Türkiye'de Barajlar ve Arkeoloji

PROF. DR. MEHMET ÖZDOĞAN ile SÖYLEŞİ 

Kültür varlıklarını tahrip eden bayındırlık projeleri içinde, baraj göl alanlarının farklı bir özelliği vardır. Diğer yatırımlar, tek bir yerleşmeyi ya da kalıntıyı yok ederken, barajlar, yerleşim için her dönemde en çok tercih edilen bir coğrafi birimi, bir ovayı ya da vadiyi, içindeki her türlü kültür varlığıyla birlikte toptan yok eder. Bu nedenle baraj ölçeğinde sorun çok daha büyüktür. Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak Ilısu çalışmalarının yanı sıra Keban, Karakaya, Atatürk, Birecik ve Yortanlı barajları altında kalmış kültür miraslarımızı yeniden hatırlatmak istedik.  

Aktüel Arkeoloji: Endüstri Devrimi’nden bu yana kültür mirasının karşı karşıya kaldığı en önemli sorun olarak çağdaş yaşamın gereklerinin karşılanması ile kültür varlıklarının korunması arasındaki çelişki görülüyor. Bu ne kadar doğrudur?  

Mehmet Özdoğan: Çağdaş gelişme ile kültürel varlıkların korunması arasındaki çelişki tanımlaması bence yanlıştır. Bunların ikisini bir araya getiren bir planlama meselesidir. Bunları, birbirlerine karşıt değil birbirlerini bütünleştiren bir bakış açısıyla görmek gerekir. Günün bugün gibi yaşanması lazım. Ancak bugün gibi yaşanırken, geçmiş feda edilmeden, zaten geçmişe ait bir bilgi hiç feda edilmeden, mümkün olduğunca akılcı bir planlamayla birbirlerini zenginleştirmesi ve tamamlaması gerekir. Buna karşıtlık olarak baktığımız zaman içinden çıkılmaz bir durumla karşılaşırız.

Keban Baraj Göl Alanı, Eski Pertek Baysungur Camii sökülmeden önceki hali

Keban Baraj Göl Alanı, Eski Pertek Baysungur Camii sökülmeden önceki hali

Keban Baraj Göl Alanı, Eski Pertek Baysungur Camii sökülmeden önceki hali

Keban Baraj Göl Alanı, Eski Pertek Baysungur Camii minaresi söküldükten sonra

Kültür varlıkları açsından doğru yatırım nasıl olmalıdır? Akılcı planlama tahribatın önüne nasıl geçebilir?

Malta-Valetta Sözleşmesi de dahil korumayla ilgili tüm temel tüzüklere göre; bir yerde herhangi bir toprağa herhangi bir müdahale ve yatırım yapılacağı zaman daha evvelden bunun mutlaka bir arkeolog tarafından değerlendirilmesi gerekir. Yani bu yatırımın vereceği zarar açısından bir ön değerlendirmenin yapılması gerekir. Bu ön değerlendirmenin sonucunda yatırımın yapılacağı yerde bir kurtarma kazısının yapılması mı yoksa yatırım projesinin mi değiştirilmesi lazımdır belirlenir ve ona göre kararın üretilmesi beklenir. Bunun ötesinde eğer yatırım alanında “herhangi bir kültür varlığı görülmedi” notu düşülse de özellikle büyük yatırımlarda, yatırım alanında “izlenme” gerekliliği vardır. Yani yatırım yapılırken kültür varlığının “varlığı” açısından toprağın izlenmesi, gerçekten yok mu yoksa gözden kaçan bir durum söz konusu mu incelenmesi gerekir. Bu, yatırımların bilgi kaybedilmeden yapılmasını sağlayan bir yaklaşımdır.

Keban Baraj Göl Alanı, Eski Pertek Baysungur Camii’nin yeniden aynı şekilde kurulabilmesi için numaralandırılarak sökülen ana duvar taşları.

Keban Baraj Göl Alanı, Eski Pertek Baysungur Camii’nin yeniden aynı şekilde kurulabilmesi için numaralandırılarak sökülen ana duvar taşları.

Avrupa’nın tavrı nedir bu gibi durumlarda? Avrupa’da büyük akarsuların yataklarının değiştirilmesi, barajlar ve setlerin yapılması, sulama ve ulaşım için kanalların açılması, hammadde için yapılan çalışmalar, kentlerin büyümesi, sanayi alanlarının açılması ve özellikle arazi ıslah çalışmalarıyla 200 yıl içinde kültür varlıklarının % 80’inin yok edilmiş olduğu biliniyor. Bu nedenle 19. yüzyılın sonlarından itibaren Avrupa’da kültür varlıklarının korunabilmesi, korunamıyorsa da en azından belgelenmesi konusu çok daha hassas sanırım. 

Burada ilginç olan, Avrupa’da kültür varlıklarının korunmasına yönelik duyarlılık 19. yüzyıldan itibaren devam ediyor. Ancak Avrupa’da süre gelen yatırımlarla birlikte kültür varlıklarının korunması kavramı, Avrupa’ya çok geç geliyor. Barajlar ve kurtarma kazılarının tarihçesine baktığınız zaman, en eskisi Amerika’da Missouri Baraj Gölalanı üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bir yasa olarak değil, oradaki yerel inisiyatifle baraj alanının taranması, barajlarda kurtarma çalışmaları yapılması ve sürekli bir “izleme” getirilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Bu ilk uygulama dünyada hiçbir yankı yapmamıştır. Çünkü kalıntılar yerel kültüre aittir. Ondan sonra Aswan Barajı ile konu tekrar gündeme gelmiştir. Mısır Hükümeti’nin UNESCO’ya yaptığı çağırısıyla uluslararası bir kampanyaya dönüşmüş olan ilk kapsamlı projedir bu. O da geç başlamıştır. Baraj inşaatından sonra kurtarma kazıları başlatılmıştır. O bölgedeki çalışma, kültür varlığından çok anıt yapıların baraj alanı dışına çıkartılmasına yöneliktir. Kapsayıcı bir proje halinde değildir. Bu açıdan baktığınızda, 1967 yılında Halet Çambel ve Kemal Kurdaş tarafından ODTÜ’de kurulan Keban Projesi, dünyada ilk defa büyük bir bayındırlık yatırımına vereceği zararı minimuma indiren ilk kapsamlı çalışmadır. Bu çalışmada her şeyin belgelenmesi, mümkün olduğu kadar çok kurtarma kazısının yapılması ve bunların sürekli yayınlanması ve topluma kazandırılmasına odaklanılmıştır. Keban’da bu çok iyi uygulanmıştır. 1967’de ilk yüzey araştırması yapılmıştır. 1968’den 1975 yılına kadar mümkün olduğunca çok sayıda kurtarma kazısı yapılması sağlanmış ve hepsi yayınlanmıştır. Keban örneği daha sonra Avrupa’da yapılan bütün barajlarda ve diğer çalışmalarda örnek alınmıştır. Keban’dan sonra Suriye’de ve Irak’ta  yapılan barajlar da Keban modelini örnek almışlardır. Valetta Sözleşmesi’nin temelini de Keban’daki yaklaşım şekillendirir. Valetta’nın ilk ön görüşmesi Londra’da yapılmıştır. Resmileşmesi ileri bir tarihte gerçekleştirilmiştir. Bunun bütün Avrupa ülkeleri tarafından onaylanması daha da sonradır. Valetta Sözleşmesi’nden sonra bu durum bir kural haline gelmiş, kurumsal bir yapı kazanmış, ondan sonra gerçekten ister Avrupa’da ister dünyanın herhangi bir yerinde, büyük ya da küçük  yatırımlarla beraber kültür varlıklarının korunması ve kültür varlıklarının projelerinin revize edilmesi ve projelerin kültür varlıklarına hiç zarar vermeden, bilgi kaybına sebep olmadan yapılması esası geliyor.

Keban Baraj Göl Alanı Karamağara Köprüsü sökülmeden önceki hali

Keban Baraj Göl Alanı Karamağara Köprüsü sökülmeden önceki hali

Mesela Bulgaristan, bir Avrupa Birliği ülkesidir. Bulgaristan’ın karayollarını yapan bir Türk şirketidir. Bildiğim kadarıyla bu Türk şirketi, proje sırasında Bulgaristan'da yol güzergahı üzerinde yer alan çok sayıda arkeolojik alanın kazısının sponsorluğunu yapmak  zorunda kalmıştır. Aynı şirket Trakya'da da bir proje gerçekleştirmiştir ama hiçbir kurtarma kazısı yapılmamıştır. Yani bir Türk şirketi Avrupa'da yatırım yaparken Avrupa Konseyi'nin kurallarına uyarak, yatırımın kültür varlıklarına yapacağı tahribatı bilgi kaybına yol açmadan gerçekleştirmek için gerekli olan kurtarma kazılarının finansmanını karşılarken, ülkemizde maalesef bu gibi durumlarda kılıfına uydurulmuş ÇED raporlarıyla esasen yatırımcı için çok da büyük maliyet oluşturmayacak olan kurtarma kazılarının yapılmasından kaçınıldığı görülmektedir.

Keban Baraj Göl Alanı Karamağara Köprüsü sökülmeden önceki hali.

Keban Baraj Göl Alanı Karamağara Köprüsü sökülmeden önceki hali

 Hasankeyf’i kaybettik hocam. Yaklaşık 12 bin yıl boyunca bölgenin hafızasını tutan, Ortaçağın da en önemli kent merkezlerinden biri olan Hasankeyf’le birlikte tüm kültürel ve çevresel arşiv sular altında kaldı. Siz bize Hasankeyf Höyük’ün öneminden, süreçten ve sonuçlardan bahsedebilir misiniz?

Öncelikle Ilısu Barajı’nı ayrı, Hasankeyf’i ayrı düşünmek lazımdır.

1980'li yılların sonuydu, Diyarbakır'da müzemüdürünün yanındaydım. O sırada Devlet Su İşleri’nden resmi bir yazı geldi. Yazıda “Ilısu Baraj Bölgesi’nde kalacak kültür varlığı var mıdır?” sorusu soruluyordu. Müze “yoktur” yanıtını verdi. Tüm Ilısu Barajı için... “Yoktur” dedi. Böyle bir cevap verildikten sonra Devlet Su İşleri gayet tabi hemen planlamaya geçti. Oradaki tüm karmaşa buna bağlı. Tabi bu birçok başka makama da soruldu. Toprakla ilgili çalışan imardı, Kültür Bakanlığıydı, Tarım-Orman Bakanlığıydı... hepsine soruldu. Hepsinden olumsuz yanıt alınmış ki yatırım başladı. Bu durumda en az kabahatli olan Devlet Su İşleri’dir. Devlet Su İşleri görevini yaptı aslında. Eğrisi ve doğrusuyla düşünmek lazım. Herkese sormuş, aldığı yanıtlara göre de proje yapmıştır.    

Keban Baraj Göl Alanı’nın en büyük höyüklerinden olan Norşuntepe Höyüğü su altında kalmadan önce

Keban Baraj Göl Alanı’nın en büyük höyüklerinden olan Norşuntepe Höyüğü su altında kalmadan önce

“Kültür varlığı yoktur” cevabı nasıl verilebildi? Hasankeyf bilinmiyor muydu?

Ben daha lisedeyken Gabriel’in meşhur Güneydoğu Anadolu kitabında Hasankeyf’in resimlerini görünce çarpılmıştım, çok etkilenmiştim. Son derece etkileyici bir yerdi ama hiç kazı yapılmamıştı. Zaten baraj kurtarma kazılarına kadar, iki tane geç dönem yerleşmesi dışında, Güneydoğu Anadolu’nun hiçbir yerinde arkeolojik kazı yoktu. Arkeologların uğramadığı bir yerdi. Çok acıklı...

Tabi ki Hasankeyf’in varlığı biliniyordu. Türkiye'de tescil sistemi doğru işlemiş olsaydı Hasankeyf gibi önemli yerler hiçbir şekilde feda edilmezdi.Diğer Ilısu höyükleri için kurtarma kazıları söz konusu olabilir, ancakHasankeyf ölçeğinde önemli bir yer için verilebilecek karar kuşkusuzyatırım projesinin değiştirilmesidir. O zaman Devlet Su İşleri baraj projesini ikiye bölecekti. Hasankeyf baraj suyunun dışında kalacaktı. Hasankeyf ölçeğindeki önemli bir yer barajın dışında kalmak zorundaydı. Ancak “Hasankeyf önemlidir” sözünün yaygın bir söylem haline gelmesibaraj başladıktan sonra söz konusu oldu.Baraj projesi maliyetli bir iştir. Devlet Su İşleri oraya baraj projesini uyarladı, baraj inşaatına başlandı, sonra Hasankeyf’in önemi topluma yansıdı.

Karakaya Baraj Göl Alanı İmamoğlu Höyüğü, baraj suları yükselirken Obeid kültür katını belgelemek için kayıkla giderek yapılan son kurtarma çabaları. Bu fotoğrafın çekiminden 2 gün sonra höyük konisi tamamen çökerek İmamoğlu görünmez duruma gelmiştir.

Karakaya Baraj Göl Alanı İmamoğlu Höyüğü, baraj suları yükselirken Obeid kültür katını belgelemek için kayıkla giderek yapılan son kurtarma çabaları. Bu fotoğrafın çekiminden 2 gün sonra höyük konisi tamamen çökerek İmamoğlu görünmez duruma gelmiştir.

Aynı olay Atatürk Barajı suları altında kalan Samsat, Birecik Barajı suları altında kalan Zeugma’da da yaşandı sanırım.  

Keban Projesinden sonra ODTÜ, Aşağı Atatürk Baraj alanında proje yapmaya devam etmeyi düşündüğü zaman, rahmetli Ümit Serdaroğlu ve ben iki ekip halinde, “Atatürk baraj alanında kurtarma kazısı yapmaya değecek herhangi bir varlık var mıdır” sorusu ile araziye çıktık. Koskoca Samsat orada duruyordu. Varlığı 1700’lerden beri bilinen, Yakındoğu’nun en büyük höyüklerinden biri, Roma’nın eyalet merkezi orada olduğu halde bize “Burada kültür varlığı var mıdır” diye sorulmuştu. Samsat tescilsizdi.

Zeugma’nın varlığı 1800’lü yıllardan beri biliniyordu. Zeugma’nın su altında kalacağı da hepimiz tarafından biliniyordu. “Zeugma çok önemli, su altında kalmasın, kurtarma kazısı yapalım” telaşı başladığında zaten iş işten geçmişti. Zeugma tamamen tesadüfen Koç ailesinin bu arkeolojik alanın su altında kalacağını yurtdışından duymasından sonra, barajın bitimine birkaç yıl kala konuyu gündeme taşıyarak maddi destek sağlamasıyla panik halde yapılanbir kazının sonucudur. Türkiye’de halk arasında ismi dahi bilinmiyordu. Fransız bir ekip orada kazı yapmak istedi bir ara ama onlara baraj suyu altında kalmayacak olan yer verildi. Oradaki mozaik zenginliğini herkes biliyordu. Hatta Zeugma’daki mozaiklerin ustalarının hepsinin Samsatlı olduğu da biliniyordu. Esas mozaiklerin en zengin olduğu yer Samsat’tı. Samsat’ın durumu aslında Zeugma’dan daha da vahimdir. Çünkü Samsat büyük arşivlerle beraber gömüldü. Samsat höyüğü bilinen en büyük Uruk yerleşimlerinden biriydi. Uruk döneminden başlayarak her döneme ait yazılı arşiv oradaydı. Son derece az bilgimizin olduğu dönemlere ait yazılı kaynaklara sahip merkezlerden biriydi. Aynı zamanda dünyadaki en büyük Halaf yerleşmesiydi. Halaf tabakası ise hiç kazılmadı.

Üzücü olan şu ki Türkiye Keban’la birlikte kurtarma kazısı mantığı ile dünyaya öncülük yapmıştı ama sonrasında bunu baltaladı.

Norşuntepe İlk Tunç Çağı sarayı depo odası. Doğu Anadolu’da kazıyla ortaya çıkan tek İlk Tunç Çağı sarayı; zaman darlığı nedeniyle sarayın ancak bir kanadı kazılabilmiştir.

Norşuntepe İlk Tunç Çağı sarayı depo odası. Doğu Anadolu’da kazıyla ortaya çıkan tek İlk Tunç Çağı sarayı; zaman darlığı nedeniyle sarayın ancak bir kanadı kazılabilmiştir.

Hasankeyf’in tarihi dokusunu işleyen neydi?  

Hasankeyf’teki en eski yerleşme, Göbekli Tepe ile çağdaş olan, Göbekli Tepe kültürüne ait olan  Neolitik yerleşme Hasankeyf höyüktür. Hasankeyf’in bulunduğu mevki, Neolitik’ten itibaren her dönem için kritik bir öneme sahiptir. Çok geniş bir alana yayılmıştır. Zaten büyük bir Ortaçağ kenti birdenbire yoktan var olmaz. Eskilerin üzerine inşa edilmiştir. Hasankeyf’i Artuklular imar ettikleri zaman topografyayı son derece iyi kullanmışlardır. Sadece büyük bir kent, büyük bir başkent inşa etmemişlerdir. O bölgedeki topografyayla beraber kalenin oturuşu, kalenin köprüyle karşıya bağlanması, türbelerle ve diğer yapılarla alt yapının bağlantısı... bir kent peyzajının, Yakın Doğu’daki en etkileyici örneklerinden biriydi Hasankeyf. Tarihsel önemi bir yana, kentin kurulması ayrı, kültürel peyzajın uygulanması apayrı bir durumdu. Bunun yanı sıra oradaki kalker kayaların çok iyi korunmuş bir dokusu vardı. Orada kayalara oyulmuş bir yerleşim dokusu vardı.     

İşin çok daha komiği bir durum vardı. Milliyet Gazetesi 1960’lı yıllarda bir kampanya yaptı: “Türkiye’de hala mağarada yaşayanlar var”. Oradaki Hasankeyf kenti, kayalara oyulmuş bir kentti. O sıcakta gayet sağlıklı, hatta en sağlıklı ortamdı. Çok da etkileyici, güzel bir kentti. “Mağarada Yaşayanlar Var” kampanyasıyla bu mağaralarda yaşayanları mağaralardan zorla çıkarttılar ve beton binalara hapsettiler. “Biz insanları mağaralardan kurtarıyoruz” düşünesindeydiler ama insanlar çıkmak istemiyordu. Birkaç aile direnmişti. Yeni Hasankeyf için kalenin dışındaki tarihi yerleşim alanı seçildi ve böylelikle mağaralardaki yerleşim boşaltılırken, tarihi aşağı şehrin dokusu yeni inşaatlarla tamamen bozuldu. Zaten Ilısu Barajı geldiğinde, Milliyet gazetesi kampanyası sonucu bu tarihi Hasankeyf bozulmuş durumdaydı. Hasankeyf meşhur olduktan sonra mağaralardan kovulan insanlar tekrar mağaralara itilmek istendi. Ama aşağı şehir zaten gitmişti.

Norşuntepe İlk Tunç Çağı sarayı depo odası. Doğu Anadolu’da kazıyla ortaya çıkan tek İlk Tunç Çağı sarayı; zaman darlığı nedeniyle sarayın ancak bir kanadı kazılabilmiştir.

Nevali Çori tapınağında bulunan Çanak Çömleksiz Neolitik Çağ’a dikilitaş üzerindeki büst.

Hasankeyf çok acıklı bir hikaye... Benim en çok etkilendiğim; Dicle’nin kenarında, iç kalenin altında iki gece geçirdik. Hayattaki en mutlu iki günümdü. Bir kraliyet merkezinin yok olduğu bir yana, öyle bir peyzaj, öyle bir kültürel dokunun başka bir yerde bulunması çok zor.

Son olarak Hasankeyf’teki bazı anıt yapıları vince yükleyip taşıdılar. Kalenin büyük bir kısmı suyun dışında ama o kayalık zayıf bir kalker kayalığıdır. Bir an önce konserve edilmezse büyük bir ihtimalle çok yakın zamanda o barajın suları, kayalığı suyun dibine indirebilir. Hasankeyf’in bazı anıt yapılarını taşıdıkları yer şimdi Tarihi Hasankeyf oldu. Yani birini öldürüyorsunuz yerine maketini yapıyorsunuz... Ne kadar anlamlıdır?

Devlet Su İşleri’nin en doğru hareketi yaptığını söylüyorsunuz. Acaba neyi yok ettiğini bilse durum farklı olur muydu gerçekten?

Hasankeyf ölçeğinde olsa farklı bir durum oluşurdu tabi ki. DSİ yatırımcı kuruluştur. Proje başlamadan Kültür Bakanlığına “zarar görecek kültür varlığı var mıdır” sorusunu yönelterek başvurusunu yapmıştır. Malta-Vanetta Sözleşmesi’nin esası da odur. Yatırım proje aşamasındayken müdahaleyi gerektirir. Proje aşamasındayken yatırıma müdahale ettiğiniz zaman yatırımcı mali bir yük altına henüz girmemiştir. Proje bittikten, yatırım başladıktan sonra “yapma!” derseniz, yatırımcı kuruluşun uymak istemeyeceği, kuruluş açısından çok büyük bir zarara yol açacak bir durum söz konusu olur.

Benim bildiğim bunun tek bir örneği var. Portekiz’de Côa Barajı’nda, baraj bittikten sonra Avrupa Arkeologlar Birliği’nin büyük baskısı sonucu baraj iptal edildi ve oradaki kaya resimleri tahrip edilecek diye barajın su tutmamasına kararı verildi. Dünyada başka da böyle büyük bir örnek yok bildiğim kadarıyla. Genelde bu tür kararlar, proje henüz planlama aşamasındayken yatırımcı kuruluşlar ve diğer kurumlar arasında verilir. Uluslararası anlaşmalar da onu söyler. Ondan sonra ya kurtarma kazısına karar verilmesi gündeme gelir veyahut projenin revizyonuna yönelik seçenekler masaya yatırılır.  Hasankeyf gibi bir yerde, projenin değişmesi, Ilısu Barajı’nın ikiye bölünmesi ve iki ayrı barajın yapılması gibi bir çözümü gerektirirdi. Bu olası bir durumdu. Ama siz buna, baraj inşaatı başladıktan sonra dur derseniz, durdurmanız mümkün değildir.

Fırat ve Samsat Höyüğü; kurtarma kazısı yapılabilen kısım, höyük konisinin ancak çok küçük bir kısmıdır.

Fırat ve Samsat Höyüğü; kurtarma kazısı yapılabilen kısım, höyük konisinin ancak çok küçük bir kısmıdır.

Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali, diğer ismiyle Veysel Eroğlu Ilısu Barajı projesi nasıl gelişti? Bu bölgedeki kurtarma kazıları sürece ne zaman, ne aşamada dahil oldu?

Keban, Karakaya, Atatürk Barajı projelerinden sonra ODTÜ’nün çalışmaları durduruldu. O yüzden Birecik Barajında kurtarma kazısı yapılamadan orası su altında kaldı. Zaten Zeugma olayı da orada koptu. Zeugma olayının ardından ODTÜ’ye yeniden imkan tanındı ve Karkamış ve Ilısu baraj alanlarında çalışması istendi. Ilısu barajının ilk yüzey taraması ODTÜ’nün projesi sayesinde yapıldı. İlk kurtarma kazıları da yine ODTÜ’nün organizasyonu ile başladı. Daha sonra Kültür Bakanlığı yine ODTÜ’yü devre dışı bıraktı, çalışmaları devraldı ama doğru bir şekilde sürdürdü. Burada Ilısu Barajı’ndaki diğer kültür varlıklarını bir paket olarak düşünmek ve Hasankeyf’i bu paketin dışında düşünmek, değerlendirmek lazım. Kültür Bakanlığı da Devlet Su İşleri de bütün bu kazılara maddi olanak sağlayarak doğru bir görev yaptı. Kazıların maddi olanaklarını Devlet Su İşleri’nden gelen fonlar karşıladı. Devlet burada kazıları desteklemek durumunda kaldı. Çok kritik olan başka bir şey daha vardı. Ilısu’ya dışarıdan gelen finansmanlara ve yabancı yatırımcılara Dünya Bankası kültür varlıklarına Valetta Sözleşmesi’ne uygun davranılmazsa krediyi keseceğini bildirdi. Oradaki tüm şirketler Dünya Bankası’nın bu tehdidini ciddiye aldılar ve kurtarma kazısı yapılmazsa o projeyi desteklemediklerini açıkladılar. Yani Valetta Sözleşmesi uluslararası bir dayanışmayı da beraberinde getirdi.

Hasankeyf. Fotoğraf: Abdüsselam Uluçam

Hasankeyf. Fotoğraf: Abdüsselam Uluçam

1999 yılında bu amaçla Dünya Bankası büyük baraj projeleri sırasında ne yapılmalı ne yapılmamalı üzerine, ABD Orlando'dabüyük bir çalıştay gerçekleştirdi. O çalıştaya ben de katıldım. Orada alınan kararlar arasında Çin’deki Sarısu barajları ve Ilısu barajı vardı. Dünya Bankası bu tür yatırımların finansörü olarak, bu yatırımların kültür varlıklarına zarar vermeden yapılması, bilginin kaybolmaması konusunda maalesef bizden daha hassas davranarak gitti.

Ama şunu da söylemek gerekir. Son 10-15 yılda Ilısu Baraj alanında kurtarma kazılarının yapılmasını sağlayarakKültür Bakanlığı ve Devlet Su işleri doğru ve olumlu hareket ettiler. Orada görev alanekipler de çok özverili çalışmalar yaptılar. Ilısu baraj alanından gelen inanılmaz bir bilgi akışı var. Keşke bu Keban’da olduğu gibi her yıl doğru ve hızlı bir şekilde yayınlanabilseydi. Keban’ın geleneği sürseydi. Bir yayın topluluğu da beraberinde gelseydi. Mesela orada Göbekli Tepe kültürünün hiç bilmediğimiz rengi, cephesi Körtiktepe vardı. Körtiktepe inanılmaz bir zenginliğin, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönemin çılgın bir buluntu topluluğunun yeriydi. Bakanlık bunu yeter artık diye durdurdu bir ara. Kazı ekibine açmaları doldurttu. Daha sonra burası önemli tekrar kaz dediler. 

Hasankeyf. Fotoğraf: Abdüsselam Uluçam

Hasankeyf. Fotoğraf: Abdüsselam Uluçam

Kurtarma kazıları üniversitelerle birlikte ilerliyor Türkiye’de. Biz üniversitelerde akademik takvime bağlıyız. Dünyadaki kurtarma kazıları kavramı üniversitelerden bağımsız olarak ilerleyen, bütün işi kurtarma kazıları olan profesyonel ekipler tarafından yürütülür. Hatta gece vardiyaları da vardır. Bunu İstanbul Arkeoloji Müzeleri Marmaray kazılarında çok güzel gerçekleştirdi. Sıfır bilgi kaybıyla Marmaray kazılarını tamamladı.

Baraj suları zaman zaman çekiliyor sanırım. O zaman baraj suyu altında kalan kültür varlıklarımıza ne oluyor?  

Bu soru için çok teşekkür ederim.

Baraj bölgesini ne kadar iyi tararsak tarayalım, yüzeyde görmediğimiz birçok yerleşim yeri vardır. Baraj suları geldikçe bunlar yüzeye çıkacaktır ve dalgalarla kıyıya vuracaktır. Bunların kıyıya nereden geldiği mutlaka izlenmelidir. Bu nedenle barajlarda “izleme” vardır.

Türkiye’de ilk yapılan baraj kurtarma kazısı Keban’dır ve oradaki çalışma da aslına bakarsanız geç başlamıştır. Baraj inşaatından sonra başlamıştır. Başladığında gövde bitmek üzereydi.  Ve oraya ekip bulunmasında çok zorlanılmıştı. Keban’da bilinen 56 büyük merkez vardı ve ekip sayısı başlangıçta 6 idi. Kimse önemli bir sonuç beklemiyordu orada. Sonra 19’a çıktı. Ama Norşuntepe gibi büyük höyüklerin ancak belli bir yerine kadar gelinebildi. Biz de Tepecik’te Uruk tabakasına kadar gelebildik. İlk defa kuzeyde bir Uruk bulunuyordu. Sadece bir binasını açabildik. Gerisini terk etmek zorunda kaldık.

2001 yılında büyük bir kuraklık oldu ve Keban Barajı seviyesi düştü. Bunu duyunca hemen bölgeye gittim ve bir motorla gezmeye başladım. Tepecik’e gelmiştim ve dalgalar bizim hiç görmediğimiz kültür katlarını ortaya çıkartmıştı. Bundan üç yıl önce de bir ekiple birlikte Norşun adasına çıkmıştık. Tamamen büyük bir Uruk yerleşmesi orada Hauptmann Bey’in kazdığı Uruk yerleşmesinin 20 katı daha büyük bir Uruk yerleşimi bütün duvarlarıyla birlikte orada duruyordu. Orada yerden bir buluntu aldığınızda siz arkeolog olaraksuçlu olurdunuz. Fakat orada bütün köylülerin anlattığı şuydu: Her sene buraya antikacılar geliyor, höyüklerin üzerinden buluntuları çekip Suriye’de satıyorlar. Norşuntepe’ye 15 günde bir definecilerin geldiğini hiç kayıktan bile çıkmadan, kazı bile yapmadan buluntuları toplayıp gittiklerini söylüyorlardı.    

Mardinike Külliyesi Kazı Çalışmaları

Yine Keban Barajı’nda suyun seviyesinin oynamasıyla bir Karaz mezarlığı ortaya çıkmıştı. Onu gören ekip kazı izni için çok büyük uğraşlar verdi. Samsat’ta, dalga etkisi altında kalan kısımlarda arşivler, tablet arşivleri vardı. Ne Kültür Bakanlığı ne üniversite ne de müze barajı “izleme” gereği duymuştu. Hatta Zeugma’da sonra da Allianoi’da komik bir uygulama yaptılar. Üzerlerine kum torbaları koyarak koruduklarını düşündüler. Dalga alttan oyar. Kum torbalarının zarardan başka katkısı yoktur. Balıklar da altında yuvalanırlar.

Akıl ve bilgiye önem vermek önemlidir.

 

 

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Fotoğraf Yarışması

Aktüel Arkeoloji Dergisi'nin 3. Ulusal Fotoğraf Yarışması başlıyor. Fotoğraf arkeoloji biliminin en sevdiği yol arkadaşıdır. Arkeolojinin kendini anlatamadığı noktada fotoğraf en büyük yardımcıdır. Sadece Fotoğraf Sanatçıları arkeolojiyi sevmez aynı zamanda arkeologlarda iyi birer fotoğrafcıdır. Fotoğraf Yarışması ile uygarlıkları, kentleri ve geçmişi birbirine bağlayan yolların izinde arkeolojinin hikayesini arıyoruz.

SON İÇERİKLER

Doğan Kuban Hocamızı Kaybettik

Türkiye'nin önemli mimarlık tarihçilerinden, mimar ve akademisyen Prof. Dr. Doğan Kuban 95 yaşında hayatını kaybe...

Türkiye, Taş Tepeler ile Neolitik Çağ’ı aydınlatıyor

T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Türkiye Turizm Geliştirme ve Tanıtım Ajansı (TGA), Taş Tepeler programı ile Şanl...

Tharse (Turuş) Nekropol Alanında Temizlik ve Kurtarma Kazısı Başladı

Roma yol haritaları olan Peutinger Tablosu’nda ve Itiner Antonini’de, Komagene Krallığının başkenti Samasota'ya giden ...