70. Sayı - MİTOSUN GİZEMİ

Belki de son 12 bin yılda hayal etmeyi unuttuk. Toprak esir aldı bizi. Hayallerimizin yerini ise endişelerimizin arasına sıkıştırdığımız geleceğimiz. Geriye tekdüze bir uygarlık kaldı. Hayal etmeyen, öteki bir uygarlık…

Öncesinde yabandık. Sınırsız bir dünya, sınırsız bir evrenin ortasında varoluşumuza, dünyaya, evrene, doğaya ve yaşama dair hikayeler, mitoslar, söylenceler hayal eder, bunları birbirimize kulaktan kulağa anlatırdık. Enkidu olmak, yaban olmak, Gılgamış olmaktan daha heyecan verici gelmiştir bu nedenle. İçinde yaşadığımız dünya ve evren tüm yabanlığı ile beslediği hayallerimizi mitoslara gebe bırakmıştır. Göbekli Tepe böyle doğmuştur. Doğanın ve evrenin tüm yabanlığını görürüz onda ama anlayamayız. Tüm gizemi ve yabanlığı ile bir hayal gibi bu yeni uygarlığın üzerinde gezinir Göbekli Tepe...

 

Göbekli Tepe’yi anlayamıyoruz. Çünkü, doğaya, diğer canlılara, evrene, yerin altına ve üstüne düşman bir uygarlık Göbekli Tepe’yi nasıl anlayabilir? Nasıl hayal edebilir akrebi, yılanı, kuşları; ne anlatabilir artık düşman bildiklerimiz bize? İnsan yaban iken içinde yaşadığı dünya insanın dostuydu. İnsan doğanın bir parçasıydı, sahibi değil. On binlerce yıl doğaya, yaşama ve evrene dair mitoslar, hikayeler ve efsaneler ürettik. İnsan bu mitosların bir parçası oldu, kahramanı değil. Şimdi turnaları öldürüp Göbekli Tepe’nin turna betimlemelerini anlamaya çalışıyor, neslini tükettiğimiz hayvanların bize hikayeler anlatmasını hayal ediyoruz...

 

Mitos ağacın köküdür. Ortak zenginliktir. İnsanlığın hayali ve hafızasıdır. Mitos insanlığın yaban halidir, saftır, karışıktır. Mitos göçebedir. Mitos sahipsizdir. Her coğrafya mitosu sahiplenir, kendine göre değiştirir, şekillendirir, bezer ve kulaklara üfler. Kulaktan kulağa zenginleşir, sonra döner; ilk çıktığı köke döner. Yani insana geri döner. Mitoslarla kültürü keşfederiz, coğrafyayı tanırız, köke ulaşırız.

 

Din yokken, tanrı yokken, mitoslar vardı. Gökyüzünde yıldızlar vardı, parlayan güneş, içinden geçtiğimiz orman, altında dinlendiğimiz ağaç, gece uyuduğumuz mağara, aşamadığımız yüce dağlar, serin suyundan içtiğimiz nehir ve karnımızı doyurduğumuz diğer canlılar; bunlar kutsal ve değerliydi yaşam için. Bu nedenle kutsal ırmak, kutsal dağ, kutsal hayvan olarak tanımladık her birini. Mitoslar, insan ile doğanın varlık ilişkisinin anlatısıdır, birbirini tamamlayan bir ilişki.

 

Hasankeyf için son bir umut...Hiçbirşey için geç değil, Hasankeyf hala yarınların mirası olabilir.

 

Hayal etmeniz dileği ile iyi okumalar.