TÜRKİYE´DE MAĞARA KAZILARI

Mağara oluşumları açısından dünyadaki birçok ülkeye oranla daha zengin ve hemen hemen her bölgesinde çok sayıda mağara yer alan Türkiye, tüm bu zenginliğe karşın, mağaralarda yapılan arkeolojik kazılar açısından oldukça fakirdir. Türkiye´de maalesef, kaçak define kazılarını bir kenara bırakacak olursak, bilimsel anlamda kazısı yapılan mağara sayısı son derece kısıtlıdır.

Mağaralarda yapılan arkeolojik kazılara göz atmadan önce, Türkiye’nin mağara oluşumları açısından durumuna bir bakmak gerekir. Ülkemiz mağara oluşumları açısından dünyadaki birçok ülkeye oranla daha zengindir. Hemen hemen tüm bölgelerimizde çok sayıda mağara ile karşılaşılır. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde Kuzey Anadolu Dağları ve Akdeniz, Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde Toros Dağları silsilelerinde binlerce mağara vardır. Ancak sayısal açıdan ne kadar mağaraya sahip olduğumuz konusunda maalesef yeterli bilgi yoktur. Bu konuda ilk bilgilere Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten’in yayınlarında rastlıyoruz. Türk Tarih Kurumu, Ord. Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu’nun düzenlediği bir anketi Türkiye’nin tüm illerine göndererek mağara ve kaya sığınakları hakkında bilgi toplamaya karar vermiştir.

 

Yapılan bu anket sonucunda Türkiye’de 3 bin 534 tanesi yapma, 5 bin 952 tanesi doğal ve Erzincan’daki doğal yapay ayrımı yapılamayan 63 mağara olmak üzere toplam 9 bin 549 adet mağara ve kaya sığınağının olduğu anlaşılmıştır. Ancak Kökten, bu anketin sağlıklı olmadığını da belirtmektedir. Bu konuda bize en sağlıklı bilgiyi MTA Genel Müdürlüğünün yaptığı “Türkiye Mağara Envanter” çalışmaları sağlayacaktır. Ancak son yıllarda bu çalışmaların sonuçlarından da pek bilgi sahibi olduğumuz söylenemez.

 

Mağara zengini olmasına karşın mağaralarda yapılan arkeolojik kazılar açısından Türkiye’ye bakıldığında, bu zenginliğe tezat oluşturan bir durumla karşılaşılır. Türkiye’de maalesef, kaçak define kazılarını bir kenara bırakacak olursak, bilimsel anlamda kazısı yapılan mağara sayısı son derece kısıtlıdır. Örneğin; yaklaşık 10 bin civarında mağara olduğunu varsayarsak, Türkiye’de bilimsel amaçla yapılan mağara kazısı sayısının yüzdelik dilime bile girmediği görülür.

 

Türkiye’de yapılan mağara kazılarını, başlangıcından günümüze kadar gerçekleştirilen prehistorik arkeoloji araştırmaları içinde değerlendirmek gerekir. Türkiye’nin Paleolitik Çağına ilişkin ilk buluntunun 1894 yılında keşfedilmesinden bugüne kadar tamı tamına 120 yıllık bir süreç geçmiştir. Bu süreci üç dönem altında ve bölgelere göre incelemek, mağara kazılarının gelişimini ve Türkiye’deki dağılımını görmek açısından yararlı olur.

 

Birinci dönem 1894 yılından 1940 yılına kadar yapılan araştırma ve kazıları kapsar. Türkiye’de Paleolitik Çağ araştırmalarının “emekleme safhası” olan bu dönemde daha çok yüzey araştırmaları ön plandadır. Yapılan mağara kazıları yok denecek kadar azdır. Türkiye’de ilk mağara araştırmasının 1925 yılında İtalyan araştırmacı Vittorio Viale tarafından Antalya’nın hemen yakınında yer alan Gurma köyünde yapıldığı anlaşılmaktadır. 1928 yılında ise Eugene Pittard, Adıyaman’ın 4,5 kilometre kuzeydoğusunda bulunan Pirun köyündeki Palanlı Kaya Sığınağı’nı keşfetmiş fakat burada kazı yapmamıştır. Mağara duvarlarında kazıma yaban keçisi figürleri bulunmaktadır. Daha sonra 1938 yılında Kansu başkanlığında bir ekibin, Türk Tarih Kurumu adına yaptığı prehistorik araştırmalar çerçevesinde Eskişehir İnönü Mağaraları’nda yaptığı kazılar, bu dönemin önemli mağara kazılarından birini oluşturur. İnönü mevkiinde çok sayıda ufak boşluklar, kaya sığınakları ve büyük mağaralar bulunmaktadır. Bunlardan A ve B olarak isimlendirilen mağaralarda kazılar yapılmıştır. A mağarasında yapılan kazıda tipik bir stratigrafi saptanamamış olup, Paleolitik Çağa ait herhangi bir buluntuyla karşılaşılmamıştır. B mağarasının birçok tali galerileri vardır ve bunlar A’dan F’ye kadar harflerle isimlendirilmişlerdir. Galerilerin tamamında açılan sondaj kazı çukurlarından İlk Tunç Çağı seramikleri toplanmıştır.

 

Bu kazı çalışmaları sırasında yakın çevredeki mağara ve kaya sığınakları da araştırılmıştır. Bunlar İnönü’nün doğusunda Eserönü, İnönü’nün güneyinde bulunan Kandilli köyü mağaralarından Suluin, Koyunini ve Çakmakini mağaraları; İnönü Kütahya yolu üzerinde görülen üç mağara, Porsuk Suyu Vadisi’nde Karahasan Kaya Sığınağı, Arapören köyü doğusunda Kırgız Dağı eteklerindeki iki mağaradır. Yine Polatlı’nın yaklaşık 70 kilometre güney ve batısında yer alan İnler Katrancı köyü mağaraları, Demirözü suyunun aktığı vadide Kızılhisar ve Demirözü mağaraları incelenmiş ve prehistorik açıdan verimsiz bulunmuşlardır. Aynı yıl Ankara ili, Güdül ilçesindeki Kirmir Suyu Mağaraları incelenmiş ve bunların klasik dönemlere ait oldukları saptanmıştır. Ayrıca, Şereflikoçhisar’ın biraz güneyinde Kale adı verilen bir tepede yer alan Kale Mağarası da incelenmiştir.

 

Dorothy Garrod, James H. Gaul ve Bruce Howe’dan oluşan bir keşif heyeti, Anadolu’daki Paleolitik kalıntıları bulmak için İç Anadolu Bölgesi’nde araştırmalar yapmıştır. 1938 yılında yapılan bu araştırma sırasında Ankara Haymana’da Kızılkaya Mağaraları ile Kayseri Felahiye’de Ellice Mağarası kazılmıştır. Bunlar da sonuçları bakımından verimli olmamışlardır. Birinci dönemde az sayıdaki mağara kazılarının İç Anadolu Bölgesi’nde yoğunlaştığı görülmektedir. Yapılan kazıların tam anlamıyla bir mağara kazısından çok sondaj ya da test kazıları olduğu anlaşılmaktadır. Üstelik bu kazılar belirli bir sistem ve amaçtan yoksundur. İnönü Mağaraları kazısı dışında belgeleme çalışmalarının da eksik olduğu görülür. İkinci dönem olarak adlandırdığımız 1940-1980 yılları arasında mağara kazılarının arttığı görülür. Bu dönemde Türk araştırmacıların çalışmaları ön plana çıkar. Türkiye’de Prehistorya’nın babası sayılan Prof. Dr. İsmail Kılıç Kökten’in çok kıt olanaklarla yaptığı ve tüm yurdu kapsayan araştırmaları, birçok Paleolitik mağara yerleşiminin keşfedilmesine ve bilim dünyasına tanıtılmasına neden olmuştur. Ayrıca, Prof. Dr. Şevket Aziz Kansu, Prof. Dr. Muzaffer Süleyman Şenyürek ve Prof. Dr. Enver Yaşar Bostancı ile birlikte Paleolitik Çağ kazı ve yüzey araştırmaları tüm Türkiye sathına yaygınlaştırılmıştır. İkinci dönemde Ege Bölgemiz hariç diğer bölgelerimizin tamamında mağara kazılarının yapıldığı görülür.

 

...

 

Prof. Dr. Harun Taşkıran