Hatra: Doğu ve Batı’nın Buluştuğu Yer

Güneş Tanrısı’nın Şehri

Hatra (Arapça al- Hadhar), 1985 yılından bu yana UNESCO Kültürel Miras Listesi’nde olmasına (listeye giren ilk Irak kültür mirası) ve burayı Orta Doğu’da önemli bir klasik arkeolojik yerleşmesi yapan tarihi, kültürel ve estetik değerlerine rağmen, Irak’ın en az bilinen turistik mekanlarından biridir.

I. Sanatruk’un eşi Kraliçe Abbu

Tamamı 324 hektarlık bir genişliğe sahip bu şehrin kalıntıları, Tartar Vadisi’nin batı kıyısının çorak çöl hinterlandında ayakta durur. Bu bölge, Yukarı Mezopotamya’da Musul’un 110 kilometre güneybatısında yer alan, sıkça depremlerin görüldüğü bir bölgedir. Hatra’nın en önemli özelliği yeraltı sularına sahip olmasıydı. Bugün dahi duvarlarının arasında pek çok kaynak bulunmaktadır.            

Çöl kumlarının altına gömülü olan Hatra, 1836 yılında İngiliz diplomat H. J. Ross tarafından keşfedilmiştir. Bu keşfin ardından Hatra, 19. yüzyılın ikinci yarısında, birçok yabancı gezgin ve bilim adamı tarafından ziyaret edilmiş ve kayıtlara geçirilmiştir.

Irak’ın birçok arkeolojik yerleşmesinde olduğu gibi Hatra’nın da sadece bir kısmı incelenmiştir. Mimar Walter Andrae önderliğindeki bir Alman keşif heyeti I. Dünya Savaşı’ndan (1907-1911) hemen önce yerleşmede ilk araştırmaları gerçekleştirmiştir. Ekip yerleşmenin ortasında ayakta kalan anıtları, şehir duvarlarını, mezar yapılarını incelemiş ve 1912 yılında ilk açıklamayı yayınlamıştır. Geniş çaplı kazılar ve restorasyon faaliyetleri, 1951 yılından itibaren Iraklı arkeologlar tarafında yürütülmüş, şehrin kalıntıları gitgide açılmıştır. İlk kazı başkanları, 1974 yılında yayınlanan kent monografisinin yazarları olan merhum Fuad Safar ve Muhammed Ali Mustafa’dır. Büyük tapınak, özel mabetler, kentin kapıları ve sur duvarları da dahil birçok yapı ve çok sayıda eser ve buluntu açığa çıkarılmıştır.

Roberta Venco Ricciardi yönetimindeki bir İtalyan ekip, 1987 yılından 2002 yılına kadar Hatra’da çalışmaları sürdürdü. Kutsal yapılarda kazı faaliyetleri gerçekleştirilip mezar ve konutlar açığa çıkarıldı. Michał Gawlikowski başkanlığında Polonya heyeti, 1990 yılında bir kazı sezonu gerçekleştirdi ve kentin savunması üzerine yoğunlaştı.  

Kökenleri

Hatra, MS 500 yılından sonraki dönemde Kuzey Mezopotamya’nın en önemli kale kenti konumuna geldi. Aramice “çevrilmiş yer” anlamına gelen kentin adı, esasen yerleşmenin erken dönemlerinde dini bir işleve sahip olduğuna işaret edebilir. Yerleşme, Mezopotamya’ya sızıp olasılıkla Hellenistik Dönemde orada yerleşen, Arapça konuşan çöl kavimlerinin en erken yerleşimlerinden biriydi. Dolayısıyla pekâlâ göçebe kavimlerin Dicle ve Fırat arasındaki bölgenin ruhani merkez olarak gitgide önem kazanan dini merkezi olabilirdi. Devasa bir kutsal yapının şehrin onda birini kapladığı bir gerçektir.

Kentin erken tarihi ve şehrin refahı üzerine kaynaklar hala tartışma konusudur. Hatra olasılıkla MÖ 1. yüzyılda Partların yardımıyla kurulmuştur. Partlar, MÖ 139 ile MS 226 yılları arasında Mezopotamya’da hâkimiyet süren, İran’ın kuzeydoğusundaki savaşçı bir kavimdir. Batısında Roma, doğusunda Part İmparatorluğu bulunan kentin stratejik konumu, bir yanda Roma’nın, bir yanda Partların, bir yanda da Sasanilerin yer aldığı mücadele yüzyıllarında Hatra’ya üstün bir önem kaznadırmıştır. Kentin zenginliği, MS 1. yüzyıldan 3. yüzyıla Mezopotamya ve Arabistan ile Yukarı Suriye ve Küçük Asya’yı birbirine bağlayan uzun mesafeli geçiş ticaretinden toplanmıştır.      

Palmyra ve Dura Europos ile birlikte Hatra, Kuzey Irak ve Suriye çölünden geçen bu ticaret yollarını kontrol ediyordu. Bu daha çok bir geçiş ticareti idi: ipek, baharat, aroma, altın ve gümüş batıdaki pazarlara geçerken, yün giysiler, cam ve doğal kaynaklar doğuya gönderiliyordu. Diğer ticaret şehirleri gibi Hatra da yüksek mertebe bir özerklikle işlevini yerine getirmiştir. Bu bağımsızlık Mezopotamya topraklarında gerçekleşen uzun ve yıkıcı bölgesel savaşlar sırasında dahi ticaretin devam etmesine olanak sağlamıştır. Hatra’nın bu ticaretle bağlantılı, kapsamlı finansal faaliyetlere ev sahipliği yaptığı varsayılır. Hiç şüphesiz hem gümüş hem de altından kendi sikkelerini bastırmıştır ve hepsi “Hatra, tanrı Shamash’ın şehri” olarak damgalanmıştır.

Hatra'nın Büyük Tapınağı

Bu dönemde Aramice yazı daha önce Mezopotamya’da evrensel olarak kullanılan çivi yazısının yerini almıştır. Aramice’nin yerel Hatra lehçesiyle yazılmış hemen hemen 500 kısa anıt ve yapı yazıtı bulunmuş, fakat edebi bir kaynağa hiç rastlanmamıştır.

Tarihi

Tarihî Greko-Romen ve Arapça kaynaklar, MÖ 1. yüzyıldan MS 3. yüzyıla kadar Hatra’nın tarihi hakkında bize çok az şey söyler. Kentin ilk sakinleri şeyh ve rahipler tarafından yönetilen çöl Arapları’dır. Sonrasında bir Arap krallar hanedanlığı gücü ele geçirmiştir. Bu kralların en ünlülerinden biri kentin başrahibi, Nasru’nun oğlu I. Sanatruk’tur (MS 140-180). MS 156’dan 240 yılına kadar Hatra kralları “Arapların Kralı” unvanını taşımışlardır. Bu krallar olasılıkla Part İmparatorluğu’nun müttefikiydiler ve vergi ödüyorlardı. Partların bakış açışıyla Hatra, Romalıların İpek Yolu’nun kontrolünü ele geçirmesini engellemeyi hedefleyen, kendi etki alanları dâhilinde tahkim edilmiş bir ileri karakoldur. Hatra, Partların politik ve kültürel etkisi altında gelişmiş, yaygın bir şekilde bilinen muhteşem bir şehir haline gelmiştir.

Roma ve Part İmparatorluğu, MS 2. yüzyıl süresince Mezopotamya toprakları için rekabet etmiştir. Hatra duvarları üç kez Roma saldırılarına karşı koymuş, tarihçi Dio Cassius göre, İmparator Traianus bölgede yaşamanın oldukça zor olduğunu düşündüğü için MS 117 yılındaki bir Hatra kuşatmasını bırakmıştır. MS 198/199 yılında altı ay süresince İmparator Septimius Severus’un orduları kenti kuşatma altına almış ve Hatralıların kurnaz ve yaratıcı savunma taktikleri ile engellenmiştir. Ünlü “Hatra ateşi” ve böcek (akrep ve eşek arısı) dolu kaplar Romalı istilacıların kafalarına atılmıştır. MS 226 yılından sonra kent, Roma İmparatorluğu’nun Sasanilere karşı olan savaşında bağımlı müttefiki haline gelmiştir ve MS 235-238 yılları arasında Roma garnizonu olarak kabul edilmiştir.

Nihayetinde MS 240 yılında Sasani hanedanlığından I. Şapur tarafından talan edildikten sonra Hatra hanedanlığı tahttan indirilmiş ve şehir tarih sahnesinden dramatik bir şekilde yok olmuştur. 1950’li yıllarda çekilen yüksek çözünürlüklü uydu görüntüleri ve hava fotoğraflarına dayanarak tanımlanan gelişmiş Sasani kuşatma sisteminin kalıntılarının da tasdiklediği gibi Hatra’nın son fakat etkisiz savunması şiddetli ve uzundu. “Res gestae”nin yazarı, Romalı asker ve tarihçi Ammianus Marcellinus, MS 364 yılında bu şehirden geçmiş ancak harabeden başka bir şey görmemiştir.

Arapça yazıtlar yerleşmenin 12. yüzyılda tekrar ikamet edildiğine işaret eder. Musul’un Türk yöneticileri bazı binaların restore edilmesi ve kışlaya çevrilmesini emretmiştir.

IŞİD terör örgütünün “dini motivasyon” çerçevesinde yürüttüğü ve “putperestliğin tecellisi” olarak gördüğü, bölgenin kültürel mirasını yıkımı kampanyası 2014 yılı ortasında Hatra’ya da ulaştı

Din

Hatra tanrılarının oldukça zengin ve çok sayıda tapınağının keşfedilmesi, kent sakinlerinin dini inançlarının kapsamını ve çeşitliliğini yansıtmaktadır. Hatra farklı dinlere toleransıyla ünlüydü. Yunan ve Roma mitolojileri ile Mezopotamya efsanelerinin ve geleneklerinin kutsal dünyaları Hatra’nın özgün Arap-Yunan pantheonunu yaratmak için birleştirilmiştir.

Aramice yazıtlar pantheonun bir yüce üçlüyü onurlandırdığını göstermektedir: “Tanrımız, Tanrıçamız ve Oğulları”. Batı Samiler arasında başka yerde bulunmayan bu İslam öncesi tanrı üçlüsü, arkeologlar ve tarihçiler arasında hala bir tartışma konusudur. “Tanrımız” olasılıkla Maren’e bir göndermedir. Maren, Mezopotamya’nın popüler güneş tanrısı Shamash (Helios) ile özdeşleştirilir. Bu tanrı bazen kanatları katlanmış bir kartal ile tasvir edilir. Bu kartal aynı zamanda Hatra’nın sembolüdür. Diğer iki tanrının kimlikleri kesin değildir. Belki de “Tanrıçamız” Marten ve “Tanrımız ve Tanrıçamızın Oğlu” Bar Marayn ile ilişkilendirilmelidir. Arap göçebeler aynı zamanda Allat, Shahiru, Sabah Yıldızı ile Suriye (Atargatis, Baal Shamin) ve Babil asıllı tanrılara taparlardı. Bunlardan biri yer altı tanrısı Nergal’di. Nergal Herakles ile ilişkilendirilir ve çoğunlukla üç başlı köpek Kerberos ile birlikte tasvir edilir.

Kent Peyzajı

Hatra göçebe kampları gibi yuvarlak bir şehirdi. Dairesel plan İran’da iyi bilinirdi, fakat eski Mezopotamya’da yeniydi. Kentin çapı MS 2. ve 3. yüzyıllarda yaklaşık iki kilometreydi. Hatra’nın etkileyici savunma sistemi neredeyse geçilmezdi ve bugün hala görülebilir. Sekiz kilometrelik toprak duvar kenti dışarıdan çevreler. Yarım kilometre içerde 20 metre genişlikte koruyucu derin hendek ve 30 metre genişliğinde bir halka şeklinde kenti çevreleyen her biri 6 kilometre uzunlukta iki eşmerkezli iç duvar vardır. Taş temeller üzerinde duran kerpiç duvarlar 3 metreden fazla kalınlıkta ve olasılıkla 10 metre yükseklikteydi. Dış kerpiç duvar 150’den fazla, düzenli yerleştirilmiş taş kaleyle donatılmıştı. Dört büyük kapı ana yönlere yerleştirilmiş kente geçiş sağlıyordu.

Taş temel üzerine güneşte kurutulmuş kerpiçlerden yapılmış evler kentin alanını doldurur. Bu evler düzensiz ızgara planlı sokaklar boyunca yerleştirilmiş blokları oluşturur. Sokakların birçoğu tapınak yapısının çevresinden çıkıp şehir duvarlarına gitmektedir. İyi korunmuş Kuzey Kapısı’nın yakınında bir saray bulunmuştur. İki grup taş mezar yapısı, kentin doğu ve güneybatı kısımlarındaki iç savunmaya bitişik halde yer alır. Bu mezarlar kare planlıdır ve bir veya daha fazla odaya sahiptir.

Hatra Sanatı

Yunan kültürü, özellikle Seleukos İmparatorluğu (MÖ 312-141) aracılığıyla doğuya ve Mezopotamya’ya yayılır. MÖ birinci yüzyılda Hatra’nın gelişimine gelindiğinde Yunan kültürü zaten güçlü kökler salmıştı. Hatra’nın Helenistik sanatı, Batı Asya’nın (Mezopotamya, Pers) sanatsal ve teknik etkisi ile oldukça renklenmiştir ve kentin uluslararası ve kozmopolit karakterini yansıtır. Hatra sanatı hala oldukça az çalışılmış bir alandır.

Mimari

Hatra, birçok farklı etkinin karışımını gösteren, ayakta kalan en iyi Part mimarisi örneği olarak görülmektedir. Taştan yapılma devasa yapılar (15 metre yüksekliğe kadar korunmuş), özellikle bolca ve süslü bir şekilde dekore edilmiş tapınaklar, Hatra kültürünün ihtişamını doğrular. Hala ayakta kalan tüm anıtlar MS 1. yüzyıldan sonra inşa edilmiştir. Sütun dizileri ve kemer kalıntıları, tanrı ve kartal kabartmalarının hepsi son zamana dek oldukça iyi korunmuştu.

Şehrin kalbinde kesilmiş 437 metreye 322 metre taş bloktan duvarla çevrili geniş dikdörtgen bir alan olan temenos bulunmaktadır. Bu metropolitan kutsal alanı Hatra’nın koruyucu tanrısı olan güneş tanrısı Shamash’a adanmıştır. Ana kapısı doğuda yer almak üzere yapıya 12 farklı kapıdan giriliyordu. Bu resmi yapı topluluğunun dörtte üçü hala açılmamıştır. Doğuda büyük bir ön avlu ve batıda ana tapınak kompleksiyle iç avludan oluşmaktadır. Geniş ön avlu olasılıkla tüccar mağazalarıyla (Aramice dukketa) çevrili bir pazardı. Tapınak bölgesi kuzeyden güneye uzanan bir duvarla bölünüyordu ve aralarındaki sütunlu tapınakla iki kapı tarafından deliniyordu. İçerisinde bulunan yazıtlar yapıyı Maren’e ithaf edilmiş bir tapınak olarak tanımlar. Bal rengi taşlarla yapılmış bu sözde “Hellenistik” tapınak, bir podyum (15,2 metreye 10,5 metre) üzerine kurulmuştur. Dikdörtgen bir cella iki sıra sütunla çevrelenmiş; podyum üzerinde 24 Ion sütunu ve avlu seviyesindeki Korinth sütunlarından oluşur. Kutsal yapıda yükselen diğer mabetler gibi tapınak da MS 2. yüzyıla tarihlenebilir.

Temenos’ta yer alan çoğu tapınak üç bölümlü bir plana sahiptir. En büyük tapınak kompleksi, ya da Büyük Eyvan (115 metreye 23 metre), kutsal çevrenin batı kısmında yer alır ve MS 1. yüzyıl geç İran stilindedir. Tapınak, dikdörtgen duvarların bir tarafı açık bırakılmış kemer veya tonoz altında geniş bir holü olan iki ana birimden oluşur. Sonu açık büyük hollerin, veya eyvanların, yanında daha küçük eyvanlar yer alır. Bu tipik Pers mimarisi olan eyvan tarzının ilk örneğidir. Tonozlu koridorla çevrili kare cella ile Shamash tapınağı batıdan Büyük Eyvan’ın güneyine eklenir. İç odanın (11,69 metreye 11,75 metre) duvarlarının kalınlığı 2 metrenin üzerindedir.

Kutsal bölge aynı zamanda Allat, Shahiru, Samya ve Üçlü’nün tapınaklarını da bulunduruyordu. Hatra’nın Üçlüsü’nün mabedi kutsal çevrenin güney duvarının yanında keşfedilmiştir. Bu yapı MS 2. yüzyılda Kral Nasru tarafından yaptırılmıştır.

Daha küçük olan on dört tapınak kentin yerleşim alanlarında keşfedilmiştir. Bu tapınakların kime ithaf edildiği belli değildir. Bu daha küçük olan tapınaklarda Maran, Martan ve Bar Marayn üçlüsünün yanı sıra Nabu, Nannai ve Nergal gibi antik Babil tanrılarına tapınılırdı. Bu yapılarda ata kültüne de tapınılırdı.

Heykel, Rölyef ve Resim

Doğu ve batının, Mezopotamya ve Yunan sanatının olağandışı birleşimi tuhaf ve ince bir sanat üretmiştir. Kazılar sırasında dikkate değer kireçtaşı veya mermer heykel ve rölyefler açığa çıkarılmıştır. Birçok heykel doğal boyutlardadır ve çoğu öne bakar. Tipik Part stili yapılan heykeller tanrıları, kralları, kraliyet ailesi mensuplarının yanı sıra askeri ve dini yetkilileri de tasvir eder. Diğer sanat eserleri Roma kültürü etkileri gösterir veya bunlar Roma topraklarından ithal edilmişti. I. Sanatruk, Dushefri (II. Sanatruk’un kızı) ve kral Atlw heykelleri gibi heykellerin bazıları sıcak bir karşılamayla sağ ellerini omuz hizasına kaldırarak düşmanlıktan uzak bir tavır sergiler gibi gözükmektedirler.

Heykellerin iri gözleri Mezopotamya tarzındadır, kıyafetleri ise oldukça zengin ve süslüdür. Hatralı asillerin ve savaş lordlarının heykelleri uzun kollu tunik ve pantolondur, bazıları Frig başlığı giyerken tasvir edilir. Kadınlar tek omuzlarında ya da her iki omuzlarında tutturulan süslü şallar giyerler. Bu giyeceklerin büyük olasılıkla ipek olan yumuşak ince kumaştan yapıldığına dair belirtiler vardır. Bazı heykeller kısmen boyanmış olabilir.

İtalyan heyet tarafından keşfedilen büyük bir binadaki (Yapı A) dikdörtgen bir odanın duvarları ceylan ve yaban domuzu avı sahnelerinin betimlemeleriyle süslenmişti. Birçok yaygın özelliğe evlerin duvarlarında rastlanmıştır.

Büyük heykelleri ve değerli altın, gümüş ve bakır koleksiyonu dâhil Hatra’nın etkileyici arkeolojik bulguları Bağdat’taki Irak Ulusal Müzesinde bulunmaktadır. 1962-1967 yıllarında müzenin yeni binasında antik eserlerin teşhiri tasarlanıp düzenlenirken birçok güzel heykelleriyle özel Hatra Galerisi oluşturulmuştur. Bu görev, aynı zamanda Yunan zafer tanrıçası Nike’nin heykelini yeniden yapan Polonyalı konservatör Stanisław Jasiewicz’e verilmişti. Heykel ve rölyefler de dâhil Hatra’dan bazı buluntular 60’lardan itibaren Musul Kültür Müzesinde depolanıp sergilendi. 2003 yılından önce yaklaşık 1500 küçük eser güvenlik nedenleriyle Bağdat’a taşındı. Kalan birçok büyük Hatra heykeli, 2015’in Şubat’ında internette yayınlanan propaganda videolarında gösterildiği gibi IŞİD militanları tarafından yerle bir edildi.

Rekonstrüksiyon

Kerpiçten inşa edilen ve nispeten çabuk dağılan antik Mezopotamya şehirlerinin aksine, Hatra’nın anıtsal harabeleri oldukça iyi bir halde günümüze ulaştı. Şehir yakınlardaki bir taş ocağından alınan kireçtaşıyla yükselmiş, taşlar alçı harcı ile tutturulmuştur. Hatra’nın uzak konumu da kentin yüzyıllarca bozulmamasını sağlamıştır.

Ancak sıcak iklim ve günlük sıcaklık değişimi, rüzgar erozyonu, aşınma ile birlikte doğal yaşlanma, yapıların duvarlarının çökmesine ve sütunların ufalanmasına neden olmuştur. Anıtların dengesi tehlike atına girmiştir. Ana tapınak kompleksinin Güney Eyvan’ı ileri derece bozulmaya bir örnektir. Geniş çaplı hasarın ve dayanıksızlığın sonucu olarak tonozlu çatısı 1950’lerde düşmüştür. Depremler de ek hasarlara neden olmuştur. Hatra’nın anıtları modern zamanda gerçekleşen iki depremin etkilerinden muzdarip olmuştur: on dokuzuncu yüzyılın sonunda ve tekrar 1945 yılında. Daha öncesinde de depremler gerçekleşmiş olmalıdır. Dikey çalkaklar ana tapınak kompleksinin Kuzey Eyvan’ında ve başka binalarda açıkça fark edilebilir.

1960’larda Irak Eski Eserler Genel Müdürlüğü Hatra’da kapsamlı sağlamlaştırma ve restorasyon programı uygulamıştır. Amaç ulusal ve uluslararası turizm için bir Mekke yaratmaktı. Birçok anıt, özellikle kutsal yapıdaki tapınaklar ve Güney Kapısı, yeniden inşa edilmişti. 1968 yılında UNESCO uzmanları Hatra’da yapılan çalışmaların oldukça olumlu bir anastilosis örneği olduğu üzerinde birleşti. Bu örnekte öncelik orijinal maddeye verilmiştir. Yeniden inşa sırasında sadece belirgin boşluklar doldurulmuş veya orijinal parçalar desteklenmişti. Eklenen parçaların orijinalden ayırt edilmesi kolaydı.    

1989 yılından beri Hatra anıtları üzerinde dönemin Irak Başbakan’ı Saddam Hüseyin’in monogramı olan taşlarla restore edildi. Bu sorun, Irak’ta yer alan ünlü Babil yerleşimindeki Yeni Babil sarayının tartışmalı restorasyonu ile benzerdir. Hatra kalıntıları, Irak’a uluslararası yaptırımların dayatıldığı 1990’larda ihmale maruz kalmıştır. Turistler bölgedeki güvensiz ortamdan dolayı ünlü yerleşmeyi ziyaret etmeyi bırakmıştır, son olarak 2002 yılında İtalyan arkeoloji heyeti alan çalışmalarını sonlandırmıştır.

Yıkım

21. yüzyılın başında Hatra harabeleri, ülkedeki diğer yüzlerce arkeolojik yerleşme gibi, kaçak kazılara karşı savunmasız kaldı. Sadece Irak Arkeoloji Polisi’nin birkaç silahlı üyesi bu muazzam yerleşmeyi korudu. Yerleşmeyi çevreleyen tel örgü yıkılmış ve defineciler tapınak duvarlarına konan bazı süslü parçalara ateş edip zarar vermişti. Birleşmiş Devletler askeri güçlerinin yerleşme yakınındaki cephaneleri kontrollü patlatması antik yapıların dengesini tehlikeye atmıştı. 2008 ve 2010 yılları arsında bazı Irak-Amerikan ortak belgeleme ve değerlendirme heyeti Hatra’ya ulaştı. Bölge aynı zamanda yerel UNESCO temsilcileri tarafından da izleniyordu.

2014 yılına kadar genel olarak yerleşme sadece birkaç belirgin tahribat izi gösterdi ve yağma az miktardaydı. 2014 yılı ortasında kendilerine DAEŞ diyen terör örgütü kuzey Irak’ın kontrolünü eline aldı. Dini motivasyon çerçevesinde yürütülen putperestliğin tecellisi olarak görülen bölgenin kültürel mirasının yıkımı kampanyası Hatra’ya da ulaştı.

Yerleşmedeki anlamsız tahribat, Mart 2015’te zirve yaptı. 6 Mart 2015 günü harabelerin yakınında iki ağır patlama duyuldu. IŞİD militanlarının bazı büyük anıtları yok ettiği ve yerleşmenin diğer kısımlarını buldozerle yıktığı hakkında bilgiler de vardı. Nisan 2015 ayının başında IŞİD internette ‘putları parçalamak’ başlıklı bir propaganda videosu yayınladı. 7 dakikalık kamera görüntüsü birkaç IŞİD savaşçısının Büyük Eyvan’ın güney kısmındaki oyulmuş mimari süslemelere (12 ve 4 numaralı eyvanlar) kasten hasar verdiğini göstermektedir. Kısmen restore edilmiş iki heykel ile duvarlara yerleştirilmiş Gorgon kafası, insan yüzleri ve kartal heykelleri balyoz, balta ve kalaşnikof tüfek ve PK makineli tüfekler kullanılarak harap edilmiştir. Silahlar bir sıra kartal heykeline ve Güney Eyvan’da bir girişinin üzerindeki duvara yerleştirilmiş üç küçük insan yüzüne ateş etmek için kullanılmıştı. Hepsi iki bin yıl sağlam kalmıştı. Bazıları kazılar sırasında açığa çıkarıldı ve orijinal yerlerine geri yerleştirildi. Hatra sanatına has bir mimari özellik geri dönülemez şekilde yok edildi.

Yayınlanan video aynı zamanda yerleşmenin önceden düşünülenden daha az hasar gördüğünü göstermiştir. Hatra’nın uydu görüntülerinin analizi yerleşmenin tamamen dümdüz edilmediğini ortaya çıkardı. Bu yıkımın kesin boyutunu belirlemek zordur, çünkü bölge hala IŞİD kontrolü altındadır. Paha biçilemez kültürel miras üzerine bu savaştan sonra UNESCO’nun Genel Direktörü Irina Bokova Hatra’nın yıkımının “İslami Arap şehirlerinin tarihine doğrudan saldırı” olduğunu belirtti.

Gelecek

Irak antik anıtların ve paha biçilemez tarihi mirasın ülkesidir. Hatra olasılıkla Irak’ın muhteşem arkeolojik yerleşmelerinin ve açık hava müzelerinin en etkileyici olanıdır. Yerleşmenin tarihi yanı sıra politik ve kültürel gelişimi arkeologlar ve tarihçiler tarafından fazlasıyla tartışılmaktadır. Efsanevi İslam öncesi şehrin kalıntıları öyle geniş ki, büyük kısmı kazılmamış, gelecek için umut vermektedir.  

Hatra, Haziran 2015 tarihinde UNESCO Tehlikedeki Kültür Mirası Listesi’ne girmiştir. Bu yayılan Mezopotamya yerleşmesi ve bütün haldeki doğal peyzajı acil koruma ve onarım ihtiyacı içerisindedir. Savaş bitiminde yerleşmenin korunması için kararlı bir Irak ve uluslararası girişim gerekir. Kurtarma operasyonu için temellerin atılması için son zamanlarda yapılan Erbil Kalesi (2010) ve Babil kültürel peyzajı ve arkeolojik yerleşmesi (2015) örneklerinde olduğu gibi karşılaştırmalı bir yönetim planı hazırlanmalıdır.

 

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Ayasofya'nın "Halk Bilimi"

Ayasofya bir harikadır! Güzelliği ve boyutu büyülüyor ve bir açıklama bekliyor. Nasıl tasarlandı ve nasıl ...

Ayasofya'nın mozaikleri: Propagandif Sanat

Ayasofya’nın mozaikleri son günlerde yine çok gündeme geldi. Aslında son günlerde Ayasofya’nın ...

Ayasofya'da Fossati Kardeşlerin Onarımları ve Yeni Eklemeler

Mimar kardeşler Gaspare (1809-1883) ve Giuseppe (1822-1891) Fossati’nin İstanbul’a yollarının düşmesi, R...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız