TARİHÖNCESİ DÖNEMDE HASANKEYF

11 bin 500 yıl önce, elverişli iklimsel koşulların oluşmasıyla iskân edilmeye başlayan Hasankeyf Höyük, Yukarı Dicle Havzası’nın ilk yerleşik köylerinden biridir.

 

Ortaçağın önemli kent merkezlerinden biri olarak bilinen Hasankeyf, iskân tarihi bakımından çok daha eskiye dayanan bir geçmişe sahiptir. Kalenin bulunduğu Yukarı Şehir’de ve modern Hasankeyf kentinin altında kalan Aşağı Şehir’de, yer yer Roma Dönemine ait kalıntılara rastlanırken, Hasankeyf merkezinin kuş uçuşu 1,5 kilometre doğusunda, Dicle Nehri’nin kuzey kıyısında yer alan Hasankeyf Höyük’te, günümüzden yaklaşık 11 bin 500 ile 11.000 yıl öncesine ait bir Neolitik Çağ yerleşmesi tespit edilmiştir.

 

Hasankeyf’in de bulunduğu Yukarı Dicle Havzası’nda, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun diğer bölgelerinde olduğu gibi, dev baraj inşaatlarıyla teşvik edilen kurtarma kazı projeleri başlamadan önce, arkeolojik bulgular oldukça sınırlı idi. Buna karşın, sınır ötesindeki Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’ta uzun yıllardır devam eden arkeolojik faaliyetler sayesinde çok sayıda yerleşme yeri saptanmış ve oldukça zengin bulgular ortaya çıkarılmıştı. Yakındoğu ya da Kuzey Mezopotamya’nın kültür tarihleri, uzun bir süre boyunca bu verilere dayanarak değerlendirildi ve Türkiye sınırlarında bulunan çeşitli eski kültürler için sınırlar oluşturulmuş gibi algılandı.

 

Bu durum Neolitik Çağ için de geçerli idi. Ilısu Barajı etkileşim alanına yönelik kurtarma kazı projesi başlamadan önce, Yukarı Dicle Havzası’nda Neolitik Çağ yerleşmesi olarak, yalnızca Hallan Çemi ve Demirköy Höyük biliniyordu. Üstelik Hallan Çemi de, Sason Barajı’nın yapımı sırasında başlatılmış bir kurtarma kazısı sırasında keşfedilmişti. Ilısu Barajı kurtarma kazıları sayesinde Erken Neolitik Çağ yerleşmeleri Körtik Tepe, Hasankeyf Höyük, Gusir Höyük ve Boncuklu Tarlası ile Geç Neolitik Çağ yerleşmeleri Salat Camii yanı ve Sumaki Höyük’te kazı çalışmaları gerçekleştirildi. Yukarı Dicle Havzası’nın Neolitik Çağına dair elimizdeki bilgilerin henüz yeterli olduğu söylenemez. Ancak son yıllarda ele geçen yeni bulgular, bu bölgedeki ilk yerleşik köyün saptanmasına, tarım ve hayvancılığa nasıl geçildiği konusunda genel bir fikir oluşmasına, ayrıca Güneydoğu Anadolu’nun diğer bölgelerin yanı sıra, Suriye ve Irak ile olan ilişkilerinin de ele alınmasına olanak sağladı.

 

 

Dicle kıyısında doğal bir yükselti üzerinde yer alan Hasankeyf Höyük, yaklaşık olarak 200 x 160 metre boyutlarında ve etrafındaki ova seviyesinden 8 metre kadar yüksektedir. Dicle’ye paralel olarak doğu-batı yönünde uzanan Raman Dağı, höyüğün arkasında uzanan dar bir düzlüğün ardından aniden yükselir ve bu dağdan aşınarak açılan derin bir vadi, yerleşmenin güneybatısında Dicle’ye kavuşur. Günümüzde höyük etrafındaki bitki örtüsünün pek zen­gin olduğu söylenemez. Ancak Raman Dağı’nın yüksek kesimlerinde sıkça rastlanan meşe ağaçları ve derin vadilerde yer yer karşımıza çıkan yabani fıstık, badem ve çitlembik ağaçları, bitki örtüsünün bugünkü halinin yalnızca doğal koşullara bağlı olmadığını, insan ve evcil hayvan faaliyetlerinin bir sonucu olarak algılanması gerektiğini gösterir. Bölgenin tarihöncesi dönemde daha zengin bir bitki örtüsüne sahip olduğu, kazı esnasında ele geçen çeşitli bitki kalıntılarından da anlaşılır. O zamanki çevre koşullarının yabani hayvanlar için de elverişli ve çekici olduğu, yine bol miktarda bulunan çeşitli yabani hayvan kemiklerinden kolayca tahmin edilebilir. Ayrıca, tatlısu balıkları ve su kuşlarına ait kemiklerin de bolca ele geçmesi, o dönem­deki insanların yerleşme önünde akan Dicle Nehri’nden yararlanmış olduğunu gösterir.

 

 

YUTAKA MIYAKE

 

DEVAMI AKTÜEL ARKEOLOJİ HASANKEYF ÖZEL SAYISINDA…