KÜLTÜREL MİRAS

UNESCO NEZDİNDE TÜRKİYE DAİMİ TEMSİLCİSİ BÜYÜKELÇİ GÜRCAN TÜRKOĞLU’NUN AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİNE VERDİĞİ MÜLAKAT

 

UNESCO NEZDİNDE TÜRKİYE DAİMİ TEMSİLCİSİ BÜYÜKELÇİ GÜRCAN TÜRKOĞLU’NUN AKTÜEL ARKEOLOJİ DERGİSİNE VERDİĞİ MÜLAKAT

 

Aktüel Arkeoloji: Türkiye’nin genel olarak kültür mirası, özel olarak da Dünya Mirası alanlarının korunması bakımından durumunu nasıl görüyorsunuz?

Gürcan Türkoğlu: Türkiye’de kültür mirasını koruma bilinci ve faaliyetlerinin gelişmekte olduğunu memnuniyetle izliyoruz. Geçmişten bugüne gelen bazı ihmal ve hataların varlığı bir vakıa. Ancak şimdi geçmişin muhasebesinden çok mevcudu en iyi biçimde ve özenle korumaya odaklanmak gerekiyor. Esasen Türkiye’de bunun için oldukça uygun bir ortam var. Devletin en üst düzeyinden yerel yöneticilere, sivil toplum ve basından üniversiteler ve özel sektöre kadar her düzeyde koruma bilinci ve duyarlılığı artmakta.

A.A: Buna örnekler verebilir misiniz?

G.T: Sayın Cumhurbaşkanının Dünya Mirası Listesinde bulunan Divriği Ulucamii ve Şifahanesi ile Geçici Listedeki Ahlat’taki Selçuklu Mezartaşları ile Diyarbakır Kalesi ve Surlarının korunma faaliyetlerini bizzat himayesine alması en üst düzey ilginin bir örneği.

Sayın Başbakanın İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti ödeneklerinin büyük bölümünü, Dünya Miras Listesinde ve geçici listede yer alan varlıklar başta olmak üzere kültür mirasının korunması, bakımı, onarımı ve restorasyonu için tahsis etmesi çok önemli bir karardı. UNESCO’da büyük takdir topladı.

Sayın Kültür ve Turizm Bakanının, Bakanlığında Dünya Mirası Alanlarımız ile ilgili özel bir birim kurmuş olması çok stratejik ve isabetli bir karar oldu. Bu karar da UNESCO’da memnuniyet yarattı. Zira böyle bir yapılanma henüz her ülkede yok.

Dışişleri Bakanlığı ve Özel Çakabey Okulları da 2012 takvim ve ajandalarını Dünya Mirası alanlarımıza ayırarak Dünya Mirası Sözleşmesinin 40. Yılı münasebetiyle tanıtım ve farkındalık çalışmalarına katkıda bulundular.

UNESCO Türkiye Milli Komisyonu dünya mirası alanlarımızın durumu ve sorunları ile ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı. Sayın Kültür ve Turizm Bakanının bu raporu milletvekilleri ve valiler başta olmak üzere kapsamlı bir dağıtımla herkesin dikkatine getirmesi çok yararlı oldu.

ICOMOS Türkiye Komitesi, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile işbirliği halinde dünya mirası alanlarımız ile ilgili bir izleme süreci başlattı.

Özel sektörün ve özel vakıfların kazılara ve restorasyon çalışmalarına sponsor olması, Üniversitelerde miras alanlarının yönetimi ile ilgili lisansüstü programlarının başlatılması ve bir grup vatandaşımızın Dünya Mirası ile ilgili bir dernek kurmuş olması (Dünya Mirası Gezginleri) ise toplumun ilgisinin yeni göstergeleri. Ekonomik istikrar da korumaya kaynak ayrılmasını nispeten kolaylaştırıyor.

A.A: Medyanın ilgisi yeterli mi?

G.T: İlgi var; ancak mirasımızın zenginliği ve sorunların çokluğu karşısında bunun yeterli olduğunu söylemek mümkün değil. Medyanın kültür mirasının korunması ile ilgili konuları daha yakından ve süreklilik içinde izlemesi önem taşıyor. Esasen Türk basınının bu alanda gazeteci Özgen Acar’ın başlattığı değerli bir geleneği var. Bunun genç gazetecilere model olmasını dilerim. Genç gazetecilerin kültür mirasının korunmasını izlerken takipçi olmaları ve konunun teknik yönlerine de Acar gibi hakim bulunmaları önem taşıyor. Medyanın bu alana ilgisinin son bir örneği NTV Televizyonu ve Tarih Dergisinin “Görmezden Gelmeyin” başlıklı farkındalık yaratma kampanyası. Bu kampanya da UNESCO’da takdirle karşılandı.

A.A: Bütün bu ilgi neden yeterli sonuç vermiyor?

G.T: Toplumumuzun bütün bu ilgisinin eşgüdüm içinde ve stratejik bir yaklaşımla seferber edilmesi, kültür mirasımızın korunması bakımından kuşkusuz daha verimli sonuç alınmasını sağlayacaktır. Aksi takdirde gösterilen çabalar dağınık ve verimsiz kalabilir. Koruma faaliyetinin bütünsel ve stratejik bir yaklaşımla yürütülmesi gerekiyor. Koruma alanında genç kuşaklardan başlayarak bilgilendirme, eğitim ve araştırma çalışmaları yapılması da ayrı bir ihtiyaç. UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi bütün bu konularda ayrıntılı biçimde yol gösteriyor.

A.A: Türkiye’de başka ne gibi sorunlar ve aksamalar var?

G.T: Kültür mirasının korunması gibi bütün insanlığın ve ülkemizin geçmişini geleceğine bağlayan konularda eleştiri ve tartışmaların mümkün olduğunca gündelik politikanın etkisinden uzak tutulmasında fayda var. Bunun için yöneticilerin şeffaf ve diyaloga açık, kamuoyunu oluşturan kesimlerin ise yapıcı ve önyargısız davranması gerekiyor. Nitekim UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi de esasen dünya miras alanlarının korunmasında merkezi ve yerel yönetimlerle birlikte, sivil topluma, alanda yaşayan halka ve üniversite ve uzmanlar ile medyaya da pay veriyor ve bütün bu paydaşlar arasında yapıcı ve şeffaf bir diyalog ve eşgüdüm bulunmasını telkin ediyor.

A.A: UNESCO’nun Dünya Mirası Programı, Türkiye’deki mirasa olan ilginin teşvikinde rol oynadı mı?

G.T: Dünya Mirası Sözleşmesi ülkemizdeki koruma faaliyetlerinde özenin, kalitenin ve bilinç düzeyinin yükselmesinde çok önemli bir rol oynadı. Türkiye 1972 yılında kabul edilen UNESCO Dünya Doğal ve Kültürel Mirası Sözleşmesine 1982 yılında taraf oldu. Türkiye'den Dünya Mirası Listesine 1985-1998 yılları arasında dokuz yer girmişti. 12 yıl aradan sonra, geçen Yıl Selimiye’nin de kabul edilmesiyle bu sayı ona çıktı. Bu yıl Çatalhöyük’ün, önümüzdeki yıllarda Alanya Tarihi Şehri, Bergama, Efes ve Afrodisias’ın adaylıkları Dünya Miras Komitesinde ele alınacak. Geçici Listemizde ise adaylık dosyalarının hazırlanmasını bekleyen 26 miras alanımız daha var. Geçen yıl 4 (Bergama, Eşrefoğlu Camii, Hatay St Pierre Kilisesi ve Göbeklitepe Arkeolojik Alanı), bu yıl 10 miras alanımızın daha (Gordion, Odunpazarı Tarihi Kent Merkezi, Zeugma Antik Kenti, Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi, Birgi Tarihi Kenti, Ani Tarihi Kenti, Aizanoi Antik Kenti, Hacı Bektaş Veli Külliyesi, Niğde'nin Tarihi Anıtları, Mamure Kalesi, Beçin Kalesi ve Ören Yeri ile Hekatomnos Anıt Mezarı) geçici listeye alınması kararlaştırıldı. Yeni adaylık dosyalarının ve Geçici Listedeki yerlerimizin sayısının artmasında Sayın Kültür ve Turizm Bakanını Ertuğrul Günay’ın Dünya Mirası konusundaki heyecanı ve azminin çok önemli rolü olduğunu söylemem gerekir.

Bu yönde yapılan çalışmalar kapasitemizin gelişmesine, uluslararası standartlara ulaşmasına ve özellikle yerel düzeyde farkındalığın artmasına büyük katkıda bulunuyor.

A.A: Dünya Mirası nasıl tanımlanıyor?

G.T: Dünya Mirası Sözleşmesine göre, Dünya Mirası Listesine aday olan yerlerin Sözleşmede belirtilen kriterlere uygun biçimde‘’seçkin evrensel değere’’ sahip olmaları ve “otantiklik” ve “bütünlük”lerini korumuş olmaları gerekiyor. İlgili ülkelerin bu yerleri korumaya devam etme taahhüdünde bulunması da büyük önem taşıyor. Bu da aday varlıkların bir yönetim planına veya varlığın istisnai evrensel değerinin, katılımcı yollar ile nasıl korunması gerektiğini belirten başka bir belgeli yönetim sistemine sahip olması anlamına gelmektedir. Bu yönde hazırlanan dosyalar Dünya Miras Komitesinin yıllık toplantılarında karara bağlanıyor.

A.A: Tehlike Altında Dünya Mirası ne demek?

G.T: Bu uygulama, çeşitli sebeplerle (savaş, doğal afet, şehirleşme, büyük altyapı projeleri vb) yukarıda saydığım Dünya Mirası özellikleri zedelenme veya kaybolma riskiyle karşı karşıya bulunan yerler konusunda dikkat çekmek ve yardımcı olmak için yapılıyor.

Türkiye’nin on Dünya Mirası alanından “Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesine” alınmış olan bir yer yok. Son yıllarda İstanbul’daki Haliç Metro Köprüsü projesi konusunda böyle bir endişe ve talep ortaya çıktı. Ancak UNESCO ile ilgili makamlarımız arasında yapıcı bir diyalog kurulması ve Köprü projesinin revize edilmesi sonucunda Dünya Mirası Komitesi bu yöndeki talepleri reddetti. Bu arada Sayın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanının girişimiyle Tarihi Yarımada için kapsamlı bir Yönetim Planı hazırlatıp uygulamaya koyulması ve bir Alan Yönetiminin teşkil edilmiş olması son derece önemli ve örnek bir gelişme oldu.

A.A: Türkiye'de kimi zaman UNESCO ve Dünya Mirası Komitesi neden bize ders verir gibi işimize karışıyor şeklinde sorular oluyor.

G.T: Bu yaklaşım UNESCO’yu ve Dünya Mirası Sözleşmesini yeterince anlamamaktan kaynaklanıyor. UNESCO, bizim 20 kurucusundan biri ve üyesi olduğumuz bir kuruluş. Dünya Mirası Sözleşmesi ise, seçkin kültür mirası varlıklarımızın en iyi biçimde korunması bakımından ulusal çıkarlarımıza uygun bulduğumuz için hazırlıklarına katıldığımız, imzaladığımız, TBMM tarafından da onaylanmış bir uluslararası hukuki sözleşme. Dünya Mirası sayılan alanlarımızın korunması konusunda bu Sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerimiz var. Bunun karşılığında Sözleşme sayesinde miras alanlarımız Dünya Mirası olarak evrensel bir statü, prestij, turistik ve kültürel çekicilik kazanıyor. Bu sayede teknik yardım ve mali imkânlar sağlayabiliyoruz. Ayrıca, UNESCO’ya diğer ülkelerden Dünya Mirası alanlarının seçiminde ve değerlendirmesinde danışmanlık yapanlar arasında Prof. Dr. Ayşıl Yavuz, Prof. Dr. Doğan Kuban, Prof. Dr. Nevzat İlhan, Prof. Dr. Zeynep Ahunbay, Prof. Dr. Nur Akın gibi birçok seçkin Türk uzman da bulunuyor. UNESCO’nun danışman kuruluşlarından ICCROM’un (Kültür Varlıklarını Koruma ve Restorasyon Uluslararası Merkezi) başkanlığını uzun yıllar ODTÜ’den Prof. Dr. Cevat Erder yaptı.

Dolayısıyla bu Sözleşme bizim dışımızda ve bize empoze edilen bir mekanizma değil. Kuruluşunda ve uygulamasında yer aldığımız, kendi mirasımızı en iyi şekilde korumayı sağladığı için uygulamayı gönüllü olarak kabul ettiğimiz ve yararlandığımız bir program.

A.A: Dünya Mirası Komitesi köprü, metro gibi inşaatlara karşı mı çıkıyor?

G.T: Sanıldığının aksine, UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi ve Komitesi, metro, köprü gibi büyük altyapı projelerine esastan karşı çıkmıyor. Aksine bu tür projelerin kimi zaman, örneğin metronun trafiği yerin altına alması örneğinde olduğu gibi, kültür mirası alanının korunmasına katkıda dahi bulunabileceği söyleniyor. Ancak, bu tür projelerin Dünya Mirası Alanı olarak tespit edilen yerlerin temel özelliklerini zedelememesine azami özen gösterilmesi isteniyor. Bunun için de büyük altyapı projeleri hazırlanırken kültür mirasına olumsuz etkilerinin olup olmayacağının erkenden tespit edilmesi, gerekirse UNESCO uzmanları ile önceden istişare edilmesi bekleniyor. Özetle ‘’koruma’’ ve ‘’kalkınma’’dengesinin kurulması bekleniyor.

A.A: Türkiye bu beklentiyi karşılıyor mu?

G.T: Türkiye’de geçmişte bu usulün yeterince kavranmamış olmasından dolayı bazı ciddi aksamalar ve gecikmeler olmuş olduğu bir gerçektir. Bunlar maalesef zaman zaman devam ediyor. Ancak olumlu örnekler de var. Divriği Ula Camii ve Şifahanesinin etrafındaki dünya mirası alanına yakışmayan binaların yıkılmasını ve yeni bir restorasyon projesinin hazırlanmasını olumlu bir örnek olarak sayabilirim. Nemrut’un daha iyi korunması için arayışlar sürüyor. Kapadokya’da sürekli çalışmak gerekiyor.

Bu vesileyle, Marmaray inşaatı vesilesiyle Yenikapı’da ortaya çıkan denizaltı arkeolojik buluntularının dünyada büyük yankı yarattığına işaret etmem gerekir. Bu buluntuların kurulacak metro istasyonunda sergilenmesi planlanıyor. Bu da koruma-kalkınma dengesi bakımından örnek olabilecek bir proje.

A.A: Diğer ülkelerdeki Dünya Miras Alanlarının da sorunları oluyor mu?

G.T: Tabii. Şehirleşme, sanayileşme, ihmal, kötü yönetim, savaş, doğal afet gibi sebeplerle birçok Dünya Mirası alanında bizdeki gibi sorunlar var. Örneğin Bordo, Dresden ve Köln şehirleri köprü inşaatları, Londra ve St. Petersburg gökdelen, Barselona hızlı tren hattı projesi, Kongo ve Mozambik ağaç kesimi nedeniyle Dünya Miras Komitesinde gündeme geldiler ve uzun tartışmalara neden oldular. Bunlar sadece birkaç örnek.

Afganistan, Bosna, Filistin ve Irak gibi ülkelerdeki bazı dünya mirası alanları ise savaş ve silahlı çatışmalardan zarar gördükleri için Komitenin gündeminde. Son olarak Suriye ve Mali’deki dünya mirası alanlarının iç çatışmalardan zarar görme ihtimali UNESCO’da tedirginlik yarattı.

Geçen dönemde Haiti depremi ve Pakistan’daki sel felaketi gibi doğal afetler de miras alanları bakımından tedbir alınmasını gerektirdi.

A.A: Deprem hattında yer alan Dünya Miras alanlarımız için ne yapmak gerekir?

G.T: Ülkemizin büyük bölümünün deprem hattında yer aldığının bilinciyle hareket etmemiz şart. UNESCO’nun ve danışma kuruluşlarının depremlerin kültür mirasına etkisi ve bunun önlenmesi konusunda önemli birikimi var. Bu alanda esasen mevcut işbirliğimizin daha da güçlendirilmesi faydalı olabilir.

A.A: Başka söylemek istediğiniz bir şey var mı?

G.T: Aktüel Arkeoloji Dergisini, Dünya Mirası Sözleşmesinin 40. Yıldönümü münasebetiyle bu konuya eğilmiş olduğu için kutlarım. Osman Hamdi Bey’in ölümünün 100. yıldönümü münasebetiyle UNESCO’da düzenlenen uluslararası sempozyumda konuşan UNESCO yetkilisi, Türkiye’yi kültür mirası alanında “süper güç” olarak nitelemişti. Bu tanımlamaya biz de katılıyorsak, kültür mirası alanındaki politikalarımızın, donanımımızın, kaynaklarımızın, insan gücümüzün, bilincimizin ve hassasiyetimizin bir süper güce yakışır düzeyde olması gerekir.