KEF KALESİ

Kültürün biçimlenmesi ve yayılmasında etken olan en önemli faktörlerden biri kuşkusuz coğrafyadır. MÖ 13. yüzyıl Assur kayıtlarında Urartu Bölgesi, Uruatri biçiminde coğrafi bir terim olarak karşımıza çıkmaktadır. Aynı zamanda bölgenin zorlu coğrafi özellikleri ve Urartu yerleşimi ile yaşam alanlarının belirtildiği bu kayıtlar, Urartuları tanımamızı sağlayan en erken kayıtlardır. İlk kez Assur kayıtlarında bildiğimiz ve günümüz Doğu Anadolu Bölgesi, Ermenistan ve Kuzeybatı İran ile kısmen Kuzey Irak sınırları içerisindeki alanda yer alan Urartu bölgesi, Demir Çağı boyunca ideolojik çekişmelerin ve kültürel değişimlerin yaşandığı bir alan haline gelmiştir.

 

Bölgede başlarda konfederatif bir yaşam süreci varken MÖ 9. yüzyıla gelindiğinde çekirdek bölge Van Gölü havzası olmak üzere beyliklerin/ aşiretlerin ortak düşmana (Assur) karşı aynı saflarda direniş gösterdiği ve bir araya gelerek merkezi, sistematik ve yapısal bir güç birliğinin oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Beyliklerin birliğinden oluşan ve merkezi devlet sistemi olmanın tüm niteliklerini taşıyan bu birliğin başkenti Tuşpa’dır. MÖ 9.ve 6. yüzyıl arasında krallık süreci boyunca bölgedeki tüm güç dengelerini elinde tutan Urartu’nun kültürel ve inançsal anlamda da bir bütünlük oluşturduğu anlaşılmaktadır.

 

Urartular daha çok yükseklere inşa edilen ve coğrafi yapıyla uyum içinde olan mimari yapıları ile bilinmektedir. Urartu’nun karakterini yansıtan bu mimari yapılar daha çok yükseklere inşa edilen devasa kaleler ve aşağı yerleşim alanlarında kendini göstermektedir. Urartular sadece devasa kaleler inşa etmekle kalmamış aynı zamanda bu kalelerin su ihtiyaçlarını karşılamak için su kanalları, barajlar inşa etmiş, bağ ve bahçeler oluşturmuşlar.

 

Urartu kalelerinin ön plana çıkan ortak özelliği, bölgenin stratejik noktalarda ve yüksek bir dağın ovaya uzanan kollarından biri üzerine edilmiş olmalarıdır. Çoğunlukla sitadel alanının hâkimiyetinde planlanmış aşağı yerleşimler yer almaktadır. Sitadel alanında saray, depo odalar, tapınak ve diğer idari birimler yer almaktadır. Savunmanın öncelikli olduğu kalelerin inşa konumları seçilirken doğal oluşumların (dağ, göl… vb.) oldukça önemli olduğu kalelerin oluşturduğu ağ sisteminden anlaşılmaktadır. Bu anlayışla Kef Kalesi ile Ayanis Kalesi’nin Urartuların tanrı olarak kabul ettiği Süphan Dağı’nın hükmünde ve Van Gölü’nün turkuaz manzarasına karşı kurulmaları önemlidir. Söz konusu iki kalenin Van Gölü’nün en stratejik noktalarında inşa edilmiş olmaları, plansal benzerliklerinin yanında işlevsel olarak da benzerliklerinin bulunduğunu gösterir. Düşman saldırılarının yönü ile coğrafi yapının şekillendirdiği ve gelişkin mimari üslubun taşa yansıtıldığı Urartu kalelerinden biri olan Kef Kalesi, Urartu mühendisliğinin en başarılı örneklerindedir. Burada oldukça detaylı işlenmiş bazalt bloklar, kabartmalı bloklar ve kerpiçten inşa edilmiş kaleye ait mimari yapı kalıntıları günümüze ulaşabilmiştir. Birer mimari eleman olarak işlev gören kabartmalı bloklar, bir yandan Urartu baş panteonunu görsel olarak ortaya koyarken diğer yandan da Urartu mimarisinin tüm ihtişamını yansıtmaktadır. Urartu kaleleri içerisinde işlevi, kuruluş amacı gibi birçok yönüyle anlaşılamamış olanlardan biri kuşkusuz Kef Kalesi’dir. Genel mimari yapısı, taş kabartmalarının niteliği, mimari ögelerde kullanılan dini ağırlıklı motiflerin anlamları ve kalenin işlevi konusundaki tartışmalar hala sürmektedir.

 

Yazı: Rıdvan YİĞİT, Erdoğan ÖDÜK

 

Yazının devamına Aktüel Arkeoloji Dergisinin 73. sayısından ulaşabilirsiniz.