PALMİRA

Palmira, Şam’ın yaklaşık 200 kilometre kuzeydoğusunda, Emesa’nın (günümüzde Humus) yaklaşık 150 kilometre doğusunda, Resafa’nın yaklaşık 125 kilometre güneybatısında, Dura Europos’un yaklaşık 230 kilometre batısında yer alır.

Her ne kadar günümüzde geçmişe oranla ulaşım çok daha rahat görünse de aslında bugün dahi Palmira’ya gitmek başlı başına bir tecrübe gerektirir. Bir zamanlar Suriye çöllerinde hüküm süren şehir, kraliçe Zenobia’nın (Zennube) MS 272 yılındaki yenilgisinden sonra yavaşça önemini yitirmiştir. Sonunda şehir, kayalık bir boşluğun ortasında küçük bir köye dönmüş, bu son yerleşme anıtsal duvarlar ve sütun sıralarının gölgesinde, duyulan güven ve huzurla, Bel Tapınağı’nda kurulmuştur. Geçmişe tanıklık eden antik yapılar, sadece çöl boyundaki uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra muhteşem bir manzarayla gezginleri ödüllendirmiş ve her zaman takdir edilmişlerdir.

 

Yaşlı Plinius, vahanın konumunu ve coğrafi koşullarını kısaca şöyle anlatır: “Palmira, güzelliği, toprağının zenginliği, suyunun lezzeti ve bolluğuyla ünlü bir kenttir. Toprakları dört bir taraftan kumla çevrilidir ve böylece doğa onu dünyanın geri kalan kısmından ayırır. İki büyük imparatorluk, Roma ve Part arasında konumlansa da, hâlâ bağımsızlığını korumaktadır; bu ikisinin arasında sınır olmak ilk anda tehdit olarak görünse de, Palmira her iki tarafın da özenini kazanmada başarısızlık yaşamaz. Şehir, genelde Dicle’deki Seleukoslar olarak bilinen Partların Seleukos’undan 542 kilometre uzaklıkta yer alır, mesafe Suriye kıyısının en yakın yerinden 326 kilometre ve Şam’dan 43 kilometre daha azdır.”

 

Bugün bu çöl kasabası, resmi olarak, buraya Yunan ve Romalılar gelmeden önce bilinen Sami ismini taşımaktadır: Tadmor. Ancak “Palmira” ismi de oldukça iyi bilinir ve sıkça kullanılır. Yerleşme, Suriye çöllerinin ortasında konumlanmıştır ve Plinius’un kenti çevreleyen kumu anlatışı biraz şairane olsa da, burada gerçekten de gözün alabildiğine bir sahra uzanır.

 

 

Karol JUCHNIEWICZ