Çağlar Boyunca Pantokrator Manastırı
Bir yapının teknik açıdan incelenmesi, bizi taş, mermer ve mimari ayrıntıların dünyasına; ölçülerin, oranların ve yüzey izlerinin sessiz diliyle örülmüş bir alana taşır. Buna karşılık, aynı yapıyı yazılı kaynaklardaki anlatı ve tanıklıklarla birlikte okumak, kimi zaman teknik ya da donuk görünen ayrıntılara canlılık katabilir.
- Yazar : Emrah Kahraman
- Tarih : 2026-01-15 22:55:35
Böylece mimarinin ardındaki düşünce iklimi ve ideoloji de belirgin bir parça haline gelir; özellikle imparatorluk yapıları söz konusu olduğunda araştırmalar, bu anıtların tarihsel figürlerle olan ilişkilerine yoğunlaşır. Zira bu bağ, yalnızca mimarinin işlevini değil, aynı zamanda iktidarın mimari aracılığıyla iletmek istediği mesajı da anlamamıza olanak sağlar.
Bu bağlamda Konstantinopolis; imparatorluk ihtişamını yansıtan böylesi yapılara ev sahipliği yapan kadim bir sahne olarak karşımıza çıkar. Geçmişi çok daha eskilere dayansa da şehir, Bizans ve Osmanlı dönemleriyle biçimlenen çok katmanlı kimliğiyle dikkatini üzerine çeker. Kent uzun tarihi boyunca, farklı dönemlere ait sayısız kültürel ve dini fenomene ev sahipliği yapmış; bazı yapıları ise her iki imparatorluğun da simgesi haline gelmiştir. Bunun en çarpıcı örneği elbette Ayasofya’dır — ya da sonraki adıyla Ayasofya-i Kebir Camii. Bizans ya da Osmanlı denildiğinde, kimlik ve inanç fark etmeksizin herkesin zihninde beliren ilk yapı odur. Öyle ki bu anıtsal mimarinin azameti ve taşıdığı tarihsel derinlik, geri kalan pek çok unsuru gölgede bırakacak denli etkileyicidir. Ne var ki Konstantinopolis’in mirası Ayasofya’nın ötesindedir. Kentin her köşesinde tarih, inanç ve ihtişam iç içe geçmiş yeni hikayelerle bizleri karşılar. Bu hikayelerin en dikkat çekici örneklerinden biri ise Haliç yamaçlarında yükselen Pantokrator Manastırı’na aittir.
Bizans İmparatorluğu’nun en büyük manastırlarından biri olan Pantokrator Manastırı, Konstantinopolis’in XI. Mahallesindeki dördüncü tepede, Valens Su Kemeri’nin doğusunda ve Haliç’e hakim bir konumda yükselir. Bugün Zeyrek Camii olarak bilinen bu görkemli yapı, Tarihi Yarımada’nın topografyası içinde olağanüstü bir hakimiyet noktası oluştururken böylesi konum, Pantokrator’a yalnızca anıtsal bir silüet değil; aynı zamanda tüm kenti yukarıdan kuşatan, gücün ve inancın birleştiği bir imparatorluk simgesi olma anlamı da yüklemiştir.
12. yüzyılın ilk yarısında inşa edilen Pantokrator Manastırı, günümüze ulaşan üç kiliseyle birlikte yazılı kaynaklarda geçen hastane (xenon), yaşlılar yurdu (gerotropheion) ve konuk hücreleri (kellia) ile imparatorluk ölçeğinde tasarlanmış kapsamlı bir manastır kompleksiydi. II. Ioannes Komnenos’un kaleme aldığı typikon, (kuruluşun işleyişini, ibadet düzenini, keşişleri görevlerini ve imparatorlukla ilişkilerini ayrıntılı şekilde belgeleyen resmi tüzük ya da iç yönetmelik metni) manastır topluluğunu yaklaşık 80 keşiş olarak düzenler; 50 yataklı bir hastane, 24 kişilik bir gerotropheion, ayrıca manastırın gelir ve idari yapısını ayrıntılarıyla belirler. Bu birimler bugün ayakta değildir; ancak planlanan ölçek ve sosyal işlev Pantokrator’u kentsel bağlamda benzersiz kılar.
Devamı; Aktüel Arkeoloji Dergisi 108. Sayı Kentin Taşları, Zamanın İzleri: Bizans İstanbul’una Yeniden Bakış
EN ÇOK OKUNANLAR
Altınlarla Donatılmış Trakyalı Savaşçı Mezarı Bulundu
Arkeologlardan oluşan bir ekip, Bulgaristan'ın Topolovgrad kenti yakınlarındaki Kapitan Petko Voyvoda köyünde çok heyecan verici bir keşifte bulunarak, Trakyalı bir savaşçının mezarını ve altından oluşan pek çok eseri ortaya çıkardı.
- Trakyalı
- Trak
- Savaşçı
- Süvari
- Mezar
- Altın
- Yüzük
- Hançer
- Zırh
- Hazine
- At
- Bulgaristan
- Thracian
- Thracian
- Warrior
- Cavalry
- Tomb
- Gold
- Ring
- Dagger
- Armour
- Treasure
- Horse
- Bulgaria
- Arkeoloji
- Tarih
- Sanat
- Sanat Tarihi
- Antik
- Kültür
- Medeniyet
- Archaeology
- Archaeological
- History
- Art
- Art History
- Heritage
- Culture
- Civilization
- Haber
- Gündem
- Güncel
- Aktüel
- Arkeolojik Haber
- Archa
Tarlada Yürüyüş Yapan Kadın 2150 Gümüş Sikke Buldu
Prag'ın güneydoğusundaki Kutnohorsk kentinde tarlada yürüyüş yapan bir kadın, çiftçilik faaliyetleri sırasında yüzeye çıkan birkaç gümüş sikkeye rastladı. Çek Cumhuriyeti'nde şimdiye kadar bulunan en büyük erken ortaçağ sikke istifini açığa çıkardığının farkında değildi.