Başur Höyük

Başur Höyük Erken Tunç Çağı mezarları muhtemelen Geç Uruk kültürünün çöküşünden sonra yerel topluluk içerisinde ön plana çıkan yönetici elit sınıfa ait olmalıdır. Mezarlarda bulunan farklı nitelikteki metal eserlerin varlığı, ithal veya yerel üretim çanak çömlekler uzun mesafeli ticaretin varlığını da göstermektedir. Bu eserler bölgedeki yönetici sınıfın örgütlenme becerisini ve ulaşılan örgütlülük düzeyini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Başur Höyük M.Ö. 4. ve 2. binyıl yapıları

Bitlis Vadisi’nden gelip Bostancık Köyü sınırları içerisinden Botan Nehri’ne dökülen Başur Çayı’nın kenarında bulunmaktadır. Höyüğün batı bölümü Başur Çayı’nın zaman zaman yükselen suları tarafından tahrip edilmiştir. Başur Höyük ilk kez R. Braidwood ve H. Çambel tarafından 1963 yılında gerçekleştirilen Siirt ili yüzey araştırmasında saptanmış, ancak bu çalışma sonucunda höyüğe isim verilmemiş ve yayınlarda Başur Çayı kenarındaki höyük diye belirtilip, S 64/4 olarak adlandırılmıştır.  Başur Höyük üzerindeki tabakalanma MÖ 5. binyılın sonu ile başlayıp Ortaçağ Dönemine kadar devam etmektedir. Höyüğün konumu, Güneydoğu Anadolu’dan gelerek Doğu Anadolu’ya giden doğal yollarla ilişkili görünmektedir. Nitekim Başur Höyük’ün çevresinden, Bitlis Vadisi aracılığı ile Van Gölü Havzası’na ve Kurtalan üzerinden batıdaki bölgelere ulaşmak mümkündür. Botan ve Bitlis vadileri erken dönemlerden itibaren Van Gölü’nün batısındaki volkanik dağlarda bulunan obsidiyen yatakları ile bağlantılı olarak, Mezopotamya ile Doğu Anadolu arasında yoğun olarak kullanılmıştır.

Başur Höyük Erken Tunç Çağı mezarlarında ortaya çıkartılan bronz fincan, fincanın kulbunun üzerinde iki dağ keçisi bulunmaktadır. Fincanın üzeri buğday başakları ile bezenmiştir.

Höyük üzerinde bulunan MÖ 4. binyıl Uruk evresi bölge tarihini anlamamız adına önemli sonuçlar vermektedir. MÖ 4. binyılın ortalarından itibaren ticari ilişkilerin bir sonucu olarak Güney Mezopotamya Uruk kültürünün etkilerinin çevre bölgelere yayıldığı görülmektedir. Söz konusu etkiler Fırat Irmağı boyunca Güneydoğu Anadolu’yu, Elazığ/Malatya Bölgesini etkilerken Dicle Irmağı boyunca ise Kuzey Irak ve Yukarı Dicle havzasını etkisi altına almıştır. Güney Mezopotamyalı tüccarlar ve yerel elitlerin oluşturmuş oldukları bu ticaret ağının, MÖ 4. binyılın sonunda yıkılması ile birlikte çevre bölgelerde yerel kültür öğelerinin ön plana çıktığı yeni bir yapılanmanın başladığını görüyoruz. Geniş alanlara yayılan mekanlar, depo odalarının varlığı, bu döneme tarihlenen binlerce çanak çömlek höyüğün Geç Uruk Döneminde idari bir merkez olabileceğini akla getirmektedir.

MÖ 3. binyıl tabakaları ve bu tabakalarda bulunan 14 adet mezar, bu bölgede ticaret ve tarımla zengin olan yönetici sınıfa ait olup içlerinden çok sayıda çanak çömlek ve metal eser ortaya çıkarılmıştır. MÖ 3. binyılın başında yerel elitlerin öncülüğünde başlayan bu yapılanmada bir önceki dönemde olduğu gibi bölgesel ilişkilere önem verildiği anlaşılmaktadır. Yerel elitlere ait olduğunu düşündüğümüz Başur Höyük’teki mezarlar içinde tespit ettiğimiz farklı nitelikli metal eserler, Ninive 5 etkili seramik buluntular ve Jemdet Nasr stilindeki mühürler Siirt bölgesinin söz konusu dönemde teknolojik gelişmişlik seviyesini ve çevre kültür bölgeleri ile yakın ilişkiler içinde olduğunu göstermektedir.  

Başur Höyük Erken Tunç Çağı mezarlarında ortaya çıkartılan oyuntaşları, C 14 sonuçlara göre M.Ö. 3100-2900 yılları arasına tarihlenmektedir.

2009 yılında Başur Höyük kazısı devam ederken Dicle ile Botan’ın birleştiği alanda bulunan Çattepe Höyük’te de kazı çalışmalarına başladık. Çattepe Höyük, Dicle ve Botan nehirlerinin birleştiği alanda, her iki nehre hâkim bir noktada bulunan doğal bir yarımada üzerindedir. MÖ 4. binyıldan başlayarak Ortaçağa kadar yerleşilmiştir. Höyük üzerinde bulunan geç Roma kalesi Roma İmparatorluğu’nun en doğudaki sınır kalelerinden biridir. Farklı dönemlerde tadilat geçirerek kullanılmış olan kale duvarlarının korunan yüksekliği bazı alanlarda 10-15 metreye kadar ulaşmaktadır. Özellikle Dicle Nehri'ne bakan batı taraftaki kule ve duvarlar sağlam durumdadır. 2013 yılı kazı çalışmalarında Dicle tarafında kaleye girişi sağlayan bir kapı ortaya çıkartılmıştır. Bu kapı, bir asma köprü ile Dicle Nehri’nin batı tarafına geçişi sağlamaktadır. Kapının tam karşısında, Dicle Nehri’nin ortasında bulunan bir taş duvar da muhtemelen bu köprü ayağının Dicle Nehri’nin karşı kıyısında bulunan diğer ayağı olmalıdır. Çattepe’deki kale ve diğer buluntulara göre yerleşim, Geç Roma İmparatorluğu’nun doğu savunma sistemin bir parçasıdır.

Yine de MS 4. yüzyılda doğudaki İran-Sasani İmparatorluğu’nun kültürel ve siyasi etkileri Çattepe’ye kadar ulaşmıştır. Botan Vadisi’nin güneyinde Dicle boyunca Part ve Sasani dönemine ait bazı kaya kabartmaları ve kaya mezarları bu etkinin bölgeye kadar ulaştığının diğer bir kanıtıdır. Ayrıca yine Geç Roma Dönemine tarihlenen ve Dicle tarafında bulunan liman yapısı nehirler üzerinde kazısı yapılmış olan ilk liman yapısıdır. Söz konusu liman geç dönemlerde de kullanılmıştır. Çattepe’nin Ortaçağ Arap yazılı belgelerindeki adı Tell-Fafan olarak geçer.

Botan ile Dicle Nehirlerinin birleştiği alanda bulunan Çattepe Höyük

 İslâm coğrafyacıları Tell-Fafan’ı bir şehir ve Dicle üzerinde gemi taşımacılığının başladığı ilk yer olarak kabul eder. Bu kayıtlardaki bilgilere göre Botan ve Dicle’nin birleştiği noktada bulunması nedeniyle özellikle 10. yüzyıl boyunca el-Cezire’nin önemli ticari şehir ve limanlarından biridir.  Yapılan kazı çalışmalarında Çattepe’nin üst tabakalarında bu döneme tarihlenen çok sayıda yapı ortaya çıkarılmıştır. Doğu ve güney tarafı kısmen konglemera tabakası kazılarak inşa edilmiş olan liman yapısına höyüğün yamacında yer alan idari yapıların içerisinden ve buradan aşağıya taş merdivenler aracılığıyla ulaşılmaktadır. Limanın arka kesiminde kalan merdivenler yüksek ve kalın bir tuğla duvara dayanır ve yapının Dicle Nehri’ne doğru uzanan kesimi büyük kireçtaşı bloklarla örülmüştür. Yapının üst kısmı ise tuğlalardan yapılmış bir kemerle kapatılmış olmalıdır. Bu yapı erken evrede tatlı su biriktirmek amacıyla sarnıç olarak kullanılmışken, Dicle Nehri’nin daha sonraki bir dönemde yatağını değiştirmesiyle birlikte geç evrede tadilat geçirmiş ve bir liman yapısı olarak yeniden düzenlenmiştir.

Duvarların üzerinde bulunan iskele babaları, kelek veya sal gibi taşıma araçlarının, yükleme ve boşaltmayı bu alanda yapmış olduklarını göstermektedir. Siirt’te yapmış olduğumuz kazı çalışmalarının parasal kaynağı Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Sancaklar Vakfı, Sn. Ethem Sancak tarafından karşılanmaktadır. Kazı çalışmalarının başlangıcından bu yana her türlü desteğini bizden esirgemeyen Sn. Ethem Sancak’a bize göstermiş olduğu yakın ilgiden dolayı minnettarız.   Siirt-Başur Höyük  Erken Tunç Çağı Mezarları Başur Höyük’te 2011- 2013 yılları arasında yürütülen arkeolojik kazılarda, höyüğün güneydoğu kesiminde Erken Tunç Çağına tarihlenen toplam 14 mezar tespit edilmiştir. Ortaya çıkarılan mezarlardan 10’u taş sandık, diğer 4’ü ise basit toprak gömüdür. Taş sandık mezarlar 4 adet dikdörtgen biçimli taşın birleştirilmesi ile oluşturulmuş ve üzerleri büyük blok halindeki taşlar ile kapatılmıştır. Gömüler, ilk bulgulara göre, kremasyon ve doğrudan gömü olmak üzere iki türlüdür. İki toprak mezarda anne ile bebek birlikte gömülmüşlerdir. Höyüğün güneydoğusunda üst seviyeden başlayan mezarlar, kuzeydoğuya ve höyüğün eteklerine doğru eğimli arazi üzerinde, aşağı doğru inmektedir.

Başur Höyük Erken Tunç Çağı mezarlarında ortaya çıkartılan boyalı kap 

Arazinin teraslanması sonrasında gömülerin yerleştirilmesi sırasında, mezarların büyük bir bölümü Geç Uruk Dönemine tarihlenen kültürel dolguları tahrip etmiştir. Mezarlarda ortaya çıkartılan buluntular, boyalı ve boyasız çanak çömleklerden, tunçtan üretilmiş mızrak ile çeşitli törensel nesnelerden, geometrik motifli silindir mühürlerden, sayıları on binleri aşan dağ kristali ve diğer türde taşlardan üretilmiş boncuklardan oluşmaktadır. İçlerinden gelen çanak çömlekler ile silindir mühürlerin stilistik özellikleri, mezarların Erken Tunç Çağına tarihlemektedir. Ayrıca bir mezarda (3 No’lu) bulunan ip parçasından alınan karbon örneği MÖ 3100-2900 tarihini vermiştir.  Söz konusu mezarlardan bugüne kadar 500 civarında tümlenebilir kap, 400 civarında sağlam ve amorf nitelikte bronz eser ve binlerce boncuk ortaya çıkartılmıştır. Diğer bir mezarda (9 No’lu) ortaya çıkatılan ve sayısı 49 olan çeşitli taşlardan yapılmış küçük nesnelerin, karşılıklı oynanan bir tür oyuna ait oyun taşları olduğunu düşünmekteyiz. Domuz, köpek, piramidal veya mermi çekirdeği şeklinde yapılmış olan nesneler farklı renklerde değişik taşlardan üretilmişlerdir. Bu haliyle Başur Höyük mezarlarında ortaya çıkarılan bu oyun taşları, Yakındoğu’nun en eski oyun taşları olmaya adaydır.  Bu oyun taşları, binlerce boncuk, yüzlerce tüm kap ve metal eser, ayrıca mezarların yerleşim alanında yer alması, Başur Höyük’te tespit edilmiş mezarların sıradan gömüler olmadığını, bunların muhtemelen yönetici sınıfa ait olduğunu göstermektedir. MÖ 4. binyılın sonlarında, Mezopotamya’da görülen ve bir kolonizasyon hareketi ile Fırat boyunca Malatya’ya kadar yayılan Uruk kültürünün çöküşünden sonra yerel toplulukların ön plan çıktığı düşünülmektedir.

Çattepe Höyük Geç Roma Döneminden önceye tarihlenen erken sur yapısı

Başur Höyük’te gerek Güney Mezopotamya’nın Uruk kültürüne gerekse Erken Tunç Çağına ait yerleşim ve materyal kültürün bulunması benzer bir sürecin Başur Höyük ile Siirt çevresinde de yaşandığını belgelemektedir. Başur Höyük Erken Tunç Çağı mezarları muhtemelen Geç Uruk kültürünün çöküşünden sonra yerel topluluk içerisinde ön plana çıkan yönetici elit sınıfa ait olmalıdır. Mezarlarda bulunan farklı nitelikteki metal eserlerin varlığı, ithal veya yerel üretim çanak çömlekler uzun mesafeli ticaretin varlığını da göstermektedir. Bu eserler bölgedeki yönetici sınıfın örgütlenme becerisini ve ulaşılan örgütlülük düzeyini göstermesi bakımından son derece önemlidir.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Roma’da Kölelik

“Savaşta tutsak alınan, yabancı ülkelerden zorla kaçırılıp özgürlükten yoksun bırakılan veya başkasından satın alınan kimse, kul, esir” olarak tanımlanan “köle” kelimesi, Latince’de ise servus kelimesine karşılık gelmektedir. Romalılar insanları özgürler (liberi) ve köleler (servi) olarak ikiye ayırmışlardır. Ancak Roma hukukunda özgürler de kendi içinde ingenui (doğuştan özgür olanlar) ve libertini (azatlılar) olarak ikiye ayrılmaktadır.

SON İÇERİKLER

Bir Neolitik Yerleşim; Gre Fılla

Dicle Nehrinin kollarından Ambar Çayı üzerine kurulan barajdan etkilenecek olan Gre Fılla’da 2018 yılından beri ...

Aktüel Arkeoloji Dergisi 87. Sayı, "Antik Dönemde Propaganda"

Antik dünyada bir karşılığı olmayan “propaganda” kelimesi, 16. yüzyılın sonunda Latince “propagare&rdq...

Herakles'in 12 Görevi Syedra'da

Kilikya Bölgesi’nin batı sınırını oluşturan Syedra Antik Kenti, Antalya ili, Alanya ilçesi Seki köyü s...