“Priamos Hazinesi”'nin Bulunması ve Türkiye’den Kaçırılması

Heinrich Schliemann’ın 1871 yılında başlayan ilk resmi kazıları, hem Schliemann’ın hem de Hisarlık Tepe’nin kaderini değiştirmiştir. Özellikle 31 Mayıs 1873 yılında bulunan “Priamos Hazinesi” aradan geçen 139 yıldan beri tartışılmaktadır. Söz konusu bu tartışmaların gelecekte de devam edeceği kesin...

W. Dörpfeld’in çektiği Troia’nın VI. kale duvarlarını gösteren fotoğraf.

Aslında bu kadar yıl sonra, üzerinde bu kadar çok yazılmış bir konu hakkında yeni bir şey daha yazılabilir mi? Bu soruya olumlu cevap vermek için iki neden var: Birincisi, şimdiye kadar Schliemann ve “Priamos Hazineleri” konusunda yapılan tüm çalışmaların çıkış noktası büyük oranda Schliemann’ın kendi başına ürettiği kaynaklardır; yani raporlar, günlükler vb. Schliemann ve buluntularını diğer bir kaynaktan değerlendirmenin zamanı gelmiştir. İkinci önemli neden ise kaynakların güvenilirliğidir. Schliemann üzerine özellikle 1930’lu yıllardan sonra yapılan çalışmalar, onun oldukça dikkat çekecek bir şekilde bazı günlük ve raporlarını manipüle ettiğini ortaya koymuştur. Bu nedenle “Schliemannistler” pro-kontra olmak üzere iki cepheye bölünmüş durumdadır. Bu nedenle Osmanlı belgelerinin önemi ve güvenilirliği biraz daha ön plana çıkmaktadır. Schliemann, kişilik sorunları yüzünden (tarihe geçme, önemli biri olma vb.) yaşadığı olayları daha farklı bir şekilde sunmuştur. Yani kendi ürettiği belgeleri manipüle etmek için ortada oldukça rasyonel bir neden bulunmaktadır. Öte yandan Osmanlı belgelerinde böylesi bir neden söz konusu değildir. Schliemann’ın 5 Ağustos 1873 tarihinde Augusburger Allgemeine Zeitung’da yayınladığı “Priamos Hazinesi”yle ilgili makale, hukuki ve arkeolojik tartışmanın başlamasına yol açmıştır. Halen hazinelerin ne zaman, nasıl, kimler tarafından bulunduğu ve ne zaman ve nasıl Türkiye’den kaçırıldığı konusu tartışılmaktadır. Söz konusu soruları yüzde yüz doğru bir şekilde cevaplamak belki de hiçbir zaman mümkün olmayacak. Schliemann araştırmalarında, bu ve diğer sorulara “büyük bir olasılıkla”, “olasılıkla”, “belki”, “küçük bir olasılıkla” gibi cevaplar vermek durumundayız. Bu bakış açısıyla Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’ndeki 28 Temmuz 1874 tarihli belgeyi anlayıp, yorumlamaya çalışacağız. Konunun daha iyi anlaşılması için olayları kronolojik gelişmeleriyle özetleyelim.

31 Mart 1877,  Heinrich Schliemann Antikacılar Birliği’ne Londra, Burlington House’daki odalarında Mikenia’daki kazıları hakkında konferans veriyor

Her şey 5 Ağustos 1873 tarihli Ausgbruger Allgemeine Zeitung’da Schliemann’ın 17 Temmuz 1873 tarihli “Priamos’un Hazinesi” isimli makalesinin yayınlanmasıyla başlar. Schliemann bir gün içinde tüm dünyada ünlü olur. Ancak bu haberin sonrasında Osmanlı Devleti konuyla ilgili araştırmalara başlar ve daha sonra hukuki süreç için ilk adımlar atılır. Heinrich Schliemann’ın İstanbul Arkeoloji Müzesi müdürü Anton Dethier’e yazdığı mektup, olayı biraz daha ilginç hale getirir. 19 Haziran 1873 tarihli mektupta Schliemann şunları yazar:

“Müdür Bey,

Ilion’un Büyük Kulesi’ni, çifte Skaia Kapısı’nı, Ilion Minerva’sının sunağını, Priamos’un sarayını ve bu kralın hazinesini, Neptün ve Apollon’un büyük çevre duvarını ve pek çok Troia evini ortaya çıkardığımı size bildirmekten şeref duyarım. Buradaki görevimin son bulduğuna inanıyor ve bu yörelerden tamamen ayrılıyorum… Ben tam üç yıllık inanılmaz çalışmalar sonucu üçte ikisinden fazlasını kazabildim. Bu konuda Augsburg Allgemeine Zeitung’a uzun bir makale yazdım, sizin de özellikle dikkatinize sunarım. Bir yazıda bu günlerde bulduğum küçük hazine hakkında yazacağım. Priamos’un sarayında bulduğum hazineyi aç gözlü işçilerimden korumak için çok acele ortadan kaldırmak zorunda kaldım, neler içerdiğini ben bile halen bilmiyorum, ama emin olduklarım şunlar: Diğerlerinin arasında kadehler, som altından büyük bir depas amphikypellon, balta biçiminde sanırsam dört ya da altı yassı gümüş parça ki kanımca bunlar Homeros’un talentleri, sonra birçok kap ve birkaç düzine mızrak ucu vs…

Hazineyi Osmanlı Hükümeti ile paylaşmam mümkün değil, çünkü onu ben üç yıllık çalışma sonucu 150 işçi ile 200.000 frank harcayarak buldum.”

Bazı yerlerinde Osmanlı devlet görevlilerine hakaretler de içeren bu mektup, Schliemann’ın konuya bakış açısını oldukça net bir şeklide ortaya koymaktadır. Söz konusu bu mektup sonrasında Osmanlı Devleti’nin ne zaman konuyla ilgili araştırma başlattığını bilmemekteyiz, ancak eldeki veriler en azından gazete haberinin yayınlanmasından hemen sonra harekete geçildiğini bize göstermektedir. Neyin, ne zaman, nasıl ve kimlerin yardımıyla Troia’dan kaçırıldığını anlamak için yapılan ilk soruşturmayı yeterli görmeyen Osmanlı Devleti, daha detaylı bir soruşturma için İzzeddin Efendi’yi Çanakkale’ye yollar. Atina’daki mahkeme süreci de Nisan 1874’te başlamıştır. İşin ciddiyetini anlayan Schliemann, buluntuları farklı müzelere satmak ister. Söz konusu bu durum aynı tarihlerde İstanbul’da çıkan bir dergide (Hayal dergisi, 9 Eylül 1874) karikatür olarak bile ele alınır. Mahkeme süreci uzar ve sonunda karşılıklı antlaşmayla sona erer. Tüm bu olaylar Osmanlı Devleti’nin Troia ve hazinelerinin değerini başından beri anladığını ve ona önem verdiğini ortaya koymaktadır. Ancak Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu derin siyasi ve mali kriz istenmeyen bazı kararların alınmasında etken olmuştur. İzzeddin Efendi’nin 27 Temmuz 1874 tarihli soruşturma raporuna dönecek olursak, o dönemde ödüllendirilecek kadar iyi yazılmış olan bu raporun konuyla ilgili oldukça ilginç bilgileri içerdiğini görmekteyiz.

Hazinelerin Atina’ya kaçırılışına dair İzzeddin Efendi’nin raporu:

 Güneydoğudaki alanda keşfedilen sonradan büyük blok taşlarla yapılmış yapılar altındaki Troia yapıları, 1873 Haziran kazılarından.

“Maarif Nezaretinden Sadarete

Şiliman, hükümet tarafından tayin edilen Emin Efendi’nin memuriyeti zamanında çıkarılmış olan eşyaları, 1289 (1873) senesi nisan ayı başında ve aynı senenin mayıs ayı sonunda olmak üzere iki kez, Kumkale nahiyesinde bulunan Karanlık Liman isimli yerde, kereste yüklemek üzere gelmiş olan Yunanlı kaptan Andreya’nın gemisine koyarak kaçırmıştır. Hafif olup da koyun ve koltuğa sığabilen altın mücevherleri ise bir kasa içerisinde ve kendisi ile ailesinin ceplerinde, Kumkale iskelesinden Abdullah Reis’in kayığıyla Kale-i Sultaniye gümrük idaresine getirip oradan Atina’ya kaçırmıştır. Bu nedenle bahsedilen konu hakkında bilgisi olduğu anlaşılan Kumkale müdürü Rüstem Ağa, gümrük memuru Emrullah Efendi ve Çanakkale gümrük memurları hakkında ceza davası açılmış, ancak Çanakkale gümrük müdürü Halit Efendi ile ona bağlı çalışan memurlar için herhangi bir işlem yapılmamıştır. Hatta sorgularının yüzeysel bir soruyla geçiştirilip layıkıyla icra edilmediği anlaşılmıştır. Bunun üzerine konu yeni baştan incelenmek üzere Maarif Meclisi’ne havale edilirken, yapılan incelemede Emrullah Efendi, Abdullah Reis ve gemi mürettebatından İsmail; sözü edilen kasa ile Şiliman ve ailesinin ceplerinde olan eşyanın gündüz 3-4 sıralarında çarşı içerisinden Çanakkale gümrük idaresine götürüldüğünü, yarım saat kadar iskelede durduklarını ve ardından da muayeneleri yapılmaksızın geçirilmelerine izin verildiğini ısrarlı bir şekilde beyan etmişlerdir. Şüphesiz ki eşyaların geçişine ilişkin Çanakkale gümrük müdürüyle, idare memurlarının haberlerinin olması gerekirken, sorgulamalarında bunun tam aksi ifade vermeleri kabul edilebilir bir husus değildir. Bu nedenle müdür ve memurlarının tarafsız bir şekilde sorgularının yapılarak çıkacak sonuca göre işlem yapılması; aynı şekilde eski eserlerin geçirilişinde ihmalleri görülen Emrullah Efendi ve Rüstem Ağa’nın da ceza kanunu hükmünce cezalarının verilmesi yerinde olacaktır.

Bu arada Kalkanlı köyü ahalisinden Kostandi ile Aleksandri ve Erenköylü kuyumcu Yannaki arasında davalık olan üç kıyye altın maddesinden dolayı yakalanmalarının uygun olacağı; yine yukarıda bahsedilen araştırmanın hızlı bir şekilde tamamlanarak neticesinin bildirilmesi ve Hisarlık arazisinin gerekli görülen yerlerinde müze adına araştırma yapmak üzere ileride uygun memurlar gönderileceğinden, bu zamana kadar söz konusu yerde kimsenin gizli veya açık kazı yapmasına izin verilmemesi hususlarına dikkat edilmesi hakkında vilayete emir verilmiştir. Kazı sırasında işçilerin elinde kalan ve daha sonra ele geçirilip bir kutu içine konularak gönderilen eski eserler ise Müze-i Hümâyun’a gönderilmiş olup, yukarıda bahsedilen hususların uygun görüldüğü taktirde Divan-ı Ahkâm-ı Adliye’ye havalesi bâbında emr-ü ferman.

9 Cemaziyelâhir 1291/11 Temmuz 1290/ 24 Temmuz 1874”

Soruşturma rapor tarihinin 24 Temmuz 1874 olmasına rağmen, İzzeddin Efendi’nin 3 Mayıs 1884 tarihinde konuyla ilgili yazdığı başka bir raporda belirttiğine göre, Schliemann’ın hazineleri kaçırmasının öğrenilmesinden kısa bir süre sonra, yani 20 Eylül 1873 tarihinde ilk soruşturma başlatılmıştır. Yapılan ilk soruşturmayı beğenmeyen Osmanlı Devleti, daha ayrıntılı ikinci bir soruşturma için, İzzeddin Efendi’yi görevlendirmiştir. Raporda anlatılan olayları özetleyerek yorumlamaya çalışalım: Schliemann hazine buluntularını nisan ayının ortası ve Haziran ayının başında iki kez kaçırır. Üçüncü kez ise Schliemann Troia’dan ayrılırken yanındaki kişiler ve kendisi, buluntuları üstünde saklayarak kaçırır. İlk iki kez hazineler Karanlık Liman'dan bir Yunan gemisiyle kaçırılır. Üçüncü kez ise, Schliemann tarafından Kumkale limanından Çanakkale limanına götürülür, buradan Atina’ya kaçırılır. Yazılanlardan Çanakkale gümrüğündeki görevlilerin ya rüşvet aldığını ya da çok yüzeysel çalıştıklarını anlayabiliyoruz. Söz konusu görevlilerin cezalandırılması istenir ve cezalandırılırlar. Ancak rapordaki en ilginç bilgi satır aralarında geçer. Raporun sonuna doğru İzzeddin Efendi, Erenköylü Yannakis ve Kalkan köyünden Kostandi ile Aleksandri isimli iki Rum arasındaki 4 kiloluk altın davasının sonuçlandırılması gerektiğini belirtir. Raporun sonunda ise, daha önceden işçilerin Hisarlık’ta gizlice buldukları ve kaçırdıkları ancak Osmanlı Devleti’nin el koyup İstanbul’a yolladığı ve bu alanda kazıların tümüyle durdurulduğu dile getirilmektedir. İzzeddin Efendi’nin değindiği hazineler günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenmekte olan ve “İşçi Hazinesi” olarak adlandırılan buluntulardır.

Yazının başında “Priamos Hazinesi” konusundaki sorunlu noktaları sıralamıştık. Bunlardan biri, hazinelerin hangi gün bulunduğuydu. Şimdiye kadar 27 Mayıs-17 Haziran arasında bazı tarihler önerilmekteydi. İzzeddin Efendi’nin raporunda buluntu günü konusunda mayısın sonu gibi bir tarih verilmekte, ancak kesin olarak hangi gün olduğuna değinilmemektedir. Ancak şimdiye kadar büyük bir olasılıkla 31 Mayıs olarak kabul edi len tarihle çelişmemektedir. Hazinelerin bulunduğu günü 31 Mayıs 1873 olarak kabul edebiliriz.

Tartışılan diğer konu ise, hazine buluntularının kronolojik olarak Troia’daki hangi döneme ait olduğudur. Daha Calvert ve Dörpfeld döneminde buluntuların Schliemann’ın tahmin ettiğinden en az 1000 yıl daha eski olduğu ve bu nedenle buluntuların kesinlikle Homeros Troia’sına ait olamayacağı yani, “Priamos Hazinesi” ile bir ilgisi olmadığı bilinmektedir. Ancak 1950’li yıllardan beri Schliemann’ın buluntu yeri konusundaki anlatımlarının ne kadar doğru olup olmadığı tartışılmaktadır. Konuyla ilgili en son arkeolojik analiz ise Korfmann tarafından yapılmıştır. Korfmann, “Hazine A”nın Dörpfeld kronolojisine göre Troia II’nin ya ilk ya da ikinci evresine ait olabileceğini öne sürmektedir. Korfmann‚ buluntu yerinin Troia II kentinin ikinci evresi, olasılıkla Troia III’ün olabileceğini, Troia IV’ün ise kesinlikle söz konusu olmadığını arkeolojik argümanlarla ortaya koymuştur. Yani buluntular yaklaşık MÖ 2500’lere tarihlenmektedir.“Priamos Hazinesi” ile ilgili tartışılan diğer konu ise, Schliemann’ın hazineyi bulurken yanında kim(ler)in olduğudur. Schliemann belgeleri üzerinde daha önce yapılan çalışmalardan, raporda yazıldığının tersine, Sophia Schliemann’nın o tarihte Troia’da olmadığını biliyoruz. Bu tartışma da aslında 1878 yılı Ocak ayında Frasers Magazine’de Troia’yı ziyaret eden Borlase’nin yazdıklarına dayanmaktadır. Borlase, Schliemann’ın en önemli işçisi Erenköylü Yannakis’le hazinelerin nasıl bulunduğu üzerine konuşmuştur. Yannakis eserleri Schliemann’la kendisinin kazdıklarını, yanlarında başka kimsenin olmadığını ve buluntular arasında bakır ve bazı altınların olduğunu dile getirir. Buna rağmen Schliemann ve Yannakis dışında kazı sırasında bir üçüncü kişinin olup olmadığı konusu halen oldukça tartışmalıdır. Ancak Erenköylü Yannakis’in Schliemann’ın yanındaki en önemli kişi olduğunu biliyoruz. Yannakis’in ismine Schliemann günlüklerinde sık sık rastlanmaktadır. Ödemeleri, iş planını, mali işleri‚ güvenilir olduğu için Schliemann adına o gerçekleştir. Hatta Schliemann, buluntuların Osmanlı Devleti ile bölüşülmesinde bile bazen kendi adına onu yollar. 1872 yılında Helios metopunun kaçırılmasını da o organize etmiştir. Yannakis’in 1883 yılında Karamenderes Nehri’nde boğularak öldüğünü bilmekteyiz. Buna rağmen Schliemann, geçmişteki iyiliklerin ve belki de ‘gizli işlerin’ hatırına Yannakis’in ailesine düzenli bir şekilde para yollamaktadır. Şimdiye kadar yapılan araştırmalarda, Yannakis ile iki Rum arasındaki 4 kilogram altın için çıkan tartışmanın ne olduğunu tam olarak bilmiyoruz. Acaba bu kişiler Troia’da çalışan işçiler miydi? Yannakis bunların Troia’da ya da başka bir yerde buldukları altınları Schliemann adına satın mı alıyordu? Yannakis ve iki Rum neden anlaşamadılar? Schliemann, hazinelerin 6 Haziran 1873’te Türkiye’den kaçırılmasından sonra, neden 10 gün daha Troia’da kaldı? Bu konuda cevaplanması gereken oldukça fazla soru söz konusudur. Schliemann’ın İstanbul’daki Müze-i Hümayun (İmparatorluk Müzesi) müdürü Anton Dettier’e yazdığı mektuptan bazı küçük işlerinden dolayı birkaç gün daha Troia’da kalması gerektiğini biliyoruz. Ancak bu işlerin ne olduğunu bilmiyoruz. Bildiğimiz ise daha önceki kazılarda Troia’da çalışan işçilerin de hazine buluntularını çaldıkları ve Schliemann’ın bu konuya günlüklerinde pek çok kez değindiğidir.

‘Priamos Hazinesi’ ile Sophia Schliemann. Schliemann ve Yannakis dışında kazı sırasında bir üçüncü kişinin olup olmadığı konusu halen tartışmalıdır. Schliemann belgeleri üzerinde daha önce yapılan çalışmalar Sophia Schliemann’ın o tarihte Troia’da olmadığını gösterir.

Günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzelerinde sergilenen ve ‘İşçi Hazinesi’ olarak adlandırılan buluntular da 1873 yılı Mart ayında işçilerin bulup gizlice kaçırdıkları, ama daha sonra jandarmanın bir Rum köyü olan Yenişehir’de el koyduğu buluntulardır. İzzeddin Efendi’nin raporundaki dört kilo altının Schliemann’ın ilk raporunda dile getirmediği hazine buluntuları olup olmadığını, Schliemann’ın bunları Yannakis aracılığıyla aldıktan sonra raporuna ekleyip eklemediğini de bilmiyoruz. Ancak daha önce bu konuda yapılan çalışmalar ve İzzeddin Efendi’nin konuyla ilgili önemli raporundaki bilgileri bir araya getirdiğimizde, 1873 yılında gelişen olayların olası bir rekonstrüksiyonu şu şekilde yapılabilir: 1872 yılından itibaren Schliemann’ın Troia kazılarındaki II. Kent katmanlarında küçük hazineler çıkmaktadır. Bu arada Hisarlık’ın Troia olduğunu dünya kamuoyuna ispatlamaya çalışan Schliemann, 120 işçiyle hızlı bir şekilde kazı yapmaktadır ve işçileri tam olarak kontrol edememektedir. Bu nedenle de işçiler bazı hazine buluntularını Schliemann’dan gizlemektedirler. Schliemann, 1873 yılı Nisan ayında o zamana kadar çıkardığı pek çok önemli eseri, 1872 yılında olduğu gibi, Karanlık Liman’dan kaçırmıştır. Bu arada Yannakis, işçilerin bulduğu bazı hazineleri “büyük bir olasılıkla” Schliemann adına satın almak için çaba göstermektedir. Bu arada 31 Mayıs 1873 tarihinde Schliemann, Yannakis’in yardımıyla yeniden bazı hazineler bulur. O dönemdeki Amin Efendi’nin kontrollerinden korktuğu için, 6 sepet eski eseri Frederik Calvert’in Troia’nın yakınlarındaki çiftliğine yollar. Eserler, 6 Haziran 1873’te yine Karanlık Liman’dan Yannakis ve Spiridon Demetriso’nun yardımıyla Yunanistan’a kaçırılır. Bu arada Yannakis, diğer bazı altın buluntuları “olasılıkla” Schliemann adına işçilerden geri satın alır. Ancak para ödemede tartışma çıkar ve olay daha sonra mahkemeye gider. Bu arada Schliemann ise son hazine eserlerini de Çanakkale gümrüğünden üstünde saklayarak Atina’ya kaçırır. Schliemann, Troia’nın farklı yerlerinden bulunan bu hazineleri‚ “büyük bir olasılıkla” bir tek büyük hazine buluntusu gibi 5 Ağustos’ta gazetelerde yayınlar ve Atina’daki “Hazine Davası” böylece başlar. Hazinelerin daha sonra İngiltere, Almanya, Rusya’ya (Moskava -Puşkin Müzesi) kadar uzanan macerası böylece başlamış olur.

 

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, belki de bu konuda hiç bir zaman yüzde yüz kesin bir şey söyleyemeyeceğiz. Ancak kesin olan şu ki, Osmanlı Devleti’nin Troia ve hazine buluntularını geri getirmek için, büyük bir mücadele verdiğidir.

Ve bu hazinelerin er ya da geç ‘Troia Müzesi’ne geri dönmesi gerektiğidir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Ayasofya

Tapınaktan Kiliseye, Kiliseden Camiye, Camiden Müzeye, Müzeden Bilinmeze…

Ayasofya’yı ister Ortodoks dünyasının simgesi, isterse Fatih Sultan Mehmed’in mirası olarak görelim her iki durumda da bu muhteşem yapının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının en geçerli yolunun, binanın kitlesel ibadete açılmasından değil tam aksine müze kuralları çerçevesinde titizlikle korunmasından geçtiğini belirtmek zorundayız. 

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

SON İÇERİKLER

Latmos'un Küçük Çobanı : Jale Pınar

Son yıllarda Beşparmak Dağları için herkes gibi ben de çok endişeliyim. Çünkü madenler &cced...

Anadolu’ya Saygı Otobüsü Latmos’taydı

Bir Kültür Katliamı : Latmos'a Dokunma

Aktüel Arkeoloji Dergisi, 24 Kasım 2012 tarihin...

Gezginin Gözünden : Gaziantep

Güneydoğu'nun İncisi

Dört nesildir özenle sürdürülen ata mesleklerini sergiley...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız