SARDES

Odanın toprak tabanı altında gömülü durumda bulunan iki buluntu grubunun her biri, içinde bir yumurta, bir tunç sikke ve bir takım ufak keskin metal objeler -tunç iğne, tunç mıh ya da çivi, iğne veya süs iğnesi gibi bazı uzun ve paslı demir objelerbulunan kapaklı küçük bir kaptan oluşmaktaydı.

 Manisa’nın Salihli ilçesine bağlı Sart beldesi yakınlarında yer alan, Demir Çağı Lidya Krallığı’nın başkenti Sardes’te 2013 yılında yürütülen kazı çalışmalarında, kent merkezine yakın bir noktada yer alan bir Roma yapısının tabanının altında gömülü durumda iki olağandışı kült objesi ortaya çıkarılmıştır. Objelerin bulunduğu ve ortasında bir fırın bulunan odanın gösterişli bir ev ya da villaya, ya da muhtemel bir kamu yapısına ait olduğu düşünülmektedir. Yapı, MS 17’de Sardes’i yıkan büyük depremin ardından MS 1. yüzyılda inşa edilmişti. Depremden en çok Sardes halkının etkilendiğini söyleyen Tacitus bu felaketi  canlı tasvirlerle anlatmıştır. MS 1. yüzyılboyunca defalarca yenilenen ve onarım gören yapı, MS 1. yüzyıl sonlarında çatının çökmesiyle birlikte kullanılmaz hale gelmiştir. Wisconsin Üniversitesinden lisansüstü öğrencisi Will Bruce yönetimindeki 2013 yılı kazı çalışmalarına ait sonuçlar, Missouri Üniversitesinden lisansüstü öğrencisi Elizabeth DeRidder Raubolt ve Temple Üniversitesinden Prof. Jane DeRose Evans tarafından Amerikan Arkeoloji Enstitüsü’nün Chicago’daki yıllık toplantılarında rapor edilmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izniyle yürütülen kazı çalışmaları, Harvard ve Cornell Üniversitelerinin sponsorluğunda devam etmektedir. Geçtiğimiz kazı sezonu bakanlık temsilcisi ise Antalya Müzesinden Ünal Çınar’dır. Odanın toprak tabanı altında gömülü durumda bulunan iki buluntu grubunun her biri, içinde bir yumurta, bir tunç sikke ve bir takım ufak keskin metal objeler -tunç iğne, tunç mıh ya da çivi, iğne veya süs iğnesi gibi bazı uzun ve paslı demir objeler- bulunan kapaklı küçük bir kaptan oluşmaktaydı. Elimize parçalar halinde ulaşan yumurtaların birinin Antik Dönemde parçalanmış olduğu tespit edilmiştir. Bir ucu kasıtlı olarak delinmiş olan diğer yumurta ise kabın içinde tüm olarak korunmuştur.  Buluntular arasında yer alan sikkelerden biri Nero’nun hükümdarlık dönemine (MS 62-65) tarihlendirilirken, diğer sikke Smyrna’ya ait bir sikke olup, MS 54-59 yıllarına tarihlidir. Yerel sikkenin ön yüzünde Zeus’un yerel bir uyarlaması olan Zeus Lydios görülmektedir. Smyrna sikkesinin ise ön yüzü düz olarak dövülmüş, daha sonra kesilerek bir aslan figürü yerleştirilmiştir. Daha çok mühür taşlarının işlenme yöntemi ile benzerlik gösteren bu örnek, oldukça ender rastlanan bir keşiftir. Sikkedeki aslan figürünün, bir diğer önemli yerel tanrı olan Kibele ile bağlantılı olabileceği düşünülmektedir. Bu bağlamda, bu iki buluntu Sardes’in iki büyük yerel tanrısına işaret ediyor olabilir. Her iki sikke ve içerisinde bulundukları kaplar depremden 50 yıl sonrasına tarihlendirilmektedir.
 
Buluntular, bu alana yaklaşık 1 km uzaklıkta bulunan Artemis Tapınağı’nda 1913 yılında yürütülen kazı çalışmalarında ele geçen bir buluntu grubu ile yakın benzerlik göstermektedir. Bir yüzyıl önce yürütülen bu kazı çalışmasında her biri bir sikke, yumurta kabuğu ve bükülmüş tele benzer paslı bir tunç alet içeren bir düzine kabın tapınaktaki duvar ve anıtların temellerinde bulunduğu rapor edilmiştir. Yumurtalardan biri, bir ucunda bulunan küçük delik dışında tüm olarak ele geçmiştir. Kazıda bulunan objeler olasılıkla Birinci Dünya Savaşı’nda tahrip olduğundan, bu ilginç keşfe dair bilgiye yalnızca eski yayınlardan ulaşabildik. Şimdi ise benzer kült objelerine kendimiz ulaştık. Artemis Tapınağı’nda bulunan sikkeler göz önünde bulundurulduğunda, buluntuların tutarlılığı bu uygulamanın yalnızca Nero’nun hükümdarlık döneminde değil, Hellenistik Dönemden (MÖ 2. yüzyıl) Traianus’un hükümdarlık dönemine (98-117) kadarki süreci kapsayan uzun bir zaman diliminde de gerçekleştirilen oldukça standart bir uygulama olduğu izlemini vermektedir. Bu tutarlılık ve benzer buluntuların Sardes’te hem evsel, hem de kutsal bağlamda ele geçmiş olması, bunların belirli bir ritüele ait olabileceğini düşündürmektedir. Diğer antik kentlerde yapılan kazılarda tamamen aynı buluntulara rastlanmasa da, taban altına kült objelerinin gömülmesi, Akdeniz ve Yakın Doğu genelinde yaygın bir gelenektir. Büyük Plinius “Doğa Tarihi” (Nat. Hist. 28.4) adlı eserinde bu uygulamayı “Lanetlerle büyülenmekten korkmayan kimse yoktur, dolayısıyla yumurta veya salyangoz yedikten sonra hemen kabukları kırılır veya kaşıkla delik açılırdı” şeklinde tasvir etmiştir. Buluntuları, Geç Antik Dönemde, İran ve Irak’ta bulunan ve “şeytan kapanları” olarak adlandırılan “büyü kapları” ile karşılaştıran DeRidder, “kapların adakta bulunan kişilere veya onlara ait olan mallara zarar vermek amacıyla kullanılan kötü güçleri tuzağa düşürüp, kıstırmak ve etkisiz hale getirmek amaçlı kullanıldıklarını” söylemektedir. Lidyalıların bina tabanlarının altına kült objeleri gömmek üzerine uzun bir geçmişleri vardır. Lidya Dönemine ait, olasılıkla Sardes buluntularından 500 yıl öncesine tarihli, “köpek gömüleri” olarak adlandırdığımız 30’dan fazla buluntu grubu ele geçmiştir. Buluntular tabak, testi, içme kabı, demir bıçak ve içerisinde genç bir köpek yavrusuna ait kemikler bulunan pişirme kabından oluşmaktadır. Bunlar kasıtlı olarak bina tabanlarının altına gömülmüştü. 1976’dan 2008’e kadar Sardes Kazı Başkanlığı görevini yürüten Prof. Greenewalt, bunları “Köpek Boğazlayan Hermes” kültü ile bağdaştırmıştır.

Nicholas Cahill