Haçlı Şövalyeler Doğuda En Çok Kimlerden Etkilendi?

Dürzîlik hakkındaki bilgimiz, Nusayrîlerle karşılaştırılırsa maalesef pek azdır 1. Merhûm hocamız böyle diyorsa da, yüzyıllar boyunca gizemini korumuş olan Dürzîlik, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın oğlu İbrahim Paşa’nın Suriye seferi sırasında (1831-1838) Vâditteym’de (=Şûf) onları mağlup edince, Mısır askerlerinin korunaklı yerlere girerek çok sayı da kitaplarına el koyması sâyesinde nispeten açığa çıkmış sayılabilir 2.

Emile Signol 1847, Haçlı Seferleri tablosu, Kudüs'ün Haçlılar tarafından alınması 15 Temmuz 1099

Lübnan dağlarının girilmesi güç olan köşelerinde yaşamış olan Dürzîler, dinlerini pek az değişiklikle bugüne kadar koruyabilmişlerdir. Bunlar temiz bir Semitik lehçe ile konuşurlardı. Eski gezginler onları kumral, sarı saçlı, iri yapılı ve uzun boylu olarak nitelerler. Bazı etnograflar, Dürzîlerin Asur krallarınca kuzeyden sürülen barbarlar olduklarını ileri sürmüşlerdir 3. [Bunların Yemenden gelen Süryanîler (!?) olduğu yolunda zayıf bir iddia da vardır 4.

Biz, bir Sâmî denizi içinde eski dillerini tamamen unutmuş olabilirler diyoruz. Artık Arapça konuşmaktadırlar. Bağdat’taki Sünnî Abbasî halifeliğine karşı, bağımsız olarak kuzey Afrika, Mısır ve kısmen Suriye’de Şiî-İsmâili-Bâtınî bir halifelik kuran Fâtımîler (909-1171), Dürzîlik üzerinde derin etkiler yaratmışlardır 5. Dürzîlik konusunda eser yazan müellifler, mezhebin iman ve amelle ilgili esaslarını genel olarak dört ana bölüme ayırırlar:

a- Fâtımî halifesi Hâkim-Biemrillâh’ın (doğ.985.hil.996-1021 ) ilâh olduğuna inanmak.

b- Eşya’nın ilk nedeni, yaradılışın aslı olan “emr’i, yâni Hamza bin Ali’yi bilmek (bu zât,Hâkim’in veziridir), Hamza’nın Horasanlı-İran asıllı olduğu söyleniyor.

c- Hamza’nın yardımcıları olan dört veziri tanımak, (bunlara Hudûd deniliyor).

d- Yedi esası bilmek ve gereğini yerine getirmek.

Hâkim 1017’de İlahlığını ilân etmişti 6. Veziri Hamza bin Ali tarafından bu inanç Kahire’deki Amr Câmii’nde halk’a bildirilince, cemaat buna karşı gelmiş, Hâkim, Hamza’yı bir süre gizlemek zorunda kalmıştı. Hâkim’in tanrılığını yaymak için Suriye’ye gönderilen ve Hamza’nın en güçlü ve cesur dâilerinden 7 olan Muhammed bin İsmâil-ed-Derezî üzerinde durmalıyız 8. Ona (Anuş Tegin) de denilir. Zamanında çok etkili bulunan, ancak günümüzdeki Dürzîler tarafından dinden çıkmış (=mürted) sayılan bu zât 1019 yılında Kahire’de öldürülmüştür. Bir başka söylenceye göre, Derezî, Hâkim’in yardımı ile Şam bölgesine kaçmış ve orada etkinliğini sürdürürken ( H.411-M.1020/21) senesinde ölmüştür. Ancak bu ikinci rivâyet Dürzîlerce kabul edilmemektedir.

İlâhlığını ilân eden halife Hâkim-Biemrillâh’a gelince, bu sapkın (=heretik) halife, giydiği yünlü elbiseyi yedi yıl sırtından çıkarmayan ve eşek üzerinde Kahire sokaklarında dolaşan garip bir kişiliğe sahipti. Aynı zamanda sert tabiatlı, merhametsiz, insanları katletmekten zevk duyan bir kimse olarak tanınırdı.

Kahire’nin kuzeyinde kapkara taşlık bir dağ olan Mukattam dağına geceleri çıktığını ve yıldızlara baktığını, yanında bulunan hizmetçilerin edep yerlerini açtırıp oralara dokunduğunu Abdurrahman Bedevî naklediyor 9

1021 yılında yine Mukattam dağına çıkmış ve bir daha geri dönmemiştir. Üzerinde hançer izleri görülen düğmeleri kapalı elbiselerinden başka bir şey bulunamadığı, birçok tarihçinin onu, çılgın hareketlerinden rahatsızlık duyan kızkardeşi Sittü’l-Mülk’ün öldürttüğü fikrinde oldukları ısrarla belirtiliyor. Bu sıralarda veziri Hamza da ortadan kaybolmuştur.

Dürzîler, savaşçı, sert, cesur bazen zâlim olarak bilinirler. Doğru kişilerdir; sosyal dayanışmada açık ve duygulu, ilişkilerde dürüst, davranışlarda ağırbaşlı ve onurludurlar. Doğu ulusları arasında kadınlara en çok saygı gösteren bunlardır. Birbirlerine “şeyh” derler, aç kalmış yolcuya son lokmalarını verirler. Uzun yıllar Haçlı ordularıyla doğrudan ilişkiler kurmuşlar; bundan ötürü birbirlerinin düşüncelerini, hattâ kıyafetlerini bile almayı başarmışlardır. Tampliye Şövalyeleri ile münasebetleri hemen-hemen kesinlik derecesine varmıştır. İleride bütün ayrıntılarıyla değineceğimiz gibi, bu ilişkiler İsmâilî-Sabbahîlerden çok daha etkili ve güçlüdür.

Tanınmış Doğu bilimcilerden Sylvestre de Sacy,Dürzî  dini üzerine yazdığı önemli eserinde 10, Dürzîlerce Allah kavramının idrak edilemeyeceğine, fakat Allah’ın birçok defa insan şeklinde görülebileceğine 11, son olarak da Hâkim suretinde bedenleştiğine inanıldığını söyler. Bu önemli bir Gnostik okul düşüncesidir.

Gnoz (=Gnose) doğaüstü ya da dinsel bilgidir. Kısaca sezgisel bilgi demektir. “İrfan” ile eş anlamlıdır. İrfan, ilâhî ve gizemli bir feyz alarak evrenin sırlarını bilme kudretidir. Aynı zamanda “teozofik” karakterlidir; bu inanışta Tanrı ve melekleri ile direkt irtibat sağlanabilir.

Eskiler, ilim medresede, irfan tekkede derlerdi. Atatürk 1925’de tekkeleri kapatırken, Eyüp Oluklubayır Ümmî Sinan Tekkesi’nin son legal şeyhi, Ankara Vali vekilliği  ve Kırşehir milletvekilliklerinde bulunmuş olan Yahya Galib (Kargı) Bey ile ünlü Bektâşî babası Yaşar Baba, ona “Paşam, tekkelerden artık irfan kalktı!” demişlerdi.

Dürzîlerin ve Şövalye tarikatlarının birçoğunun benimseyişleri “Gnoz” ile bağdaşır. Bunlar, gizemli ve sezgili bir yöntemle ilâhi bir feyz alarak mutlak bilgiye kavuşula bilineceğini savunan filozofik öğretilerdir. Bu bilgilerin, kutsal kitaplardaki dinsel bilgilerden çok üstün olduğuna inanılır. Böyle düşünülünce de Bâtınî inançlara adım-adım yaklaşılır. Gnostiklerin tam karşısında da Agnostikler (=Bilinemezciler) vardır.

Dürzîlerin kurucularından Hamza tarafından yazıldığı söylenen kutsal kitaplarına “Birlik sırlarının Kanıtları Kitabı”  denilir. Bu kitapta öğretilen hakikatleri benimseyen kimse, yaşı elverişli, kölelikten kurtulmuş, fikir ve beden sağlığı yerinde olmak koşuluyla sır saklayanların arasına katılır. İbâdet’in yerini tek Allah’ın hakikatine içtenlikle inanma, orucun yerini kardeşçe sevgi, sadakanın yerini her gün yapılan hayır işleri almalıdır. Arap tarihçilerine göre Dürzîlik sırlarına dokuz dereceden geçerek ulaşılır.

Ruhâni Başkanlar kutsal törenlere başkanlık ederler. Törenler, doğudan batıya dikdörtgen şeklindeki yerlerde yapılır. Kapıları batıdadır. Dürzî inancına göre Hâkim ölmemiştir, Çin’de meçhul bir yerde yaşamaktadır; kıyamete yakın tekrar yeryüzünde adâleti kuracaktır. Başka bir iddiaya göre, semâya yükselmiş, insanlar düzelince geri gelip hakikatleri anlatacakmış.

Sabbahiler

İran’da Nizârî-İsmâilî-Bâtınî  bir devlet kuran Sabbahîler, adlarını kurucu Hasan  Sabbah’tan alırlar. Ortaçağın bu Usame Ladin’i 1046-1047 veya 1053-1054 yıllarında Kum veya Rey kentinde doğmuş,1124’de Kuzey İran’da Kazvin yakınında Rudbâr vâdisindeki Alamut (=Kartal Yuvası) kalesinde ölmüştür. Kendisi Güney Yemen’de hüküm süren Himyerî krallarının soyundan geldiğini iddia etmekteydi. İranlı Sabbah, Fâtımiliği benimseyip Mısır’a gönderildi. Kahire’de başdâî Ebû Davûd tarafından karşılandı ve halîfe Müstansır-Billâh ile görüştü 12.

Sabbah, Halife’nin veliaht tâyin ettiği büyük oğlu Nizâr’ı,başkaları da küçük oğul Müstalî’yi tutuyorlardı. Karışıklıklar sonucu Hasan Sabbah Mısır’dan kaçtı, hemen-hemen bütün İran’ı dolaşarak dokuz yıl boyunca Bâtınîliğin propagandasını yaptı. Büyük Selçuklu veziri Nizâmü’l Mülk tarafından takip ettirilmekte iken, Hasan kaçarak Alamut kalesini  ele geçirdi ve orada 1090 yılında Nizârî-İsmâilî Devletini kurdu, sonra da Fâtımîlerle ilişkilerini tamamen kesti. Bâtınîlik onunla yeni bir hüviyet kazandı. İmam adına dâvette bulunan dâîlerin yerini, devamlı haşîş (=esrar) kullanan ve bu yüzden “haşîşî” 13 denilen eli hançerli nihilist câniler aldı. Hasan Sabbah adamlarına cennet sözü veriyor ve kendilerini bekleyen mutluluğu dünyada iken tatmaları için onlara esrar ve şarap içiriyordu. Böylece onları, her türlü emri yerine getirmeye hazır hâle getirmişti.

Haçlı Seferleri sırasında Tampliye Şövalyelerinin Kuzey İran’daki Alamut Kalesinde, dâvet üzerine Hasan Sabbah  (ölm.1124) ile görüşmeleri ve örgüt ile Bâtınî doktrin hakkında ilk ağızdan bilgiler almaları komedisine gelince 14, bu da İsa’nın Tibet’e gitmesi kadar hayalî bir iddiadan ibarettir.

Filistin, Antakya ve Urfa dolaylarındaki Haçlı kalelerinden, aradaki birçok Türk emîr ve beyliklerini ve tüm İran’a hâkim Büyük Selçuklu Devletine bağlı arazileri el-kol sallayarak geçmek fikrine hangi mantıkla inanabiliriz? Sıra ile Melikşah,Berkyaruk,Muhammed Tapar ve Sencer gibi Sultanların amansız takibindeki bu 11.-12. yüzyılların Usame bin Ladin’ine nasıl ulaşılabilir? Tampliye Şövalyeleri bu kalede cinayet ve suikast dersleri mi alacaklar?

Haşhâşîlerin katlettiği bazı şahıslara gelince 15:

- Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk (1092),

- Humus Emîri Atabey Cenâhüddevle (1103),

- Musul Valisi Mevdûd (1113),

- Aksungur el-Porsukî (1126),

- Trablusuşam (=Tripoli) ‘lı Kont II.Raymond (1152).

- Sur (=Tyre) Markisi Konrad de Montferrat (1192).

Ayrıca, Haçlıların bu kadar uzun ve tehlikeli bir yolculuk yapmasına da gerek yoktur. Bazı Haşhâşî reisleri Suriye’de devamlı surette yerleşmeyi başarmışlardı. Halep’teki Selçuklu Emîri Rızvan (=Rıdvan),bunların yardımından yararlanmıştır. Dışarıdan kuyumcu gözüken Ebû Tâhir Suriye’ye dâî olarak gönderildi ve özellikle Halep’te çok taraftar kazandı. Rızvan 1113’de öldü. Kanlı bir imhadan sonra Behram adlı bir dâî de İran’dan görevle gönderildi. Behram 1126’da Baniyas kentini ele geçirdi ise de, üç yıl sonra şehir Haçlılara teslim oldu.

Suriye Haşhâşîleri çok defa Hıristiyanlar ile dostane ilişkiler kurarak 1141’de Hısn-el-Masyad (=Masyaf) adındaki dağ kalesini aldılar (Bahra Dağı). Kuzey Suriye’deki Kahf, Kadmus, Ullayka ve el-Havâbî v.b. gibi kaleleri zapt ettiler. Bunlar siyasi ve askeri manevralar olup herhangi bir doktrinin açıklaması, aktarılması düşünülemez.

Bu Haşhâşî reisleri genelde Şeyh’ül-Cebel nâmını taşırdı (=Dağ’ın Şeyhi). Haçlılara göre (Le Vieux de la Montagne). Bunların en nüfuzlusu Râşidüddin Sinan’dır. 1193 Eylülünde Masyad kalesinde ölmüştür. Suriye dağlarındaki kaleler 1260’da bir süre Moğol İlhanlıların eline geçti. Son darbeyi Memlûklu Sultanı Baybars 1272’de vurdu.

Ortadoğu’nun Ortaçağ Târihini bir nebze inceleyebilen mantık sahibi herhangi birisi, Haçlı Kontlarını İran’daki Alamut Kalesine göndermez. Tampliyelerin kurucusu ve ilk Büyük Üstadı Hugues De Payen’in bu kaleyi ziyareti ise büyük bir uydurmadır. Vaktinin çoğunu Avrupa’dan şövalye devşirmekte harcayan bu zat hakkında bölüm açan “Ante Anno Caedo” yazarı Tahsin Ünal, C.Gener’in garip fikirlerine uyarak değerli kitabına bir gölge vurmuştur.(Nisan 1999,s.35).

Şövalyeler, Haçlı-Lâtin Kudüs Kralllığı’nın resmî siyâsetine pek aldırış etmeden, kendi çıkarlarını korumak için, Suriye-Filistin yöresindeki Bâtınî- İsmâilî fırkaları ile oldukça iyi geçiniyor ve en azından iki çarpışma dönemi arasında sınırlı bir uzlaşma hâlinde bulunuyorlardı. Yukarıda anlatılan bölgesel ve ilkesel nedenler yüzünden, şövalyelerin, metin ve sağlıklı Dürzîlerden daha çok etkilendikleri fikrindeyiz. Bu sıralarda, Sünniliğe yürekten bağlı Zengîler ve Eyyûbîlerin Bâtınî  fanatikleri düşman telâkki ettikleri  de unutulmamalıdır.

Dürzîlerin bazı gizli doktrinlerinin nasıl olup da Hür Masonluğa intikal ettiğini açıklamak pek kolay bir iş değildir. Dürzîler yıllar boyunca Haçlı Şövalyelerle doğrudan ilişkiler kurmuşlardır. Şehabeddin Sühreverdî’nin İşrak Felsefesi, Neo-Plâtonizm, Maniheizm, İran-Hind mistisizminin etkileri ve Dürzîlik, karmaşık bir sarmal içinde Suriye ve Filistin yöresindeki şövalyeleri etkilemiş olmalıdır. Buralardan aldıkları, çeşitli akımların fikirlerini, kendi inançları ile karşılaştırıp eklektikleştirerek, bambaşka koşullar ve ortamlar içerisinde evrimleştirerek Avrupa’ya taşıyan şövalyeler, birtakım benzerlikleri ileriki yüzyıllara başarı ile yansıtmışlardır.

Sabbahi Silsilesi

- Hasan Sabbah (h.1090-1124)

- Büzürg Ümmid Rûzbâri (1124-1138)

- Muhammed Büzürg Ümmid (1138-1162)

- Hasan bin Muhammed (1162-1166)

Bu kişi,Nizâr’ın torunuyum diyerek, 1164’de Kıyamet Bayramı denilen büyük bir toplantıda kendisini İmam seçtirir ve İslâmiyeti toptan reddeder.

- İmam Nureddin Muhammed (1166-1210)

- Celâleddin Hasan, Nov-Muselman (1210-1220)

Lâkabından anlaşılacağı gibi,kendisine Yeni Müslüman dedirtmiş ve bir kısım Bâtınî kitaplarını yaktırmıştır.

- Alâeddin Muhammed (1220-1225)

- Son İmam Rükneddin Hürşah (1225-1256)

Hürşah,Nasreddin Tûsî’nin 16 ikbalinde Moğol-İlhanlı hükümdarı Hülâgû’ya teslim edilince Alamut  Sabbahîliğine son verilmiştir. Sonunda, târihçi Cüveynî’nin de dâhil olduğu bir kurul tarafından tüm Bâtınî kitapları yaktırılmıştır. Bu yüzden, Sabbahîler hakkındaki bilgilerimiz, çoğunlukla onlardan nefret edenler tarafından yazıldıkları için maalesef endirekttir 17.

Parlak bir zekâya, örgütçülük vasıflarına sâhip, cebir-geometri-astronomi gibi bilimlere, dinsel ilimlere vâkıf bir kişi olan Hasan Sabbah, müridlerini kasten câhil bırakmış olup, aslında bir mütefekkir ve yazardı. Ona göre otoritenin temel kaynağı, Allah tarafından atanan İmâm-ı ma’sûmdur. Şeriat ve ilâhiyat, ancak hakikatin temsilcisi olan imamın talimiyle öğrenilebilir. Orta ve Yakın Doğu’yu şiddet ve dehşet içinde bırakan bu zâtın fanatik fikirlerine bakarak, içtenlikle “yazık olmuş” diyebiliyoruz.

Değerlendirme ve Haşhaşileri Daha İyi Yansıtmaya Çalışan Yayınların Tanıtılması

Günümüzde, “Medeniyetler Çatışması” başlığı altında ortaya çıkan bazı yayınlarda, Haşhâşîliğin yanlış tanıtıldığı ve bunların asırlık bir yalan olduğu yolunda birtakım fikirler ileri sürülmektedir. Hülagü’ye eşlik eden tarihçi Atâ Mâlik Cüveynî’nin Alamut kalesindeki zengin Bâtınî İsmâilî  Kitaplığını inceledikten sonra bu tarikatı tebliğ eden tüm eserleri yaktırdığı da ısrarla belirtilir.

Cüveynî burada anonim bir 10. yüzyıl yazarına ait  (Gilan ve Deyleman Tarihi) kitabı ile kendisinin daha sonra (Tarih-i Cihân Güşâ)  adlı eserinin bazı bölümlerinde kullanacağı, Hasan Sabbah’ın biyografisi ile İsmâilî itikadını anlatan  “Sergüzeşt-i Seyyidinâ”  başlıklı bir manüskri bulmuştur. Bu değerli el yazması günümüzde Tahran Merkez Kütüphanesinde olup mikrofilmi de Vezîrî kolleksiyonundadır. Hasan Sabbah’a lânetler yağdıran eski ve yeni müellifler bu biyografiden habersiz görünmektedirler. Bu biyografinin Nasreddin Tûsî’ye ait olduğunu ileri süren bazı iddialar dayanaksız bulunuyor. Adı geçen âlim ve filozofun eserlerinin tanıtıldığı bilimsel makalelerde “Sergüzeşt-i Seyyidinâ” yer almamaktadır. (Örnek olarak: Tûsî’nin ahlâk üzerine Farsça yazdığı büyük eserini -Ahlâk--ı Nâsırî-  Azerîce çevirisinden Türkçe’ye kazandıran, Erciyes Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Doçentlerinden Dr. A.Vahap Taştan. –Nasreddin Tûsî- Hayatı, Eserleri, Din ve Toplum Görüşü.)Bahse konu ahlâk kitabının henüz basılmadığı da belirtiliyor.

Sabbahîleri kötüleme furyası epeyce eskilerden başlamaktadır:

1-Tudela’lı Benjamin (Binyamin bin Yona) ve Ratisbon’lu Petachia; İki Yahudi gezginin İslâm Dünyası Gözlemleri. Benjamin’in (1159-1167) ve (1172-1173) tarihlerindeki anılarını içeren ( Seferha-Gezi Kitabı) 1543’de İstanbul’da bir Yahudi matbaasında basılmıştır.

2- William II of Tyre (ca.1130-1184); Kudüs Kralı Baldwin tarafından Sur (=Tyre) Başpiskoposu yapılan tarihçi. Kudüs 1187’de Salâhaddin Eyyûbî’ye teslim oluncaya kadar çalışmıştır. Kitabının İngilizce çevirisi 1943 yılında basıldı.

3- Ünlü gezgin Marco Polo (1254-1324 Venedik) ; Aslen Macar olup Dalmaçya adalarından Venedik’e bağlı Korcula’da doğduğu da ileri sürülür. Kitabı “Il Millione” yi Ceneviz esiri iken yazdırdığı belirtiliyor.

4- İmameddin el-İsfahânî (1125-1201 Suriye); Kâtip diye anılan edip ve tarihçi. Irak ve Horasan Selçuklularını anlatır.

Bu arada 1183’de yazdığı  “Nusret-ül Fetre ve Usret-ül Fitrâ”  başlıklı kitabında (Haşhâşî) deyimini ilk kez kullanan tarihçi olduğu söyleniyor. İddiaya göre, bu sıralarda Hasan Sabbah vefat edeli 59 sene olmuştu! Kendisi Nureddin Zengî’nin kâtibi ve Zengîlerin halefi Salâhaddin Eyyûbî’nin sefer arkadaşıdır. Onun fetihlerini anlatır, koyu Sünnî meşreplidir. Arap şiirlerini de incelemiştir.

İran kökenli Arap tarihçi Kıvameddin el-Bundarî (12.yy.sonu-13.yy.başları) çağdaşı olan yazar İmameddin el-İsfahânî’nin Arapça eserini özetleyerek “Zübdet-ün-Nusre” adı ile Eyyûbîlerden Melik-ül-Muazzam’a sundu. Th.Houstma tarafından 1889’da metni yayınlanan bu eseri Kıvameddin Burslan (Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi) başlığı altında 1943’de Türkçe’ye çevirdi. Bahse konu olan kitap 2001 yılında 306 sayfa olarak Türk Tarih Kurumu tarafından yeniden bastırılmıştır.

5- Marshall Hodgson (1922- 1968); Amerikalı Orientalist ve dünya tarihçisi. Indiana’nın Richmond kasabasında doğdu. Chicago Üniversitesinden mezun olduktan sonra 1951’de aynı okulda öğretim görevlisi olarak atandı ve genç yaşta vefatına kadar orada çalıştı. Kısa sayılabilecek ömrüne önemli eserler sığdırabilmiştir. İlk yayını doktora tezinden kitap haline getirdiği “The Order of Assassins – The Struggle of the Early Nizârî İsmâilîs Against the Islamic World” dür. Günümüzde Haşhâşîlere hücum edenlerin çoğunun bu eserden haberleri yok gibidir.  Müellifin en ünlü eseri ise İslâm Uygarlığı hakkındaki üç ciltlik “The Venture of Islam: Conscience and History in a World Civilization” dır. Onun kardeşliği esas alan Quakerism’e mensup oluşu,İslâm tarihine tarafsız bir tutumla yaklaşmasını doğurmuştur. İslâmı hem bir din ve hem de bir dünya medeniyeti olarak ele alır. Önemli bazı makalelerini içeren bir kitabının “Essays on Europe,Islam and World History –Cambridge 1993” İslâmla ilgili ikinci bölümünü Ahmet Kanlıdere Türkçeye çevirdi;  “Dünya Tarihinde İslâm,İst.1997”.

6- Farhad Daftary (=Ferhad Defterî) İranlı İsmâilî uzmanı; doğumu: 1938.

California –Berkeley Üniversitesinden 1971 yılında mezun olmuştur. İsmâilî İncelemeleri Enstitüsünde Akademik Araştırma ve Yayın Departmanı eş Direktörü ve Iranica Ansiklopedisinin Danışman Editörüdür. Ayrıca, İsmâili metinleri ve çevirileri serisinin Genel Editörü görevini yürütmektedir.

Eserleri Arapça, Farsça, Türkçe, Urduca ve çok sayıda Avrupa dillerine çevrilmiştir. “Kitapyurdu.com” adresinde bulunabilecek bazı Türkçeye çevrilmiş kitapları aşağıda gösterilmektedir:

a- Alamut Efsâneleri,

b- İsmâilîler/ Târihleri ve Öğretileri,

c- Muhalif İslâm’ın 1400 yılı.

7- Alamut kalesi hakkında eklenmesi gereken bir not:

İran’ın Kazvin eyaletinde Talış Dağları ile Elburz Dağ sisteminin kesiştiği noktada,2163 metre yükseklikte yer almaktadır. Halen enkaz durumundadır. Hamdullah Kazvinî’ye göre 840, bir başka kaynağa göre ise 859 yılında inşa edilmiştir.

1090-1256 yılları arasında Nizârî-İsmâilîlerin başkenti olarak kullanılmıştır.

8- Bütün bu yayınların incelenmesi sonunda, Haşhâşîlik veya daha doğru bir deyimle Nizârî-İsmâilîlerin, adamakıllı tarafsız bir gözle incelenmesi gerektiği meydana çıkmaktadır. Ancak, unutulmaması icap eden önemli bir nokta, “Dâî” denilen Fedâîler tarafından katledilen İslâma ve Hıristiyanlığa mensup bir çok kişinin yer aldığı uzunca bir listenin elde bulunduğudur. Bu liste tebliğimizin önceki bölümlerinde yer almaktadır.

 

1 Abdülbaki Gölpınarlı,Türkiye’de Mezhepler ve Tarikatler ,İstanbul 1969,s.131-133.
2 Mustafa Öz,”Dürzîlik Maddesi” TDV İslâm Ans.,C.10,İst.1994,s.39-48.
3 Yeni Türkçe ile basılmış bir Ritüel’den alınmıştır. İslâm Ans.,C.3,İst.1977,s.666’da Med,Pers,Hitit,Galat ve hattâ Frank orijinli olabilecekleri de ileri sürülür (Şehabettin Tekindağ).
4 Enver Behnan Şapolyo, Mezhepler ve Tarikatlar Tarihi,İst.1964,s.384.
5 TDV İslâm Ans.C.12,İst.1995,Fâtımiler,s.228-240.Seyyid,Eymen Fuad ve Beksaç,A.Engin.
6 Bazı metinlerde Hakîm şeklinde karşımıza çıkmakla birlikte asıl okunuşu (Hâkim) dir.
7 Dâî = Duacı veya dâvet eden, sebep olan demektir. Hasan Sabbah’ın nihilist cânilerine de “dâî ” adı verilmiştir.
8 Batılı kaynaklarda “Compte de Dreux” ismine de rastlanır. Dürzîler hakkında hâlâ aşılamamış olan bir kitap, Silvestre de Sacy’nindir. “Exposè de la religion des Druzes, Paris 1838.
9 Mezâhibü’l-İslâmiyyin,Beyrut 1973,II,s.755 (Dip not:2’den).
10 Exposè de la religion des Druzes,Paris 1838.
11 Hülûl ve İttihat; Epiphany.
12 Abdülkerim Özaydın, “Hasan Sabbah mad.” TDV İslâm Ans.,İst.1997,C.16,s.347-350, Burada, bazı söylencelere göre Halife ile görüşemediği de ifade ediliyor.
13 Batı dillerinde Assassin= Gizli katil, suikastçi.
14 Cihangir Gener,Ezoterik-Bâtınî Doktrinler Tarihi,Ankara 1994. Yazarın ana kaynağının Edouard Schurè olduğu anlaşılıyor(Büyük İnisiyeler ve Dinlerin Gizli Tarihi); James Churchward’a gelince, efsanelerin cirit attığı yazılarına bilimsel bir veçhe vermek imkânsız görünüyor. Hele şu Mu Kıt’ası genç okuyucuların kafasını iyice karıştırmaktadır.
15 Işın Demirkent,Haçlı Seferleri Tarihi, İst. 1997,s.86,118,160.
16 Meraga Rasathânesinde astronom,müellif,Şiîlik araştırmacısı, siyaset ve felsefe adamı. (1201 Tûs -1274 Bağdat yolunda). (karş. Hâmit Dilgan,N.Tûsî,İTÜ, Mim.Fak. y.İst.1968).
17 Karş.A.Gölpınarlı,a.g.e. s.119.

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

Lucien Arkas ile Röportaj

1750 yıllarında Marsilya’dan Türkiye’ye gelen bir Fransız ailenin oğlu olan Lucien Arkas, 1945 yılında İzmir&rsqu...

Klaros Kutsal Alanı

İzmir İli, Menderes İlçesi sınırlarında yer alan Klaros, İonia’nın en önemli kutsal alanlarından biri aynı zaman...

Büyük İskender Sonrasında Smyrna (İzmir)

İzmir Körfezi’nin doğu derinliğinde uygun yerleşim koşulları nedeniyle İzmir Neolitik Çağdan itibaren kesintisiz...