Yedi Uyurlar Efsanesi Hakkında Bir Sentez Denemesi

Yedi Uyurlar Mağarası Kur’an’da 18. Kehf (=Mağara) Sûresi’nin 17. âyetinde geçer. Burada bahis konusu gençlerin isimleri verilmemiştir. Uyku süresi 300 yıl + Şemsî – Kamerî farkı 9 yıl = 309 yıl olarak geçiyor. Olayı rivâyet edenlerden İbn Abbas” gerçek süreyi yalnız Allah bilir” demektedir. Gençlere “Ashâb-ı Kehf = Mağara Yarânı” adı verilmiştir. Târih eserleri ve tefsirlerde çeşitli rivâyetler vardır ve gençlerin isimleri de farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

Kehanet Kitabından, Efes’in Yedi Uyurları Minyatürü, 1550.

Ben küçük bir çocuk iken, bilge bir kadın olan anneannem Naciye Irsoy Hanımefendi’ den Yedi Uyurlar Efsanesini dinlemiş ve çok etkilenmiştim.  Dinlediğim öykü özetle şöyle idi:

Güçlü imana sahip yedi genç, putperestlerin baskıladığı kurban törenlerine katılmayı reddettikleri için ölüm cezasına çarptırılmışlar. Onlar da gizlice bir mağaraya sığınıp orada uyuya kalmışlar. Aç – susuz bir vaziyette mağaranın kapısı da örülünce uzun yıllar boyunca kendilerinden bir haber alınamamış. Yüzyıllar sonunda o mağaranın ön tarafına bir inşaat yapılmaya başlanınca uyanmışlar ve içlerinden birini ekmek-su satın almak için yakındaki kente göndermişler. Ancak o gencin elindeki para eskiliğinden dolayı hayret uyandırmış. İlk şaşkınlık geçince bunların birer aziz oldukları anlaşılmış ve saygı görmüşler. Sonunda yeniden bu kez ölümlü bir uykuya dalmışlar ve üzerlerine bir tapınak inşa edilmiş…

Anneannem bunların her dilde değişik şekilde söylenen isimlerini İslâmî kaynaklarından edindiği biçimde bana saymıştı:

Yemliha, Misleyna, Miksereyna, Mernuş, Tebernuş, Şazenuş, Kefeştetayyuş ve köpekleri Kıtmîr.

Çocuk aklı – ben bunları bir hamlede ezberleyip sıra ile tekrar etmeye başlayınca anneannem bayağı sinirlenmişti. Hele bir keresinde “İleride bir oğlum olursa adını Kefeştetayyuş koyacağım – kısaltıp sadece Kefeş diye çağırabilirim!” deyince kadıncağız çileden çıktı ve bana bu isimleri bir daha ağzıma almama yasağı konuldu. Ancak yine de, sabahları çok sevdiğim şekerlemelere dalınca yorganı üzerimden çeker ve “Kalk bakalım Yemliha!” diye bağırırdı.

Daha sonra yaşım ilerledikçe bu konuda bir kaynak araştırmasına başladım ve bir hayli de bilgiler edindim. Gördüm ki herkes bâzı değişikliklerle ve çarpıtılmış isimlerle kökeni hemen-hemen aynı olan bir öyküyü naklediyor.

Batı kaynakları genellikle olayın antik Efes kentinde ve Roma İmparatoru Decius (MS 249-251) zamanında geçtiğini belirtiyorlar. Kısa imparatorluk hayatı oğlu ile birlikte bir savaş sırasında bir bataklıkta sona eren Decius tam bir Hristiyan düşmanı imiş. Efes’teki herkesin putlara tapmasını ve ayrıca onlar için kurban kesmelerini buyurmuş. Bahse konu yedi genç Hristiyan imanlı olup aynı zamanda kentin ileri gelen ailelerinden gelen yakın arkadaşlar ve şerefli askerler imişler. İmparatorun emrine karşı direnerek ne putlara tapınmışlar ve ne de onlara kurban kesmişler. Decius görevi gereği bir yerlere giderken bu gençlere mühlet vermiş. Gençler sonlarının kötü olduğunu anlayarak Efes yakınlarındaki bir dağın eteklerinde bulunan bir mağaraya sığınıp ölümsüz bir uykuya dalmışlar.

Bu dağın adı günümüzdeki Panayır Dağı olmakla birlikte çeşitli kaynaklarda karşımıza Pion, Ochlon, Anchilus, Celion ve İslâmi kaynaklarda da Yencelüs isimleri çıkıyor.

Decius kente dönünce mağara ağzının örülmesi emrini vermiş. Gizli hristiyanlardan Theodore ve Rufinus kurşun levhalara yedi azizin isimlerini kazıyıp (bâzı söylencelere göre bakır sandıklar içinde tunç levhalar!)bunları örülen duvarın içine yerleştirmişler. Aradan uzun yıllar geçmiş. Doğu Roma (Bizans) İmparatoru II. Theodosius (MS 408 – 450) zamanında Adolius ismindeki (İslâmi kaynaklarda Oliyas) bir iş adamı, mağara bölgesinin sahibi sıfatı ile otlatıcıları ve seyisleri için oraya geniş bir ahır yaptırmak ister. Bu arada mağaranın ağzı açılınca bizim gençler uyanırlar. İçlerinden en gencini ( Iamblicus veya Malchus, diğer bâzı yerlerde Diomedes; İslâmi kaynaklarda Yemliha) ellerindeki eski paralarla ekmek v.b. satın almak için kente yollarlar. Bu genç, kentin kapısındaki kocaman bir haçı görünce hayrete kapılır. İslâmi söylencelerde kentin adı “Efsüs”, kralı da “68 yıl iyi bir krallık yapmış olan Bendosis!?” dir.

Batılı kaynaklar kentin yöneticisini “Consul Antipater”, Piskopos ‘unu da “St. Martin” olarak belirtiyorlar. Onlara göre olay II.Theodosius’un 38.  saltanat yılında, yâni aşağı-yukarı M.S. 446’da geçmiştir. Bu hesaba göre gençlerin ölümsüz uykuları yuvarlak 196 sene sürmüştür.

Alış-veriş yapmak üzere Efes kentine giden gencin gerek kıyafeti, gerek elindeki Decius zamanına ait paralar hayret uyandırır. Önce onun eski bir gömüyü bulduğu sanılır. Yapılan tahkikat sonucu durum anlaşılınca gençler birer “Aziz” muamelesi görmeye başlarlar. Batılı bâzı kaynaklarda yedi uyurlardan Maximilian’ın İmparator II.Theodosius ile görüştürüldüğü bile rivâyet edilir. Sonunda gençler ölümlü bir uykuya dalarlar ve oraya bir kilise yapılır. Ayrıca bu aziz ölülerin ruhaniyetinden faydalanmak amacı ile çevreye birçok mezarlar kazdırılır.

İşin garibi, bu öykülerin en eskisinin Hindistan’daki “Mahabharata “ destanında da yer almasıdır. Yedi kişi peşlerindeki bir köpekle riyâzet (=çile doldurmak, kutsal bir inzivâya çekilmek) için krallığa ve dünyaya yüz çevirirler.

Efes Müzesi’nin eski müdürlerinden Selahattin Erdemgil, Vedius Gymnasiumu yanından doğuya doğru dönen asfalt yolun Yedi Uyurlar Mağarası’na ulaştırdığını belirtiyor. Biz de ziyaretlerimizde bu yolu kullanmıştık. Erdemgil ayrıca, Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün 1927-28 yılları arasındaki kazılarında bahse konu kilisenin ve çok sayıda mezarın ortaya çıkarıldığını söylüyor. Bu mezarlarda ve kilisenin duvarlarında yedi uyurlara hitâben yazılmış yazılar da bulunmuştur. Yazar ayrıca şüpheli bir hristiyan inanışına da değiniyor. Mecdelli Meryem adı ile ün kazanan Azize Maria Magdalena da burada medfun (!?) imiş.

Ünlü müze müdürlerinden Sabahattin Türkoğlu da bu mağaraya yapılan en son ziyaretin tarihini 1442 olarak veriyor.

Efes’in Yedi Uyurları, Museum of Russian Icons, 19. Yüzyıl

Yedi Uyurlar Mağarası Kur’an’da 18. Kehf (=Mağara) Sûresi’nin 17. âyetinde geçer. Burada bahis konusu gençlerin isimleri verilmemiştir. Uyku süresi 300 yıl + Şemsî – Kamerî farkı 9 yıl = 309 yıl olarak geçiyor. Olayı rivâyet edenlerden İbn Abbas” gerçek süreyi yalnız Allah bilir” demektedir. Gençlere “Ashâb-ı Kehf = Mağara Yarânı” adı verilmiştir. Târih eserleri ve tefsirlerde çeşitli rivâyetler vardır ve gençlerin isimleri de farklı şekillerde karşımıza çıkmaktadır.

Yedi Uyurlar’ın mağarası için çeşitli ülkelerde bu öyküye yakıştırılan mekânlar olması hayret vericidir. İspanya, Cezayir, Mısır, Ürdün, Suriye, Afganistan, Doğu Türkistan ve Tozeur/ Tunus’ta bu mağara karşımıza çıkmaktadır. Demek ki Hindistan’daki Mahabharata destanı birçok yerlerde güçlü etkiler sağlamış bulunmaktadır. Bunlardan Ürdün’dekini ayrıntılı biçimde veren bir kaynağı örnek olarak belirtmek isteriz:

“Mağara, Rajib köyündeki büyük ve yeni bir câmi külliyesinin sağ tarafındadır. Başkent Amman’dan Sabah’a giden otobüsler bu câmiin 500 m. kadar açığından geçerler.”

Lokalizasyon iddiası yapılan 25 (bazı kaynaklarda 33?) kentin 4 tanesi bugünkü Türkiye sınırları içindedir:

-Selçuk – Efes,

-Tarsus – Mersin,

-Afşin – Kahramanmaraş,

-Lice – Diyarbakır.

Tarsus’daki Ashab-ı Kehf mağarasının girişindeki kitâbe şöyledir:

“Allah’a sığınıp kehf’e girdiler,”

“Aradıkları sırra hemen erdiler,”

“Cemalullahı onlar açık gördüler,”

“Kıtmîr de o anda erdi murada.”

Ashab-ı Kehf sarnıcının çeşmesi başındaki kitâbeden, bu hayır işini Adana’nın Karataş İlçesi’ne bağlı Yenice köyü çiftçilerinden Mehmet Yenice’nin eşi Fatma ve kayınvâlidesi Hatice Hanımların üstlendiği anlaşılmaktadır. Hayırseverlerden Gözüsulu ailesi de güzel bir bina yaptırarak ziyaret için vakfetmişlerdi. Yine oradaki Ashab-ı Kehf Mescidi’nin kapısı üstündeki H 1289 (M 1872-73)tarihli kitâbe ise, mescidin yenilenmesinin Sultan Abdülaziz’in vâlidesi Pertevniyal Sultan tarafından icrâ edildiğini kanıtlamaktadır.

Lice’deki mağaraya gelince, ilginç bir yoruma göre bu mağara 17. âyetteki tanıma daha çok uymaktadır. Çünkü yerden yüksekte olup üzerinde gölgelik şeklinde bir çıkıntısı vardır.

Bu araştırmaya başladığım zaman yedi uyurlardan en azından birisinin adının doğan bir çocuğa konulduğunu hiç duymamıştım. Ancak bir dostum “Tebernuş” adının bir gazete muhabirine “Tebernüş” şeklinde konulmuş olduğunu bana duyurdu. Konuyu inceledim – doğru imiş. İtiraf etmeliyim ki bu benim çok hoşuma gitti.

Tebernüş Kireççi 1974 yılında Kahramanmaraş ilimizde dünyaya gelmiş. Bu ilin Afşin ilçesindeki yedi uyurlar mağarasına herhalde büyük bir hürmet besleyen babası Ahmet Kireççi  (v.27.07.2006) tarafından oğluna Tebernüş ismi konulmuş.

Adı geçen, 1996 yılında gazeteciliğe başlamış. Milliyet Gazetesinde muhabirlik, Vatan Gazetesinde Emlâk Uzmanlığı yapmış. Sabah Gazetesinde de Boğaziçi ve Yalılar konularına eğilmiş. 27.12.2007 tarihinde Radikal Ekonomi muhabiri olan eşinden bir çocuğu dünyaya gelmiş. 27.03.2008’de TGC eski Bşk. Necmi Tanyolaç’ın elinden Yılın Gazetecilik Ödülü’nü almış.

Ben kendisine Yedi Uyurlardan birinin adının çok uğurlu geldiğine inanıyor ve ona daha üstün başarılar diliyorum.

 

Kaynaklar:
-Selahattin Erdemgil,  Efes, 1992, Net Turistik y. 6. baskı; 1992,s.106-107;
-Sabahattin Türkoğlu, Efes’in Öyküsü, İst.1991, s.89-94, Ark. ve Sanat y.
-M.Şahin Menekşeoğlu, Eshab-ı Kehf, 1974, Adana Gürpınar Matbaası, bastıran: Nuri Köse, Tarsus Eshab-ı Kehf Derneği Bşk.;
-Şadan Gökovalı, 7 Bilge, 7 Harika, 7 Kilise ve 7 Uyuyanlar, İzmir 1968, İzm. Terc. Reh. Der.y. s.40-42;
-İsmet Ersöz, Ashab-ı Kehf, TDV İslâm Ans.,Cild:3 s.465-467, 1991 ;
-A.J.Wensinck, TDV İslâm Ans., Cild:4,s.371-373; Şarkiyatçı Hollandalı profesör Arent Jan Wensinck (1882-1939) yılları arasında yaşamış bir bilim adamıdır. İslâm dini üzerindeki birçok çalışmaları ile ün kazanmıştır. En önemli eseri “The Muslim Creed, Its Genesis and Historical Development”dir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Roma’da Kölelik

“Savaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan kimse, kul, esir” olarak tanımlanan “köle” kelimesi, Latince’de ise servus kelimesine karşılık gelmektedir. Romalılar insanları özgürler (liberi) ve köleler (servi) olarak ikiye ayırmışlardır. Ancak Roma hukukunda özgürler de kendi içinde ingenui (doğuştan özgür olanlar) ve libertini (azatlılar) olarak ikiye ayrılmaktadır.

SON İÇERİKLER

1. Arkeoloji Şûrası İlk Kez Ankara'da Toplanacak

Gaziantep’te kurulan Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü, 15 – 17 Haziran günleri...

Yedi Uyurlar Efsanesi Hakkında Bir Sentez Denemesi

Yedi Uyurlar Mağarası Kur’an’da 18. Kehf (=Mağara) Sûresi’nin 17. âyetinde geçer. Burada bahi...

“Kültürel Miras ve Arkeoloji, Polonya - Türkiye Arasında Yeni İşbirliği Platformu” Konferansı

Polonya ve Türkiye’den değerli bilim insanları son yılların en büyük arkeolojik keşiflerini gerçekleşt...