NEOLİTİK DÖNEMDE TEKSTİL

Çatalhöyük’te günlük yaşamın ve ölüler dünyasının bir parçası olarak dokumalar Yakındoğu’daki en erken dokuma buluntularından biri, Ölüdeniz’in kuzeyinde Çanak Çömleksiz Neolitik B Dönemine tarihlenen Nahal Hemar’daki bir mağarada bulunmuş bir keten kumaşıdır. Anadolu’da ise, Çayönü’ndeki Hücre Planlı Yapılar Evresinde en erken keten dokumalardan biri açığa çıkarılmıştır. Bu buluntu, geyik boynuzundan yapılmış bir orağın üzerinde korunmuş ve tarıma alınmış ketenden yapılmış iyi kalitede bir dokuma kalıntısıdır.

Çatalhöyük’te 2013 yılında bulunan kumaş parçaları ile ilgili vereceğimiz bilgi, bunun bir mezarda  bulunduğu ve Çatalhöyük’te hiç ele geçmeyen keten bitkisinden dokunmuş olduğudur. Bu buluntunun kamuoyunu en çok ilgilendiren yönü de, doğaldır ki yaklaşık 9 binyıllık organik bir malzemenin günümüze kadar bu denli iyi durumda gelebilmiş olmasıdır. Kuşkusuz Çatalhöyük’te bulunan dokuma ve ip parçaları, dünyadaki ne ilk ne de en iyi korunmuş örnektir. Özellikle de kumaşın ana malzemesi olan ipliğin kullanımı Çatalhöyük’ten çok daha eskilere ve bölge olarak dünyanın değişik bölgelerine uzanır. Dünyada yabani keten bitkisinden yapılmış ip kalıntıları Üst Paleolitik Çağa, yani günümüzden yaklaşık 30 binyıl öncesine kadar geriye gider. Söz konusu kalıntılar bükülmüş ip parçalarıdır ve Gürcistan’daki Dzudzuana adındaki bir mağarada bulunmuşlardır. Gürcistan’daki mağara kalıntılarını araştıran bilim insanları, bu iplerin iki katlı S-şeklinde bükülmüş görece karmaşık bir örüntüye ve çok değişik renklere sahip olduklarını yani boyandıklarını belirtirler ve görünüşe göre mağara sakinlerinin renkli tekstil ürünleri ürettiklerini öne sürerler. Yakındoğu’daki en erken dokuma buluntularından biri, Ölüdeniz’in kuzeyinde Çanak Çömleksiz Neolitik B Dönemine tarihlenen Nahal Hemar’daki bir mağarada bulunmuş bir keten kumaşıdır.
 
Anadolu’da ise, Çayönü’ndeki Hücre Planlı Yapılar Evresinde en erken keten dokumalardan biri açığa çıkarılmıştır. Bu buluntu, geyik boynuzundan yapılmış bir orağın üzerinde korunmuş ve tarıma alınmış ketenden yapılmış iyi kalitede bir dokuma kalıntısıdır. Bununla birlikte, Çatalhöyük’teki tekstil buluntularının diğer yerlerdeki örneklerden farklı yönü belki de, zengin bir “Ölüler Kenti” (nekropol) olarak da tanımlayabileceğimiz Çatalhöyük’te, günlük yaşamın yanı sıra ve belki daha da çok ölüler dünyasının sırlarını anlamada bize yardımcı bir materyal olmasıdır. Buluntu, dönemin ve yerleşmenin karmaşık sosyal ve düşünsel yapısı, teknolojik seviyesi, el sanatları becerisi ve gelişkin değiş-tokuş zinciri gibi olguları içinde yerini almaktadır. Çatalhöyük 2013 Kazı Dönemi dokuma buluntusu Çatalhöyük 2013 yılı kazılarının en önemli buluntuları, günümüze kadar oldukça iyi bir biçimde korunmuş olan bir yapıda (52 no.lu yapı) ortaya çıkartılmıştır. Çatalhöyük’te Kuzey Koruganı’nda yer alan söz konusu yapı 2006’da kazılmış ve sonrasında ziyaretçilere açık olarak bırakılmıştı. Yapının yıllar içinde erozyona uğramaya başlamasıyla 2013 yılında tekrar kazılmasına ve böylece binanın daha erken dönemlerine tarihlenen tabakalarının ortaya çıkartılmasına karar verilmiştir. Yapı daha önceki yıllardaki kazılarda oldukça ilginç buluntulara ev sahipliği yapmış gösterişli ve özenli bir yapıdır. Yapının batı duvarında bir bukranyum, bukranyumun üzerinde de 11 tane boğa boynuzu yer alan bir zula ve tek bir kenarı boyunca büyük boğa boynuzları yerleştirilmiş uzun dar bir platfom ortaya çıkarılmıştır. Üzerinde boğa boynuzları olan bu yükseltiyi kaldırdığımızda altında daha erken bir yükselti daha bulduk. Bu aslında tam anlamıyla bir banktan ziyade bir bölme duvarını andıran oldukça ince bir mimari öğeydi. Bu öğenin içine bu defa boğa boynuzları değil de, yaban koyun ve keçiboynuzları yerleştirilmişti. Yapı Neolitik Dönemde terk edildikten sonra yakılmıştır. Aslında genellikle diğer yapılarda bina terk edilirken duvarlardaki boynuzlar ya da diğer süslemeler çıkartılırdı. Bu nedenle bu binada söz konusu öğeleri bulmak şaşırtıcıydı ve genelin dışında bir uygulamaya tanık oluyorduk. 2013 yılında söz konusu bu yapının ana odasının kuzeybatısındaki sekilerden birinin altında bir mezar ortaya çıkarılmıştır. Bu mezara birçok kez yeni bireyler eklenmiş ve bu nedenle çok sayıda farklı birey bir arada ele geçmiştir. Mezardaki gömütlerden biri mermer bir bilezik ile gömülmüştür. Binanın yanma şeklinden dolayı bu mezarın korunma derecesi inanılmaz derecede üst seviyededir. Bir diğer örnekte, ahşap bir kap çocuk iskeletlerinden birinin yüzü üzerine yerleştirilmiştir. Bu ahşap kap karbonize olmuş ve korunarak kalıntıları günümüze kadar ulaşmıştır. Ayrıca, kafataslarının içlerinde karbonize olmuş beyin kalıntılarıyla ahşap kalıntının içinde de doku kalıntılarına rastlanmıştır. Bu yazının ana konusunun oluşturan keten bitkisinden yapılmış kumaş parçası kalıntıları da korunan malzemeler arasındadır. Bu kumaş kalıntısı iki çocuk iskeletinin arasında bulunmuştur. Görüldüğü gibi, büyük bir olasılıkla bilerek yakılan bu yapıda dokuma parçaları, insan vücuduna ait doku kalıntıları ve ahşap kap gibi çeşitli organik kalıntılar günümüze kadar korunmayı başarmıştır. Yangın binanın zeminini ve platformlarını ısıtarak fırınlama etkisi yaratmış, böylece zeminin altındaki gömüleri ve gömülerle birlikte yerleştirilen kumaş parçalarını korumuştur. Çatalhöyük dokuma kalıntıları ve teknolojisi 1960’lı yıllarda Mellaart dönemindeki kazılarda, özellikle VI. Tabakanın yangın geçirmiş gömütlerinde çok sayıda ince dokunmuş kumaş parçaları bulunmuştur. Yine VI. Tabakadaki sıra dışı bir örnekte ölen bireyin kafatası içindeki beyni çıkartılmış ve içine kumaş topağı doldurulmuştur. Hem eski hem de yeni dönem kazılarındaki bazı mezarlarda iskeletlerin bacaklarının alt bölümüne paralel duran ya da uzun kemiklerinden birini örten kumaş parçalarının bırakıldığı gözlenmiştir. Yine bazı mezarlarda lifli beyaz bir dokuma hem yatay hem de dikey olarak mezarın içine sıralanmıştır. Gömütlerde kumaş şeritler de bulunmuştur. Her iki buluntunun da kemikleri bir arada tutması için kullanıldığı ve ölünün bunlarla sıkıca sarmalandığı anlaşılmaktadır. Dokumalar şimdiye kadar yalnızca mezarlarda ele geçse de, Mellaart bazı duvar resimlerinin de kesinlikle düz ya da desenli dokumaları hatta kilimleri sahnelediklerini öne sürmüş ve günlük kullanımın içinde de bu eşyaların var olduğundan söz etmiştir. Mellaart yerleşmedeki dokumacılığın kanıtları olarak, burada bulunan boya kalıntıları, hasır ve sepet izleri, dokuma iğneleri, ağırşaklar, ağırlıklar, damga mühürler, duvar resimleri üzerinde erkekler tarafından giyilmiş beyaz peştamallar, bazı şişman kadın resimlerindeki parlak renkli ve desenli giysiler ve en erken duvar resimlerinin konularını gösterir. Teknolojik olarak bakıldığında balık ağı yapımı, hasır ve sepet örgücülüğü ve dokumacılık birbirleriyle paralel zanaat türleridir. Diğer taraftan eski ve yeni yayınlarda özellikle ağırşak ve ağırlık gibi ip eğirmek ve dokuma yapmakta kullanılan eşyalara ve bunlara ait resim ya da çizimlere hiç rastlanmaz. Yeni kazıların pişmiş toprak buluntuları arasında özellikle de “tanımlanamayan” objeler kategorisinde bazı delikli nesneler vardır, hatta çanak çömlek parçalarının kimi delikli örnekleri de vardır, ancak bu eşyalar görünüşe göre en azından şimdiye kadar “dokumacılık” bağlamında ele alınmamışlardır. Ancak özellikle bazı çanak çömlek parçalarının delinerek ağırşak olarak kullanılmış olmaları olasıdır. Buluntular arasında hem Mellaart’ın hem de Nerissa Russell’ın altını çizdiği “dokuma iğneleri”, dokumacılıkta, hasır yapımında ve ağ yapımında kullanılmış olmalıdır. Aslında bu iğneler dışında dokumacılık ve kilimler konusunda Çatalhöyük’ten ele geçen ve günümüze kadar korunabilmiş herhangi bir tipik alet yoktur. Mellaart ilk ağırşakların ve ağırlıkların pişmemiş topraktan, Burnham ise ip eğirme aletlerinin ahşaptan yapılmış olmaları nedeniyle korunamadıklarını söylerler. Yakındoğu’da diğer birçok Çanak Çömleksiz ve Çanak Çömlekli Neolitik yerleşmede kil ve taştan ağırşak ve ağırlıklara ve ip eğirmeye yarayan kirmen tarzındaki kemik aletlere rastlanmıştır. Dokumada hammadde ve nitelik Mellaart mezarlarda ele geçen kumaşları henüz malzemenin laboratuar raporlarını almadan büyük olasılıkla yünden yapıldıkları şeklinde tanımlamıştır. Ancak daha sonra bu materyalle ilgili analizler ve yayınlar yapılmış, yine de malzemenin niteliği, yani yün mü keten mi olduğu tam olarak ortaya konulamamıştır. Helbeak bulunan tekstil parçalarını yün olarak değerlendirmiş, Burnham de bu görüşü desteklercesine Çatalhöyük’te hiç keten tohumu ele geçmediğini kaydetmiştir. Ryder yayınladığı çalışmasında çeşitli bilim insanlarınca yapılan analizlere göre bulunan kumaş parçalarının keten olduğunu, ancak Helbeak’ın öne sürdüğü gibi yün dokumanın da kullanılmış olabileceğini ifade etmiştir. 52 No.lu Yapının kuzeybatısındaki gömütte bol miktarda tekstil bulunması belki de 2013 yılı Çatalhöyük kazısının en önemli keşiflerden biridir. James Mellaart 1960’lı yıllardaki kazılarında kumaş kalıntıları bulmuştur, ancak bu kalıntıların keten mi yün mü olduğu konusu bir ölçüde belirsiz kalmıştır. Yeni bulunan kumaş parçası ise Çatalhöyük laboratuarlarında incelenmiş ve bunun kesinlikle keten bitkisinden yapılmış keten dokuması olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu buluntu kazı başkanı Ian Hodder’a göre oldukça özenli dokunmuşbir kumaştır. 
Serap ÖZDÖL KUTLU