78. Sayı - Kentlerin Doğuşu

Kentler, insan coğrafyasının dünya gezegenindeki yeni harita detayıdır.

Türümüz yüzbinlerce yıl yaşında ve bu zamanın çoğunda gezegenimizi diğer insanlarla, kendi yerel bölgelerimizin etrafında dolanıp, yenilebilir bitkiler toplayarak, balık tutarak ve avlanarak paylaştık. Gruplar genellikle küçüktü, çoğu zaman sayıları otuzdan azdı. Bunun nedeni ise yerkürenin çoğu kısmında bu tarz bir yaşamın yoğun nüfusları destekleyemiyor oluşuydu.

Tarihöncesi insanlar muhtemelen kalabalık gruplar halinde zaman zaman bir araya geldiler;  törenler, eş bulmak ve bazen de hayvanlar ya da balıkların göçlerinin sağladığı ani besin kazancı için birlik oluşturdular. Bu toplumların kentlere ihtiyacı olmadığı gibi bu kentleri yaratacak gücü de yoktu. Kentler yuva olarak düşünülebilir, sosyal hayvanların – ki bizler her zaman sosyal olmuşuzdur – işbirliği yapıp, birbirini desteklemelerine izin veren, yoğun bir şekilde dolu yaşam ortamlarıdır. Ama insanlık tarihinin genelinde, yuvalarımız çok daha ufak olmuştu. Yaşlıların küçüklere göz kulak olabildiği ve yetişkinlerin daha geniş alanlarda yiyecek toplayabildikleri mevsimsel kamplar halindeydiler.

Yerleşik düzene geçiş ve tarım bütün bunları değiştirdi. Balıkçılık yapan insanların tüm yıl boyunca yaşayabilecekleri birkaç yer vardı ancak yerleşimin temelinde, bizleri toprağa bağlayan, sadece boş bölgeler olan geniş alanlar yerine, yerleşim yeri haline gelecek evleri ortaya çıkartan tarımın gelişimi bulunmaktadır. Holosen Çağının başlarında, çiftçilik, bir dizi farklı mahsul kullanılarak yerkürenin birçok bölgesinde ortaya çıkmıştır. Her çiftçilik yapısının merkezinde, enerji için gerek karbonhidratı sağlayacak bir ya da daha fazla tür bulunmaktaydı: buğday, arpa, akdarı, süpürge darısı, pirinç, mısır ve çeşitli kökler. Bunlar zamanla, bakliyatlar, yeşil sebzeler, meyveler ve sonunda çeşitli evcilleştirilmiş çiftlik hayvanları ile tamamlandı. Bütün bunlar yıl boyu bakım gerektirmekteydi. Tarlaları temizlemek, ekim, ot yolma, hasat ve yiyeceklerin bir işleme tâbi tutulması için insan gücünden başka enerji kaynağı yoktu. Tarım, nüfusun çoğalmasını mümkün kıldığı gibi bunu bir gereklilik haline de getirdi. Çoğalan nüfus, sadece besin için değil, su ve barınak için de yeni talepler yarattı. Yoğun bir yerleşime sahip topluluklar, sosyal düzen ve çatışma değişimlerinde yükselişi sağlamıştır: rekabet ve gerginlik artık grupların bölünmesiyle çözülemez. Savaş, kanun, adalet ve mülkiyet yepyeni biçimler almışlardır. İnsan toplumu bir daha asla aynı olmayacaktır.

İyi okumalar.

www.arkeolojidukkani.com 

EN ÇOK OKUNANLAR

Kültepe Kazılarında Yeni Buluntular

Kültepe-Kaniş kazılarında Eski Tunç Çağı'na tarihlenen Kültepe'ye özgü 4300 yıllık 10 yeni alabaster (gypsum) idol bulundu. 

Prof. Dr. Jale İnan

Antalya’da Bir Arkeoloji Çınarının Gölgesinde   

Ülkemiz ama özellikle Antalya arkeoloji camiası 2014’ün 1 Şubat’ında 100 yaşına basan Türkiye’nin ilk kadın arkeologu Jale İnan’ı bir kez daha andı. 26 Şubat 2001’de aramızdan ayrılışının ardından onlarca yıl geçmesine rağmen Jale Hoca hiç unutulmadı. 

SON İÇERİKLER

Umman Qumayrah Vadisi: Antik Kuleler, Bakır Ticareti ve Oyunlar

Umman-Polonya ortaklığında, Varşova Üniversitesi, Polonya Akdeniz Arkeolojisi Merkezi (CAŚ) ve Umman Sultanlığı Kült&uum...

SRMKA - Seramik Araştırmaları Dergisi (The Journal of Ceramic Research)

2019 yılında yayınlanmaya başlayan Seramik Araştırmaları Dergisi (The Journal of Ceramic Research), seramiklerin üretim tekno...

Meta Romuli – Roma’nın Kayıp Piramidi

Meta Romuli ya da diğer bir adıyla Vatikan Piramidi, Antik Roma kentinde, Romalılar tarafından Circus Neronis ve Hadrian Mausoleum...