OLBA

TOROS DAĞLARINDA BİR KILIKIA KENTİ Olba, aldığı yaralara karşın, yine de anıtlarıyla, onların ve doğal konumlarının sunduğu görsellikle, sağladığı bilimsel verilerle hala önemli ve güzel…

Eskiçağda Dağlık Kilikia (Cilicia Tracheia) olarak adlandırılan bölgenin doğu kesimi bugün Mersin’in Erdemli ve Silifke ilçelerini kapsar. Çukurova’nın uçsuz bucaksız düzlüklerine sahip Ovalık Kilikia’ya karşılık, bu bölge Torosların giderek kıyıya yaklaştığı kayalık bir yeryüzü yapısı sergiler. Doğu Dağlık Kilikia’nın başlıca akarsuları ise Lamus (Limonlu) ile Calycadnus (Göksu) ırmaklarıdır. Bölgenin daralan kıyı şeridi üzerinde en Doğu’da Soloi Pompeiopolis’ten başlamak üzere, Elaiussa Sebaste (Ayaş), Corycus (Kızkalesi), Seleucia ad Calycadnum (Silifke) başlıca Eskiçağ yerleşim merkezleri olarak Akdeniz’e açık, birer sahil yerleşimi niteliği taşırlar. Buna karşılık, Torosların kıyıdan hızla yükselerek yaklaşık 1000 metre yükseltiye eriştiği iç kesimlerde ise kireçtaşı kayalıkların arasındaoluşan vadilerde karasal yerleşim merkezleri bulunmaktadır. Bunlar içinde en önemlisi, bölgede Hellenistik Dönemden başlayarak siyasi varlığa sahip olan Teucros sülalesinden gelen rahip kralların yönetim merkezi Olba – Diocaesarea (Uzuncaburç)’dır. Söz konusu coğrafyadaki Hellenleşme sürecinin en belirgin göstergesi olan ve Hellenistik Dönemde inşa edilen Zeus Olbios Tapınağı ile taçlanan Olba - Diocaesarea, tarihi boyunca varlığını Zeus’a adanmış kutsal yer çevresinde gelişen anıtların donattığı bir kutsal yer olarak sürdürür. Günümüzde Diocaesarea’ya gelen ziyaretçiler, genellikle bu merkezin hemen 4 kilometre doğusunda bulunan Olba (Uğuralanı) kentini görmeden bölgeden ayrılmaktadırlar. Oysa kazı alanımız olan Olba, verimli ovaya hâkim akropolis ile çevresindeki çeşitli görkemli anıtlara sahip bir Eskiçağ yerleşim merkezidir ve burada hem arkeoloji, hem de görsellik bakımından gezginler tarafından mutlaka görülmesi gerekenler vardır. Bölgenin dinsel ve yönetsel başkenti niteliğindeki Diocaesarea’ya bugün olduğu gibi eskiçağda da yolla bağlı bulunan Olba, 19. yüzyıldan başlayarak  gezginlerin, arkeoloji meraklılarının ve daha sonrada arkeologların ilgisini çeker. Bu kapsamda, kentteki Roma İmparatorluk Dönemini yansıtan anıtlar yayınlarda yer almaya başlar. Ancak aslında Olba’da yerleşim daha eskiye, Hellenistik Döneme, hatta bundan öncesine de dayanmaktadır. Hellenistik Dönem içinde Olba’nın da içinde bulunduğu bölge Teucros Hanedanına mensup rahip krallar tarafından yönetilirken, kent çevresi surla çevrili bir kale yerleşimi özelliği taşımaktadır. Adı geçen hanedanın egemenliğinin Erken Roma İmparatorluk Döneminde Roma merkezi yönetimine geçmesiyle birlikte Olba’da da “Romalılaşma” sürecine girilir ve Doğu Akdeniz ülkelerinin özel koşulları ile birlikte biçimlenen bir yaşam tarzı kentte de geçerli olmaya başlar. Artık Olba’da yerleşim sadece akropolis ile sınırlı kalmamakta, çevresindeki düzlük ve vadilere doğru genişlemektedir. Roma’nın sunduğu inşaat teknolojileri ile yerel işçilik ve gelenek bir araya gelerek, yeni yapılar, anıtlar oluşturulmaktadır.
 
Olba’nın kuşkusuz en dikkat çekici anıtları arasında kente hizmet veren hidrolik sistemin unsurları olan aquaeductus (su kemeri), nymphaeum (çeşme binası) bulunmaktadır. Akropolis yükseltisinin doğusundaki vadiyikesen aquaeductus üzerindeki yazıt, sadece bugün bile sahip olduğu görkemi ile değil, aynı zamanda kentin lokalizasyonunun yapılması bakımından da belge niteliği taşıması nedeniyle önemlidir. Yazıttan aquaeductusun İmparator Septimius Severus’a adanmış olduğu ve Heracleides adlı kişinin mirası olan mali kaynağın yapımında kullanıldığı anlaşılmaktadır. Septimius Severus’un yanında oğulları Caracalla ve Geta’nın da adları söz konusu yazıtta yer almakta ancak, MS 212 yılında öldürülen Geta’nın adının daha sonra yazıttan kazınmış olduğu görülmektedir. Bu görkemli anıt, Olba’nın Roma İmparatorluk Dönemi içinde ulaştığı yaşam standardını ve gelişmişlik düzeyini yansıtmaktadır. Doğudaki Limonlu Irmağı üzerindeki Kızılgeçit kaynağından taş kanallar ve tüneller aracılığıyla taşınan su, kentin kullanımına hazır hale getirilmiş bulunmaktadır. Hidrolik sisteme ait kanallar, bir yandan kentin su gereksinimini karşılamak amacıyla tümüyle kayaya oyularak oluşturulan büyük bir sarnıca hizmet ederken; diğer yandan da aquaeductus aracılığıyla derin vadiyi aşarak, akropolis yükseltisinin kuzeybatı eteğindeki anıtsal çeşme yapısına ulaşmaktadır.

Emel Erten, Murat Özyıldırım, Tuna Akçay / Fotoğraflar: Tuna Akçay