A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Undefined variable: ub

Filename: core/fonksiyon_helper.php

Line Number: 464

Backtrace:

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/helpers/core/fonksiyon_helper.php
Line: 464
Function: _error_handler

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/application/controllers/Web.php
Line: 11
Function: findBrowser

File: /home/aktuelarkeolojic/public_html/index.php
Line: 315
Function: require_once

Sılotkin » Aktüel Arkeoloji

Sılotkin

Tepeler ve Ziyaretler

Ortak Belleğin ve İnancın Günümüze Ulaşan Coğrafik Nişleri, Mardin’den Bir Örnek

  • Yazar : Güner COŞKUNSU / Fotoğraf : Emir ALİ
  • Tarih : 1 ay önce

Haber ekibiyle birlikte ziyarete adak adamak ve yerine gelmiş adakları için teşekkür etmeye giden ziyaretçiler. Ana yoldan itibaren başlayan dualar ve dilekler tepedeki ziyarete tırmanış boyunca devam eder.

Arkeolojik ve etnografik veriler diğer bazı yazılı ve sözlü kaynaklarla birlikte bellek, kimlik, ritüel, din, mitoloji, coğrafya ve topoğrafya arasında çok sıkı bir ilişki olduğunu gösterir. Yani, herhangi bir yerdeki inanışlar, kutsal kişiler, hayvanlar, bitkiler, garip yaratıklar ve olaylar, içinde bulundukları doğal çevreyle bağlantılıdır. Örneğin, Mardin’de hemen hemen herkesin bildiği ve bugün çoğu insanın hala inandığı insan-yılan karışımı olan mitolojik yaratık Şahmeran ve hikâyesi, çöllerin hâkim olduğu düz bir coğrafyada değil mağaraların yani gizemli, karanlık ve nemli, derin jeolojik oluşumların hâkim olduğu bölgelerde üretilmiştir.

Dağlar ve yüksek tepeler, bu gibi hikâyelerin üretildiği ve ritüellerin uygulandığı en tipik yerlerdir. Tıpkı bu makelenin konusu olan Sılotkin’de olduğu gibi... Tarih boyunca farklı kültürleri, etnik kimlikleri ve dinleri bünyesinde barındıran Mardin’in bir kısmını da içeren Tur Abdin Bölgesi, bu konuda detaylı bir araştırma yapmak için çok zengin ve ideal bir kaynaktır. Çünkü pek çok dağlık ve tepelik yerde (hem doğal tepeler hem de höyükler üzerinde) halk arasında kutsal olarak kabul edilen mekânları görmek mümkündür. Tarih boyunca önemli bir ticaret ve kültürel etkileşim alanı olmuş olan Çağçağ Vadisi sınırları İçinde bulunan ve cinleriyle ünlü Gırnavaz Tepesi’ne yakın olan ve karşıdaki eski bir Süryani köyü Kalecik ile gizemli bir şekilde bakışan Sılotkin ziyaret yerinde çok ilginç bir ritüel, adak adama uygulamasına şahit olduk. Hem ziyaretçilerin ana yoldan başlayarak uygulamaya başladıkları dilek dilemeye ve adak sunmaya yönelik ritüel, hem türbe dedikleri yapı içinde ve dışında karşılaştığımız ilginç manzara hem de zirveden etrafa baktığımızda gördüğümüz doğal çevre ve kültürel yapı çok ilginç, etkileyici ve hepsi birbiriyle çok uyumlu. Burada ne salt bir İslam, ne Hıristiyan, ne de Yahudi inancına dayalı bir uygulama var.

Özellikle horoz ve tavuk adağında bulunulması ve bu hayvanların baş ve pençelerinin duvarı oluşturan taşların arasına sıkıştırılması, hatta bazılarının karanlık ve dip köşelere saklanması, benim pek bildiğim bir durum değil. Ziyaretçilerin bir kısmı tavuk ve horoz fiyatlarının daha ekonomik olmasından dolayı bu hayvanları tercih ettiklerini söyleseler de burada gördüklerim bana bunun gerçek ya da tek neden olamayacağını düşündürüyor.

Özellikle horozun klasik çağlardan beri dünyanın pek çok yerinde hâkim bir mitolojik ve dinsel sembol olduğunu bildiğimden duruma daha kuşkucu bakıyorum. Bunu söylerken yüzeydeki antik dönem mimarisini ve çanak çömlek parçaları ile çaput bağlanmış dilek ağaçlarının ve taşların da bu teatral, şamanistik mekândaki hâkimiyetini göz önünde bulunduruyorum. Bence Sılotkin’de binlerce yıllık Pagan bir inanışın zaman içinde tek tanrılı dinlerle birlikte eklektik bir form alarak günümüze kadar uzanışı var. Bu da Tur Abdin’in karışık ve karmaşık kültürel ve dini yapısına çok uygun.

EN ÇOK OKUNANLAR

Alaca Höyük

Alaca Höyük, 1835 yılında W.C. Hamilton tarafından “İmat Höyüğü” adıyla bilim âlemine tanıtılmıştır. Höyük 19. yüzyılın ikinci yarısında birçok seyyah ve araştırmacı tarafından ziyaret edilmiştir. 1907 yılında İstanbul Müzeleri adına Th. Macridy Bey, sfenksli kapı önünde 15 gün süren bir kazı çalışması yürütmüştür. İlk sistemli kazılara ise 1935 yılında Atatürk’ün emri ile Türk Tarih Kurumu adına, R. Oğuz Arık tarafından başlanmıştır. 

“Batı Uygarlığı Bir Hellen Mucizesidir” Dogmasını Sorgularken

İLK “BİZ”DEN BAŞLAMALI

“Yurt içindeki kazılar ve ortaya çıkarılan eserler bütün ilim dünyasına kültürel vazifesini ifaya başlamıştır. Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa, değişmeyen hakikat insanı şaşırtacak bir mahiyet alır”.

SON İÇERİKLER

Kaygılı Bir Bekleyiş

Kovid-19 Salgını ve Arkeolojik Saha

Arkeolojiye meraklı halkın ve kamuoyunun pek az farkında olduğu, a...

Hiyeroglif Luvicesi

Luvicenin kullanımına dair ilk bulgu, MÖ 18. yüzyıla tarihlendirilen ve Kültepe/Kanišli Erken Asur tü...

Hitit İmparatorluğu’nda Luvice

Hitit Kanunlarında pek çok kez bahsi geçen luwili kelimesi, Hattuşa hükümetine bağlı bölg...

X

ÖZELLİKLE DEĞERLİ OKUYUCULARIMIZ OLMAK ÜZERE KAMUOYUNUN DİKKATİNE

Son aylarda yaşadığımız insan kaynakları ve fiziki koşullara bağlı sıkıntılar ve buna bağlı olarak kontrolümüz dışında gelişen bazı olaylar ne yazık ki abone olan ve olmayan bazı değerli okuyucularımızı da olumsuz yönde etkilemiştir. Okuyucularımıza ve takipçilerimize olan sorumluluk duygusu nedeniyle bu açıklamayı yapma ihtiyacı duymaktayız.

NEDEN?

Yukarıda değindiğimiz koşulların yaşandığı süreçte, Aktüel Arkeoloji Dergisi e-ticaret sitesi olan Arkeoloji Dükkanı üzerinden yapılan abonelik ve sipariş gönderimlerinde aksaklıklar yaşanmıştır. Bu aksaklığın sadece Covid-19 pandemisi sebebiyle olduğunu söylemeyi çok isterdik. Ancak pandemi sürecine ek olarak bazı insan kaynakları seçimlerimizde hatalar yaptığımızı çok üzücü bir şekilde öğrendik. Gerek adli süreci olumsuz etkilememek gerekse bizi maddi zararın yanı sıra manevi zarara uğratmış olsalar dahi bu kimselerin haklarını ihlal etmemek için daha fazla bilgi şu an için paylaşamıyoruz. Ancak ilerleyen süreçte ihtiyaç duyulması halinde bu konuda ek ve detaylı bir açıklama daha yapılacaktır.

NE YAPIYORUZ

Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden bir grup akademisyen, arkeolog ve diğer meslek gruplarından gönüllü katılımcılardan oluşan bir destek ve dayanışma ile yürütülen, Türkiye’nin “Arkeoloji Dergisi” unvanıyla anılan Aktüel Arkeoloji Dergisi olarak çalışmalarımızı 2007 yılından beri sürdürmekteyiz. Malumunuz olduğu üzere Türkiye’de hak ettiği değeri henüz tam olarak bulamamış olan Arkeoloji biliminin güncelliğinin, canlılığının korunması ve geliştirilmesi diğer taraftan da kültürel mirasımızın korunması ve güvence altına alınması konusunda en etkili kuruluşlar arasında gösterilmekten dolayı duyduğumuz gururu vurgulamak isteriz. Ancak yaptığımız işin sosyal sorumluluk yönü sebebiyle kendimizi ticari amaç güden bir girişim olarak değerlendiremediğimiz gibi ticari amaç güden dergilerin faydalanmakta olduğu pek çok imkândan da süreç içerisinde mahrum kaldığımızı bilgilerinize sunmak isteriz. Aktüel Arkeoloji Dergisi ekibi olarak bazı okuyucularımıza elimizde olmayan sebeplerle verdiğimiz sıkıntıdan dolayı özür dileriz. Tüm gücümüzle sorunları aşmak için çalıştığımızı, dergileri ve siparişleri kendilerine ulaştırmak için gerekli işlemlerin büyük bir özveriyle devam ettiğini belirtmek isteriz. Anlayışınız ve desteğiniz için teşekkür ederiz. Saygılarımızla.

AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİ

Öneri ve şikayetleriniz tıklayınız