Iustinianus ve Ayasofya: Yeni Bir Süleyman Yeni bir Mabet

Ayasofya, Iustinianus’un iktidarının on birinci yılında, 26 Aralık 537 günü açıldı. 10. yüzyıla ait Patria adlı bir eser, kilisenin açılış töreninde bütün protokol kurallarını bir yana bırakan Iustinianus’un “Ey Süleyman Seni Geçtim” diye haykırdığını not etmektedir. Gerçekten de imparator sadece Süleyman peygamberi geçmekle kalmadı, aynı zamanda başkenti de Kudüs kadar mukaddes kıldı. 

Çünkü tanrıyı ağırlayacak yeni mabet artık başkentteydi. Patria, ayrıca, Ayasofya’nın hemen karşısındaki Milion Anıtının yanında elleri çenesinde hayranlıkla bu kiliseye bakan bir Süleyman heykelinin bulunduğundan da söz etmektedir. Ayasofya’nın açılışına tanıklık eden tarihçi Prokopios da kiliseyi anlatırken; “Tanrı uzakta olamaz, kendi seçtiği bu mabette ikamet etmeyi özellikle istiyor olmalı” diyerek; başkentin yeni Kudüs, Ayasofya’nın da yeni Süleyman Mabedi olduğuna işaret ediyordu. Süleyman peygambere ve mabedine yapılan tüm bu atıflar dini olduğu kadar siyasi bir mesaj da taşımaktaydı ve bu mesaj gayet açıktı: İmparator Iustinianus, Eski Ahit’in ilahi olarak tasdik edilmiş krallığında kendi iktidarını kurmuştu.

İmparator Iustinianus’un iktidara gelişi, Anastasius’un ölümü (518) sonrasında, saray muhafızları tarafından tahta çıkarılan Iustinus’un yeğeni olmasıyla ilişkilidir. Küçük bir Balkan köyünden çıkan Iustinus, orduda kariyer basamaklarını hızla tırmanıp saray muhafızlığına yükselmişti. İmparator olduğu zaman eski hanedanın bakiyesi ekibi tasfiye edip kendi güvenebileceği insan gücünü etrafına toplamak istedi. Bu bağlamda kendi doğduğu köyde yaşayan yeğeni Flavius Petrus Sabbatius’u başkente getirterek evlat edindi ve Petrus bu ilişkiyeistinaden Iustinianus ismini aldı.

Konstantinopolis’te çok iyi bir eğitim alan Iustinianus, 521’de consul olarak atandı. Başkent, ona sadece muhteşem bir kariyer değil aynı zamanda Theodora adında oldukça sıra dışı bir kadınla tanışma fırsatı da verdi. Tarihçi Prokopios'a göre Theodora aslında bir dansözdü ve babası da bir ayı oynatıcısıydı. Iustinianus, 525’te Theodora ile nişanlanarak kariyerini tehlikeye attı. Zira o dönemin anlayışında dansözlük fahişelikle eş değer görülmekteydi. Başkentin elitleri bu durumu kabullenemediler. Bunlar arasında önde gelenlerden biri de Anicia Iuliana idi. Babası Batı Roma İmparatoru F. Anicius Olybrius, annesi İmparator III. Valentinianus ve Licinia Eudoksia’nın kızı Placidia olan Anicia’nın ailesinin kökeni I. Theodosius’a kadar uzanmaktaydı. Dolayısıyla hem anne hem de baba tarafından soylu Theodosius Hanedanının üyesi bir prenses olarak başkentteki Büyük Sarayda doğan Anicia Iuliana (461), böylelikle “patricia/ soylu prenses” unvanına sahip oldu. Babası batıda imparator oluncaya kadar onlarla birlikte Konstantinopolis'te yaşıyordu. Hayatının önemli bir kısmını Büyük Sarayda geçiren Iuliana, General Areobindus ile evlenerek (478) kocasını imparator yapıp imparatoriçe olmayı bekliyordu, çünkü tahtı kendisinden daha çok hak eden başka biri olmadığına inanıyordu. İmparator Anastasius 518 yılında öldüğünde, imparator ilan edilen Iuliana'nın kocası Areobindus değil, Iustinus olunca Anacia Iuliana büyük bir hayal kırıklığına uğradı ve anlaşılan o ki bu durumu hiçbir zaman sindiremedi.

Sahip olduğu şöhretini; ailesine, servetine ve banilik yaptığı yapılara borçlu olan prenses, o kadar nüfuzlu biriydi ki o dönemde Roma ve Konstantinopolis kiliseleri arasında oluşan sürtüşmeyi sonlandırmak için Papa Hormisdas ile mektuplaşmış ve konunun çözümüne katkı sağlamıştı. Anicia Iuliana, yaşadığı konağın hemen yanında büyük anneannesi ve II. Theodosius’un eşi Aelia Eudocia tarafından yaptırılan Aziz Polyeuktos Kilisesi'ni çok daha büyük bir biçimde tekrar inşa ederek yine aynı azize adadı. Bu sıradan bir hamilik eseri değildi. Aziz Polyeuktos Kilisesi, “köylülerin ve fahişelerin” meşru olmayan iktidarına karşı bir meydan okumaydı. Zira Anicia Iuliana bu kiliseyi Eski Ahit’te bahsi geçen Süleyman’ın Mabedinden daha büyük inşa ettirerek başkentin en büyük kilisesinin banisi oldu. Eski Ahit’in, Süleyman Mabedi için “100 cubit (45,7 metre) genişliğinde ve 100 cubit (45,7 metre) uzunluğunda” ölçüsünü referans alan Iuliana’nın mimarları, Aziz Polyeuktos Kilisesi'ni 51,45 metre uzunluğunda, 51,90 metre genişliğinde inşa ederek Süleyman’ın Mabedini başkentte görece daha büyük olarak inşa ettiler (527). Halk arasında Süleyman’ın Mabedi olarak bilinen kilise, başkentte inşaedilmiş ilk ve tek kubbeli kiliseydi. Kilisenin içerisinde uzun bir bordür üzerine yazılan şiirde (epigram) şöyle diyordu; “Sadece Iuliana göz alıcılığı ve zarafeti çağları aşan, Tanrıyı ağırlayacak bir tapınak inşa ederek, zamanı fethetti ve ünlü Süleyman’ın bilgeliğini geçti.”

Süleyman Mabedine yapılan atıf oldukça sembolikti. Tanrı, ikametgahının yapılması için Süleyman peygamberi görevlendirmiş ve o da göksel varlıkların yardımıyla bu mukaddesmabedi evinin yanına inşa etmişti. Iuliana, kendisine rakip olarak bu mabedi seçmiş ve Aziz Polyeuktos Kilisesi'yle onu hem manevi hem de fiziksel olarak geçtiğini  iddia etmişti. İmparatoriçe olmayı hak eden ancak olamayan soylu bir kadının inşa ettirdiği bu mabet, tam da Iustinianus’un tahta çıktığı ve Theodora’nın taç giydiği zamana denk gelmişti (527).

Böyle bir eser ancak en yüce hami tarafından inşa edilebilirdi. Iustinianus, bu meydan okumayı elbette kabul etmedi ancak hem içeride hem dışarıda birçok sorun ve engelle karşı karşıyaydı. Iustinianus, bir taraftan imparatorluğun batı bölümünü barbarlardan geri almak için uğraşırken diğer taraftan da doğudaki ezeli düşman Sasanilere haddini bildirmeye çalışıyordu. Aynı zamanda da içeride iktidarının meşruiyetini sorgulayan Anicia Iuliana gibi aristokrat sınıftan soylularla mücadele ediyordu. Iuliana ile Iustinianus arasında cereyan eden bu rekabet o kadar aşikârdı ki o dönemin çağdaşı Tours Piskoposu Gregorius Azizlerin Övgüsü adlı eserinde bu sürtüşmeye değinmişti.

Gregorius’un anlatımına göre; her iki cephede savaşan Iustinianus parasal problemler yaşamaya başlayınca, borç para istemek için varlıklı Iuliana’ya başvurur. Iuliana, kendisinden istenilen parayı ayarlayabilmesi için bir mühlet ister. Bu süre içerisinde hazinesindeki tüm altınlarını erittirip kilisesinin tavanını bu altın levhalarla bezer. Çok geçmeden davet edilen imparator istediği parayı almak umuduyla Iuliana’nın konağına gider. Iuliana, onu dua etmek için yaptırdığı kilisesine götürür.

İmparator, Iuliana ile kiliseye girer ve dua etmek için diz çöker. Dua bittiğinde Iuliana şöyle der “Benim yüce imparatorum, sizden bu kilisenin tavanına bakmanızı ve benim fakirliğimin bu zanaatkarlıkta nasıl alıkonulduğunun farkına varmanızı istiyorum. Ama şimdi dilediğinizi yapın, size karşı gelmeyeceğim.” İmparator yukarı bakıp şaşırır ve utanır. Utancını gizlemek için zanaatkarlığı över, teşekkürlerini sunar ve oradan ayrılır.

Son olarak Gregorius ekler “azizin gücü bu serveti hak etmeyen imparatora mâni olmuştur.” Iustinianus ve Iuliana arasındaki güç mücadelesinin Konstantinopolis'ten Gregorius’un yaşadığı Galya’ya (bugünkü Fransa) uzanması hem Iuliana’nın kilisesinin şöhretini hem de mücadelenin boyutlarını göstermesi bakımından oldukça önemlidir.

Iuliana, Theodosius hanedanının diğer kadın üyeleri gibi mimari hamilik geleneğini devam ettirerek kente başka birçok yapı armağan etti. Bu özelliğiyle Theodora’ya da bir rol model oluşturdu. Iuliana’nın kilisesi henüz tamamlanmadan Iustinianus ve Theodora yaşadıkları Hormisdas Sarayı’nın bahçesinde Aziz Sergios ve Bakkhos Kilisesi’nin inşasına başladılar. Bu kilise (Küçük Ayasofya Cami) Iuliana’nın kilisesine cevaben inşa edilmekteydi. İçerisini boydan boya saran bir bordür üzerindeki şiirde (epigram) şöyle yazmaktadır: Diğer hükümranlar emekleri nafile ölü insanları onurlandırmışlardır ancak bizim saltanat asalı, dindarlığın hamisi Iustinianus’umuz, İsa’nın hizmetkârı, müsebbibimiz ne ateşin yakan nefesi ne kılıç ne de diğer eziyet baskılarının huzursuz ettiği ve fakat Tanrı İsa’nın aşkına maktul olmaya katlanmış, kanıyla cenneti, evi olarak kazanan Sergius’a muazzam bir ikametgâh yaparak onurlandırmaktadır. Her yerdeki efendimiz uyku nedir bilmeyen hükümdarın iktidarını korusun ve aklı dindarlıkla bezenmiş, ısrarlı çabası muhtaçları doyurmak için art niyetsiz emeğinde yatan Tanrı-Taçlı Theodora’nın kuvvetini arttırsın. Bu epigramda kullanılan “asalı” imparatora ait bir sıfatken “tanrı-taçlı” imparatoriçeyi simgeleyen bir sıfattı. Iustinianus ve Theodora, Anicia Iuliana’nın sahip olduğu gibi soylu bir geçmişe sahip değillerdi ancak “asa” Iustinianus’un elinde ve “taç” da Theodora’nın başındaydı.

Görüldüğü üzere Iuliana’nın kilisesinde kutsal soy vurgusu yapılırken Theodora’nın kilisesinde ise erk ve meşruiyet gibi olgulara atıf yapılmıştı. Epigramın giriş tümcesi başkentte daha önceden yapılmış İmparatorluk kiliselerinin tümüne bir meydan okumayla başlamaktaydı. Daha önceki hükümranlar emekleri nafile insanları onurlandırırken, erk ve meşruiyet sahibi Iustinianus ve Theodora’nın ise daha saygın ve yüce biri için kilise inşa ettikleri vurgulanmaktaydı. Kiliseler inşa edilirken hamilerinin ithaf ettikleri kutsal şahsiyetlere yapılan vurgu da birbirinden oldukça faklıydı. Iuliana’nın kilisesi Aziz Polyeuktos’a adanırken Theodora’nın kilisesi Aziz Sergius’a adanmıştı. Polyeuktos, imparator’a adakta bulunmayı reddedince şehit düşen, daha az tanınan ve mütevazi bir kişiydi. Oysa Sergius daha çok saygı duyulan ve ileri gelen bir kişiydi. Polyeuktos’un vaftizli bir Hristiyan olduğu konusu tartışmalıyken Sergius’un bu konudaki itibarı tartışma götürmezdi. Ayrıca Sergius için “Amicus Imperatoris” (İmparator dostu) sıfatı kullanılmaktaydı. Iustinianus ve Theodora tam da iktidarlarının başlangıç döneminde yeni kiliselerini Aziz Sergius’a adayarak, siyasi erk ve meşrutiyet iddialarını dile getirmişlerdi.

Iustinianus’un Iuliana ile yaşadığı bu güç mücadelesi esasen buz dağının görünen kısmıydı. Aziz Polyeuktos Kilisesi’nin inşasından bir yıl sonra Iuliana ölmüş ancak imparatora karşı başkentte diğer aristokrat ailelerin ve bu ailelere maşalık eden hipodrom hiziplerinin muhalefeti giderek artmıştı. O güne kadar perde arkasında cereyan eden sürtüşme Nika Ayaklanması’yla (532) gün yüzüne çıkmıştı. Kentin önemli bir kısmını tahrip eden bu ayaklanma, Iustinianus’un iktidarını tehdit eden bir çatışmaya dönüştü.

Ayaklanmanın başladığı Hippodrom, sadece at yarışlarının yapıldığı bir yer değil, halkın memnuniyetini veya memnuniyetsizliğini de yöneticilere gösterdiği bir yerdi. Öteden beri Yeşiller ve Maviler olarak bilinen iki karşıt taraftar grubu hippodromda ve kentin sokaklarında çatışır, yangınlar çıkarır ve soygunlar yaparlardı. Yine böyle bir başı bozukluk ortaya çıkınca kent valisi bunlardan bazılarını yakalatıp, idam cezasına çarptırdı. İki grubun taraftarları imparatordan mensuplarının serbest bırakılmasını istedi. İstekleri karşılanmayınca birleşip, Nika (zafer) sloganı atmaya başladılar ve durmadan yeni yangınlar çıkardılar. Yanan yapılar arasında; Theodosios’un inşa ettiği Ayasofya, Aya İrini, Zeuksippos Hamamları, valilik binası ve Büyük Saray’ın ana kapısı Khalke de vardı. Ortak özellikleri imparatorun otoritesini simgelemek olan bu yapıların hedef alınması ayaklanmanın doğrudan imparatorun iktidarına karşı gerçekleştirilmiş olduğunun göstergesiydi. Başı bozuk tayfa bununla da yetinmeyip eski imparatorlardan Anastasius’un yeğeni Hypatius’u hippodroma getirdiler ve buradaki imparator locasına oturttular. Daha önce imparatora açıkça muhalefet etmeye cesaret edemeyen aristokratların desteği olmaksızın olayların bu boyuta gelmesi mümkün olamazdı. Niyeti Afrika’daki toprakları alıp İtalya’yı barbarlardan temizlemek olan Roma İmparatoru bir avuç başı bozuk tarafından sarayında sıkıştırılmıştı. Durum artık çok umutsuzdu, ancak Prokopios Theodora’nın, Iustinianus’u direnmesi konusunda yüreklendirdiğini yazmaktadır. Bunun üzerine ani bir baskın yapılarak hippodromda toplanmış olan hizipler hazırlıksız yakalandı. Ayaklanma isyancıların kılıçtan geçirilmesiyle çok kanlı bir biçimde bastırıldı.

Nika isyanı sırasında kentin en simgesel yapıları yanıp kül olmuştu. Zaten Iustinianus’un aklında kendi iktidarını meşru kılacak ve Iuliana gibi kendisine meydan okuyan herkese iktidarın gerçek sahibini gösterecek bir yapı inşa etme fikri vardı. Bu yüzden Aziz Polyeuktos Kilisesi'ni boyutları ve görkemiyle geçecek bir eser inşa edilmedikçe iktidarının hep sorgulanacağına inanıyordu. Ayaklanma sonucu çıkan yangınlarla açılan alanda hiç beklemeden inşaat faaliyetlerine girişen imparator, o güne değin yapılmamış ölçekte ve ihtişamda bir yapı inşa etmek istiyordu. Bu yapı gerçekten de Süleyman’ın Yeni Mabedi olacaktı. Çünkü Süleyman’a sadece tahtın sahibi, tanrının temsilcisi imparator rakip olabilirdi. Iustinianus’un bunu kanıtlayabileceği en uygun yapı büyük kilise olarak bilinen Ayasofya (Hagia Sophia) Kilisesi'ydi. Iustinianus devrinden önce de var olan kilise iki kez inşa edilmiş ve meydana gelen iki ayaklanma sonrasında yıkılmıştı. İlki II. Constantinus ikincisi II. Theodosius tarafından inşa edilen mabet, artık imparatorların taç giydiği törensel bir kilise haline dönüşmüştü. İmparatorlar tarafından inşa edilmiş bu kiliseyi yine bir imparator ihya edecekti. Bu amaçla imparator tüm valilere emir göndererek inşaat için usta, işçi ve malzeme temin etmelerini emretti. Kilisenin inşası için Trallesli Anthemius ve Miletoslu Isidorus’u görevlendirdi. Hem Anthemius hem de Isidorus seçkin matematik ve fizik uzmanlarıydılar. Çünkü sıradan mimarlardan ziyade hiç denenmemiş büyüklükte inşa edilecek bu yapının matematiksel ve fiziksel mühendislik sorunlarını çözecek kişilere ihtiyaç vardı. Anthemius ve Isidorus o dönem için üniversite profesörlerine eşdeğer bir statüye sahiplerdi. İki mimara ek olarak, her birinin yüz işçisi bulunanyüz tane ustabaşı da teknik ekibi teşkil ediyordu. Iustinianus, imparatorluğun her yerinden getirttiği toplamda on bin kişilik bir insan gücü ile beş yıl dokuz ay gibi kısa bir sürede kiliseyi bitirdi. 26 Aralık 537 günü açılan Ayasofya’nın tasarımının bir öncüsü yoktu. D

önemin yaygın unsurlarının birleşimi olan bu yapı, birleştirici boylamsal ve merkezî planlı iki yarım kubbe arasındaki bir merkez kubbe tarafından örtülmüştü. Merkezî kubbenin zeminden 56 metre yükseklikte oluşu, o günün şartlarında taşınması neredeyse imkânsız bir örtü sistemi oluşturmaktaydı. Gerçekten de bazilika biçimindeki kiliselerin evrimi içerisinde bu boyutlarda bir yapı ilk kez denenmişti. Yere ve yana doğru muazzam bir baskı uygulayan bu örtü sistemi dört büyük paye ve sekiz ikincil sütun ile birlikte sadece 12 nokta üzerinde yükseliyordu. Yaklaşık 18,000 metrekare bir alana sahip yüzeyin sadece yüzde altısı bu taşıyıcı sistem tarafından işgal ediyordu. Bu da devasa kubbenin havada asılı durduğu izlenimini veriyordu. Ayasofya’nın açılış töreni için bir şiir kaleme alan Mabeyinci Paulus da kubbeyi aynı şekilde betimlemişti; “sivri bir doruk gibi fışkırmıyor yerden, daha çok havada yüzen gök kubbeye benziyor”.

Sonuç olarak, Ayasofya, Iustinianus’un iktidarının ve inancının taşta vücut bulmuş haliydi. Evrensel hâkimiyet iddiasının simgesi olan bu zafer anıtı, Iustinianus’un iktidarının  meşruiyetini anlatan mimari bir kanıttı. Bu simgesel yapı, aynı zaman da içeride kendisine muhalefet eden aristokrat kesim ile dışarıdaki düşmanlara karşı kazanılmış zaferlerin görsel bir propagandasıydı. Ortaya çıkan eser o kadar muazzamdı ki dönemin şairlerinden Corippus in Laudem Iustini adlı eserinde; “Süleyman Mabedinin betimi artık yapılmamalı” diyerek Iustinianus’u yeni bir Süleyman, Ayasofya’sını da Süleyman’ın yeni mabedi olarak övüyordu. Ayasofya, banisi Iustinianus’u zihinlerde yeni bir Süleyman’a dönüştürmüştü. Burada diyakoz olarak görev yapan Agapetus, bu algıyı eseri İmparator’a Tavsiye’de şöyle yazıya dökmüştü; “Bedensel maiyetinde, imparator herkesle eşittir ancak makamının kudretinde, tüm insanların üzerinde bir Tanrı gibidir. Yeryüzünde ondan daha yüce kimse yoktur.”

EN ÇOK OKUNANLAR

Cumhuriyet Tarihinin En Büyük Kaçakçılık Operasyonu

 İzmir Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından Cumhuriyet Tarihinin en büyük eser kaçakçılığı operasyonu gerçekleştirilmiş, 65 bin 511 adet tarihi eser yakalanmıştır. 

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

SON İÇERİKLER

Ayasofya'nın "Halk Bilimi"

Ayasofya bir harikadır! Güzelliği ve boyutu büyülüyor ve bir açıklama bekliyor. Nasıl tasarlandı ve nasıl ...

Ayasofya'nın mozaikleri: Propagandif Sanat

Ayasofya’nın mozaikleri son günlerde yine çok gündeme geldi. Aslında son günlerde Ayasofya’nın ...

Ayasofya'da Fossati Kardeşlerin Onarımları ve Yeni Eklemeler

Mimar kardeşler Gaspare (1809-1883) ve Giuseppe (1822-1891) Fossati’nin İstanbul’a yollarının düşmesi, R...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız