İRAN: DEH LURAN OVASI´NDA PREHİSTORİK YERLEŞMELER

İyi tasarlanmış bir araştırma projesi, İran’daki Neolitik Çağ araştırmalarını nasıl tanımladı? Yeni araştırmalar bugünkü resmi nasıl değiştirdi?

1950’lerden bu yana Robert Braidwood’un “Tarihöncesi Projesi” adlı araştırması, insan yaşamındaki en belirleyici değişikliği, mobil toplayıcılıktan yerleşik çiftçiliğe yani tüm yıl boyunca köylerde yaşamaya geçiş sürecini yeniden yazmıştır. Tarihöncesi Projesi, Bereketli Hilal’in “Hilly Flanks” olarak adlandırılan ova sırtlarında, evcilleştirilen hayvanların yabani atalarının yaşadığı bölgelerdeki üretken geçim ekonomisinin en erken kanıtlarını aramayı hedefleyen bir araştırma stratejisi üzerine kurulmuştur ve Irak ve Türkiye üzerine odaklanmıştır. 1959-60 yıllarında İran da kısa bir süre boyunca araştırma kapsamına alınmıştır. Braidwood ve ekibi bu bağlamda, Kirmanşah Ovası’nda yüzey araştırmaları yürütmüş ve Neolitik Döneme tarihlenen Tepe Sarab ve Tepe Asiab yerleşmelerinde kazılar yapmıştır. Dönemin genç prehistoryacılarına ilham olan bu çalışmalar, bugüne kadar İran prehistoryasında da büyük ölçüde etkili olmuştur. İran Tarihöncesi Projesi’nin ardından gelen en başarılı projelerden biri, Kuzey Huzistan’daki Deh Luran Ovası’nda yer alan erken yerleşmeleri inceleyen bir proje olmuştur.

 

Braidwood’un öncü yüzey araştırmalarının da gösterdiği gibi, Zagros Dağları’nın sert ve engebeli arazisi içerisinde, erken yerleşmeler için yeterli tatlı su kaynağına sahip yalnızca sınırlı sayıda verimli vadi bulunmaktadır. Kuzeybatıdan Güneydoğuya doğru, Solduz Nehri vadi sistemleri, Kirmanşah bölgesi ve Huzistan ovaları, tarihöncesi yerleşmelerin izine rastlanan başlıca bölgelerdir. O dönemde bilinen bazı erken tarihli, Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem yerleşmelerinden Tepe Ganj Darreh ve Tepe Asiab, Zagros Dağları’nın yükselmeye başladığı, deniz seviyesinin 1200 metre üzerinde bir rakımda yer almaktadır. Akıllarda oluşan bir sonraki soru, bu geçiş sürecine doğru ilk adımların atıldığı diğer yerleşmelerin nerede olabileceği sorusu olmuştur. Braidwood’un ekibinin eski bir üyesi olan, Chicago Üniversitesinden Frank Hole, Zagros Dağları’nın güneyindeki çeşitli yükselti kuşaklarında sistematik yüzey araştırmaları yürütmüş ve en nihayetinde en alçaktaki kuşakta yer alan ve 11 tarihöncesi yerleşme ile Tepe Ali Kosh adı verilen bir Çanak Çömleksiz Neolitik Dönem höyüğü tespit ettiği Deh Luran Ovası’nda kazı yapmaya karar vermiştir. 1961 yılında yaptığı ilk sondaj çalışmasından sonra, 1963 yılında araziye, Chicago Üniversitesi öğrencisi ve fauna uzmanı Kent Flannery ve antropoloji öğrencisi James A. Neely ile birlikte geri dönen Hole, alandaki ilk büyük ölçekli kazıları başlatmıştır. Neolitik Ali Kosh yerleşmesinde elde ettiği sonuçları tamamlamak isteyen Hole, yakınlardaki Kalkolitik Tepe Sabz ve Ali Kosh ile Sabz arasındaki kronolojik boşluğu dolduran Choga Sefid adlı büyük höyükte de kazılar yürütmüştür. Böylelikle, Deh Luran’ın tarihöncesi evreleri için, bugüne kadar geçerliliğini koruyan, bütüncül bir rölatif (göreceli) silsile oluşturmayı başarmıştır. Teorik bakış açısı, dikkatlice tasarlanmış disiplinler arası araştırma yaklaşımı, titiz kazı ve belgeleme teknikleri ve vakitli yayınları ile tarihe geçen bir proje olmuştur. Deh Luran Projesi, bugün hala, Bereketli Hilal’in doğu kanadındaki Neolitikleşme süreci üzerindeki anlayışımızı şekillendirmektedir. Ganj Dareh veya Choga Bonut gibi eşit derecede önemli diğer yerleşmelerde de başka ekipler tarafından araştırmalar yürütülse de bunların hiçbiri Deh Luran Projesi kadar istikrarlı olmamıştır. 1979 yılından sonra İran onlarca yıl boyunca uluslararası araştırmalara kapalı kalsa da, Ali Kosh ve Ganj Dareh’den belirli sorulara yanıt veren önemli bulgular toplanmaya devam edilmiştir. Ancak yeni kazı yapılamaması nedeniyle ve 1980’lerin sonlarından bu yana Orta Fırat ve Dicle Nehri boyunca çığır açan yeni bir keşif dalgasının ortaya çıkmasıyla birlikte, Bereketli Hilal’in doğu kanadının insan yaşamının en önemli dönüşümüne olan katkısı hafızalardan silinmiştir. Öte yandan, son on yılda gerçekleştirilen yeni keşifler ve sistematik araştırmalar ile resim şimdi hızla değişmektedir. 

 

Yazı: Barbara HELWING 

 

Yazının tamamına Aktüel Arkeoloji Dergisi´nin 69. sayısından ulaşabilirsiniz.