“ADRAMYTTEION”

Körfezin Sahibi Sessizliğini Bozuyor

Zengin kültür katlarında gizlediği tarihi, mütevazi sessizliğinde barındıran ve sit kararları sayesinde “70’lerin gözde sayfiyesi” imajını donduran bir tarih laboratuvarı… Altındaki değere saygıyla yaşayan bir yerleşim dokusu, bir örnek model Ören… Şimdilerde, körfeze ismini veren değerini yükseltiyor; ADRAMYTTEION. Adını verdiği Edremit Körfezi’nin, Adramyttenos Sinus’un doğu kıyısında yer alan ve günümüz Balıkesir İli, Burhaniye İlçesi, Ören Mahallesi’nde konumlanan Adramytteion Antik Kenti, kuzeyde Kaz (Ida), güneyde Madra (Pindasos) Dağları ve bu dağların doğuda birbirlerine kavuştuğu bir topoğrafya ile sınırlanan, iç kesimlerle bağlantısı sınırlı olan bir havzada yer almaktadır. Böyle bir coğrafyada deniz kıyısındaki kentin bu konumu, Antik Çağda adalar ve tüm Ege Havzası’na açık deniz ticaretine olan elverişliliği sebebiyle, birçok kültürün somut kalıntılarını barındıran, önemli bir arkeolojik potansiyele sahip olmasında kuşkusuz etken olmuştur.
 
Adramytteion’un Antik Mysia Bölgesi’nin önemli antik yerleşimlerinden biri olduğu, birçok antik yazardan aldığı referanslarla bilinmektedir. Bunun yanı sıra, yerleşimin adının Troas Bölgesi, Lesbos Adası (Midilli) ve çevre alana yerleşen Aeollerin etnik kimliğinden hareketle, Aeol yerleşimleriyle de ilişki içerisinde refere edildiği bilinmektedir. Bir liman yerleşimi olan Adramytteion, en yüksek yeri 20 metreye yaklaşan ve kendi üzerinde en kuzeydeki Bergaz Tepe olmak üzere dört tepecik barındıran bir yükselti üzerinde konumlanmaktadır. Bu yükseltinin aynı zamanda antik kent örgüsünün yayılım sınırlarını, 1990 yılında son şeklini alan sit sınırlarıyla da mutabık olarak çizdiği, şu an için öngörülmektedir. Aslında 1950’lere kadar üzerinde modern yerleşim olmayan Adramytteion’un, günümüzün Ören’i olarak yeniden bir yerleşme haline gelmesi önemli ölçüde bir takım tesadüflere bağlı olarak gerçekleşmiştir. 1956 yazında, o zamanlar bir sandalla sahilden ulaşılabilen Ören Tepe’nin büyük palamut ve meşe ağaçları ve ince kumlu uzun ve geniş kumsalı, zamanın Burhaniye Kaymakamı Hüseyin Öğütcen’i etkiler. Öğütcen 1957 yılında buraya bir sayfiye sitesi kurmaya karar verir ve kendisinin bu girişimiyle, Ören Tepe üzerinde bir iskan girişimi başlar. Bu durum diğer taraftan antik kentin korunagelen izleri için de bir tahribat sürecinin başlangıcıdır. Antik kentin varlığı bu Antik Mysia Bölgesi’nin önemli antik yerleşimlerinden biri olan Adramytteion, en yüksek yeri 20 metreye yaklaşan ve kendi üzerinde en kuzeydeki Bergaz Tepe olmak üzere dört tepecik barındıran bir yükselti üzerinde konumlanan bir liman yerleşimidir. kadar aşikarken, sürdürülen bu girişimcilik, yer yer günah çıkarma güdüsüyle de karşı karşıya kalmıştır. Yerleşmenin başladığı ilk yıllarda, yerel basında yöre halkının Ören’de arkeolojik eserler için bir müze talebinde bulunduğu ve çevreden toplanan çeşitli eserlerin o dönemlerde geçici olarak Burhaniye’de bir eczane vitrininde sergilendiğine dair haberler yer alır. Bu istek ve taleplere karşı oyıllarda Kaymakamlık tarafından da Ören’de bir  müze kurulması sözü verildiği görülür. Fakat busöz yerine getirilmemiş bir temenni olarak kalmakla birlikte, yerleşimde uzun bir müddet genel eğilim, modern yerleşime tehdit olarak görülen antik kente dair izlerin, mümkün oldukça gözlerden  ırak tutulması şeklinde olmuştur.Diğer taraftan Adramytteion Antik Kenti, ilk kez 1975 yılında arkeolojik sit alanı olarak koruma altına alınmış, mevcut arkeolojik sit kararı ve sit sınırları ise, 1989 ve 1990 yıllarında, Bursa Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu tarafından oluşturulmuştur. 1. ve 2. Derece “Arkeolojik Sit Alanı” ilanı, Ören’deki bu yapılaşmanın sevindirici olarak karar tarihinden itibaren durarak, düşük yoğunlukta kalmasına vesile olmuştur. Yakın zaman içerisinde, bilimsel gerekçelerinin yanı sıra, Ören’in zengin kültür pontansiyelinin değerlendirilmesi vurgusundan da güdümlenen bir girişimle başlanan kazı ve onarım çalışmaları, Burhaniye Belediyesi’nin desteğiyle, Balıkesir Kuva-yı Milliye Müzesi Müdürlüğü tarafından, bilimsel danışmanlığımızda sürdürülmektedir. “Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Arkeoloji Bölümü” başta olmak üzere, ülkemizin birçok üniversitesinden ilgili öğretim üyelerinin işbirliğindeve birçok destekleyici bölüm uzmanlarının da katılımı ile, disiplinler arası bir çalışma olarak yapılanan proje, kısa zamanda önemli adımlar atmış durumdadır. Herodotos, Ksenophon, Thukydides, Strabon, Plinius ve Stephanos Byzantinos gibi antik yazarların eserlerinde yer alan Adramytteion, Pseudo Skylaks ve Aristoteles tarafından politik anlamda tüm teşekkülleriyle bir şehir olarak da vurgulanmaktadır.
 
Antik yazında, özellikle Strabon ve Stephanos Byzantinos’un değinmelerinde Adramytteion, Lidya Kralı Kroisos’un erkek kardeşi ve halefi Alyattes’in oğlu, Lidyalı bir kahraman olan Adramys tarafından kurulmuştur. Bu durum arkeolojik verilerle henüz doğrulanmamış olmakla birlikte, öncesinde de yerlilerin oturduğu bir yerleşim olduğu, burada kısaca değineceğimiz ilk sezon çalışmalarımız vasıtasıyla kesinleşmiştir. En geç MÖ 422 yılından itibaren Adramytteion sakinleri arasında Yunanların da olduğu tarihi kaynaklardan bilinmektedir. O zamanlar, başkenti Daskyleion olan Daskylitis Satrabı Pharnales, Atina tarafından sürgün edilen Delos sakinlerine Adarmytteion’u tahsis etmiştir. MÖ 4. yüzyıldan itibaren, özerk bir şehir devleti bilincinin delili olarak Adramytteion’un kendi lejantıyla sikke darp ettiği ve bir şehir meclisine sahip olduğu bilinmektedir. Geleneksel özerk idare kurumlarına sahip olması da erken dönemden itibaren bir kent kültürünün yerleşikliğinin ispatıdır. Adramytteion’un Lysimakhos’un generali Prepelaos tarafından MÖ 302 yılındaki fethi ve Livius’un anlatımından bildiğimiz üzere, III. Antiokhos’un MÖ 190 yılında Pergamon’dan yola çıkarak Thebe Ovası’nı talan edişi, kent tarihine ışık tutan değinmeler arasındadır. Livius’a göre Antiokhos’un askerleri, Anadolu’nun başka hiçbir yerinde burada olduğundan daha fazla ganimet elde etmemiştir. Kent, Cicero’nun konsüllüğü devrine ait meşhur bir hatip olan Ksenokles’in memleketi olarak da bilinmektedir. Strabon’un da değindiği üzere Ksenokles, Roma senatosu önünde şehrin ve Asia Eyaleti’nin temsilcisi olarak konuşmuştur. Bu konuşma, aynı zamanda bölgenin kaderini belirleyecek bir savunma olmuştur. Kentin siyasal anlamda ön plana çıkmasının bir başka nedeni, en geç Roma İmparatorluğu zamanında Adramytteion’un, Plinius’un da değindiği üzere, bir “conventus” yeri, Asia Eyaleti’nin dokuz mahkeme bölgesinden birinin başkenti olmasıdır. MÖ 63 yılında, ünlü Pompeius’un Anadolu’dan topladığı ganimetler hakkında Adramytteion’da hesap vermiş olduğu gerçeği, yine şehrin zenginliğinin delaletidir. O zamanlar Adramytteion’un adı, Apameia, Laodikeia ve Pergamon gibi büyük kentlerle birlikte geçmektedir. Adramytteion, denize açık konumu ve doğal zenginlikleri sayesinde, çevre potansiyelini her daim
ticaretine yansıtan bir kent olmuştur. Kaz ve Madra Dağları’nın bahşettiği coğrafyada kerestecilik faaliyetleri ile bakır ve demir madenleri, kenti gemi yapımında da önemli bir konuma getirmiştir. Öyle ki, Yeni Ahit’te geçtiği üzere, Adramytteion gemilerinin Filistin’e dek gittiği bilinmektedir. Hatta, Aziz Paulus’un Roma’ya götürülüşü sırasında Filistin’den bindiği ilk gemi bir Adramytteion gemisi olmuştur. Antik kaynaklarda Adramytteion hakkındaki bilgilerimiz kentin önemini vurgular değinmelerle şekillenmekteyken, bu duruma kıyasla eldeki arkeolojik veriler oldukça sınırlı kalmıştır.
 
ÖREN’IN UYANIŞI; ADRAMYTTEION KAZI VE ONARIM ÇALIŞMALARI
Bergaz Tepe (B Bölgesi) Çalışmaları İlk sezonumuz olan 2012 çalışmalarında, ana hedeflerimizden biri, kentin erken dönemi (Arkaik ve öncesi) hakkında veri sunabilecek alanların belgelenmesi olmuştur. Bu manada, kentin konumlandığı topoğrafyanın kuzey dahilinde yer alan, kuzeyde ve doğuda düzlüğe, batıda ise denize hakim bir tepecik durumundaki Bergaz Tepe’deki sondajlar vasıtasıyla, kentin Kalkolitik Döneme  kadar inen kültür katları tespit edilmiştir.Tepe üzerindeki sondajlar, keramik buluntular ve bazı sondajlara denk gelen kayrak taşı kapaklarla örtülen basit yapısal karakterdeki üç adet inhumasyon gömü ile tespit edildiği üzere, Geç Antik Dönem kültür tabakalarını vurgularken, daha erken dönem buluntularının tespiti için doğu yamaçta konumlandırılan sondajlar açılmıştır. Sondajlar vasıtasıyla, Prehistorik dönemlerden Bizans Dönemine dek uzanan kültür katlarını içerir nitelikte bir tabakalaşmanın açık izlerine kısaca göz atarsak; Farklı üretim merkezlerinin sigillata gruplarıyla Roma Döneminin nitelikli kapları kasalar dolusu yoğun buluntular arasındadır. Bu buluntu grupları arasında ağırlık MS 2. ve 3. yüzyıllara tarihlenen ve benzer örneklerini Çandarlı’dan bildiğimiz günlük kullanım formlarıdır. Bilindiği üzere Çandarlı, Adramytteion ve etki alanına fazla uzak olamayan bir üretim merkezi durumundadır. Diğer taraftan, yoğun olmasa da, Doğu Akdeniz Havzası’nda farklı merkezlerin üretimi olan, MÖ 1 ile MS 2. yüzyıl DSA ve DSB paralelindeki örnekler, Adramytteion’un daha uzak ticari bağlarını ortaya koyar niteliktedir. Parçalar halinde ele geçen ince işçilikli kırmızı figürlü kaplar, batı yamacı kaseleri ve diğer siyah firnisli kaplar ise yerleşimin Klasik ve Hellenistik Dönem ticari zenginliğini vurgulamaktadır. Bergaz Tepe’den ele geçen kırmızı figür tekniğinde bezemeli, figürlü bir parça dışında tüm alandan ele geçen Attika tarzında çanak çömlekler, günlük kullanım kapları olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunlar, Klasik ve Hellenistik dönemlerin birkaç alt grupta incelenebilecek tipik formları şeklinde çeşitlenmektedir; sığ kaseler, ekhinus kaseler, tuzluklar, balık tabakları, sosluklar vb...

Hüseyin Murat ÖZGEN / Fotoğraflar : Atlan Nikseresht