52. Sayı - IŞİD - Palmira - Hatra - Nimrud

IŞİD, vadedilmiş bir gelecek için gözümüzün önünde pasif geçmişimizi dinamitlerle yerle bir ederken, anlamsız gibi görünen bu büyük tahribatı nasıl anlamalıyız? Antik çağlardan günümüze kalmış bir tapınak ya da antik bir kent, modern dünya için işlevini yitirmiş pasif bir geçmişe dönüşmüştür artık. Zararsızdır... Tapınaklarda artık tanrılar yer almaz, kentlerde yaşam olmaz.

Onlar bugünkü uygarlığın ilk aşamalarını ve gelişimini gösterdiği için değerlidir ve gelecek nesillerin ortak bilincini oluştururlar. Bu nedenle arkeolojik ve tarihsel miras evrenseldir ve korunmaya muhtaçtır. Ve biz bu nedenlerden dolayı onları müzelerde ve ören yerlerinde özenle korur insana ait olan uygarlığı meraklı ziyaretçilerin görmesi için hazırlarız.

Peki IŞİD kendisine hiçbir zararı olmayan bu kültürel mirasları neden yağmalıyor ve neden var gücüyle onları tahrip ediyor? Binlerce yıl önce işlevini yitirmiş bir tanrıdan ve onun tapınağından çekindiği için mi? Pek öyle olduğu söylenemez, çünkü tapınaklar ve tanrı heykelleri ile beraber camileri, kiliseleri, türbeleri hatta mezarları bile yok ediyor. IŞİD’in işlemelerini ve mozaiklerini söktüğü ardından da havaya uçurduğu İmam Dur Türbesi, İslamiyet’in doğuşundan sonra oluşturulan en önemli eserlerden biriydi. Türk hacılar için kutsal sayılan ve ziyaret edilen Hz. Yunus Peygamber Camii ve türbesi dinamitle havaya uçuruldu. Osmanlı Döneminin geride bıraktığı miras olan Hema Kado Camii’nin el yazmaları yakıldı, cami havaya uçuruldu. Halep’teki Hz. Davud Türbesi, Suriye’nin Rakka kentindeki Veysel Karani Türbesi, Kamışlı bölgesindeki Hazne şeyhlerinin türbesi, Hz. Eyyub’un eşi ‘Seta Rahime’nin Türbesi, Hz. Şid Peygamber Camii, Musul’daki 1400 yıllık Yahya Ebu’l-Kasım Camii, Süryani Katolik manastırı olan Mar Behnam Manastırı, Ahmed el-Haznevi Camii ve Medresesi, Hz. Ali’nin torunu Muhammed Bin Ali’nin türbesi, Nizar Ebu Bahaeddin Türbesi bu tahribattan payını alanlardan sadece birkaçı.

 

İslamiyet’in en büyük paradigması olan “cihat” anlayışı yine İslamiyet’in en sert yüzü olan selefilik ile birleşince ortaya bu kadar acımasız bir manzara çıkabiliyor. Bu birleşmeye de İslam alimleri Cihadı Selefilik diyorlar. Cihat anlayışı dünyayı Müslüman yapmak, Müslüman olmayanlardan temizlemek için yapılan savaştır. Yani İslamiyet içerisinde meşru bir haktır. Cihatçı da Allah yolunda savaşan kişidir. Vadedilmiş gelecek, sadece öteki dünya değil cihadın sonunda sahip olacağınız gerçek dünyadır da aynı zamanda. Bu nedenle de IŞİD İslam Devleti terminolojisini kullanmaktadır. Paradigma tam olarak burada başlar aslında, çünkü cihat bir yandan yıkıcı ve acımasız iken diğer yandan yapılan her şeyin affedildiği kutsal bir sebebi olduğu için meşru görülür. Bu nedenle İslam dünyasının bir kısmı yapılanı yanlış bulurken, bir kısmı haklı sayar. Selefilik, tüm referansını Hazreti Muhammed’in yaşadığı dönem olan Altın Çağ’dan alır. Yani referansı Kur’an ve sünnettir. Onun dışındaki her şeyi çok katı bir şekilde reddeder. Amaç o günlere geri dönmek ve tekrar oradan varlığını sürdürmeye çalışmaktır. Gözümüzün önünde her şeyi yok eden anlayış da budur. Pratiğini oluşturan tüm teorik referanslar, ona yaptığı hiçbir şeyden pişmanlık duymayan bir anlayış sunar. Farklı olan bir Müslümanı bile farklı olduğu için diri diri keser. Bu yıkım, düşman olarak gördüğü bizlerin dünyasında hem maddi hem de manevi yaralar açar. Çünkü bir yandan geçmişimizden bize kalan tüm eserler yok edilirken onunla ortaya çıkan bilgi, sevgi, değer verme, önemseme, koruma ve sahip çıkmaya yönelik de bir saldırı gerçekleştirilir. Yani içinde kötücül bir hiçlik taşır.

 

Geriye dönüp baktığımızda Ninova, Nimrud ve Hatra, Horsâbad, Musul Müzesi ve Kütüphanesi, Palmira antik kenti, Baalşamin Tapınağı IŞİD tarafından dinamitlenen, havaya uçurulan, parçalanan, yok edilen dünya miraslarından... Sadece yakıp yıkmakla kalınmadı, aynı zamanda bu arkeolojik alanlardan eserler toplandı, bu eserlerin satışına izin verildi, her bir eser üzerinden vergi alındı, satılamayan eserler parçalandı ve topluma gözdağı vermek gibi barbarlıkla bile anlatılamayacak eylemler sürdürüldü. Ancak bu noktada bir sorun var: IŞİD’in yağmalayıp sattığı bu eserleri kim satın aldı?