Müzelerinden sonra en geniş ekiple çalışan ekip İstanbul Üniversitesi ekibidir ve aslında bir noktada yine İstanbul Arkeoloji Müzelerinden sonra en büyük sorumluluğu taşıyan ekip olduğumuzu da söylemek mümkü .

Marmaray projesi ve Yenikapı kazıları öncesinde İstanbul Üniversitesi laboratuvarın varlığı da, çalışmaları da bu kadar bilinmiyordu. Kazılar ve batıkların bulunmasıyla birlikte giderek daha çok duyduğumuz bir kurum haline geldiniz. Bu anlamda konservasyon laboratuvarınızın
Marmaray Projesine ve Yenikapı batıklarına bağlı olarak geliştiğinisöyleyebilir miyiz?

Yenikapı batıklarının daha öncesinde de Çamaltı 1 Batığı da dahil olmak üzere çeşitli projelere dahil olup konservasyon çalışmalarımızı laboratuvarımızda sürdürdük. Fakat sizin de dediğiniz gibi bizim bu konu üzerinde ana bilim dalı kurmamız gerçekten de Yenikapı batıklarının ortaya çıkmasıyla oluşmuş bir durum. Biz, 2005 yılında ilk batığın bulunmasından sonra, İstanbul Arkeoloji Müzelerinin hem daveti hem de destekleri ile projeye İstanbul Üniversitesi olarak dahil olduk. Kendi ekibimizin de araziden batık kaldırmaya başlamasıyla birlikte Yenikapı kazı alanında havuzlar kurduk. Toplamda 10 -15 tane gemi çıkacağını tahmin ediyorduk. Benzer örneklere bakılırsa, daha önce İtalya, Pisa’da yapılmış olan kazılarda 15-16 adet batık bulunmuş; Norveç, Oslo’da yapılmış olan kazılarda ise 16. yüzyıla tarihlenen 14-15 tane gemi kalıntısı ele geçirilmişti. Ama Yenikapı hepimizi şaşırttı. Batık sayısının tahmin edilenden çok fazla olması bizim laboratuvarımızdaki gelişmelerin de temelini oluşturdu.

Önce kazı alanında oluşturulan laboratuvar, aşama aşama önce İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından bize tahsis edilen Yenikapı yakınlarında bir alana, daha sonra ise İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarafından tahsis edilen eski matbaa binasına taşınarak genişledi ve gelişti. Sorumluluğunu aldığımız 27 batığın konservasyon çalışmasının kurumsal bir sahiplenmeyi gerektirdiğini düşündüğümüz için Türkiye’deki ilk Koruma Onarım Bölümü olarak yüksek lisans ve doktora eğitimi de veren Sualtı Kültür Kalıntılarını Koruma Ana Bilim Dalı adı altında ikinci bir ana bilim dalı kurdu .

Şu anda 27 geminin hem kazısını hem onarımını, Texas A&M Üniversitesinin de üzerinde çalıştığı ve yerinden kaldırdığı 8 gemiden 4 tanesinin de konservasyon ve rekonstrüksiyon çalışmalarını üstlenecek kadar deneyimli bir ekibe ve donanımlı bir laboratuvara sahibiz.

Batıkların yerlerinden kaldırılması aşamasında L tipi profillerin batıkların altına yerleştirilmesi işlemi

Şu andaki konservasyon çalışmalarının odak noktası ve amacı nedir? Belirli parçalara odaklanarak mı çalışıyorsunuz?

Sualtından çıkarılan suya doymuş ahşapların konservasyonu uzun bir süreç. Bundan bir örnek verecek olursak İngiltere’deki Mary Rose Batığı kütle olarak sualtından çıkarılmış bir gemidir. İngiltere’nin güneyinde bulunmuştur. Bu gemi 1980’lerin başında sualtından çıkarılmıştır. Yaklaşık olarak 35 yıldır da konservasyon çalışması devam ediyor. Bu örneği vererek başlıyorum çünkü bizde de 37 tane gemi var. Her bir gemi için biz 35 yıl ön görmüyoruz tabii ki. Çünkü her batık ayrı bir vakadır. Kendi içinde incelenmesi gerekir, ahşaplarının cinsi farklıdır, dönemi farklıdır. Bozulma durumu farklıdı.

Bu unsurlara bağlı olarak ilk etapta çalışmaya daha fazla bozulmaya uğramalarını istemediğimiz için ahşabı en çok bozulmuş olanlardan başladık. İkinci sırayı ise döneminin en iyi korunmuş örnekleri olduğunu düşündüğümüz gemilere verdik. Üçüncü sıra ise bulunan 37 gemiden yapılması planlanan müzede sergilenmesi en muhtemel olan batıklara ayrılmış durumda.

Peki, yaklaşık ne kadar bir süre ön görüyorsunuz bütün bu işlerin tamamlanması için?

Bir iki gemiyle başladığımız proje 37 geminin bulunmasıyla sonuçlandı. Biz 2013 yılına kadar arazide gemi kazdık. Bazen aynı anda iki gemi kazdık, belgelemesini yaptık, kaldırdık, bazen üç gemi üzerinde çalıştık. Tabii ki 2013 yılında araziden tamamen çıkmamızla birlikte konservasyon çalışmaları da artık ağırlık ve hız kazandı. Şu anda yaklaşık 2-2,5 yıldır tamamen gemilerin konservasyonu üzerinde çalışıyoruz. Geçen süre içinde de tüm batıkların tuzdan arındırılma prosedürleri tamamlandı. Şimdi birebir çizimi biten gemilerin konservasyon çalışmalarını yapmaktayız. Bu aşama suya doymuş ahşapta suyu dışarı çıkartıp bu zayıf durumdaki hücrelerin içine bunları sabit tutacak bir kimyasal hareketsiz bir malzemenin yerleştirilmesini kapsıyor. Bu anlamda şu ana kadar bir gemimizin konservasyon çalışmalarının ilk aşaması tamamlanmış durumda. Kazı alanının ilk gemisi olan Yenikapı 1 gemisinin konservasyonu ise son aşamasına ulaşmış durumda. Yaz sonuna tamamen bitmiş olmasını hedefliyoru.

İkinci gemimiz Yenikapı 12 batığının da konservasyon çalışmalarının ilk aşaması tamamlanmak üzere. 2016 yılının sonunda da bu gemi üzerindeki çalışmaların sonuçlanmasını planlıyoruz. Ortalama olarak 20 yıllık bir çalışma planımız mevcut.

Peki, biraz da gemilerin kargoları hakkında konuşabilir miyiz? Neler bulundu? Onların çalışmaları kimler tarafından yürütüyor?

Arazide toplamda 4 batık kargosuyla birlikte bulundu ama onun dışında limana dağılmış olarak liman konteksti içinde on binlerce organik eser çıktı.

Gemilerin kargolarının neler olduklarını, bu gemilerin ne taşıdğını ve nereden geldiklerini tahmin edebiliyor muyuz peki?

Boş gemiler için bunu söylemek biraz zor tabii ama kargosu olan gemiler bize geminin nereden geldiği, nereyle ticaret bağı olduğu konusunda bilgi sunan kaynaklar. Biz ekip olarak gemilerin yapım teknolojisini çalışıyoruz. Bu nedenle gemilerin içinde bulunan kargonun bütün sorumluluğu İstanbul Arkeoloji Müzelerine ait. Ama Yenikapı 12 batığı ile ilgili olarak konuşmak gerekirse 9. yüzyıla tarihlenen bu batığın amforalarının Kırım yarımadasıyla yani Karadeniz’in kuzeyiyle bir bağlantısı olduğunu düşünüyoruz. Yani büyük bir ihtimalle bu gemi Karadeniz’de ticaret yapan ve Konstantinopolis’e uğrayan küçük bir gemiydi. Onun dışında, kargosu ile birlikte bulunan ve Teksas A&M Üniversitesi tarafından çalışılan Yenikapı 1 batığının 10. yüzyıl Ganos tipi amforalar içerisinde şarap taşıdığı tespit edilmiş durumda. Son olarak da kazısını yine bizim yaptığımız ve 5. yüzyıla tarihlenen Yenikapı 35 gemisinin kargosunun hamsi balık kılçığı dolu amforalar olduğu anlaşıldı. Bu açıdan bakıldığında Yenikapı hem gemileriyle hem de tüm araziye yayılmış organik eserleriyle çok muazzam bir bilgi yumağı. Bu yumağı açmak, çözmek ise bir yılda beş yılda yapılacak bir iş kesinlikle değil. Her alanda çalışan bilim insanına ihtiyaç var.

Son olarak Yenikapı batıkları için yapılması planlanan müze hakkında bilgi verebilir misiniz acaba?

Yenikapı için sizin hayal ettiğiniz müze nasıl? Öncelikle buraya bir müze tasarladığınız zaman, içinde bulunduğumuz Tarihi Yarımadaya da uygun bir müzenin tasarlanması lazım. Mekân seçiminin doğru yapılması önemli. Yenikapı alanına yapılması planlanan müzenin gemi ve tekne arkeolojisine yönelik bir müze mi yoksa bir arkeoloji müzesi mi olacağına karar verilmesi gerekiyor. Çünkü gemi özelinde bir şey kurmak istiyorsanız bunun denize sıfır bir yer olması lazım. Gemileri müzede sergilerken, bu gemilerin replikalarının da müzenin önünde sergilenmesi tercih edilir. Hemen küçük bir örnek vermek gerekirse de Danimarka’da Roskilde kentinde bulunan Viking Müzesinden bahsedebiliriz. Bu müze sergileme konusunda çok mükemmel uygulamaların yapıldığı bir müzedir. İçinde beş gemiye ait kalıntıların olduğu küçük bir müzedir. Fakat müzenin hemen dışında bir Viking gemisinin nasıl inşa edildiğinin gösterildiği alanlar ile birlikte kıyıya bağlanmış ve küçük bir ücret karşılığı kullanılabilen gemi replikaları vardır. Bütün bunlar yaşayan müze, deneysel arkeoloji ve sürdürülebilirlik dediğimiz şeylerin tam da karşılığıdır aslında. Müzede bir objeyi sergiye koyup da yıllarca onu sergilemek yerine o geminin replikasını yaparak ziyaretçilere kullandırmak ve tecrübe ettirmek ve hatta bu şekilde o replikanın da sürekliliğini sağlamak bizim de hedefimiz olmalı diye düşünüyorum.

Onlarda beş gemi var onları yapabiliyorlar. Bizde ise dönemin yapım tekniklerini oldukça iyi temsil eden 37 adet gemi var. Dolayısıyla gösterebileceğimiz çok fazla malzeme, aktarabileceğimiz çok fazla bilgi var. Kültürün tabii ki parasal bir karşılığı olmaz ama ben inanıyorum ki bu tarz bir müzeye yapılacak olan yatırım fazlasıyla geri dönen bir yatırım olacaktır. İsveç’in Stockholm kentinde bulunan ve 17. yüzyıla tarihlenen Wasa Müzesi buna çok güzel bir örnektir. Bu geminin yıllık ziyaretçisi 1 milyon 200 bin kişidir. Bu müthiş bir rakam! Biz de bunu hedeflemeliyiz. 2010 yılında İstanbul Avrupa kültür başkenti olduğu zaman biz hep şunu istedik: Elimizde böyle bir imkân varken Yenikapı’yı, batıkları ve laboratuvarımızı gezilebilir hale getirelim. Biz o arada binlerce insanı gezdirdik. Ama bunun daha etkili bir şekilde olabilmesi için de bir proje önerdik. Bu proje kapsamında laboratuvar ve kazı alanı içinde bir gezi rotası oluşturulsun, çalışmalar ziyaretçiler tarafından birebir yerinde gözlemlenebilsin, LCD ekranlarda bilgiler paylaşılsın, bir konferans salonu yapılarak bilgi paylaşımı yapılsın istedik. Sürdürdüğümüz dev operasyonun görünürlüğünü sağlamak istedik. Proje kabul gördü ama sonrasında bir şey yapılamadı. Aslına bakarsanız şu an bile geç değil. Bu müze kuruldu kurulacak belki ama bu sürede yapılacak olan böyle küçük bir düzenleme bile bu ilgiyi canlı tutmaya yetecektir. Bu konuda belediyenin kararlılığını açtığı proje yarışmasıyla görebiliyoruz.

Yapılacak olan müzenin Yenikapı’da, istasyon üzerinden başlayarak bizim “yüz ada” dediğimiz alana kadar uzanacak bir kompleks olduğunu projelerden biliyoruz. Bunun gerçekleşmesi halinde İstanbul’un kendisine ait marka değerini biraz daha arttıracağına inanıyorum. Sonuç olarak bakıldığında dünyanın en büyük Ortaçağ gemi repertuvarına sahip olan Yenikapı, çok iyi bir müzeyi hak ediyor. Buraya yapılacak olan bir müzenin buraya harcanan emeğin ve paranın karşılığını her anlamda kat kat ödeyeceğini düşünüyorum.

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Karlar ve Karca

Mısırlı firavun Psammetichus I Mısır üzerindeki gücünü garanti altına almak için askeri yardıma ihti...

Likler ve Likçe

Likçe yazıtlar, 19. yüzyılın başlarında ilk kez yeniden keşfedildiğinde, bu yeni dil oldukça kafa karıştırıc...

Lidya Halkı ve Lidce

Lidce, 150 yılı aşkın bir süredir bilinen bir dildir. 19. yüzyıl kâşifleri, bu dile ilişkin ilk belgeleri toplamış anca...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız