Bizans Resim Sanatında Deesis Sahnesi

Önce bu konuyu niçin seçtiğimi açıklamam gerekiyor sanırım. Uzun rehberlik yıllarım boyunca, gerek Kapadokya kiliselerinde (Göreme, Ihlara, v.b.), gerekse kentlerimizdeki Doğu Roma İmparatorluğu (öğretim yöntemleri sevkiyle Bizans diyoruz) çağından kalma Hristiyan mâbedlerinde (Ayasofya, Kariye, v.b.) karşımıza çıkan bu sahneler yüzünden, gezdirdiğim değişik kesimlerden gelen yerli turistlerin yönelttiği sayısız sorularla karşılaşmışımdır.

Deesis Mozaiği, Ayasofya ©Aktüel Arkeoloji Dergisi, “Ayasofya”

Özellikle mozaik veya fresk tablolarda, solda Hz. Meryem – ortada Hz. İsa – ve sağda Vaftizci Hz. Yahya’nın oluşturduğu “Trimorphon – Üçlü”  kompozisyonunu açıklarken, İslâmiyet dışı dinsel kültürü zayıf kişilerden bazen şöyle kısıtlı bir yorum gelirdi:

(Canım Tanrımız bir, peygamberlerimiz farklı, değil mi?) Grupta bulunan Yahudi veya Hristiyan katılımcıların gizlice tebessüm ettiklerini görünce mecburen açıklamaya geçerdim:

(Bakın değerli dostlarım,) derdim. ( Bu sizin yorumunuz. Ancak inançlı bir Hristiyan bu tablo karşısında daha değişik duygular edinir. Çünkü onların mensup olduğu inanç zümresi, Hz. İsa’nın Kutsal Ruh aracılığı ile Hz. Meryem’den insan-babasız olarak doğduğuna, insanların tüm günahlarını çekmek üzere çarmıhta can verdiğine ve sonra göğe çekilerek babası Tanrı’nın sağındaki Taht’ta (Hetoimasia) oturduğuna ve kıyamet günü dünyaya inerek insanları yargılayacağına kesin kanıt oluşturur. Bu temelden hareketle, bir Hristiyan bu tablonun karşısında Tanrı’nın suretini gördüğü inancındadır ve aynı nedenle büyük bir hürmet duyar.)

Hetoimasia, Grekçe “Boş Taht” veya “Taht’ın Hazırlanması” anlamına gelir.

Ahd-i Atik (Tevrat) kitabının  “Yoel – 3 / 1-2” bölümünde Son Muhakeme ile ilgili bir açıklama vardır.

Kudüs “Jerusalem” ile  “Zeytindağı” arasında bulunan “Kidron Deresi”  “Jehoshaphat Vâdisi” içinden akardı. Hz. İsa çarmıha gerildikten sonra korkan havâriler buradaki bir mağaraya sığınmışlardı. Bu vâdi işte yukarıda verilen Tevrat bölümünde Tanrı Yehova’nın ağzından şu sözlerle anımsanır:

(İşte o günlerde, Yahudiye ve Yeruşalayim’in tutsak edilmiş halkını geri getirdiğimde, milletlerin hepsini bir araya toplayıp Yehoşafat Vâdisi’ne indireceğim. Halkım için, mirasım olan İsrail için onlardan hesap soracağım. Çünkü halkımı milletler arasına dağıttılar ve memleketimi paylaştılar. )

Yeniden “Deesis” sahnesine dönersek, bu tablo ne Eski Ahit (Tevrat) ve ne de Yeni Ahit (İncil) kaynaklıdır. Sahnenin tanımını yapan bir eski dönem kaynağı da bulunmamaktadır. İstanbul’da yayınlanan Arkeoloji ve Sanat Dergisi’nin Nisan 2016 tarihli 151. sayısında (M.Sacit Pekak ve Nergis Ataç imzalı) bu konuda çok ayrıntılı ve bilimsel açıklamalar yer alıyor. Okurlarımızın detayları merak edenlerine bu sayıyı görmelerini salık veririz.

İsrail ziyaretlerimizin birisinde  Taberiye Gölü kenarındaki St.Piyer Kilisesi‘nin apsisinde (bizdeki karşılığı Mihrap)  “Mensa Christi” adı verilen Altar “Sunak” masasını görmüştük. Kutsal mekân olan ve cemaatin giremediği Bema alanında Mensa adı verilen tablanın altına ya da altar tabanındaki  “Lokulus” adlı derin yuvaya yerleştirilen rölikerlerle “kutsal emânetlerle” ilgili bir bölümdü.

Deesis’in kelime anlamı yakarış, dua, talep, yüksek bir makamdan şefaat istirhamı demektir. Aslında referans verilen makalede açıkça belirtildiği üzere, aynı anlamdaki “Deomani” ile ilgilidir. Sanat tarihinde Deesis teriminin kullanılması pek de eski olmayıp, Rus asıllı sanat tarihçi A. Kirpicnikov ‘la başlamıştır (1893).

Burada sırası gelmişken kısaca “Gökte Duran Tanrı Yehova’nın Tahtı”nı ifade eden “Maiestas Domini” ‘yi de anmak isteriz. Bu önemli kavrama Eski Ahit’in İşaya (6:1-8), Daniel (7:9), Hezekiel (1:1-13) – (26-28)  – (10: 1-9) ve Yeni Ahit’in Vahiy-Apokalips-Esinleme (4: 1-11) bölümlerinde rastlanır ve aynı zamanda Tanrı’nın zaferini ifade eder.

Yine o ayrıntılı makalede açıklanan önemli bir noktaya da değinmek isteriz. Kapadokya kiliselerinde apsis yâni doğuda resmedilen Deesis sahnesi MS 10. yüzyıla kadar Maiestas Domini ile birlikte gösterilirken o yüzyıldan sonra daha sâde anlatımlı Deesis tasvirlerine (İsa, Meryem, Vaftizci Yahya) dönüşmüştür.

Hz. Meryem ve Vaftizci Yahya (Yohanna) ruhların kurtuluşu için Râb-İsa’ ya yakarmaktadırlar. Meryem ya uzatılmış elleriyle Hz. İsa’ya dua eder bir pozisyondadır veya ellerinde yalvarış(=dua) içeren bir rulo tutmaktadır. Bu sahnenin Meryem ile ilgili bölümüne “Paraklesis” adı veriliyor. Sözü edilen kompozisyonun merkezinde Meryem ayakta durmakta ve üstteki Pantokrator (cihâna hâkim) İsa figürüne doğru başı hafif eğik vaziyette görülmektedir. Bu tabloda genellikle kurucu (= inşâ edici)  bir bâni’nin Meryem’in ayakucunda diz çökmüş ve secde eder bir konumda olması beklenir.

Sâde anlatımlı ve üç kişilik Deesis figürlerine karşılık, Son Muhakeme’de Deesis ve Büyük Deesis kompozisyonlarında temsil edilen şahıslar çoğalmaktadır. Özellikle Büyük Deesis’te İsa, Meryem, Yahya, melekler, peygamberler, havariler, İncil yazarları (Evangelistler) ve azizler ile çok ünlü piskoposlar da görüntülenmektedir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Roma’da Kölelik

“Savaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan kimse, kul, esir” olarak tanımlanan “köle” kelimesi, Latince’de ise servus kelimesine karşılık gelmektedir. Romalılar insanları özgürler (liberi) ve köleler (servi) olarak ikiye ayırmışlardır. Ancak Roma hukukunda özgürler de kendi içinde ingenui (doğuştan özgür olanlar) ve libertini (azatlılar) olarak ikiye ayrılmaktadır.

SON İÇERİKLER

1. Arkeoloji Şûrası İlk Kez Ankara'da Toplanacak

Gaziantep’te kurulan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, 15 – 17 Haziran günleri...

Yedi Uyurlar Efsanesi Hakkında Bir Sentez Denemesi

Yedi Uyurlar Mağarası Kur’an’da 18. Kehf (=Mağara) Sûresi’nin 17. âyetinde geçer. Burada bahi...

“Kültürel Miras ve Arkeoloji, Polonya - Türkiye Arasında Yeni İşbirliği Platformu” Konferansı

Polonya ve Türkiye’den değerli bilim insanları son yılların en büyük arkeolojik keşiflerini gerçekleşt...