Şeyh Süleyman Mescidi Restorasyonundaki Keşif Pagan Mezar Yapısı mı?

(64. Sayı - ANADOLU´NUN ERKEN HALKLARI )

Mezar yapısının düzenlemesi Geç Roma özellikleri göstermekte, bu da Hıristiyanlığa geçiş sürecine işaret etmektedir. Mezarın içinde Hıristiyanlığı çağrıştıran herhangi bir ögenin bulunmuyor oluşu, 4. yüzyılda paganizmin İstanbul´da etkinliğini muhafaza edişi, Diocletianus Mausoleumunun benzeri oluşu gibi etkenler yapının belki de bir pagan mezarı olduğuna işaret ediyor olabilir. Kubbenin sekiz kaburgalı dilimleri, dilimlerin etrafının monokrom boyalı düzenlemesi de mezar kültüyle ilgilidir. Benzer türdeki yapıların ileri gelen yöneticilere ait olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu yapımızın da dönemin önde gelen yöneticilerinden birine ve ailesine ait olabileceği düşünülebilir.

istanbul´un Zeyrek semtinde, şehrin en eski yapılarından biri bulunuyor: Şeyh Süleyman Mescidi. 15. yüzyılın sonunda tekkeye; 18. yüzyılın ikinci yarısında camiye çevrilen yapı, Hellenistik ve Roma dönemlerinin nekropol sahasında yer almaktadır. Her ne kadar İmparator II. Theodosius döneminde (5. yüzyılın başları) kent içine gömü yapılması yasaklanmışsa da bu yasağa ne kadar sadık kalındığı bilinmemektedir. Şunu da biliyoruz ki, Şeyh Süleyman yapısının yakınındaki Pantokrator Kilisesi´nde de imparatorlar ve aileleri gömülüyordu. Bu geleneğin başlatıcısının İmparator Büyük Konstantinos´un oğlu, İmparator Konstantius olduğu öne sürülmektedir. 6. yüzyıl yazarı Prokopius´tan öğrendiğimize göre, bugünkü Fatih Camisi´nin yerinde Konstantius tarafından yaptırılan Havariler Kilisesi bu iş için ayrılmıştır.

Zeyrek Dünya Miras Alanında kalan Şeyh Süleyman Mescidi, kare bir altyapı üzerinde geçişlerin eksedralarla sağlandığı, üzeri sekiz dilimli kubbeyle örtülü bir yapı. Alt katın ara yönlerine açılan nişler vasıtasıyla üstyapı bir sekizgen halini almış. Alt kısmın daha önceden, üst kısmın sonradan yapıldığı söylense de benzer bazı örnekler bu plan şeklinin özgün olduğunu ve Geç Roma Döneminde uygulama alanına sahip olduğunu göstermekte. Üç katlı bir plana sahip mescidin bodrum katında sekiz nişli ve kubbeli bir arcosolium benzeri mezar yapısı ve onun da altında, içi ana kayaya oyulmuş, üst örtüsü kubbe tonoz olan küçük bir hacim yer almakta. Mescidin altında bulunan mezar yapısının girişi, doğu cephesinin önünden sağlanmakta. 

Bu iki katlı mezar yapıları, gerek Roma ve gerekse Erken Bizans´ta zaman zaman karşımıza çıkmaktadır. Öyle ki, iç kısımda sekizgen form elde etmek için açılan yarım nişler, Geç Roma Döneminde ortaya çıkmış olup, bunların dini mimariye girmesi Erken Bizans Döneminin sonlarına doğru olmuştur.

Üç katlı yapının geometrik kurgusu okunduğunda en alttaki küçük birimin salt tuğladan bir kubbeyle örtülü; onun üzerine oturan ve sekiz nişe sahip mezar odasının sekizgene işaret eden sekiz adet kaburgaya sahip bir kubbeyle örtülü olduğu görülmekte. 

Sekizgenin önem taşıdığı mekân kurgusunun yanında mezar yapısının giriş kapısının batı yerine doğuda oluşu farklı bir ayrıntı. Yapının doğu cephesinde az miktarda rastlanan çizgi derzleri özellikle 4. yüzyılda moda olup, 5. yüzyılda da devam ettiği bilinmekte. Mescidin restorasyonu sırasında iç mekânındaki iki noktada 1x1 metre ebatlarında sondaj açılmıştır. Sondajlardan biri, mescidin merkezine çok yakın noktada olup, özgün döşeme seviyesinin -40 cm altında, bir alt katta yer alan mezar yapısının kubbesinin üst kotuna ulaşılmıştır. Mezar yapısı kubbesinin üst çeperi sıvanmış, ardından toprakla örtülmüş ve nihayetinde ise seviye düzlendikten sonra horasan harcı ile tutturulmuş olan mermer döşeme yapılmıştır. Mescit yapısının merkez noktasını oluşturan yerde bulunan sekizgen döşeme izi için iki varsayım vardır. Bunlardan ilki, yapının adına inşâ edildiği kişinin lahdinin konulduğu (muhtemelen mermer) yerdeki podium olabileceği; diğeri ise yapının vaftiz teknesinin konduğu nokta olabileceği yönündeki düşüncelerdir.

İkinci sondaj ise yapının iç mekânında, kuzey duvarının dibinde yapılmıştır. Asıl amaç, mescit yapısının duvarlarının, alt taraftaki mezar odası ile olan ilişkisini ve dolgu malzemesinin niteliğinin anlaşılmasıydı. Yüzeye çok yakın biçimde, bir beşik tonoza ait üst bölüm ortaya çıkartılmıştır. Tuğla örgülü tonozun, alttaki mezar yapısının nişlerinden birine ait olabileceği düşünülmüşse de öncelikli olarak kazı alanının biraz daha genişletilerek, mezar odasının kubbesi ile olan bütünlüğünü çözmenin daha doğru olacağı kararı verilmiştir. 

 

Yapılış Tarihi

Yapının net bir inşâ tarihi bulunmuyor ne yazık ki. Ancak benzer örneklerden yola çıkılarak, 4 ve 5. yüzyıllar arasında yapıldığı söylenebilir. Hatta 4. yüzyıl daha kuvvetli ihtimal. Hırvatistan´daki Dalmaçya kıyısındaki Split´te bulunan ve Roma İmparatoru Diocletianus´a ait saray ile tapınak kompleksindeki kendi mausoleum yapısı da tıpkı Şeyh Süleyman Mescidi gibi plan düzenlemesi ve detaylara sahiptir. Mausoleum yapısının altındaki kubbeli ve çok nişli mezar yapısı her iki yapıda da aynıdır. İmparatorun mausoleumunun 306 yılına ait oluşundan hareketle Şeyh Süleyman Mescidi´nin de 4. yüzyıla ait bir örnek olduğu kabul edilebilir.

 

Pagan mı Hıristiyan mı?

Mezar yapısının düzenlemesi Geç Roma özellikleri göstermekte, bu da Hıristiyanlığa geçiş sürecine işaret etmektedir. Mezarın içinde Hıristiyanlığı çağrıştıran herhangi bir ögenin bulunmuyor oluşu, 4. yüzyılda paganizmin İstanbul´da etkinliğini muhafaza edişi, Diocletianus Mausoleumunun benzeri oluşu gibi etkenler yapının belki de bir pagan mezarı olduğuna işaret ediyor olabilir. Kubbenin sekiz kaburgalı dilimleri, dilimlerin etrafının monokrom boyalı düzenlemesi de mezar kültüyle ilgilidir. Benzer türdeki yapıların ileri gelen yöneticilere ait olduğunu tahmin etmek zor değil. Bu yapımızın da dönemin önde gelen yöneticilerinden birine ve ailesine ait olabileceği düşünülebilir.   

 

Korumayı Önceleyen Restorasyon Yaklaşımı

Mezar yapısının restorasyonunda, korumacılık düşüncesinden hareket edilerek çalışılmıştır. İçindeki yoğun atık, moloz ve çöp tabakası tahliye edildikten sonra döşeme zeminine kadar inilmiştir. Çok az miktarda döşemenin mevcut olduğu, zeminin çok hasar gördüğü tespit edilmiş, zemine yalnızca horasan harcından tesfiye tabakası yapılmış, günümüze ulaşan az miktardaki özgün döşeme konsolide edilmiştir. Duvarlarda ve nişlerdeki temizlik çalışması ve sıvaların sağlamlaştırılması dışında yapıya dokunulmamış, özgünlüğünün muhafazası sağlanmıştır. Batıda yer alan girişinin önüne, yapının korunması amacıyla yer üstüne bir geçiş kapısı ilave edilmiştir. Böylelikle, İstanbul mimarlık tarihindeki en özel yapılardan biri kurtarılmış ve literatürdeki yerini almıştı