HAFT TEPE

Günümüz İran topraklarının güneybatısındaki bölgede yaşamış olan Elam medeniyeti insanlık tarihinin erken dönem şehirleşmesinin bir parçasıdır. Doğu sınırı Babil’e kadar uzanan medeniyet, MÖ 4. binyılın başlarından MÖ 1. binyılın ortalarına kadar var olmuştur. Bugün Danyal peygamberin mezarının yer aldığı, başkenti Susa’dan Eski Ahit’te birkaç defa bahsedilir.

Susa’da Fransızların yaptığı kazı çalışmaları sonucunda pek çok eski buluntu ortaya çıkarılmış­tır. Bu buluntuların arasında Kraliçe Napirasu’nun gerçeğe uygun boyuttaki bronz heykeli ve Ham­murabi Kanunları steli de yer alır ve bunlar Pa­ris’teki Louvre Müzesinde kalıcı sergilenen eserler arasındadır. Susa dışında başka Elam şehirleri de bulunmuştur. Roman Ghirshman, bugün Çoğa Zenbil olarak bilinen El-Untaş-Napirişa’da Yakın Doğu’nun bilinen en büyük tapınak kulesini (zigu­rat) ortaya çıkarmıştır. Bu tapınak kulesi 105 metre yüksekliğindedir ve MÖ 13. yüzyılda kurulmuş bir şehrin ortasında yer alır.

 

İslam Devrimi’nden sonra İran’da 25 yıldan uzun bir süre arkeolojik araştırma yapılamamıştır. 2004 yılında İran, Mainz Johannes Gutenberg Üniversi­tesine Susa’nın 15 kilometre kadar güneyinde yer alan Elam yerleşmesi Haft Tepe’de yeni kazılar için izin vermiştir. Bir yazıta göre, bu yerleşme antik kent Kabnak’tır. Son yıllarda birçok kazı çalışma­ları ve jeofizik araştırmalar yapılmıştır. Yeni çalış­malar şehrin yapısı ve tarihsel gelişimi hakkında önemli bilgiler açığa çıkarmış, fakat aynı zamanda 3 bin 400 sene önce burada gerçekleşmiş bir in­sanlık trajedisine dair kanıtlar da sunmuştur.

 

MÖ 2. binyılın ortalarında şehir neredeyse baş­kent Susa kadar gelişmiş ve Elam İmparatorluğu içinde en önde gelen merkez hâline gelmiştir. Nispeten kısa bir süre içerisinde Elam kralları Tepti-Ahar ve Inşuşinak-şar-ilani tapınak ve sa­raylar gibi anıtsal yapılar inşa etmişlerdir. Kabnak şehri bu dönemde yaklaşık 250 hektarlık bir alanı kaplamaktaydı. Olasılıkla tapınaklar için platform görevi gören yapı komplekslerinin her iki yanın­da anıtsal teraslar bulunmuştur. Bazı yapıların çamur sıvaları üzerinde duvar resmi kalıntıları bulunmuştur. Çivi yazısıyla kil tabletlere yazılmış metinler ve bazı arşivler oldukça gelişmiş bir idari örgütlenmeye kanıt sunar. 2007 yılında şehrin gü­ney kısmında bulunan yönetim binası değerli ob­jelerin kaydı ve depolanması için kullanılıyordu. Yapı iki kısımdan oluşuyordu: İlki katiplerin çalış­ma alanını, ikincisi birbirine paralel inşa edilmiş uzun depolama odalarını içeriyordu.

 

Kâtiplere ait olan çalışma odası, eski yazı aletleri ve metotları konusunda genel bir bilgi sunmak­tadır. Şehir yaklaşık yüz yıl gelişmeye devam et­miştir. Yazılı kaynakların gösterdiği gibi, Babil gibi komşu devletlerle ticari ve politik ilişkiler kurulmuştu. Yakın zamanda ortaya çıkarılan za­naat atölyesiyle ilişkili kil tablet arşivi, ticaret, sa­nat ve zanaatın ne kadar gelişmiş olduğuna dair çokça belirti sunmaktadır. Odalarında işlenmemiş malzemeler olduğu kadar fildişi ve metal ürünler de bulunmuştur. Odaların birinde bir fil iskeleti bulunması ise özellikle dikkat çekicidir. Belli ki, filin kemikleri ve dişleri hammadde olarak kulla­nılmıştır. Atölyenin önündeki avluda iki kısımdan oluşan devasa bir fırın bulunur.

 

Dr. Behzad Mofidi-Nasrabadi