Küçükyalı ArkeoPark

  İstanbul’da Bizans Dönemi Kentsel Arkeoloji Projesi

 

Küçükyalı ArkeoPark

İstanbul’da Bizans Dönemi Kentsel Arkeoloji Projesi

İstanbul’un Asya yakasında günümüze ulaşabilen en geniş arkeolojik alan, Küçükyalı’nın çevresinde yeni inşa edilen yapıların arasında sıkışıp kalmıştır. Antik dönemde otlaklar ve yeşilliklerle çevrili olan ve Prens Adalarından bile gözüken aynı alan, zamanında Marmara Denizi’ne çok daha yakın bir konumdaydı. Bu zamanda, 9. yüzyıl Bizans Konstantinopolis’i, modern İstanbul’un tarihi yarımada bölgesini kapsıyordu. Küçükyalı ve Küçükyalı’daki manastır ise antik kentin tarıma açık dış bölgesinde yer alıyordu. Kentin bu kısmı su ihtiyacını antik Damatrys (Samandıra) platosundan karşılıyordu. Antik Damatrys’ta, 2001 ve 2004 yılları arasında, geniş bir yerleşim ve av bölgesi kompleksinin kalıntılarını ve antik dönem su kanalları ile birlikte belgelemiş bulunmaktayız. 6. yüzyıl sonlarında inşa edilen yapı, Damatrys geç 13. yüzyılda Osmanlı birlikleri tarafından teslim alınıncaya kadar işlevini sürdürdü. Ayrıca Dragos Burnu’nun yamaçlarında birkaç on yıl kadar önce keşfedilen geç antik dönem kalıntılarına göre, yerleşim kompleksleri, Marmara kıyısı boyunca uzanan alanları da kapsıyordu. Bu varlıklı yerleşim, Marmara Denizi ve Prens Adaları kadar çevresini saran manzaranın da keyfini çıkarıyordu. Son olarak, Konstantinopolis’in Asya yakasında kalan dış bölgesinin bu kısmı bir “Kutsal Dağ”ın varlığıyla da bilinirdi. Burada, çok sayıdaki azizlerin etrafında manastır ve inziva yerlerinden oluşan bir ağ şekillenmiştir. Bu dağ, günümüzde Kayışdağ ve Pendik bölgesinde yer alan Auksentios Dağı idi. Antik kentin Asya’daki dış bölgesinde yer alan bu izlerin, modern kentin ihtiyaçları doğrultusunda yok olduğu görülür.

Küçükyalı’daki alan, şuan günümüz İstanbul’unun Asya yakasında devam eden tek kentsel arkeoloji projesini sunuyor. 2008 yılında kazıların başlamasıyla, bilimsel ve objektif arkeolojik araştırmalara odaklanan Küçükyalı ArkeoPark Projesi, dışarıdan projeye katılan ziyaretçiler ve yöre halkının birlikteliğiyle kentte toplum arkeolojisi faaliyetlerini sürdürüyor.  Günümüzde, Küçükyalı’daki arkeolojik kalıntılar yaklaşık 30 bin kişilik bir topluluğun yararlanabileceği etraftaki tek yeşil alanı oluşturmaktadır.

Küçükyalı arkeolojik alanı, geç 1950’lerde, put-kıran (ikonoklast) imparator Theophilos (MS 813-842) tarafından 9. yüzyıl Bizans’ında inşa edilen ilk İslam sanatı özellikleri taşıyan saray olarak tanımlanmıştır. Daha erken tanımlamalar, Konstantinopolis’in piskoposu, İgnatios (MS 847-857 ve 867-877) tarafından 9. yüzyılın ikinci yarısında inşa edilen manastırlardan biri ile özdeşleştirildiğini öne sürer. Bununla birlikte, bu tanımlamalardan hiçbiri sistematik arkeolojik alan çalışması sonuçlarına dayanmaz. Bundan sonra sit alanı ihmal sonucunda terk edilir.  

Son arazi keşifleri ve araştırmalar yeniden değerlendirme yapmamıza olanak sağlamıştır. Böylece, kompleks, MS 866 ve 877 arasında, bir Bizans imparatorunun oğlu, hadım Ignatios tarafından ikinci kez yaptığı patrikliği sırasında inşa edilen şaşaalı Satyros manastırı olarak tanımlanmıştır. 2001 ve 2004 yılları arasında yürütülen yüzey araştırmaları, kompleksin bölümlerini belgelemiş ve Küçükyalı’nın modern çevresinin bir süre önce inşa edilmesiyle yok olan antik dönem kalıntılarının belirsiz kısmı hakkında tahminde bulunmuştur.

Platformun ve dolayısıyla da sarnıcın üzeri yaşamın döndüğü alandır. Burada, jeomanyetik rezonansla bitkilerin temizlenmesi, daha önceki bilinmeyen mimari özellikleri gün ışığına çıkarmıştır. Kalıntıları sarnıcın ayakta kalan kısmının üstünde yer alan ilk mimari yapı, bir kilisedir. Tam teşekküllü bir kazı yapılmasını bekleyen kilise, batıya uzanan yıkılmış bir narteks ve doğuya uzanan üç apsisi ile dörtgen planlıdır. Merkezi ve büyük boyutlu bir kubbeye sahiptir. Yapı, bir manastır kilisesi -katholikon- olarak tanımlanmıştır ve arkeolojik verilerle desteklenen yazınsal kanıtlar, bu yapının 9. yüzyılın ikinci yarısında Aziz Mikhael’e adandığını ortaya koyar. Kilise ve kubbesinin, zamanında Marmara Denizi’nden açıkça görünüyor olması kuvvetle muhtemeldir.

İstanbul Arkeoloji Müzeleri ile işbirliği içerisinde yürütülen Küçükyalı ArkeoPark Projesi, 2008 yılından itibaren arkeolojik kazıları da programına eklenmiştir. Bu çalışmalar, manastır platformunun güneydoğu köşesinde, hali hazırda katolikon olarak tanımlanan yapıdan çok uzakta olmayan, dörtgen planlı bir kulenin varlığını gün ışığına çıkarmıştır. 2010 kazı sezonunda kule çevresinde yapılan çalışmalar tamamlanmış ve kulenin yaklaşık 5,5 metresini ortaya çıkarmıştır. Kule etrafındaki arkeolojik çalışmalar, Orta ve Geç Bizans dönemlerine ait oldukça iyi korunmuş arkeolojik stratigrafiler ve 14. yüzyılın ilk yıllarına tarihlenen terk ediliş tabakalarını meydana çıkarmıştır. 2010 sezonunda, kulenin batı duvarının hemen dışındaki alandaki araştırmalar, büyük ihtimalle geç Bizans döneminde, düşük kalitede inşa edilmiş bir odayı açığa çıkarmıştır. Odanın kazılması, muhtemelen yakındaki kiliseye ait olan dekoratif unsurların muntazam katmanlaşmış çöküntülerini gün ışığına çıkarmıştır. Bu dekoratif unsurlar arasında dikkatlice kaldırılmış duvar resimleri, bir ikonostasis oluşturan mimari heykeller, pencere çerçevesi ve korkuluk levhaları sayılabilir. Kazılan seviyenin en alt kısmını oluşturan mermer zemin –opus sectile- de orijinal yerinden kaldırılmıştır. Alanın Osmanlı Dönemine ait kullanımının olmaması, Osmanlı birliklerinin kentin Asya’daki bu kısmına gelmesiyle terk edilmiş olduğu varsayılan kilisenin gizli kısmı olarak yorumlanan ve yeni kazılan bir odayla doğrulanmıştır.        

2010 kazı sezonunda, İstanbul Arkeoloji Müzelerinin desteğiyle, henüz çalışmalar başlamadan önce, yasal olmayan yollarla arkeolojik alanın kuzey bölümünde inşa edilmiş olan yolu kaldırmak mümkün olmuştur. Bu önemli gelişme, platforma duvarlarla bağlanan oda sırasının ortaya çıkışıyla platformun dışında kalan alanların araştırılmasına izin vermiştir. Bu alanın kazısı tamamlanınca, sit alanı yönetimi planı alanın kuzey kısmını yeşil halk alanına dönüştürülmesini öngörüyor.

Küçükyalı Arkeopark Projesi toplumsal arkeoloji ve bilinçlendirme programını faal olarak yönlendirir. Kazı evi yavaş yavaş herkese açık olan arkeoloji, tarih ve sanat tarihi kütüphanesi ile donatılıyor. Diğer faaliyetlerinin arasında ilkokul öğrencilerine yönelik eğitim programı da yer alıyor. 2010 yılı Mart ayında başlayan eğitim programı ile kente getirilen binlerce öğrenci, çeşitli faaliyetlere dâhil edilerek kentin kültürel mirası hakkında bilinçlendirilmeye çalışıldı. Son zamanlarda ise, görme engelli çocuklar arkeolojik alanda ‘duyumsal’ bir programda rol aldılar. Son olarak, 2010 Ekim ayından itibaren ise projenin bir parçası olarak kazı evi, Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) ile işbirliği içinde, yetişkin kadınlar için okuma yazma programına ev sahipliği yapıyor.